Oya BAYDAR
Hiçbir ülkede, hiçbir toplumda bizdeki kadar çok “vatan haini” yoktur, inanın. Bazen, bu ülkenin bir “vatan hainleri” ülkesi olduğunu düşünüyorum. Bir toplumda siyasetçilerin yarısı diğer yarısını, halkın yarısı diğer yarıyı ikide bir vatan haini ilan ederse, vatan haini ilan edilenler de söz kendilerine geldiğinde bu sıfatı ötekilere aynen iade ederlerse toplumun tamamı vatan haini demektir.
Birkaç gün önce Fazıl Say bir televizyon programında konuşurken... Bu yazıyı yazdığım saatlerde Başbakan Erdoğan zehir zemberek Salı sataşmalarından birini daha yaparken... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ona cevap yetiştirirken... Ve de vatan haini dedektiflerinin en kül yutmazı Devlet Bahçeli, vatan hainlerini şikâyet için avenesiyle birlikte Çankaya’ya çıkarken bir kez daha düşündüm bunu. Nâzım Hikmet’in o çığlık gibi dizeleri düştü yine aklıma.
Moskova günlerinde, bir Türkiye gazetesinin manşetinde “Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” satırlarını gördüğünde yazdığı dizelerde, “Siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim” diye haykırır Nâzım. “Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla/ Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” diye biter o çığlık şiir.
Bu toplumda “vatan hainliği” herkesin birbirine kara çalmak, bazen de “andıçlamak” için en kolay kullandığı sözcüktür. Yandaş kitleler üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Sizden farklı düşünenler, karşı ideolojik cephede yer alanlar, farklı siyasal görüşleri, farklı çözüm önerileri olanlar vatan hainidir kestirmeden. Bazen şerefsiz sıfatıyla da pekiştirilir bu ünvan! Ne var ki kullanıla kullanıla öylesine yıpranmış, ayağa düşürülmüştür ki son örneğini Fazıl Say’ın sözlerinde gördüğümüz gibi, artık halkın müzik tercihi de vatan hainliği sayılabilmektedir.
Ağulu dil, ağulu yüreğin yansımasıdır.
Bazı kişiler var ki kalabalıklara konuştuklarında, mesela televizyonlarda, basında, meydanlarda, sahnelerde topluma seslendiklerinde yüreğim hop ediyor, yine sözleriyle kırıp geçirecekler, yine toplumun yaralarını deşecekler, kanırtacaklar, yine birilerinin değerlerine saldıracaklar, birilerini küçümseyip aşağılayacaklar diye. Ağızlarını açtıklarında “eyvah” dediklerimin başında, birbiriyle taban tabana zıt, birbirine diş bilediklerinden emin olduğum Tayyip Erdoğan ve Fazıl Say geliyor. Kültürel birikimleri, değerleri, siyasî tercihleri, inançları, uğraşları taban tabana zıt bu iki toplumsal figürün ortaklaştıkları nokta, kendi değerlerinin ve kutsallarının mutlaklığına iman etmiş olmaları, bununla da kalmayıp başkalarının değerlerini, kutsallarını, inançlarını, düşüncelerini, yaşama biçimlerini, kültürlerini aşağılama hakkını kendilerinde görmeleri. Ben, bunların birinden: Tayyip Erdoğan’dan, kendim için olmasa da bu ülke için korkuyorum, çünkü o ülkenin kaderinin iki dudağı arasına sıkıştığı “mutlakiyetçi” bir başbakan. Diğerinden, yani Fazıl Say’dan korkmuyorum, aksine onun için korkuyorum; çünkü kendini yıpratmasını, örselenmesini, ne dediğini bilmez, üstenci, saygısız bir kişilik sergilemesini hiç mi hiç istemiyorum. Deha, bazen kendine rağmen, hatta kendinden bile korunmalıdır diye düşünüyorum. Gel gör ki, ikisi de her geçen gün kendi çıtalarını biraz daha yükselterek ağulu ve bölücü bir dilin yeni örneklerini vermekle meşguller. Ne korunmak ne de korumak mümkün...
Fazıl Say gerçek bir deha, dünya çapında bir müzikçi, sadece icracı değil aynı zamanda müziği yeniden yaratan istisnai bir kişilik. Onca eser bir yana Mezopotamya Senfonisi yeter. Gel gör ki, kendinden farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı beğenileri, siyasal tercihleri olanlara yönelttiği eleştiri sınırlarını çok aşan, hakarete ve aşağılamaya dönüşen sözler, ağulu dil dediğim yıkıcı dilin şaşırtıcı, bir o kadar da kabul edilmez örneklerini veriyor. Bir televizyon kanalında, arabesk müziğin vatan hainliği olduğunu ısrarla ve öfkeyle söylerken kendi kulakları ağzından çıkanı duyuyor mu acaba diye düşündüm. Arabesk sevmem, fikrim olsun diye veya minibüslerde, dolmuşlarda, köy kahvelerinde zorunlu olarak dinlerim. Bazen hoşuma gittiği de olur. (Eh! Vatan hainliğim başka konularda da tescilli zaten). Ama arabeskin halkın ezikliğinin, pasif isyanının, kederinin, çaresizliğinin müziği olduğunu bilirim, anlarım. Tıpkı Anadolu Rumlarının göç sonrası Yunanistan’da yaşattıkları rembet müziği gibi. Ve ne tesadüf Yunanistan’da da bizde de askeri diktatörlük dönemlerinde yasaklanmıştır bu müzik. Arabeski sevmeyebilirsiniz, tartışabilirsiniz, klasik müzikçi gözüyle olumsuz değerlendirebilirsiniz; ama işi, o müziği yapanları ve sevenleri vatan hainliği ile suçlayacak noktaya getirdiniz mi, orada zurna zırt der. Bu nasıl bir zihniyet, nasıl bir ideolojik katılık ve aymazsızlıktır ki müzik tercihi -veya zorunluluğu- ile vatan hainliği özdeşleştirilebilmektedir. Burada ağulu olan dil midir sadece, yoksa ağu yüreğin ve kafanın derinliklerindeki nefretlerden, korkulardan, karşısındakini küçük görmekten, kibirden, ideolojik yüklerden mi kaynaklanmaktadır?
Say’ın ruh ikizi olmasa da dil ikizi Tayyip Erdoğan’a gelirsek, Erdoğan kendi kitlesine hakim, kendisinden memnun, tartışılmaz doğrularından bırakın kuşku duymayı, onlar üzerine kendisi bile düşünmekten kaçınan bir lider. Kendi doğruları dışında doğru tanımıyor, eleştiri asla kabul etmiyor ve bugün kadar gelmiş geçmiş siyaset erbabının hiçbirinde benzerini duymadığımız bölücü, yıkıcı, ağulu bir dil kullanıyor. Uzağa gitmeyelim, açlık grevleri sırasındaki vicdan ve insandan uzak, insan yaşamıyla alay edebilen, utandıran sözlerini hatırlayalım yeter. Kendisini eleştiren, yoluna yanlış diyen, Türkiye’nin şu veya bu siyasetini tartışan, farklı siyasal çözümler öneren herkes vatan hainidir Erdoğan’a göre. Üstelik sözleri geniş kitlelere ulaşan bir lider olarak, hedef göstermek bir yana, vatan haini edebiyatının yaygınlaşmasına da önayak olmakta, ağulu iktidar dilini meşrulaştırmaktadır.
Alkışlamak değil dur demek gerek
Dil, kişiliğin aynasıdır ama aynı zamanda kişiliği de biçimlendirir. Kullandığınız dil size döner, sizi kendine benzetir. Başka türlü söylersek, düşüncelerinizi dil ile ifade edersiniz ama ifade biçiminiz de düşüncelerinizi etkiler. İfadei meram ayniyle insan, derdi eskiler, doğrudur.
Herkesin, kendisi gibi düşünmeyeni, kendisi gibi inanmayanı, kendisi gibi yaşamayanı vatan haini, ya da şerefsiz, zındık, vb, ilan edebildiği bir toplumda bu ağulu dilin dalga dalga yayılmasının sorumluluğu, başta siyasetçiler olmak üzere kitlelerin değer verdiği, önemsediği, sevip saydığı kişilerdedir. Toplumsal dokuyu dağıtan, zehirleyen ağulu dilin sahibi ister başbakan, ister muhalefet lideri, ister dahi sanatçı, ister büyük yazar, ister dinî lider, kim olursa olsun baş sorumlu onlardır.
Aklıselime her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu şu günlerde beni umutsuzlaştıran şey, ayrıştırıcı nefret dilinin toplumdan tepki yerine alkış alması. Tayyip Erdoğan parti grubunda konuşurken bakıyorum, benim kanımı donduran, utançtan yüzümü kızartan sözler büyük alkış alıyor. Aynı tabloyu diğer partilerin toplantılarında da görmek mümkün. Fazıl Say’ın sözleri, kendisi gibi düşünenler tarafından yadırganmak ve eleştirilmek bir yana, kendisini mensup hissettiği kesimce hikmetli, cesur sözler kabul ediliyor. Taraftarlar/yandaşlar, ipin ucu iyice kaçtığında bile sözleri tevil etmek ya da bir bahaneye sığınarak mazur göstermeye çalışıyorlar. Mesela, “Başbakan çok eleştiriliyor, bu da onu geriyor, haklı olarak üslubu sertleşiyor” diyorlar; “Başbakanın psikolojisini anlamak gerek” diyorlar. Üslubun sert falan değil düpedüz hakaret düzeyinde olduğu bir yana, bir siyasetçinin eleştiriler karşısında ağzına geleni söyleme hakkı nereden geliyor? Öte yandan, ben Başbakan’ın psikolojisini anlamak ve gözetmek zorunda değilim, o benim, yani kitlelerin psikolojisini bozmamakla yükümlü.
Geçelim Fazıl Say’a. Say’ın, son örneği vatan hainliği olan sözlerini, “Üzerine çok varıldı, o da patlıyor işte” ya da “Her şeyi söylemeye hakkı var, o bir dahi” diye savunmaya kalkışanlar, üzerine varıldığını düşündükleri konularda sanatçının tahrik eden dilinin payını neden hiç düşünmüyorlar? Deha, insanların değerlerini, kültürlerini, inançlarını aşağılama hakkı verir mi? Hakaret hakkı verir mi?
Kendi mahallemizin ağzı bozuk çocuğuna, ne yaparsa yapsın sahip çıkmak, kendi adamımız ne söylerse alkışlamak, yandaşı olduğumuzu eleştirmemek, yanlışına yamuğuna göz yummak kötü bir huyumuz. Kendi çöplüğünde pervasızca öten horoza kendi tavukları “Böyle ötülmez, bi dur bakalım” diyemedikçe; hakareti öfke sanatı, halkı küçümsemeyi, değerlere saldırmayı ilerici yüksek kültür sandıkça, ağulu dilin saldırısından kurtulmamız zor. O zaman Nâzım’ın mısralarını tekrarlayalım hep birlikte: “Siz yurtseverseniz, siz vatanseverseniz ben vatan hainiyim...”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024