Halil BERKTAY
[10 Ocak 2015] Charlie Hebdo’da, Montrouge’da ve Hyper Cacher süpermarketinde öldürülen 17 kişinin yasını tutuyorum (iki polis ve bir kadın trafik polisi dahil). Başlığımın yanında bu yüzden mutad resim yok. Matem siyahı.
Korkunç şeyler yaşadık, yaşıyoruz. Sadece Fransa değil, Cezayir, dünya, Türkiye, hepimiz. Kendi inançlarını mutlak, evrensel düşünce ve ifade özgürlüğünü ise yok sayan bazı kişi ve gruplar, bir yerleri basıp tarıyor, bombalıyor, insanları kaçırıyor, sonra soğukkanlılıkla boğazlarını kesiyor, okul çocukları dahil inanılmaz katliamlar gerçekleştiriyor. Bu çok özel, çok amansız, sıfır insaf, şefkat ve merhamet payı içeren gaddarlık, bizzat kendi kafalarında, kendi söylediklerine bakılırsa, gücünü dinden alıyor. Ortaçağın Hıristiyan Haçlıları veya (13-15. yüzyılların) İspanyol, sonra (16. yüzyılın) Papalık Engizisyonu gibi, günümüzün Müslüman cihadçıları için de, Allahın ve Muhammed’in ne istemiş olabileceğine dair kendi yorumları (öğretildikleri ve bağlandıkları tefsir) tartışılmaz. Chérif Kouachi, son gün telefonlaştıkları anlaşılan BMF TV’ye “Biz Hazreti Muhammed’in savunucularıyız… Peygamberin intikamını aldık” diyor ve devam ediyor: “Öldürdüklerimizi sivil insanlar değil hedeflerimizdi.” Amedy Coulibaly ise “İslâm Devleti’ne bağlı”lığını ve “Halife’nin emirlerini yerine getirdiğini” açıklıyor (bkz Milliyetweb sitesi, 9.1.2015). Fakat demek ki her şey, şu veya bu doktrinin içsel tanımlarına bağlı: “bizim” için “hedef” dersen, siviller sivil, insanlar insan olmaktan çıkıp “hedeflerimiz” oluyor. Benim için belki en dehşet verici lâf, işte bu. Aynen Nazizmde olduğu gibi (milletin düşmanları — Komünistler ve diğer gayri-millî yıkıcılar, Yahudiler ve diğer aşağı ırklar); aynen Komünizmde olduğu gibi (sınıf düşmanları — gericiler, karşı-devrimciler, emperyalizmin ve burjuvazinin ajanları); aynen Atatürkçülükte olduğu gibi (inkılâpların düşmanları — irtica, mürteciler) — dehümanize edilmiş bir “hedef” kategorisi yaratılıyor ve bu da vahşetin, alçaklığın, cinayetin normalliği, kabul edilebilirliği sonucunu veriyor.
Üstelik, bilmem hatırlatmaya gerek var mı, bu ilk değil (ve herhalde son da olmayacak). Sadece son iki yılın en dramatik enstantanelerini alırsak — 15 Nisan 2013, Tamerlan [Timurlenk] ve Cohar Çarnayev adında iki kardeşin gerçekleştirdiği Boston Maratonu bombalamasında, 3 ölü ve 264 yaralı (önemli bir kısmı ağır ve sakat). 15-16 Aralık 2014, Avustralya’da, Sydney’deki Lindt Kafe’de, Man Haron Monis’in 18 kişiyi rehin alması, sonuçta iki ölü. Gene 16 Aralık 2014’te, yani aşağı yukarı aynı anda, bir Taliban biriminin gerçekleştirdiği Peşaver okul baskını; 8-18 yaş arası 132 öğrenci dahil, toplam 145 ölü. Bütün bu dönem boyunca, Nijerya’da Boko Haram’in sürekli yaptıkları; okulardan kız çocuklarını topluca kaçırması, en son Baga kentinde 2000 kişiyi katledip cesetlerini açıkta, sokaklarda bırakması. Gene bu dönem boyunca, IŞİD veya İD’nin ortaya çıkışı; ele geçirdiği her yerde kurduğu akıl almaz düzen, sergilediği benzersiz kıyıcılık, zalim sözcüğünün tarifte yetersiz kaldığı kan dökücülük.
El Kaide, IŞİD, Taliban, El Şebap, Boko Haram. Son on yıldır her gün hayatımıza daha fazla girenler.
Şimdi bir. İslâmî terör değil de ne diyeceğiz, bu olayın adına? (a) Terör terörmüş, terörün ideolojisi olmazmış. (b) Gerçek İslâm bu değilmiş, dolayısıyla İslâmî terör denemezmiş. İkincisi bir yarım doğru, birincisi tümden yanlış. O kadar yanlış ki, en basit akıl ve mantık sınırlarına sığmıyor. Dolayısıyla işin a-b-c’sinden başlamak şart. Bireysel ölçüler içindeki ve gene bireysel dürtülerle işlenen cinayetler başka; belirli insan gruplarını yok etmeye kalkışmak başka. Terör diye bu ikincisinden söz ediyoruz. Bu terör de daima ideolojiktir; her durumda ideolojik bir çıkış noktası ve gerekçesi söz konusudur. Aksi takdirde birileri — inançları, kültürleri yaşam tarzları, vb kendi inançlarına, kültürlerine, yaşam tarzlarına ters değilse — ne diye diğerlerini, “öteki”leri(ni) imha etmeye kalksınlar? Bu çıkış noktası veya gerekçe, pekâlâ herhangi bir ideolojinin ana gövdesi veya mecrası değil, en aşırı ucu olabilir ve genellikle öyledir de. Ama bu, o ideolojinin genel adının, söz konusu terörist türevine uygulanmasının önüne geçemez. (1) Örneğin Marksizmin en azından 19. yüzyıldaki ana mecrası terörist olmayabilir, ama 20. yüzyıldaki varyantlarından Stalinizm veya Maoizmin devlet terörüne yönelişi, öte yandan henüz muhalefetteki “hal”lerinden düzinelerle akım veya fraksiyonun 1960’lardan itibaren gitgide daha fazla adam-gemi-uçak kaçırma, suikast, canlı intihar bombası, rehin alma ve öldürme gibi eylemlerine, ister sol terör, ister Marksist terör, ister Komünist terör demeyeceğiz de ne diyeceğiz? (2) Aynı şekilde, bütün Türk milliyetçiliği ve milliyetçileri elbette şiddet, cinayet ve katliam yanlısı değildir — ama faraza MHP’nin ve ister İtalyan Kara Gömleklilerin, ister Nazi Alman Kahverengi Gömleklilerin (SA’ların) taklidi olarak Ülkü Ocakları’nın 1970’lerde işlediği cinayetlere sağ terör veya milliyetçi terör denmesi, objektif olarak doğru, haklı ve meşru değil midir? Süleyman Demirel istediği kadar “bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz” demiş olsun, dönemin dürüst tarihçileri kendilerini bu kör inatla kısıtlamak zorunda mıdır? (3) İttihatçılık da, Kemalizm de öncelikle birer terör ideolojisi değildir kuşkusuz. Ama ister muhaliflerine (Ahmet Samim, Mustafa Suphi’ler, Ali Şükrü, Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet) yönelik suikastleri veya yarı-suikastleri, ister Babıâlî Baskını, ister Ermeni soykırımı, ister İstiklâl Mahkemeleri, ister Şeyh Sait ve Dersim isyanlarının bastırılışı düşünüldüğünde, İttihatçı veya Atatürkçü terörden de söz etmek çok mu haksızlık olur? Şu da var ki Türkiye’de Atatürkçülük çok uzun süre iktidarda kaldı ve bu, şiddetini daha çok devlet şiddetiyle sınırladı. Ama eğer nezaketen “ulusalcılık” dediğimiz hortlak biraz daha “aktif, eylemli muhalefet”te kalsaydı ve 2006-2007 yıllarının Rahip Santoro, Hrant Dink, Zirve Yayınevi cinayetleri biraz daha fazla sürseydi, acaba otonom, aşağıdan yukarı bir ulusalcı terör veya Atatürkçü terörden bahsetme noktasına gelmeyecek miydik?
Yukarıdaki “ana mecra” ve “uç” ilişkilendirmelerinin hepsi, genel olarak İslâmiyet ile özel olarak İslâmî terör açısından da aynen geçerli. Fransız resmî makamlarının “üç Fransız terörist öldürüldü” tavrı – yani suçu dine veya İslâmiyete yıkmamaları — bence de siyasî açıdan fevkalâde doğru (bkz Oral Çalışlar’ın Radikal ve Serbestiyet’teki son yazısı, 10 Ocak 2015). Daha önce İçişleri Bakanı Cazeneuve’ün, her türlü Müslüman karşıtı linç eğilimlerine olabilecek en sert ifadelerle karşı çıkması gibi, bu da bütün kesimleriyle Türkiye toplumunun örnek alması gereken bir olgunluğu yansıtmakta. Ne ki bu madalyonun bir yüzüyse, diğer yüzünde de söz konusu katillerin kendi görüşleri; kendi inanç çerçevelerinde, belirli bir yorumuyla Müslüman olmayı Fransız (ve insan) olmaya üstün tutmuş olmaları yer alıyor. Yüzleşmek zorunda olduğumuz dogmatizm ve fanatizmlerinin başka bir izahı pek yok. Dolayısıyla bu bağlamda, faraza “dinci katiller” diye nitelenmeyi hem de fazlasıyla hak ediyorlar. Elbette ki her mümin potansiyel bir katil değil; herhalde yüzde 99.9’u değil. Ama bu, yeryüzündeki katillerin bir bölümünün dinî inançlarıyla harekete geldiği ve dolayısıyla onlar için “dinci katil” tarifinin pekâlâ uygun olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İki. Buna bağlı bir büyük sorun da mağduriyet sorunu. Evet, bir bütün olarak İslâm dünyasının ve daha özel olarak, tek tek bazı Müslüman toplumlarının çeşitli mağduriyetleri olageldi Batı karşısında; 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarının Yeni Emperyalizmi karşısında; yakın zamanlarda Huntington tipi “bir sonraki düşman” öngörüleri ve “medeniyetler savaşı” senaryoları karşısında; bizatihî İslâmiyeti İslamofaşizm olarak gören-gösteren bir islamofobi karşısında; 9/11 sonrası neo-con’ların (uydurma gerekçelerle) başını çektiği Irak işgali karşısında. Gorbaçov’un Berlin Duvarının yıkılış yıldönümündeki konuşmasına da katılırım: O gün bugündür ABD ve bütün Batı ciddi bir zafer sarhoşluğuna, bir hubris’e kapıldı gerçekten. Dolayısıyla büyük zihinsel ve yapısal dönüşümler şart. İyi de, kısa ve orta vâdede bu tesbit neye yarar? Tarihsel bir saptama olarak evet; defansif bir mazeret olarak hayır. Ünlü fıkradaki gibi, “hırsızın hiç mi kabahati yok?” Ya da tersten soracak olursak, şu veya bu ölçüde bir haksızlık, adaletsizlik ve algısına dayanmayan herhangi bir şiddet ideolojisi ve mobilizasyonu var mı tarihte? (i) Hıristiyanlar, Yahudiler Hazreti İsa’yı katlettiği, ardından çoktanrıcı Romalılarca ezildikleri, ardından Kutsal Diyarlar Türklerin eline geçtiği için mağdur. Öyleyse gelsin ghetto’lar, pogrom’lar, Haçlılar, Engizisyonlar. (ii) 1848 Devrimlerinin yenilgisi sonrasında, Rusya ve Doğu Avrupa halkları müstebit imparatorluk rejimleri ile millî baskılarından mağdur. Öyleyse gelsin Anarşizm, suikastler, Saraybosna, Gavrilo Princip (ve Birinci Dünya Savaşı). (iii) İşçi ve emekçi sınıflar kapitalizmden mağdur. Öyleyse gelsin proletarya diktatörlüğü, Stalin, Çeka, KGB, Gulag, Çin Kültür Devrimi. (iv) İtalya, Birinci Dünya Savaşı’nda kendisine vaat edilenleri alamadığı için mağdur. Öyleyse gelsin Faşizm, Mussolini ve squadristi. (v) Almanya, Versailles Antlaşması’yla mağdur (ve gerçekten mağdur, adamakıllı mağdur, hani şöyle böyle değil). Öyleyse gelsin Hitler ve NSDAP, SS’ler, Auschwitz, lebensraum, 1939 öncesi ilhakler ve İkinci Dünya Savaşı. (vi) Türkiye, gerek Büyük Devletler, gerekse rakip Balkan ve Kafkas milliyetçilikleri karşısında mağdur (Rum ve Ermeni milliyetçilikleri dahil; evet, bu da bir gerçek maalesef). Öyleyse gelsin Türkçülük, nüfus mühendisliği (bkz Fuat Dündar), 1915 soykırımı, 1923 mübadelesi, Cumhuriyet döneminin hâlâ içten içe süren intikamcı ırkçılık ve ayırımcılığı. (vii) Yahudiler, malûm, yüzlerce yıllık bir anti-semitizmin ve sonunda Holokost’un kurbanları, 20. yüzyılın herhalde en büyük etnik mağdurları. Öyleyse gelsin İsrail’in kendi ırkçılığı; ezici, kahredici Arap-Filistin düşmanlığı. (viii) Bir noktada, (sırf Müslümanlar değil) pek çok Asya ve Afrika halkı 19. yüzyıl sonundaki büyük İmparatorluk Çağı’nın mağduru. Öyleyse gelsin, rövanşist Üçüncü Dünya milliyetçilikleri; İdi Amin’lerin, Robert Mugabe’lerin, Kim (İl-sung, Jong-il, Jong-un) ailesinin diktatörlükleri.
Nereye varır bu gidiş, bu gidişler? Bir halk türküsü geliyor aklıma: Mezar taşlarını Hasan koyun mu saydın / Adam öldürmeyi Hasan oyun mu sandın. Oradan bir başkası:Alçaklara karlar yağmış / Üşümedin mi aman / Sen bu işin sonunu / Düşünmedin mi. Evet, bir işin sonunu düşünmek diye bir şey var, tarihte, politikada, şu yeryüzünde insan olarak varoluş hallerimizde. 11 Eylül 2001 saldırıları meydana geldiğinde, benden çok yaşlı, emektar ve emekli bir diplomat tanıdığımla konuşuyorduk; “önümüzde kapkaranlık bir uçurum, bir abyss açıldı, dibini, ucunu ve sonrasını hiç göremiyorum” demiştim sanırım. On üç küsur yıl geçti. Daha çok acı çekeriz, Batısı ve Doğusu, Müslümanları ve gayrimüslimleriyle herkes, ama herkes, takkesini önüne koyup her şeyi, ama her şeyibaştan düşünmeye razı olmazsa.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024