Halil BERKTAY
[23-24 Ocak 2021] Günlerden bir gün, mahkemeye götürülmüşlerdi sabahtan. Geride beş altı kişi kalmıştık. Ansızın bir telâş koptu, “komutanım!”la biten tekmil haykırışları duyuldu. Tümen komutanı (Osman Fazıl Polat) teftişe gelmiş meğer. Ne tesadüf; iki yıl geçmeden, onun ve bizim Mamak’taki varlığımız aşağı yukarı aynı sıralarda sona erecekti. Bizler 14 Temmuz 1974’te tahliye olacaktık. 20 Temmuz 1974’te ise Kıbrıs Harekâtı başlayacak; Tümgeneral Polat “Mağusa Fatihi” diye anılır olacaktı.
Sözünü ettiğim teftiş günü, bunlar çok uzaktaydı kuşkusuz. 25-26 yaşımdaydım ve gelecek pek parlak gözükmüyordu. Henüz 14 Ekim 1973 seçimleri bile cereyan etmemiş; Bülent Ecevit’in CHP’si beklenmedik bir başarı sağlamamış; Süleyman Demirel ise günlerce evine kapanmamış; affın kapısı aralanmamıştı.
Paşa geldi koridorun sol ucundan. Koğuşun kapısını açtılar. Canhıraş bir dikkat! çekildi. Ranzalarımızın ayak ucunda, hazırolda durduk. Girdi. Peşinde maiyeti, dolandı bir. Sağa sola bakındı. Yatakların iyi yapılmış olup olmadığını inceledi. Gri tahta sandıklarımız vardı, elbise ve çamaşırlarımızı koyduğumuz. Hepsi aynı hizadaydı. Birinin üzerine oturdu. Bir de aşağılarda gezdirdi gözlerini. Düşündü. Önemli bir şey demesi lâzım. Sonunda buldu. Sessizliğin içinde, “Bunların terlikleri neden tek tip değil?” diye sordu.
Herhalde ancak Kafka böyle düşleyebilirdi sahneyi. O kadar absürddü ki, nöbetçi başçavuş da bilemedi nasıl karşılık vereceğini. Anlaşılmaz bir şeyler geveledi. Paşa da üstelemedi. Ama aslında çok ciddî bir kaygıyı yansıtıyordu söylediği. Altı yıl sonraki 12 Eylül (1980) rejimi, 12 Mart’ın yarım bıraktıklarını tamamlama arzusunu, kâh seyyar satıcılara da üniforma giydirme, kâh hapishanelerde sürekli İstiklâl Marşı söyletme, kâh üniversitelere zorunlu İnkılâp Tarihi dersleri koymak suretiyle saf Atatürkçü bir gençlik yetiştirme çabalarına vardıracaktı.
Askerlerin aklına gelmesine karşın, hiçbiri özellikle faşist ve militarist değildi aslında. Tersine, modernitenin, modernizasyonun ve modern devletin homojenleştirme, türdeşleştirme, standartlaştırma eğilimlerinin sadece bazı uç noktalarını ifade ediyordu. Geleneksel köylü toplumlarının yerelliği, heterojenliği, renkliliği ve keşmekeşinin üzerinden silindir gibi geçti bu eğilimler. 16. yüzyıl sonu Avrupa ordularına üniforma giydirilmesi (adı üstünde, uni-form, yani tek tip) ve aylar boyu “talimhane”de (drill ground) yanaşık düzen eğitiminden (close-order drill) geçirilmeleriyle başladı: sağa dön, sola dön, geriye dön, yerinde say, uygun adım marş! Tüfeğini doldurup ateşlemek ve temizleyip tekrar doldurmak için 23 veya 36 basit hareket. Uzun mızrağını yerde sürümek, omuzda taşımak, düşmana doğrultmak, dürtmek ve geri çekmek için 18 basit hareket. Bunların yüzlerce, binlerce defa tekrarlanması. Otomatikleşinceye, bütün bölük bir “makina düzeni” kazanıncaya kadar. Devamında bir de Sanayi Devrimi. Artık (markasına göre) bütün silahlar, bütün top ve tüfekler, her türlü cephane hep aynı çap ve kalibre.
Gerisi, alandan alana, sektörden sektöre sıçramalarla çorap söküğü gibi geldi. Hızlandırılıp 19. yüzyıla, kısmen de 20. yüzyıla sıkıştırılmış bir versiyonunu, Tanzimat ve Cumhuriyet reformlarında izlemek mümkün. Sadece subayların değil, bürokrasinin de peşpeşe kıyafet değişimlerinden geçirilmesi. Baştan tasnif edilmiş görevler, tanımlar, rütbeler, sıfatlar. Her türlü bürokratik belgenin şu kadar damga ve şu kadar imzaya bağlanması. Hep aynı yeknesak prosedürler (aynen tüfek doldur-boşalt gibi). Ölçü ve tartıların metrik sistemde birleştirilmesi. Yerel değil ulusal vergi sistemleri. Dağınık lehçelerin, yerel ağızların üzerinde yükselen tek bir yazı dili. Eğitim, okullar: Tevhid-i Tedrisat; standardize süreler, müfredat, diplomalar.
Yanlış anlaşılmasın; bunlar olmamalıydı, tarih hatâlı bir mecradan gelişti, keşke modernite hiç yaşanmasaydı… değil muradım. Sadece, tam ne olduğuna ve bunun için ödenen bedele dikkat çekmeye çalışıyorum. Modernite sırf iyilik ve güzellik olmadı — ve bedavaya gelmedi insanlığa. Tersine: yüksek bir fiyat ödendi, “ilerleme” uğruna. Yeryüzünün nadir bazı köşelerinde birkaç yüzyıl boyunca spontane ilerleyen süreçler bağlamında bile çok haşin bir “büyük dönüşüm”dü yaşanan (bkz Karl Polanyi, The Great Transformation). Kırsaldan ve tarlalarından (Marx’ın ifadeleriyle, binyıllar boyu “göbekten bağlı” oldukları “emeğin doğal laboratuvarı”ndan) koparılıp yeni endüstri kentlerinin cangılına fırlatılan köylülerin işçileşirken yaşadığı şokun, Avrupa dışı yerli halkların sömürgeleştirilme ve köleleştirilme tecrübesinden aşağı kalır yanı yoktu.
Gene de asıl felâketler “gecikmiş,” dolayısıyla “yetişmeci” modern devletlerin bir çırpıda “muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşmak uğruna “iç sömürgeci” kesilip kendi halkları ve coğrafyalarına cebren, zorla, yukarıdan aşağı bir otoriter modernizasyon empoze ettiği durumlarda patlak verdi. Bunun da belki en korkunç örnekleri (Çarlıktan Sovyetlere) Rusya’da, (Osmanlıdan Cumhuriyete) Türkiye’de ve (Kuomintang’dan Kungçantang’a) Çin’de yaşandı. İki akraba “hızlandırılmış ulusal kalkınma” ideolojisi sahneye çıktı: Kemalizm ve Komünizm. İki yeni Makyavelizmdi bir bakıma, amaç uğruna her türlü aracı mübah gören. Hiçbir boşluk bırakmamak; ister etnik, ister dinî, ister ideolojik, ister kültürel, ister kabilesel… bütün özerklik, uyumsuzluk ve potansiyel direniş “cep”lerini baştan, toptan yoketmek uğruna hapishanelere, kamplara, sansasyonel “vitrin” mahkemelerine, akıl hastanelerine, katliamlara, soykırımlara başvurmayı meşru hale getirdi.
Fizikte bir horror vacui düşüncesi vardır, ilk Aristo’nun ortaya attığı; kabaca “doğa boşluk tanımaz” diye çevrilebilir. Sanatta, belirli bir düzlemin (kağıdın, tuvalin, ahşap panonun) tamamını, yüzde yüz doldurma ve en küçük bir açıklık bırakmama çabası için kullanılır. Yukarıya üç resim aldım, Adolf Wölfli’den (1864-1930). Kendi yoksun ve yoksul çocukluğunda maruz kaldığı şiddet ve tacizler sonucu, akıl hastasıydı, saldırgandı, tecavüzcüydü, sürekli sanrılar görüyor ve yaşıyordu. 1895’te Bern’deki Waldau Kliniği’ne kapatıldı ve bir daha çıkmadı. Son otuz yılını (her anlamda) “deli gibi” resim yaparak geçirdi. İster kurşunkalem, ister kuruboya resimleri hep böyleydi: her sabah kendisine verilen iki beyaz kağıdın her milimetre karesini girift fantezileriyle dolduruyor; âdetâ ruhunun olanca karmaşıklığı o zemine yansıtıyordu.
Wölfli’nin şizofren horror vacui’si ile gecikmiş-yetişmeci modern devletin şizofren otoritarizmi ve horror vacui’si arasında güçlü bir benzerlik görüyorum, açıkçası. İster Kemalizm, ister Komünizm, illâ her yeri kaplayacak, her yeri dolduracak, her şeyi ve herkesi kendine benzetecek. Ne Dersim bırakacak, ne Sincan (Doğu Türkistan). İkisi de ilerleme, kalkınma, çağdaşlaşma, feodalizmden kurtulma-kurtarma adına yola çıkacak.
Biri Kürtlere, Alevilere, Zazalara, aşiretlere, modernite ve Türk ulus-devleti dışında yaşam hakkı tanımayacak. Bunu 1930’larda kanla, katliamla dayatacak (bkz Vahap Coşkun, Dersim Defterleri 1 (3 Ocak 2021) ve Dersim Defterleri 2 (10 Ocak 2021)). Öyle bir dehşete başvuracak ki, bugün tekrar anlatıldığında, kimilerinin hâlâ yok, olmuş olmaz demeyi sürdürdüğü 1915 Ermeni soykırımının da olabilirlik koşulları: nasıl pekâlâ yapılabilir ve aynı amansızlıkla, aynı kahharlıkla, aynı kandökücülükle yapılabilmiş olduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak.
Diğeri Uygurlara, Müslümanlara, geleneksel yaşantılarına, örf ve âdetlerine yaşam hakkı tanımayacak. Yatılı okul adı altında toplama kamplarına tıkacak. İdeolojik beyin yıkama, kültürel imha ve zorunlu doğum kontrolü (nüfus artışını önleme) yaptırımlarına maruz bırakacak. Hele sonuncusu, sırf Marksizm-Leninizm ve Şi Cinping Düşüncesi’nden değil, aynı zamanda Avrupa proto-faşizminden, eugenics (ırk sağlığı) öğretisinden feyiz alacak.
Gel zaman git zaman, bu ülkelerden birinde (Türkiye’de) siyasî iktidar ve kültürel ortam değişecek. Dersim Tertelesini açıkça konuşmak ve zamanın Tek Parti’sini suçlamak, sorumlu tutmak mümkün hale gelecek.
Fakat nihaî ironi. Aynı iktidar Sincan’ı görmezden gelecek. Dersim’in aynadaki aksinden ibaret olduğunu anlamayacak. 1930’ların otoriter-laik CHP’sinin günümüzdeki muadilinin otoriter-ateist ÇKP olduğunu idrak etmeyecek. Çin’in Tek Parti devletinin Müslüman Uygurlara reva gördüğü “terörizm” yaftasını kabullendiği anda, peki ben neredeyim sorusunu sormayacak.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024