Murat Sevinç
Dünya ve neyse ki henüz dünyanın bir parçası olan Türkiye, zorlu zamanlardan geçiyor. Bilim insanlarının iki dudaklarının arasına bakıldığı, diğerlerinin bir adım geri çekilmek zorunda hissettiği zamanlar. Kuşkusuz ilk değil, son da olmayacak. Daha geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğinde dünyayı kasıp kavuran İspanyol Gribi’nin neden olduğu felaket düşünüldüğünde, hep ‘bir diğerine’ hazır olunması gereken can yakıcı ‘olağandışılıkların’ sıklığını ve sıklığı ölçüsünde ‘beklenebilir’ olduğunu kabullenmek, daha kolay olabilir.
Her büyük ve dehşet verici ‘olay,’ söz konusu olanın özgül nitelikleri dışında, ‘neden oldukları’ ve ‘ortaya çıkardıkları’ bakımından da değerlendirilir. Bu, bir savaş, bir salgın hastalık, bir doğal afet, bir toplumsal hareket ya da bir terör eylemi olabilir. ‘Neden oldukları’ ve ‘ortaya çıkardıkları’ her ne ise, tümü, başka pek çok niteliği yanında bir de siyasal açıdan ele alınır, alınmak zorundadır. Zira ‘siyasetin’ tercihleri, o siyasetin yönlendiricisi olan sınıf mücadelesinden bağımsız değildir. Bu nedenle, “Her şey sınıfsaldır” iddiası tarihsel tespiti işaret eder.
İçinde sınıfsal niteliklerin ve üretim biçimi tercihinin görülmediği ne bir savaş, ne bir salgın, ne bir doğal afet bulmak mümkün.
Okuduğunuz cümle kurulur kurulmaz, “Ne yani, Çin’de adamın biri yarasa yedi diye…” başlar kuşkusuz beklenen tepki. Fakat bu bir yanıt değil, malumun, ‘müesses’ olan sürsün diye bir kez daha dile getirilmesidir, hepsi bu. Evet, adamın biri yiyecek başka bir halt kalmamış gibi yarasa yemiştir, doğru. Evet, İtalya gibi varlıklı bir ülkede ölüyor insanlar, doğru. Evet, ABD başkanı bile, hatta hatta o meşhur Soros bile hastalanabilir, doğru…
Doğru doğru olmasına da, mesele yalnızca virüsün çıkış yeri ve bulaşıcı niteliği değil. Bir kez çıktıktan sonra, tespit ve tedavi aşamalarında alınan mesafenin adımları, her bir adımın sınıfsal niteliğini açık eder. Hekime ulaşma, tedavi olabilme, bilgilendirilme…
Tümü, toplumun ve o toplumun devletinin ne ölçüde eşitlikçi olduğu, siyasetin bu ilke temelinde örgütlenip örgütlenmediğiyle ilişkili. Hâlihazırdaki ‘kapitalist’ ve ‘sosyalist’ devlet uygulamalarını bir an olsun unutun; olup biten ve olup bitecek her şey, devletin hangi üretim ilişkileri temelinde örgütlendiğiyle ilgilidir. Bu da son derece olağan ve tarihin akış yönünün getirisi.
İşte bu cümleyi kurar kurmaz da, yine aynı klişe tepki cümleleri karşılar sizi. En akıl barındırdığı düşünülenleri: “İyi de mesela İngiltere ve Fransa kapitalist değil mi, neden oralarda…” ya da “Solcular yıllardır kapitalizmin sona erdiğini söyler zaten, ha ha ha…” Bu ikincisi, son derece zekice bir ironi ve mizah potansiyeli barındırdığını da düşünür!
Sırayla gidelim:
Doğru, İngiltere ve Fransa’da da hâkim üretim biçimi kapitalizm. Fakat o ülkelerin yani batı kapitalizminin gelişme, oluşma aşamaları ve ülkelerin siyasal-sosyal-kültürel tarihleri farklı. Burjuvazi orada doğdu ve mücadele etti. Yüzlerce yılı anlatacak halim yok tabii ama bugüne gelirken, farklı yollardan geçip koşullarına özgü büyüme modelleri uyguladılar.
Demokrasi orada doğdu, bir sınıfın icadıydı. Fakat faşizm de orada doğdu ve o da aynı sınıfın icadı. Demokrasiyi keşfeden burjuvazi, çöküş başladığında faşizmi ve faşistleri de keşfediverdi, üç beş yıl içinde. Türkiye’nin tarihi, gelişmesi ve kapitalizmi, çok açıdan farklı kuşkusuz. Bu nedenle onların sahip olduğu asgari demokratik burjuva hukukuna dahi sahip olamadık bir türlü. Fakat gelinen yerde benzerlik de var. Tüm gelişmiş demokratik devletlerin son yıllarda hızla güvenlik devletlerine dönüşmüş olmaları gibi. Yunan ve Fransız polisiyle, Türk polisi aynı gazı, aynı şehvetle kullanıyor!
Fransız ya da İngiliz demokrasisi, ABD’deki düşünce özgürlüğü kuşkusuz Türkiye ile karşılaştırılamayacak ölçüde ileri ve tartışma ya da itiraz buna ilişkin değil. Sorun, söz konusu batı demokrasilerinin, kapitalizmin ne muhterem bir tercih olduğunu anlatmak için örnek gösterilmesinde. Oysa bu ‘zengin’ ülkelerde de gelir farklılıkları tahammül sınırlarını zorluyor ve sosyal harcamalar kavga konusu. Örneğin ABD’deki azımsanmayacak sayıda yurttaşın müthiş yoksulluğu ve sosyal haklardan mahrumiyeti, ancak doğal afetler esnasında belirgin hale geliyor. Mesele bu.
Diğer başlığa geleyim:
Evet, sosyalistler bir süredir kapitalizmin sona erdiğini söylüyor, doğru. Çünkü kapitalizm sona eriyor! Yüzlerce yıldır hâkim olan ve kendinden önceki üretim biçimleriyle karşılaştırılmayacak ölçüde yaygın hale gelmeyi başarmış bir üretim biçimi, kuşkusuz bir iki yılda sona ermiyor. Feodal üretim ilişkilerinin, yerini kapitalizme bırakması gibi. Hayli zaman aldı. Yeni bir sınıfın, burjuvazinin büyük başarısıydı vs. Hâlihazırda sahip olduğumuz çoğu kurum Sanayi Devrimi ve sonrasında yaşanan siyasi-ekonomik gelişmelerin sonucu. Şimdi ‘bilişim devrimi’ yaşıyoruz. Çok daha hızlı ve kökten değişiyor ve değişecek tüm kurumlar.
Oysa ‘dini duygulara sadakati’ eleştiren ve herkesi ‘rasyonel-bilimsel’ akla davet eden insanların, söz konusu ekonomi olduğunda yüzyıllar öncesinin iktisat ve siyaset ilkelerine herhangi bir dinden daha fazla bağlılık sergilemeleri hakikaten çok çarpıcı ve kapitalizmin büyük başarısı. Kendinden başka bir sistemin ve siyasal-sosyal tercihin, farklı olanın tartışılmasının dahi ‘akıl dışı’ olacağını, büyük beceriyle ezber ettirmiş durumda.
Bakın en güncel ve yerli örnek: Ali Babacan bir parti kurdu ve tanıtırken yöneltilen sorulardan biri ‘Osman Kavala’ hakkındaydı. Babacan böyle tutuklamaların olduğu bir ülkeye yatırım gelmeyeceğini söyledi. Pes! Aklına gelen ilk konu yatırım oluyor. Üstelik yatırımcının demokrasiye ihtiyaç duymadığı, hatta pek meraklı olmadığına dair şunca örnek varken yeryüzünde. Ama bu ezberi tekrar etmek zorunda, zorundalar; hiçbir şeyin değişmemesi için.
Kapitalist, ‘tutarlı’ yönetim ve ‘güvence’ ister, peki. Fakat tutarlılığın ve güvencenin tek yolu demokrasi değil ki, türlü otoriterlikler ve faşizm de pekâlâ tatmin edici olabilir. Her şey bir yana, Putin orada öylece duruyor işte! Türkiye’de iki yıl OHAL vardı; sermayedar şikâyetçi oldu da duyulmadı mı? Bu denli açık, apaçık gerçeklerin dahi üzerini örtmek zorundalar, var olabilmek için. İşkence mi gördünüz, eyvah, hemen yatırımcının durumunu düşünüp efkârlanın!
Başa döneyim…
Türkiye’de ‘ilk virüs’ açıklaması ardından alınan tedbirler memnuniyet yarattı. Ortalama yurttaşın, yaşamını ilgilendiren bir konuda, hiç olmazsa düzgün bir üslupla açıklamalar yapılmasına dahi nasıl hasret kaldığını gözlemliyoruz. Asgari şeffaflık.
Şu ana dek virüs nedeniyle laik kesimi itham eden, virüs ile ‘Gezi’ arasında bağ kuran ya da İsmet İnönü’yü sorumlu tutan bir iktidar mensubu olmadı bildiğim kadarıyla. Yandaş çevrelerde, salgına ilişkin fantastik açıklamalar yapıp yazı döşenenler oluyormuş sanırım; ancak eser miktar manyak her ülkede vardır, çok önemli değil. Önemli olan, belki de yıllardır ilk kez ‘yönetenler,’ (hiç olmazsa şimdilik!) bize hakaret etmeden cümle kurabiliyorlar ki, bu dahi başlı başına sevindirici.
Böyle zamanlar, sosyal önlemlerin, eşitliğin, kamuyu ilgilendiren haklardan ücretsiz ve eşit yararlanmanın; sosyal, sosyalistçe siyasetin ve zihniyetin ne denli değerli olduğunu gösteriyor. İlerleyen haftalarda, o değerin daha da çok anlaşılacağını tahmin etmek güç değil. Muhtemelen, tüm dünya, yüz milyonlarca dünya yurttaşı, ‘geminin aynı kamarasında’ yolculuk etmediğimizi, bir kez daha can yakıcı bir biçimde fark edecek.
Dünya çapındaki salgınlar, çok önemli bir gerçeği daha hatırlatıyor bize: Sınırların ve ulus devletlerin yapaylığı. Milliyetçiliğin ve müsebbibi olan kapitalizmin ürünü olan ulus devletler.
Birkaç yüzyıl önce sınırlar bu şekilde çizilmemişti. Birkaç yüzyıl sonra da değişmiş olacak. Doğa ise sınır tanımıyor. Çernobil’deki felaket Karadeniz’e gelmek için vize istemedi. Amazonlardaki orman yangınları ABD’nin ya da bizim oksijenimizi tüketirken, yönetimlerden ruhsat almıyor. Buzullar eridiğinde, hepimizin iklimi değişiyor. Zararlı ışınlardan korunmak için araya Putin’i sokamıyorsunuz. Ya da bir savcıdan makbul iddianame talep edemiyorsunuz, ülkenizde kar yağdırmak için.
Örneğin, yurttaşınızı etkileyen virüsü gözaltına alıp iki ay sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakamıyorsunuz. Afra tafranın, kabadayılıkların, makam arabalarının, din ve muhtelif duygu sömürülerinin hiçbir anlamı kalmıyor, bir virüs karşısında. Ya da bir virüs, Türk’e, Kürt’e, İtalyan’a bulaşmayayım ben, demiyor. Her felaket, bize, bizim aslında kim olduğumuzu hatırlatıyor.
Sınırlar ile, hukuk ile, silah, füze ile, bayrak ile, marşlar ile yapılamayacak işler var. Bilim insanları iklim krizinden ‘geri dönebilmek,’ yani hasarın giderilebilmesi için yaklaşık yedi-sekiz yıl kaldığını söylüyorlar. Bir kız çocuğu milyonlarca insanın desteğini boşuna almadı. Böyle giderse ömür süremiz içinde bizler, hadi görmedik diyelim, çocuklarımız su ve hava bulamayacak dünya adı verilen bu sıradan yıldızda.
Hal böyleyken, muhterem okur, önerim hem pek bayıldığımız ulus devlet sınırlarına ve o sınırlar içinde bir metre yer bulunamayan sığınmacılara bir de bu gözle bakmak.
Beş on yıl içinde, bir savaşın ya da iklim krizinin sonucu olarak milyonlarca insanın ülke sınırlarını ve sınır güvenliklerini dümdüz etmeyeceğinden emin miyiz? Su ve gıda bulamayan milyonlar, sizce feşmekân kabadayı yöneticilerin çizdiği sınırları, belirledikleri hukuku ciddiye alır mı? Ne olacağını, başımıza ne geleceğini bilmeden, kestiremeden; dünya yurttaşlığını savunmak ve tüm sınırları sorgulamak yerine, sürekli ‘reel-politik’ zevzekliği içinde debelenmek?
Allah akıl versin…
Muhtemelen verecektir, ulus devlet ‘ideolojisine’, üniter devlet ‘yönetim biçimine’ tapınmayı marifet sayanlar, biraz daha su ve buğday için başkalarının sınırlarının önünde biriktiklerinde… Bakın, şimdi hepsi, ‘dünyanın herhangi bir yerinde, birilerinin’ tedavi yöntemi bulmasını bekliyor!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları














































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025