Halil BERKTAY
[7-8 Mayıs 2020] Zor bir Bahar Dönemi oldu. Koronavirüs geldi çattı. Neyse ki bizim üniversite atik davrandı. Daha Türkiye’de ilk vakalar tek tük belirirken, “online” öğretime geçiş hazırlıkları başladı. Geçtik de, hemen hiç aksamaksızın. Tabii hiçbir şey sınıfta ve öğrencilerinizle yüzyüze olmanın yerini tutmuyor. Üzerine bir de 50 gündür toptan eve kapatılmanın sıkıntısı bindi. 19 Mart Perşembe öğleden sonra eve geldim… ve ertesi gün 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı ilân edilince bir daha çıkamadım. Sömestirin 6 haftası ve galiba 77 saati ekran kamerası karşısında geçti bu koşullarda (ki daha da 3 telâfi seansım var ikişer saatlik, bu hafta sonu yapacağım).
Dün ve bugün, iki lisans (birinci sınıf) dersimin son amfi konferanslarıydı. Birinde, mutlaka işlemek istediğim Bilimsel Devrim ve Aydınlanma konuları kalmıştı. Oralara Geç Ortaçağın ekonomik, siyasal, dinsel ve düşünsel krizinden geldim. 14. yüzyılda Papalığın Fransa krallarınca Avignon’a kaçırılıp yetmiş yıl rehin tutulması. Sonra Büyük Bölünme; iki, hattâ bir ara üç papa. (O zaman hangisine inanacağız?) Derken Protestanlar ve Katolikler arasındaki Din Savaşları. (Tanrı kimden, hangimizden yana?) Böyle böyle, önce geçmişin doğrularına güven zayıfladı. Bu, her türlü “mutlak doğru” karşısında şüpheciliğe, felsefede Skeptisizm diye bilinen tavrın yaygınlaşmasına dönüştü. Bu sırada Yeni Bilim sahneye çıktı. “Bildiğimizi nasıl biliyoruz?” sorusuna değişik bir yanıt getirdi. “Vahiy ve otorite yoluyla bilme”nin yanında, bir de “akıl, tecrübe ve deney yoluyla bilme” alternatifini sundu. Kopernik, Galile, Kepler, Descartes, Newton… sadece gezegenlerin hareketini açıklamakla ve Güneş Sistemini kurmakla kalmadılar. Aynı zamanda, önce bu probleme uygulanmış ve daha sonra giderek genişletilmiş şekliyle bilimsel yöntemi de yarattılar. Eski kesinlik, sarsıntı, bilinemezcilik derken, yeni bir kesinlik oluştu.
Fakat nereye kadar? İnsanlığın kusursuzluğa ilerleyişi diye bir şey yok. Bazı kapılar açılırken başka bazı kapılar kapanıyor. Her yeni gelişme hem yeni kavrayış ve olanakları, hem de kendi hatâ ve deformasyonlarını beraberinde getiriyor. Bilimsel Devrim için de böyle oldu. Bir yandan, muazzam kazanımlarla özdeşleşti. Diğer yandan, belirli bir bilim fetişizmini, bilimperestliği, tekdüzeleşmeyi, bilim ve teknoloji karşısında hayatın bütün diğer alanlarının ikinci-üçüncü plana itilmesini, etik değerlerden kopuşu, limitte bilimci bir ahlâküstücülüğü besledi. Kimileri bilimden, bilimsel ve eleştirel düşünebilmeyi değil, bilim ile sahte-bilimi ayırdetmeksizin belirli bir anda bilim adına sunulan herşeyi sorgusuz sualsiz benimseme ve ezberlemeyi anladı. Keza Aydınlanma, statükonun, kurulu düzenin, öncelikle Monarşinin ve Kilisenin, ama oradan hareketle (18. yüzyılda) mevcut bütün kurum ve pratiklerin eleştirisi için Akla başvurdu. Bir yandan, büyük bir özgürleşme ve kutsalsızlaştırma hamlesiydi. Diğer yandan, “kimin aklı?” sorusunu sormadığı; kendi aklını ve dolayısıyla genel olarak Aklı tarihsizleştirip mutlaklaştırdığı ölçüde, o da Akıl adına kurulabilecek bütün tiranlıkların zeminini hazırladı. Fransız Devriminde Jakobenler, Robespierre, Saint-Just ve Kamu Selâmeti Komitesi, mükemmel ve mutlak bir Akıl uğruna özgürlüğü cehenneme dönüştürdü. 20. yüzyılda “bilimsel ırkçılık” (veya ırk bilimi) Nazizmin, “bilimsel sosyalizm” (veya sosyalizmin bilimi) Komünizmin temelini oluşturdu.
Ama bütün bunların bizi bu sefer ters uca; Bilimsel Devrimi de, Aydınlanmayı da küçümsemeye götürmemesi lâzım. Bazı postmodernist yaklaşımlar çok yüzeysel bir ekstremizmi temsil ediyor bu açıdan. Öyle ki, bilimperestlik eleştirisinin kapsamını fazla genişleten; bilimsel yöntemin oluşturulmasını hem genel olarak bilim tarihinde, hem tek tek her bilim ve disiplinin tarihinde önemli bir dönüm noktası gibi görmeyen; faraza tıp için “mikrop teorisi”nin öncesi ve sonrası etrafında örülmüş bir bilim-öncesi tıp ve bilimsel tıp ayırımını dahi reddeden biraz aceleci düşünmemişlik örnekleriyle de karşılaşabiliyoruz. Bilim gibi Aydınlanma da fazla horlanır oldu, sırf Jakoben uzantılarına indirgenmek suretiyle. Oysa zamanında olduğu gibi bugün de, insan zihninin bağımsızlaşması ve bir “gerçek ahlâkı”nın, yani gerçeğe bağlılığı her şeyin üstünde tutan bir ahlâkın yerleşmesi bakımından çok, çok büyük bir atılımı simgelemekte. Şahsen benim için son derece önemli bu gerçek ahlâkı. Daha önce de yazmışımdır; babamdan, Erdoğan Berktay’dan geçme büyük ölçüde. Onda vardı bu, en iyi anlamıyla Aydınlanma formasyonu. Önce Aydınlanmacı bir gerçek ahlâkı, sonra Marksizmi vardı. Herhalde bana da bunu verdiği içindir ki, kritik noktada kendimi “Marksist, Leninist ve hattâ Maoist” dogmatizmden kurtarmam mümkün oldu.
Başlangıçta sözünü ettiğim birinci sınıf dünya tarihi dersimin son iki amfi konferansında, bunların hepsini değilse de çoğunu anlattım sanıyorum. Bitirirken, Aydınlanma’nın büyüklüğünü anlatabilmek için bir bilim insanına değil bir felsefe insanına, hem de idealist bir felsefeciye, Immanuel Kant’a döndüm. 1784’te yayınladığı ünlü “Bir Soruya Yanıt: Aydınlanma Nedir?” (Beantwortung der Frage: Was ist Aufklärung?) denemesinden başı ve ortalarından şu pasajları okudum (buraya, İngilizcesinden kendi çevirimle alıyorum):
“Aydınlanma, insanın kendi kendine empoze ettiği erginsizlikten [yetişkinleşmemişlikten, olgunlaşmamışlıktan] çıkışıdır. Erginsizlik, kişinin başka birinin yol göstericiliği olmadan kendi kafasını kullanamaması demektir. Bu erginsizlik, eğer kavrayışsızlıktan değil de kararsızlık ve başka birinin yol göstericiliği olmadan kendi kafasını kullanmaya cesaret edememekten kaynaklanıyorsa, kendi kendine empoze edilmiş demektir. Bilmeye cesaret et! (Sapere aude.) Dolayısıyla aydınlanmanın şiarı ‘kendi kafanı kullanmaya cesaret etmek’tir.
“Tembellik ve korkaklık, insanlığın o kadar büyük bir bölümünün, doğa onları dışarıdan yönetilmekten âzâd ettikten çok sonra bile, ömürleri boyunca seve seve ergen kalmasının başlıca nedenidir. Başkaları tarafından o kadar kolayca velâyet altına alınabilmelerinin nedeni de budur. Ergen olmanın rahatlığıdır… (…)
“Bireyin, âdetâ içine işlemiş bulunan bu erginsizlikten kendini kurtarması çok zordur. Bu halden hoşlanmaya bile başlamıştır ve bunu denemesine bile izin verilmediğinden, ilk başta gerçekten kendi kafasını kullanamaz. (…)
“Bu aydınlanmanın özgürlük dışında hiçbir şeye ihtiyacı yoktur – ve burada söz konusu olan da ‘özgürlük’ dediklerimizin en masumudur: her meselede insanın kendi aklını kullanabilme özgürlüğüdür. Şimdi her taraftan yükselen sesleri duyar gibiyim: ‘İtiraz etme!’ Subay: ‘Talimini yap – itiraz etme!’ Vergi tahsildarı: ‘Ödemeni yap – itiraz etme!’ Papaz: ‘İman et – itiraz etme!’ (…)”
Özetle, büyük bir hürriyet manifestosudur Kant’ın denemesi, Fransız Devriminin patlak vermesinden beş yıl önce. Sözü bir yerde hükümdarlara ve hükümdarların inanç alanına müdahalesine getirir. Özel olarak bu konuya eğilmesi normaldir, çünkü Avrupa 16. ve 17. yüzyıllarda Din Savaşlarıyla sarsılmıştır. Kant çizgiyi, başkalarının inancına karışmak noktasında çizer; hükümdarın görevinin doğru inancın ne olduğuna karar vermek değil, din ve vicdan özgürlüğünü korumak olduğunu belirtir:
“… işin kalanına gelince, o [kral, monark] tebasını kendi ruhlarının selâmeti için neyi gerekli görüyorlarsa yapmak konusunda serbest ve rahat bıraksa iyi eder. Ruhun selâmeti kesinlikle onun [kralın, monarkın] işi değildir; onun işi, herhangi bir kişinin kendi ruhunun selâmetini nerede arayacağı ve nasıl gerçekleştireceğini elinden geldiğince kendisinin belirlemesine, başka birinin zorla müdahale etmesini önlemekten ibarettir.”
Okudum -- ve gençler, dedim, bu üniversitenin birinci sınıfında okuyan genç kadın ve erkekler… bu dönem ve bu yıl görüp öğrendiklerinizden aklınızda tek bir şey kalacaksa, işte bu kalsın, bu “bilmeye cesaret etmek” ruhu kalsın isterim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024