Halil BERKTAY
[6 Şubat 2016] “Dar” ve “geniş” çizgiler neye yarar’ın (30 Ocak) üzerinden bir hafta geçti. “Çizgi daraldığı ölçüde, giderek daha az insan çizginin içi veya civarında barınabilir; giderek daha çok insan ise çizgi dışına atılır” demiştim bir yerinde. Bu koşullarda, özellikle kamusal aydınların o dar veya daralan çizgi ile ilişkisi çok zorlaşır. Tabii aydınlar da insandır; onların da ideolojik ve politik tercihleri olur. Hele büyük değişim dönemlerinde, yeni paradigmaları heyecanla benimseyebilir; tarihin seyrini değiştirdiği hissini veren dev dalgalarla sörf yapmaya kalkabilirler. Gene de bazıları, omuzları ve boyunlarının üzerinde kendi kafalarını taşımayı hep sürdürür. “Etrafındaki herkes aklını kaçırırken” (bkz Kipling, 17 Ocak) kendi dengesini biraz olsun korumaya bakar. Eleştirel bağımsızlığını tümüyle yitirmez; mutlak itaat konumuna giremez. Makinede bir dişli olmaz, olamaz; ruhsuz ve duygusuz bir apparatçik’e, bir tür “küçük aygıt adamı”na dönüşemez. Bu da, her ne kadar o dâvâ ve o paradigmanın özüne, esasına, temel anlamına gönül vermiş bile olsa, başının belâdan kurtulmaması demektir.
Bir yanda parlak, namuslu aydınlar; diğer yanda Yagoda ve Yezhov’lar
19. yüzyılın sosyalizm idealinin 20. yüzyılda dönüştüğü trajedide bunun en iyi bilinen örneği, aydınların Stalin döneminde yaşadıklarıdır. Stalin’in “tek ülkede sosyalizmin inşası” çizgisi, Lenin’in “Yeni Ekonomik Politika”sına (NEP) veya Buharin’in NEP’i kalıcılaştırarak sürdürmek istemesine kıyasla çok dar bir çizgidir aslında. Bir bakıma, daha da “sol”da yer alan Troçki ve Preobrajenski’nin köylülüğün sırtından gerçekleştirilecek “sosyalist ilk birikim” defterinden kopya çekilmiş gibidir. Stalin’in kurnazlığı, bir yanda tedricî-reformist Buharin’i sağ sapma, diğer yanda aceleci-zorlamacı Troçki ve taraftarlarını “sol” sapma diye tanımlayıp tasfiye ederken, onlara kıyasla kendini “doğru çizgi” diye merkeze oturtmasında yatar. Sonra da, sürgüne yolladığı ve Meksika’da öldürteceği Troçki’nin dudaklarını uçuklatacak derecede despotik bir tepeden inmeciliğe girişir. Güya gönüllü, gerçekte ise son derece cebrî bir “kollektivizasyon” yoluyla küçük köylü üretimine el koyar; çoktan devletleştirilen sanayi gibi tarımı da bu suretle yarı-devletleştirip adına “sosyalizm” dediği emir-kumanda ekonomisinin pençesine alır ve Gosplan yoluyla aşırı yüksek hedefler empoze eder. Bütün bunlar topluma yukarıdan aşağı muazzam bir şiddet ve merkeziyetle dayatılır.
“Stalin terörü” denen şey bu dayatmanın bir türevidir. Tutuklama ve yargılamalarda âdil olmak bilhassa gözetilmez; kurunun yanında yaşın da yanması, kaçınılmaz bir maliyet değil, başlıbaşına bir amaçtır; bu sayede, o yeni ve dar parti çizgisine kimsenin karşı çıkmamasına çalışılır. Zamanın “Moskova Duruşmaları”nda kıdemli Bolşevikler işkenceyle alınmış ifadelerle peşpeşe idama yollanırken, sıradan halk için Sibirya’da, popüler kültürde Gulag diye anılan bir toplama kapmları “arşipeli” oluşturulur. Çarlık dönemininkatorga sisteminden esinlenen Gulag, bir yeryüzü cehennemi gibi tasarlanmıştır. Parti çizgisinden şaşmayan itaatkâr Sovyet vatandaşları “iyi”dir ve sosyalizmin yarattığı yeryüzü cennetinde yaşamaya lâyıktır. Sapkın “kötü”leri ise Gulag cehennemi bekler.
Esasen budur, verilmek istenen mesaj. Uygulayıcıları da Çeka’dır, OGPU’dur, NKVD’dir, Kamu Güvenliği Bakanlığı’dır; NKVD’nin ve Bakanlığın 1934-36 arasındaki başı Genrih Yagoda ile 1936-38 arasındaki halefi (ve celladı) Nikolay Yezhov’dur (bkz tepedeki başlık resmi). Bedeli ise sırf aydınlar ödemez; öncelikle geniş emekçi kitleler öder. Ama aydınlar da öder ve daha çok onlara uygulanan zulüm bilinir, göze çarpar. Kâh baskı ve yasaklar kâh kısm itibar iadeleri arasında romancı Mikhail Bulgakov depresyonla, besteci Dimitri Şostakoviç şizofreniyle boğuşur; şair Osip Mandelstam Sibirya yollarındaki bir transit kampında can verir; diğer iki büyük şair Vladimir Mayakovsky ve Sergey Yesenin intihar eder; keza şair Anna Akhmatova, gizli polisin öldürdüğü ilk kocası ile Gulag’a yollanan ikinci kocası ve oğlunun peşinde, polis kuyruklarında çile doldurur; hepsinin en ünlüsü, şair ve romancı Boris Pasternak, 1958 gibi görece geç bir tarihte dahi Nobel edebiyat ödülünü reddetmeye zorlanır. Çayanov’lar, Vygotski’ler... saymakla bitmez. Ünlü Macar direktörü Marta Meszaros’un, 1930’larda Sovyetlerde (Kırgızistan’da) geçen kendi çocukluğunu ve ailesinin başına gelenleri anlattığı Kisvilma (Küçük Vilma) filmini görmeniz gerekir. Bırakalım, bir bütün olarak sosyalizmin doğruluğu - yanlışlığı tartışmasını. Bunların hepsi, liberal demokrasi bir yana, çok daha yumuşak ve geniş çizgici bir sosyalizmin dahi pekâlâ kucaklayıp değerlendirebileceği, ama o dönemin dar çizgiciliğinin öne çıkardığı, o dar çiziciliğe yapışarak tırmanmaya bakan kariyeristapparatçik’lerin hunharca ezip geçtiği parlak ve namuslu aydınlardır.
Mao ve Kültür Devrimi
19. yüzyılın sosyalizm idealinin 20. yüzyılda dönüştüğü trajedide, dar çizgiciliğin yol açtığı feci sonuçların ve (konumuz açısından) özellikle aydınların nelere maruz kaldığının ikinci büyük örneği, Çin’de ve ilkin Büyük İleri Atılım (1958-1961), ardından özellikle Büyük Proleter Kültür Devrimi (1966-1976) sırasında bilim, kültür ve sanat insanlarının, yazarların, üniversite öğretim üyelerinin, genel olarak entellektüellerin başına gelenlerdir. Hemen belirtelim ki burada da, sıradan halkın çektikleri kitlesel anlamda çok daha büyük boyutlardadır, zira Mao’nun pek de anlamadığı ekonomiye volontarist, salt iradeci yaklaşımının bütün üretim, dolaşım ve tüketim ilişkilerini altüst etmesi sonucu, örneğin 1959-61 arasındaki Büyük Kıtlık’ta ölenlerin sayısı 35-43 milyon, 1966-76 arasının baskı ve tasfiyelerinde, Kızıl Muhafızların veya gizli polisin elinde, çatışma ve işkencelerde ölenlerin sayısı ise 2-3 milyon olarak tahmin edilmektedir.
Türkiye solunda (benim de bir zamanlar içinde yer aldığım Maocu hareket dışında), Çin pek bilinmez aslında; farkında olmaksızın ithal edilip içselleştirilmiş bir Oryantalizm çerçevesinde, neredeyse “sarı ırk” ve “çekik gözlüler” önyargıları düzeyinde uzak ve yabancı görülür. Bununla birlikte, biraz yakından bakıldığında, Sovyetler Birliği’yle ister istemez ne büyük benzerlikler taşıdığı (zira Maoculuğun son tahlilde Stalinizmin daha aşırı bir uzantısı olduğu) apaçık görülebilir. Bu çerçevede, bütün diğer paralellikler de yerli yerindedir: Stalin’in 1930’lardaki (kollektivizasyon ve hızlı sanayileşme) dar çizgisine, Mao’nun 1950’lerin sonlarındaki (halk komünleri) dar çizgisi ile 1960’lardaki (burjuva düşüncesinin ruhlardaki varlığıyla mücadele) dar çizgisi karşılık gelir. Stalin’in bu “sol” sapma ve sektarizme sarılan apparatçik’lerine, Yagoda ve Yezhov’lara, Mao’nun bu “sol” sapma ve sektarizme sarılan destekçi ve apparatçik’leri, Dörtlü Çete ve Kızıl Muhafızlar karşılık gelir. Hepsi “fitne” ve “münafık” peşindedir; bu bağlamda, Sovyetler Birliği’ndeki sözümona emperyalizm ve kapitalizm ajanı “iç düşman”lara, Çin’de “parti içine sızmış kapitalist yolcular” karşılık gelir ve işin ucu, bizatihî aydın oldukları, bilgili oldukları, bilim sahibi olmaları şüphe ve şaibe konusu edilen, en berbat bir popülizmle “burjuva otoriteleri” diye horlanan akademik ve entellektüellere kadar uzanır. İşlerinden atılır; cahil cühela Kızıl Muhafız takımı tarafından külâh giydirilerek sokaklar dolaştırılır; “kol emeği yoluyla kendilerini ıslâh etmeleri” için çalışma kamplarına gönderilir; özellikle kenef ve lağım işlerine verilir; her türlü aşağılanmaya maruz bırakılır; ikide bir “özeleştiri” yaptırılır; birçoğunun yaşlılık, ağır koşullar ve bağımsızlık yüzünden hayatını kaybetmesine bile bile göz yumulur. Sovyetler Birliği’ndeki Gulag’ın yaşayan bir sanat ve edebiyatı var günümüzde: Soljenitsin’in İvan Denisoviç’in Hayatında Bir Gün’ü ya da Getman’ın tabloları gibi. Çin’in Kültür Devrimi’nden türeyen “yaralar” edebiyatı ise, daha önce sözünü ettiğim kültürel mesafe yüzünden Türkiye kamuoyuna hemen hiç yansımamıştır.
* * *
Stalin ve Sovyetler Birliği ile Mao ve Çin, Türkiye’ye, hele Kemalist Tek Parti döneminin Türkiye’sinden de fazla günümüzün çok daha çoğulcu, çok daha demokratik Türkiye’sine, hayli uzak dünyalar kuşkusuz. SBKP veya ÇKP ile AK Parti arasında herhangi bir ilişki kurmak, ancak fanteziler âleminde mümkün olabilir. Türkiye’nin bugünkü siyasi mücadeleleri içinde, ne kimse Stalin’in ünlü savcısı Vişinsky’yi andıran (Kel ve Kılıç) “Ali”lerin karşısına çıkarılır, ne Kızıl Muhafızların önüne atılır, ne de (Nazi ve Sovyet kamplarının muadili) Aşkale’ye gönderilir. Bu da az şey değildir kuşkusuz; önemli bir ilerlemeye, bir çağ dönümüne işaret eder.
Gelgelelim, dar ve geniş çizgi sorunları, geçen sefer de anlatmaya çalıştığım gibi, hemen her zaman, her türlü siyaset alanına yansır. Donald Trump’a bakın; Amerikan politikasında dar çizgi nasıl (ve ne kadar kötü) olabilir, apaçık görürsünüz. Türkiye’de de, paradoksal gelebilir ama, AK Parti’nin de “sol” sapmacıları pekâlâ vardır. “Ultra-sahiplenme” ve başka herkesi karalayıp öteleme, “gerçek devrimci sadece biziz” deme adına, cumhurbaşkanlığı ve hükümeti ile AK Parti’yi, izlenmesi gereken ve mümkün olandan çok daha dar bir çizgiye çekebilirse, bunun toplum için de, aydınlar için de, dolayısıyla dönüp dolaşıp AK Parti’nin kendisi için de kötü sonuçlar vermesi kaçınılmazdır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024