Halil BERKTAY

[21 Ekim 2016] Bıktım, sevdiklerimin ardından veda yazıları yazmaktan.
İki hayli zıt şahsiyetti, rahmetli dedem ve babaannem. Güzeller güzeli Ülfet Hanım bir yüksek gerilim hattı kadar asabî, bir o kadar da iddialı ve iddiacı; eşi Halil Namık Bey ise yumuşak, şakacı, hoşgörülü ve ruhen demokrat, kişiliğiyle demokrattı. Oğullarından üçü annelerine, bir tek Orhan amcam babasına çekmişti. Diğerleri, hele en büyükleri babam ve sonra Aslan amcam, her an patlamaya hazır birer barut fıçısı gibiydi. Dur durak bilmezdi, öfke ve alınganlıkları. Bırakalım aileden olmayanları, birbirleriyle dahi kaç defa küsüp barıştılar, bir yerde ben de şaşırdım hesabını. Kişilikleri ile siyasî tercihleri de tuhaf bir şekilde örtüşüyordu. Hepsi çok zekiydi, parlaktı, birikimliydi -- ve solcuydu, solcu olmasına. Ama solcu var, solcu var. İkisi komünistti, 1951-52 TKP tevkifatında girmiş çıkmış. Biri benzer bir noktadan adamakıllı Atatürkçülüğe ve ulusalcılığa kaymıştı yaşlılığında. Öyle veya böyle; politik affetmezlikleri ile bireysel affetmezlikleri elele giderdi. İçlerinde yalnız Orhan, tek tek insanlara nasıl baktı ve davrandıysa insanlığa da öyle baktı ve davrandı. Zamanının büyük dogmatizminden uzak durdu; hele en büyük abisine olanca sevgisi ve saygısıyla birlikte, derin hümanizmini, İngiliz/İskandinav tarzı sosyal demokrat veya demokratik sol denebilecek barışçı çizgisini hep korudu, sonuna kadar.
Sözün kısası, Türkiye genelinde belki ailenin bütünü aykırıydı ama şimdi geri dönüp baktığımda, ailenin kendi içinde oydu, Orhan’dı aykırı olan. Aslında bütün yaptığı, normal biri olmaktı. O kadar normaldi ki, bizim ailede anormal kaçıyordu. Babam “büyük tutkusu her zaman fizik oldu” derdi. Bilmiyorum, bu sadece örtük bir serzeniş miydi, yoksa içinde bir hayranlık ve belli belirsiz bir gıpta payı da var mıydı? Ama doğruydu; esaslı bir fizikçiydi, hattâ döneminde Türkiye’den çok Türkiye dışında hayli tanınan bir fizikçiydi (fizikçiymiş) Orhan Berktay. İkinci Dünya Savaşı sonrasında devlet bursuyla ilk dışarıya gönderilenlerdendi. Teknik Üniversite’de ikinci sınıftayken sınava girmiş, galiba altı kişi alınacakken yedinci olmuş, derken birinin çekilmesiyle onun yerine yükselmiş ve sonunda, henüz torpil ve mayınlardan temizlenmemiş bir Akdeniz’den önce İskenderiye’ye uğrayan bir vapurla geçerek İngiltere’ye varmıştı. Ardından politeknik, fark dersleri, dil kursları geldi. Sonra Birmingham üniversitesi; lisans, doktora, akademik kariyerin bütün basamakları, (bizde veya Amerikan sisteminde karşılığı olmayan)Reader’lığa yükselinceye kadar. Bir ara Türkiye’ye de geldi, karısı (Barbara teyze) ve iki çocuğu (Yalçın ve Ayla) ile birlikte. Mecburî hizmeti karşılığı PTT’de, radyolink sisteminin kurulmasında çalıştı; ODTÜ’de kısa süreli bir öğretim üyeliği oldu.
Zorlandılar, acı çektiler; bazı hoyratlıklara maruz kaldılar. Bir “yabancı”yla evli olan, yedek subaylık yapamazdı o yıllarda. Alternatifi, “sakıncalı piyade” sıfatıyla kimbilir nereye sürülmekti Anadolu’da. Şeklen de olsa boşandılar çaresiz. Ankara’daki evlerine geceleri gizli gizli giderdi, eşi ve çocuklarını görmeye. Barbara teyzeye çok ağır geldi bu durum. Gelmez mi -- hiç tanımadığı bir ülkede, kocasının ailesinin dahi olmadığı bir şehirde, yapayalnız gencecik bir kadın? Kalamadılar; döndüler İngiltere’ye. Gene Birmingham’dayken, bir fasıl İtalya’da (Cenova’da), bir fasıl Paris’te, bir fasıl Kanada’da çalıştı. 1968’de Yale’de son sınıftaydım. Bir mektup aldım, “Halilimas [Girit ağzı], ben oralara birkaç konferans vermeye geliyorum, sana uğrayabilir miyim?” diye. Gittim, istasyondan karşıladım, yer yatağı yaptığım küçük odama getirdim. Çantasından itinayla açılmamış bir şişe Johnny Walker Black Label çıkardı; hadi bakalım, iki bardak bul dedi. Vakit geceyarısını geçmiş. Orhan amca dedim, bardak bulayım da, su buz vs bulamam bu saatte. Şöyle bir baktı; aynen dedemin kaşlarını andıran kalın kaşlarını hafif kaldırdı. “Oşçes efendim” dedi [gene Girit ağzı; Yunancada ohi, hayır demek; ama bizimkiler h’leri k’ları ş/ç yapıp meselâ oşçes diye kullanırlardı]. “Oşçes efendim, sen iyi ekonomi okuyor olabilirsin ama viski konusundaki tedrisinin eksik kaldığı anlaşılıyor; bak bu, asla su veya buzla karıştırılmaz, neat içilir; sen bardak bul, yeter.” Amca yeğen sabaha kadar sohbet ettik sonrasında. Ertesi gün trenle New London’a götürdüm. Oteline girdik; bu sefer başka bir çantadan, aşağı yukarı yarım metre yüksekliğinde bir kağıt yığını çıkardı; aynı itinayla yatağının üzerine koydu. Baktım, hepsi kendi bilimsel makalelerinin offprint’leri (ayrı basımları). Şöyle göz kararı, en seçkin fizik dergilerinde çıkmış kırk elli araştırma makalesi söz konusu. İçimden vay canına dedim, bak şu işe, meğer benim dünyaca ünlü bir amcam varmış! Gel zaman git zaman, Bath Üniversitesi’ndeki profesörlük kürsüsünü ve bölüm başkanlığını verdiler. Uzmanlığı sualtı akustiğiydi; ultrason frekanslarının suda yayılırken uğradığı kırılmalar konusunda geliştirdiği denklemler, sanırım hâlâ onun adıyla anılıyor. Bununla ilk defa, 15 Mayıs 2001’de New York Times’ın birinci sayfasında yayınlanan bir yazıda karşılaştım (bkz Jennifer Lee, An Audio Spotlight Creates a Personal Wall of Sound). Kendisine ilettiğimde hem sevindi, hem kendisinden “British acoustician”(İngiliz akustikçisi) diye söz edilmesine azıcık bozulmadan edemedi. O yıllarda çoktan emekli olmuştu; Bath yakınlarındaki bir köyde, (eşinin vefatının ardından) yalnız başına yaşıyor, yürüyor, müzik dinliyor, yoğurt yapıyor, bahçesini çapalayıp domates, biber, maydanoz yetiştiriyor, artık uçup buralara gelemiyorsa da zaman zaman Bath’a inipMarmaris lokantasında iki kadeh rakısını yudumlayarak uzaktan hasret gideriyor, sâkin sâkin yaşlanıyordu.
Yumuşak amcamız derdik, kızkardeşim Neyyir’le. Onu sevmemek mümkün değildi; yakınlığı, sıcaklığı, ister istemez çoğalan fiziksel arızalarına pabuç bırakmayan metaneti, sızlanmayan neşesi sarıp sarmalardı insanı. Benim bütün hayatımı değiştirdi bir noktada. 12 Eylül dönemiydi; 1983’te Ankara SBF’den istifa etmiştim ve uzatmalı doktoram üçüncü defa yarım kalmıştı; önüme ne gelirse yaparak hayatımı kazanmaya çalışıyordum. 1984 yazında geldi; annemin Çeşmealtı’ndaki evinde, çekti beni bir kenara. Doktora ne oldu dedi. Yok amca dedim, artık yapamam; hem Türkiye’de bu tezin danışmanlığını yapabilecek kimse kalmadı, hem de 37 yaşımdayım ve benim için bitti akademik hayat. Dur, İngiltere’de yapsan kiminle yapardın diye sordu. Belki Birkbeck’te Hobsbawm’la, veya senin Birmingham’da Rodney Hilton’la dedim; benim kafamdaki “feodalizm teorileri” meselesini en iyi onlar anlar. Biraz daldı; Hilton’ı uzaktan uzağa görürdüm, dedi, o fırtınalı ’68 yıllarında. Kampüs başkaldırısının ön saflarındaydı. Tanışmazdık ama, pozisyonlarını bildiğim kadarıyla, bir noktada anlaşamazdık; demokrasi ve öğrenci haklarının, öğrencilerin akademik değerlendirme süreçlerine dahil edilmesi ve hattâ neredeyse kendi notlarını kendilerinin vermelerine kadar genişletilmesi (böylece bilen-bilmeyen farkı diye bir şeyin kalmaması), benim açımdan olanaksızdı… Sonra çıktı bu anılarından; eh, o zaman yaz da sor bakalım, dedi, seni tez öğrencisi olarak alırlar mıymış? Orhan amca, dalga mı geçiyorsun, dedim; param yok; ben burada ailemi zor geçindiriyorum; bir de İngiliz üniversitelerinin yılda asgarî 6-8 bin sterlinlik öğrenim ücretini nereden bulacağım? Bilmiyorsun, dedi, ikinci bir kulvar var; seni ikamet zorunluluğu istemeden, part-time statüde kabul ederlerse öğrenim ücreti 400-450 sterline düşer; müsaade edersen, onu da ben karşılarım rahatlıkla. Yok dedim, sana böyle yük olamam; olurdun, olmazdın derken, bir, bak ben senin bilimine bu kadar güveniyorum, sen ne havalardasın dedi ve iki, “amca”lığını hatırlatmaya başladı hafiften; bana da itirazı kesip Rodney Hilton’a uzun bir mektup döşenmek, sonra da olumlu cevap üzerine Ocak 1985’te otobüsle Paris, oradan gene otobüsle Londra, oradan gene otobüsle Bath, oradan gene otobüsle Birmingham yolunu tutmak kaldı. Tam beş yıl sübvanse etti beni. Nihayetinde, tezimi götürüp 1990’da teslim ettim; sonra ODTÜ, sonra Boğaziçi, sonra Sabancı; bir daha dönemem sandığım üniversiter yaşama dönüşüm de böyle, tamamen onun sayesinde oldu.
Son iki ayda çok kırılganlaşmıştı; endişeyle izliyorduk uzaktan. En son, 17 Ekim Pazartesi günü aradım; bir süre konuştuk telefonla. Sesi her zamanki gibi yaşam doluydu, ama bu onun tavrı ve duruşuydu tabii, asla yakınmamak, asla kendini kimseye taşıtmamak. 21 Ekim Cuma sabahı ders arasında cep telefonum çaldı. Baktım, 44’le başlayan, tanımadığım bir İngiltere numarası. Açmadan anladım.
Orhanimas. Uğur ola.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları




















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024