Mehmet ALTAN
Gençlerin dillerine doladığı “Şimdi bir şey söylerdim ama Silivri soğuktur” esprisi beni aldı, 2017 ve 2018 yıllarındaki Ocak ve Şubat aylarına götürdü. Tabii bu çağrışımın bir sebebi de şubat ayının geride kalmış olması. Cumhuriyet’in Takrir-i Sükûn dönemine bir ufak mola verip, “bugünün Basın Tarihi” hâline gelen Silivri Notları’na geri döndüm. Buyurun, kış aylarında Silivri nasıl, beraber görelim:
1 OCAK 2017, PAZAR / SİLİVRİ
Kuşlar, ekmek atınca gene geldiler. En son geçen Cumartesi günü gelmişlerdi, bugün bir hafta sonraki Pazar.
Önce büyük bir heyecanla üşüştüler, sonra daha heyecansız bir kez daha geldiler, ekmeklerin tükenmemesine rağmen aniden dağılıp gittiler .
Bakalım bir daha ne zaman gelecekler…
Kuşların ne kuşu olduğunu da anlayamadık , karga değil, güvercin değil, serçe değil…
Sezgin Tanrıkulu geldi, yılın ilk günü ,ilk vekil ziyareti…
Reina’daki büyük katliam yılın ilk günündeki kaçınılmaz hüznü daha da artırdı.
***
Televizyon kanallarını dolaştım.
FIL TV’de Marie Kroyer adlı filme daldım, resimlerine bayıldığım Danimarkalı empresyonist ressam Kroyer’in eşini de içine alan bunalımlı hikâyesinin girdabına kapılmamaya çalıştım. Film bir yaşamın ışığında insanların dramlarını ve çaresizliklerini anlatıyordu.
Bir gün önce de Gabriel García Marquez'in kült romanından uyarlanan kasvetli Kolera Günlerinde Aşkfilmine rastlamıştım.
Bir de Korsika’yı anlatan bir gezi programı vardı.
Gün azıcık zorlanarak aktı. 23’te yattım.
8 OCAK 2017, 118. GÜN
Birkaç gündür yaşam biraz daha rutinleşti sanki. Bu izlenim biraz da not almayışımdan, günleri hikâye etmemekten, içimdeki ve dışımdaki fanusların fazla sessiz olmasından kaynaklanıyor.
Geçen pazardan bu pazara en önemli gelişme kallavi bir karın yağması, havanın ters perendeler atarak hızlı ve ciddi bir şekilde soğuması oldu.
Bugüne kadar vazgeçmediğim ve bütün gün giydiğim yürüyüş şortumu çıkarıp, eşofmanımın altını giymem, benim açımdan meteorolojik durumu kestirmeden anlatmakta…
Gazeteler, televizyon ve televizyonda vazgeçilmez duraklar olarak bellediğim programlar günüdolduruyor. Günde en az bir iki saati de yürüyüşe ayırıyorum.
Sevdiğim televizyon programlarının bir kısmı kaybolur ya da yer değiştirirse adeta küçük bir tsunami yaşıyorum.
Örneğin, bayılarak seyrettiğim Şehirlerin Gizli Yüzü adlı, kentlerin doğanın zorluklarıyla mühendislik mucizesi ile başa çıkmalarını hikâye eden program bir ara kayboldu. Cumartesi sabahları saat 11 yerine geçen hafta Pazar gecesi ileri bir saatte bu programa rastlar gibi olmuştum.
Bu Pazar ise saat 9’da yeniden kavuştum. New York Körfezi’nin kasırgalara karşı nasıl ve hangi projeyle silahlanmakta olduğunu anlatıyordu.
Cumhurbaşkanı baş danışmanının “casuslukla” suçladığı, biri bir Türk ile evli, diğeri de aşçılık da yaparak 17 yıldır Türkiye’de yaşayan iki yabancı sunucusu olan; hem kentlerdeki AB projelerini, hem de yerel mutfakları anlatan ve yerel yemekleri de ekranda pişiren Avrupa’dan Anadolu’ya programı, bir haftalık bir şaşkınlıktan sonra, programcılarının altını çizdiğim özelliklerini biraz daha vurgulayarak geri döndü. Bu hafta Konya’yı ve Konya’daki AB projelerini ve yerel mutfağı tanıtıyordu.
Bu eğlenceli ve sempatik programa kavuşmaya da çok sevindim ama ülkenin genel sağlığının “aşçılardan casus” çıkaracak kadar bozulmasına da gerçekten çok üzüldüm.
***
1968 yılında 15 yaşındaydım. Buna benzer “delirium” örneklerini o zaman da yaşamıştık. O zamanki hastalık her yerde “komünist” görmekti.
“Kırmızı ışıkta gitar çaldığı” için tevkif edilen bir kişi ile kompozisyon ödevinde Lenin ile Atatürk’ü kıyasladığı için gözaltına alınıp tutuklanan ve yaşamı derinden örselenen lise öğrencisi Gürbüz Şimşek hep aklımda kaldı.
Şimdi ise hedef “iç ve dış düşmanlar.” Gidişatı beğenmeyen, kuşku duyan ve eleştiren herkes.
Birkaç gün sonra 64 yaşıma gireceğim ama değişen pek bir şey yok, sadece ufak bir ayrıntı, şimdi ben de hapishanedeyim.
***
Yazmadığım son birkaç gün içinde beni heyecanlandıran neler var diye kendime sorduğumda, çatıya attığımız ekmekleri daha sık ziyaret etmeye başlayan sığırcıklar var. Sora sora bu yeni ziyaretçilerimizin sığırcık olduğunu öğrendim. Küçük gruplar hâlinde, çok kısa süreler içinde gelip, küçük lokmalarla ekmekleri didikleyip gidiyorlar.
Ama asla avluya inmiyorlar.
Zaten bugüne kadar avluda gördüğüm iki canlı daha önce de anlattığım çekirge ve örümcek oldu.
Yeni yılın ikinci Pazar günü televizyonda dünya klasmanına giren çok başarılı bir şef (Mehmet Gürz) ile yapılan bir röportajda “çekirge” lafı geçince olmayacak bir yerde bir tanışıma rastlamış gibi oldum. Ama konu beni biraz irkiltti.
Sunucu bu ünlü ve başarılı şefin mutfak ile ilişkisinin hangi zamanlarda başladığını kurcalıyor, çocukluğunu yokluyordu. İştahını, yeme-içmeye düşkünlüğünü araştırıyordu.
“Her şeyi yeme içme” konusu geldiğinde , Şef pek bir ayrım yapmadığını, ”çekirge” örneği üzerinden anlattı, ürperdim. Çekirgeler benim için hapishane yıllarımın nadir ve dost gezginleriydi.
Şef bunu farklı coğrafyaların “kültürlerine” örnek olarak söylüyordu. Biri için havsalaya sığmayacak bir şey, bir başkası için ise çok doğal ve sıradan bir şeydi.
Çekirgeleri hiç duraksamadan mideye indiren ülkenin de Meksika olduğunu öğrendim.
***
Notlarımı ihmal ettiğim birkaç gün içinde farkına vardığım bir iki şey daha oldu.
Bunlardan biri, benim “avlu” dediğim havalandırma mekânına hapishane yönetiminin “bahçe”dediğini öğrenmekti.
Her sabah ve akşam olmasa da, bazı günler “tutuklu ve hükümlülerin dikkatine” yapılan duyurularda avlu kapısının kapatılacağı ve sayım yapılacağı anons edilir. Geçen günkü anonsta “bahçe kapılarının kapatılacağı” vurgusunu fark ettim.
Klasik hapishanecilik açısından “havalandırma”, benim açımdan “avlu”, hapishane yönetimi açısından “bahçe” son birkaç ayımın nefes alma mekânı .
***
Bir de akşam olurken; günlük notlarımı sabahları tuttuğumu, akşamüstü ya da geceleri not tutmadığımı fark ettim.
Bunun sebebini ararken bu alışkanlığın akşamüstlerinin zor zamanlarda fazlasıyla hüzünlü ve dokunaklı olmasından kaynaklandığına karar verdim.
Akşamüstleri yatılı okullarda, askerlikte, hastanelerde, hapiste yakıcı oluyor.
Mutlu bir ruh hâlinde “ne güzel akşam oluyor” cümlesiyle özetlediğimiz zaman dilimi, zor dönemlerde yalnızlığı, ölümü ya da “yalnız ölümü” anımsatan bir melankoliye dönüşebiliyor.
***
Bu son birkaç günün bir başka kayda değer gelişmesi de hapishane kütüphanesinde Sadun Aren’in ilk çıktığından bu yana birkaç kez okuduğum Ekonomi El Kitabı’na yeniden rastlamam oldu. Kitabın adı ilk çıktığında Yüz Soruda Ekonomi idi. Ve sosyalizm ile ekonomi ilişkisi daha önde ve etkendi. Zaman içinde “piyasa ekonomisinin” galibiyeti Sadun Bey’in ekonomiyi çok net ve berrak bir Türkçeyle anlattığı kitabında önemli bir değişime yol açtı.
Dünya, bilim ve yaşam değişiyor, Türkiye bunu anlamazlıktan geldikçe tökezliyor, zamanı yönetemiyor, yönetemedikçe asabîleşiyor. Asabîleştikçe baskıyı artırıyor. Belki de Türkiye için tarihin kısa özeti bu.
***
Ocak 2017 yılındaki Silivri Notları bunlardan ibaret. Kısa Şubat ayındaki tek satırım şu olmuş :
Mariana Çukuru -- Okyanusun en derin noktası….
***
2018 yılında ise Ocak ayında hiçbir şey yazmamışım, Şubat ayında da sadece aşağıdaki kısa not var:
24 ŞUBAT 2018, SİLİVRİ
Cumartesi sabahı, çok uzun bir zamandan sonra, yeniden Silivri notları yazmak istedim. Çünkü televizyonda Güney Kore’deki Kış Olimpiyatlarında 50 km’lik kros kayak yarışına denk geldim. Çok zorlu, inişli çıkışlı bir yarışı biraz da hayata benzettiğim için kâğıda kaleme yeniden sarıldım.
Aslında akla ilk gelen teşbihlerden hep sakınmak gerekir, genellikle ilk bulunan, sıradan olma riskini fazlasıyla taşır.
Ancak, ciddi bir soğukta, dik inişler ve çıkışlar peşinde, kalınca bir tül beyazıyla kaplı tepelerde, iki saat boyunca, çok zorlu rakiplerle, dünyanın gözü önünde, kayakla yaptığın bir yarışı, başka bir şeye benzetmek de çok eksik kalabilir.
2018 Kış Olimpiyatları’nın açılışı da muhteşemdi, maalesef tüm dalları seyretme olanağı olmadı. Ama 50 km’lik kayak kros bölümünü baştan sona izledim .
Norveçliler, İsveçliler, İsviçreliler yarışta yaya kaldı. Rekabete dayalı bir yaşam çemberi içinde var olmaya çalışanlar açısından da yarış çok öğretici ve cazipti. Son âna kadar Rus Alexandre Bolshunov yarışı birinci götürdü, ne var ki son kertede Finlandiyalı İvan Niskanev onu geçti ve yarışı 2.08.22.1’lik bir dereceyle bitirdi.
2.18.7 saniye ile Bolshunov ikinciliğe düştü.
Rekabet 10 saniyelik bir fark, zirvelerde dolaşanlar için, bunu bir daha gördüm.
Issız bir hapishane akşamı için fena bir ders sayılmazdı.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
7.01.2026
6.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
26.12.2025
27.11.2025
25.09.2025
17.09.2025
10.09.2025