Halil BERKTAY
[2 Nisan 2017] Taş gibi bir gerçek duruyor karşımızda. Hazmı zor bir gerçek. Türkiye tarihsel Faşizmi ve tarihsel Nazizmi yaşamadı. Doğru. Ama bu, işin sadece bir yönü. Madalyonun diğer yüzünde, 1930’ların Tek Parti yönetiminin pekâlâ ciddî faşizan boyutları vardı. Hem de bugünkü Almanya ve Hollanda’dan çok fazla, mukayese edilemeyecek kadar fazla faşizan boyutlar taşıyordu.
Her şeyden önce, adı üstünde, bir Tek Parti yönetimiydi. Bal gibi diktatörlüktü (*). Seçimler göstermelikti; Sovyetler Birliği ve sonraki komünist rejimlerde partili adayların yüzde 99’la “seçilmesi”nden farksızdı. Korporatizm parti (CHP) ve devlet teşkilâtlarının kaynaştırılmasına kadar uzanıyordu. Temel hak ve özgürlükler sayısız yasakla kuşatılmıştı. Basın çok sıkı denetim altındaydı; sinema sansüre tâbiydi; demokrasi talep etmek, böyle bir temenniyi dile getirmek (1945’e kadar) olanaksızdı. Almanya ve İtalya sadece Recep Peker için değil, (belki Atatürk dışında) pek çok CHP ileri geleni için de hayranlık duyulan, taklit edilecek bir modeldi. Rejim sürekli olarak bu örneklerden besleniyor; Faşizmin ve Nazizmin hepsi değilse de bazı kavramlarını kendi vokabülerine katıyordu. Ortalıkta bunca güçlü lider kültü varken, Mustafa Kemal (ki daha Atatürk bile değildi), yaşarken heykeli dikilen ilk devlet adamı olmuştu. 1938’de öldüğünde Meclis tarafından kendisine Ebedî Şef ünvanı verilecek, aynı anda halefi İnönü’ye de Millî Şef sıfatı yakıştırılacaktı. 11 Kasım 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi, pek az maskelenmiş bir tarzda gayrimüslim zenginleri hedef alan ırkçı bir yasaydı. Ödeyemeyenlerin borçları karşılığında zorla çalışmaya gönderildiği Aşkale de enikonu bir toplama kampıydı. Bütün bir “kamp sistemi” değildi. Ama kâh Nazizmden, kâh Stalinizmden esinlenerek kurulmuştu.
Bütün bunlarla birlikte, bir tarihçi olarak gene de Tek Parti yönetimi ve dönemine toptan Faşizm veya Nazizm diyemem. Tutmayan birçok yanı da vardı. Kemalizm ve Kemalistler pleb değil patriçiydi, popülist değil elitistti; “halk için, halka rağmen”ciydi; partinin sağa sola saldırtılan kalabalık ve daimi bir paramiliter kanadı yoktu; (Erik Jan Zürcher’in Turkey: A Modern History’sinin bir yerinde isabetle kaydettiği gibi) liderler açık hava mitinglerinde saatler boyunca muazzam kalabalıkları kendinden geçirecek çılgın konuşmalar yapmak yerine, küçük kapalı salon toplantılarında kendi emsallerine seslenmeyi ve seçkinler arasında konsensüs sağlamayı yeğliyordu.
Mustafa Kemal ampirist-realist, ampirist-materyalist bir felsefî yapıya sahipti. Hayattayken “izm”leştirilmeyi kabul etmemişti. Diktatörlük “tammüden diktatörlük” veya “teorili bir diktatörlük” değildi. Başka bir deyişle, diktatörlüğün pragmatizm dışında (yani halkın henüz demokrasiye hazır olmadığı, inkılâpların ise yukarıdan aşağı empoze edilmesi gerektiği gibi argümanlar dışında), daha özel bir teorisi ve uzun vâdeli bir raison d’être’i, varlık nedeni yoktu. Demokrasiyi toptan kötüleyip reddetmiyor; “ileride” ulaşılacak hedef sayıyordu. Önemsiz deyip geçmeyelim; aslında bunlar önemli farklardı. Nitekim, gene bu hususla bağlantılı olarak,herşey keyfî de değildi. Paradoksal gelecek ama, demokrasi olmasa da belirli bir hukuk devleti çerçevesi son tahlilde mevcuttu. Ne kadar kendileri oluşturmuş olurlarsa olsunlar, Atatürk de, İnönü de esas itibariyle bu çerçeveye riayet ediyordu. Meşruiyetçi politikacılardı. Devletçi kalkınmacılıkları, “benden sonra tufan” mantığıyla kısa vâdeli bir savaş örgütü değil, uzun vâdeli bir devlet inşası, kalıcı bir kurumlaşma arayışı içinde olmaları anlamına geliyordu.
Irkçılık var mıydı? Vardı tabii. Ama burada da biraz dikkatli olalım. Türk milliyetçiliğinin etnik-ırkçı olmayan (Ne mutlu Türküm diyene) ve etnik-ırkçı, hattâ kafatasçı olan (Türk Tarih Tezi, Güneş-Dil Teorisi) varyantları yanyana barınıyor; resmî anlayışlar ikisi arasında gelip gidebiliyordu. Atatürkçülüğün bir üstün ırk ve dünya hâkimiyeti projesi yoktu (ve reel durum itibariyle olamazdı); sadece lâfta ve Türk Tarih Tezinin geçmişe dönük muhayyel fetihleriyle (Sümerlerin, Etrüsklerin, Akaların, Amerika kızılderililerinin, Buda’nın veya Konfüçyüs’ün vb Türkleştirilmesiyle) sınırlı kalıyordu. Güncel hayatta, Türk ırkçılığının gazabı daha çok gayrimüslimlere (Rumlara, Ermenilere, Yahudilere) ve Kürtlere yönelikti (Şeyh Sait ve Dersim; 1930’ların Trakya Olayları; bir kere daha varlık Vergisi ve “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyaları).
Dış politikada da rejim, Mihver devletlerine angaje değildi. Türkiye 1930’larda Üçüncü Reich’ın gölgesinde ve nüfuz alanında sayılamaz. Partide, orduda ve kamuoyunda (Yunus Nadi’nin ve Cumhuriyet gazetesinin borazanlığını yaptığı) güçlü bir Alman-Nazi hayranlığı vardı gerçi. Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş gibi Turancılar, Alman ordularıyla birleşip Sovyet Rusya’nın “esir Türk”lerini kurtarma peşindeydi. Ama devlet esas olarak kendi varlığı ve (çeşitli anlamlarda) göreli özerkliğini korumaya; Balkanlara dayanan Nazi ordularının işgaline uğramamakla birlikte Batı demokrasilerinden de kopmamaya özen gösteriyordu. Nitekim (1942-43 kışının) Stalingrad dönüm noktasından sonra Müttefiklerin yükselişine hızla adapte olacak; (1944)’te Turancıları Sansaryan Han’ın “tabutluk”larına kapatırken kendisi (1945’te) soluğu San Francisco konferansında alacaktı.
Sonuçta, evet, yarım bıraktığım o cümle çok yanlış değil galiba. Faşizm ve Nazizmden güçlü esinti ve serpintiler 1930’larda bu memlekete de ulaştı. Lâkin temelde Türkiye halkının gerçek ve kapsamlı bir Faşizm deneyimi olmadı. Dört dörtlük bir Faşist diktatörlüğü yaşamadı. Faşist bir kitle hareketinin çizmeleri altında inlemedi; Wehrmacht’ın işgaline uğramadı; Gestapo’yla, SA ve SS’lerle, Einsatzgruppen denen özel ölüm mangalarıyla tanışmadı. Toplama ve ölüm kamplarına tıkılmadı. Gaz odalarına yollanmadı. Ama...
Ama Avrupa hepsini gördü, yaşadı, çekti bunların. Almanya yaşadı. Hollanda yaşadı. Küçülen bir dünyada muhtaç ve mecbur olduğumuz empati uğruna, tam olarak neler yaşadığını, biraz daha ayrıntılı anlatacağım.
NOTLAR
(*) Bundan birkaç hafta önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nazizm konuşmalarıyla aşağı yukarı aynı sıralarda, Başbakan Binali Yıldırım’ın da diktatörlükle ilgili bir konuşmasına tanık oldum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatörlük suçlamalarına karşı savunurken, (mealen) “hiç halkın seçtiği ve sevdiği bir lider olur mu” diyordu. Cumhurbaşkanını savunma duruşu başka; bu açıklama ve savunma tarzı başka. İkincisi yanlış, külliyen yanlış. Ve çok yaygın, çok popüler bir yanılgı. Yeri gelmişken hatırlatayım ki yıllardır Kemalistler de Tek Parti rejiminin pekâlâ diktatörlük demek olduğuna, Atatürk’ün arkasına saklanıp aynı gerekçeyi ileri sürerek karşı çıkıyorlar: (mealen) “Halk Atatürk’ü bu kadar seviyordu; hiç böylesine sevilen bir lider diktatör olur mu?” Pekâlâ olur. Sanıyorlar ki diktatör/lük, bütün halkın nefret ettiği ve sadece polis-ordu gücüyle ayakta durabilen bir kişi veya kurumdur. Hiç de öyle değil. İşin özü sevilip sevilmemek değil, bir yetki ve iktidar konsantrasyonu sorunudur. Dolayısıyla tarihteki pek çok diktatörlük bu sevilmeme/seçilmeme kalıbına uymaz. Bazı Latin Amerika cuntaları öyledir belki (örneğin Şili’de General Pinochet), ya da Yunanistan’daki “albaylar rejimi” (1967-1974), ya da CIA ile işbirliği içinde Musaddık’ı devirip yerine başbakanlığa oturarak İran şahı ve rejimini kurtaran General Fazlullah Zahidi (1953-55). Bilemiyorum. Ama büyük çoğunluğu tersine, zamanlarında gayet de popüler olagelmiştir diktatörlerin. Çok uzaklara gitmeye ne gerek var; 12 Eylül 1980 darbesi ve rejiminin lideri Kenan Evren, hem de askerî müdahaleyle geldiği halde, hayli popüler bir diktatör tipinin burnumuzun dibindeki örneğidir. Uç noktada, eğer halk tarafından sevilip sevilmeme, desteklenip desteklenmeme ciddiye alınır bir argüman olsaydı... Hitler ve Stalin’i de dikttatör saymamamız gerekirdi. Çünkü, biz inanmakta zorlanabiliriz ama, çok da seviliyorlardı ve etraflarında muazzam hayranlık hâleleri, kişiye tapma hâleleri oluşmuştu. Richard Overy’ye kulak verelim (The Dictators, 2004, s. xxxiv-xxxv): “Yöneten ile yönetilen arasındaki ilişki karmaşık ve çok boyutluydu; sırf terör ve boyun eğmeden ibaret değildi. Bugün artık hiç kuşku yok ki her iki diktatörlük, yönettiği halkın çoğunluğunun desteği ve işbirliğini kazanmış olması sayesinde ayakta durabiliyordu; varlıklarının biricik nedeni yarattıkları korku değildi. Her ikisi, kendi meşruiyetinde dair güçlü inancını, nüfusun büyük bölümüne teşmil edebilmişti...”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024