Halil BERKTAY
[30-31 Ağustos 2018] Abdullah Kıran’ın Serbestiyet’teki son yazısı düşündürücü oldu (Kroisos veya bir Antik Dünya hikâyesi, 27.8.2018). Herodot’tan naklen, Solon’un Lidya kralına verdiği dersi yazmıştı. Kimse, nasıl öldüğü bilinmeden mutlu ve talihli sayılamaz. Bu, bireyler için olduğu kadar çok daha büyük tarihsel süreçler, makro projeler, rejimler, paradigmalar için de geçerli. Kalıcı yargılarda bulunmak için, işin sonunu beklemek gerekir. Bazen o bile yetmez. Çünkü sonraki nesillerin değerlendirmeleri zaman içinde değişmeye devam eder. (1930’ların başlarından itibaren Çin Komünist Partisi’nin kâh birinci, kâh ikinci adamı, 1949-76 arasında ise Mao’nun değişmez başbakanı konumundaki Co Enlay’in, 1972’de Fransız Devrimi hakkındaki kanaati sorulduğunda “henüz çok erken” dediği rivayet edilir. Gerçi daha sonra, Co’nun 1789’dan değil 1968 öğrenci gösterilerinden söz ettiği anlaşıldı, ama insanlar çok zekice buldukları bir espriye, bir galat-ı meşruya inanmayı tercih etti.)
* * *
Bari ben de bir Modern Dünya hikâyesi anlatayım aynı doğrultuda. Bir zamanlar sosyalizm vardı. Kapitalizmin alternatifi kabul edilirdi. İnsanlığın mutlu geleceğiydi. Özel mülkiyet olmayacak; piyasanın belirsizliği olmayacak; sadece hukukî değil sosyo-ekonomik anlamda da sınıflar ortadan kalkacak; her türlü ayrıcalık ve eşitsizlik silinecek; toplum üretim süreçlerini (her nasılsa) kollektif olarak planlayacaktı.
Peki, ne zaman olacaktı bütün bunlar? Henüz 1840’lardaki kafalarıyla Marx ve Engels’e göre, çok kısa vâdede. İşçi sınıfı kitleler halinde ayaklanacak, iktidarı ele geçirecek, burjuvaziyi hem devirecek hem mülksüzleştirecek, büyük banka, fabrika ve ticarethanelere el koyacak, sosyalizmi çabucak kuruverecekti.
Marx’ın kendisi, yaşadıkça, daha fazla ekonomi öğrendikçe ve toplumun karmaşıklığını tanıdıkça, biraz olsun sıyrıldı bu gençlik naifliğinden. Ama “her şeyin doğrusunu ben bilirim” ve “zaten hep biliyordum” tavrını da elden bırakmadı. 1870’lerde yazdıklarında, Alman sosyal demokratlarının Gotha ve Erfurt programlarını bu üsttencilikle yerden yere vurdu. Siz ne kadar cahilsiniz ki sosyalizmin çok uzun bir tarihsel dönemi kapsayacağını ve kendi içinde ikiye ayrıldığını (ayrılması gerektiğini) anlamıyorsunuz... demeye getirdi. Tabii ki (!) “sosyalizmin birinci aşaması”nda kapitalizmin birçok özelliği hâlâ varlığını koruyacaktı. Madalyonun bir yüzünde, insanlık henüz herkesin sosyal fonlardan “ihtiyacına göre” alabileceği “bolluk toplumu”ndan çok uzaktı. Madalyonun diğer yüzünde, toplumsal mülkiyeti işçilerin hepsi birden, aynı anda ve toplu halde icra edemezdi. Daha küçük ve sınırlı bir kurumsal temsiliyet olması kaçınılmazdı. Dolayısıyla bu kurum (devlet?!) ister istemez işçilerin karşısına bir işveren “gibi” çıkacak ve çalışmalarının karşılığını ücret olarak ödeyecek, yani “ücret biçimi” varlığını koruyacaktı. Hattâ yetenekleri ve çalışmaları farklı olacağından, sırf bu ücret düzeyinde dahi aralarında bazı farklar (eşitsizlikler) gözlenecekti. Kuşkusuz bu “bireysel tüketim”lerinin yanısıra, “kollektif tüketim” fonlarından da çok ucuz, hattâ bedava sağlık ve eğitim hizmetleri vb biçiminde yararlanabileceklerdi. Ama bu dahi, işçilerin ürettikleri ürünün (19. yüzyılın ilk yarısında sanıldığı gibi) eksiksiz tamamına temellük etmeleri anlamına gelmeyecekti. Aksi takdirde hem kamu otoritesi (devlet) varolamaz, hem birikim ve büyüme gerçekleşemezdi.
Özetle, eski zalim ve sömürücülerin tasfiye edilmesi, en belirgin haksızlık ve mağduriyetlerin giderilmesi, refahı biraz daha yaygın kılmaya yönelik önemli bazı reformların gerçekleştirilmesi dışında, o kadar da net ve kesin bir farklılık beklememek gerekirdi, (devrim öncesi) “kapitalizm” ile bu (devrim sonrası) “sosyalizmin ilk aşaması” arasında. Lenin, sonra Stalin, sonra Mao, pratikte (onmilyonların hayatına malolacak) radikal ve katastrofik ütopyacılığı (zorla kollektivizasyon, hızlandırılmış sanayileşme, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi) elden bırakmamakla birlikte, en azından teoride üzerine atladılar bu fikirlerin. Üzerine atladılar ve... her türlü eleştiriye karşı ideolojik bir kalkana dönüştürdüler. Sosyalizm kuşkusuz kapitalizmden çok ama çok üstün olmakla birlikte, bazı bakımlardan aksamıyor muydu? Aksıyordu tabii, çünkü bu da tarihsel bir kaçınılmazlıktı. Temelde hepsi, eski düzenden kaynaklanan doğum lekeleriydi. Şunu kavramalıydık: varolan (reel) sosyalizm, kapitalizm ile “sosyalizmin ikinci aşaması” veya asıl komünizm arasında yer alan bütün bir tarihsel dönem, çok uzun bir geçiş sürecidemekti. Nihaî idealimiz olan sınıfsız topluma, ancak kapitalizm ve emperyalizm yeryüzünün her köşesinde yıkıldıktan, bütün insanlık birleştikten, bütün ayrıcalık ve eşitsizliklerin maddî zemini kalmadıktan sonra varabilirdik.
Ki aslında bütün bunlar, Marksist sosyalizmin mümkün olmadığı, zira kapitalizmden ayrı ve farklı bir “sosyalist üretim tarzı”nın mümkün olmadığı anlamına geliyordu. Ama öyle anlaşılmadı tabii. Anlaşılmak istenmedi. Tersine, teoride de zımnen kabul edilen gerçeklere karşı bir tür yeni konuş (Orwell: newspeak) oluştu. Bu “çok uzun geçiş süreci” mazereti, bu apoloji, benim bildiğim 1950’ler, 60’lar, 70’ler ve 80’ler boyunca; benim gerek şahsen, gerekse okuyarak, dolaylı biçimde tanıdığım hemen bütün sosyalist kuşak, kişi ve örgütlerin diline peleseng oldu, bir savunma söylemine dönüştü. Bir yandan, sosyalizm yeryüzünde yerleşmişti artık. Geri dönüş (geri dönüşü parti ve devlet içindeki “revizyonist” unsurlardan bekleyen Maocu şeytan taşlama fantezisi hariç) asla mümkün değildi. Diğer yandan, sosyalizm henüz bitmemiş bir projeydi ve mutlaka güvenmeliydik, kuşku duymamalıydık ki iktidardaki bütün Komünist partiler, bütün o Brejnevler, Husaklar, Kadarlar, Gomulkalar, Titolar, Honeckerler, Jaruzelskiler vesaire, yüzde yüz halklarıyla içiçe, kerim ve selim liderler olarak gerek üretim ilişkilerini, gerekse üstyapıları “giderek mükemmelleştirmeye” devam ediyorlardı ve edeceklerdi. (Bu sonuncu formülü de tek tek gösterebilirim, Brejnev, Andopov ve Çernenko dönemlerinin SBKP programlarından. Şimdi çok daha iyi görüyoruz ki bir tür züğürt tesellisinden, “ölme eşeğim ölme” hikâyesinden ibaretti.)
* * *
Fakat derken çöküş geldi. Çöküş geldi ve hiç de Mao’nun öngördüğü gibi olmadı tabii. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalizm çoktan terkedilmiş değil, bütün unsurlarıyla el’an ayaktaydı. Ve halklar, bu sosyalizme karşı ayaklandı eninde sonunda. Çareyi de sosyalizmi orasından burasından onarıp sürdürmekte değil, sosyalizmin tarihsel zıddında, kapitalizmde ve demokraside aradı. Bırakalım, daha sonraki yeniden otoriterleşme gelişmelerini. O hem korkulan, hem olamaz denilen restorasyon gerçekleşti 1989-90’da. Komünist Parti iktidarları yıkıldı. Tek Parti rejimlerinin yerini, en azından ilk ağızda çok-partili parlamenter demokrasiler; devlet mülkiyetinin yerini kapitalist özel mülkiyet; emredici planlamanın yerini bütün oligarşik deformasyonları içinde piyasa aldı.
Mikhail Gorbaçev’in 1985’te iktidara gelmesinden az sonra, daha glasnost ve perestroykaaçılımlarının yeni başladığı yıllarda dahi az çok belli olmuştu, olayların ne yönde seyredeceği. Sürecin yarı yolda durdurulması, komple geri dönüş dışında bir sonuca varması mümkün değildi artık. Öyle ki, önce Gorbaçev’e, sonra Yeltsin’e sarılan keskin reformcuların dilinden bu sefer şu acı istihza düşmüyordu:
Sosyalizm, kapitalizm ile kapitalizm arasında yer alan bütün bir tarihsel dönem, çok uzun bir geçiş süreci demektir.
* * *
Gelinen noktada, yetmiş yıllık Sovyet tarihinin fena bir özeti değildi doğrusu. Fakat bilmem, Türkiye’de de benzer bir ironiyle mi kuşatıldık? 1946-50’den beri ve en son 2002-2012 (belki 2002-2015) yıllarında yaşadığımız demokratikleşme de, geleceğin tarihçilerince (Sovyet sosyalizmi misali) son tahlilde bir tür ara dönem, kendi içine ve üstüne bükülen “uzun bir geçiş süreci” mi sayılacak?
Ne ile ne arasında?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024