Oya BAYDAR
“Aynı gemideyiz” sözünü sevmem; lüks kamarada seyahat eden tuzu kuruların “aşağıdakiler”in tepkisini, öfkesini bastırmak için kullandıkları aldatmaca bir metafor gibi gelir bana. Ama Titanic faciası gibi vakalarda bu sözün anlamı vardır. Titanic batarken lüks kamaradakini de, ambardakini de, güvertedekini de ayrım yapmadan birlikte sulara gömmüştür.
Türkü, Kürdü; bu ülkenin insanları Titanic faciasına uğramış gibiyiz. Son umut olan tahlisiye sandallarının da çürük olduğunu, iki tarafın kaptanlarının ve mürettebatının da aynı aymazlık içinde bulunduklarını her yeni gelişmede bir kez daha görüyoruz. Aynı gemideyiz ve hep birlikte hızla batıyoruz. İktidar partisi ve Başbakan başta olmak üzere gemisini savaşla, kanla, şiddetle kurtaracağını sanan kaptanlar, kendilerinin lüks kamarada olmalarının rehaveti ve burun büyüklüğüyle faciayı hızlandırıyorlar, derinleştiriyorlar, kaçınılmaz kılıyorlar. Bir yapıcı cümlecik, yürekten kopan bir söz, mesela “ Gelin Kürt kardeşlerim, gelin BDP’li yurttaşlarım, Meclis’e gelin, her şeyi birlikte konuşalım, değerlendirelim” diyebilse Tayyip Bey; burun sürtme ve şiddetle ezme psikolojisi yerine, her şeye, bunca kana rağmen küstah muktedir edalarını bırakıp Kürt siyasi hareketine el uzatabilse o kadar çok şey değişirdi ki, kendisi bile şaşardı. Artık ne yazık ki çok geç, bunu seçimlerin hemen ardından yapabilseydi bunca kan, bunca ölüm, ülkeyi saran düşmanlık, umutsuzluk ve güvensizlik havası engellenebilirdi. Bu ülkede Kürt meselesinin şiddetle, savaşla, tehditle, ölmekle, öldürmekle çözülmeyeceğini artık herkes biliyor; tarafların liderleri ve generalleri bilmiyorsa, hâlâ savaş ve şiddetle çözüme gidilebileceği sanılıyorsa, burada ya o kaptanların ehliyetinden kuşkuya düşmek, kaptanlık brövelerini ellerinden almak ya da çeşitli hesaplarla gemiyi taammüden batırmaya çalıştıklarını düşünmek gerek.
Artık Kardeş Değil Miyiz?
Bugüne kadar özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’a seslenerek, devlete, hükümete, AKP’ye, Türk muktedirlere, sürüp giden savaş ve çözümsüzlükte birinci dereceden sanık ve sorumlu olduklarına dair ne söylenmesi gerekiyorsa, ne düşünüyor, ne hissediyorsam tümünü sünsürsüz, ama’sız yazdım. Yüz yıllık asimilasyoncu, gaddar, şiddeti çözüm sayan devlet siyasetinin ve bu siyasetin günümüzdeki uzantılarının dökülen her kanda, kopan her bağda, soğuyan her yürekteki paylarını anlatmaya çalıştım. Açık mektuplar döşendim okumayacaklarını, aldırmayacaklarını bilerek.
Tarafsız değilim; gaspedilmiş haklarını almak için isyana duran, şiddete karşı şiddet uygulamaktan başka çare bulamayan, sesini duyurabilmek için silaha sarılan Kürt halkından yana, yani haklı ve mağdur olandan yana tarafım. Tam da bu yüzden işte, şiddet ve savaşı çözüm sanan Kürt silahlı ve/veya siyasal hareketine de sözüm var. Ne hakla mı? Kim miyim ben? Batan gemide birlikte olduğumuz insancıklardan biriyim; hem de öyle lüks kamarada, fildişi kulede oturan tuzu kurulardan da değilim. Titanic’te birlikte olduğumuzun ve birlikte batacağımızın, hatta yarı yarıya suya gömüldüğümüzün farkındayım, o kadar. “İşimize karışmayın, Kürtlere akıl vermeyin, kaşının üstünde gözün var deme hakkınız yok”, vb. diyenleredir sözüm: Birlikte batıyorsak birbirimizin elini tutmak zorundayız, bunun siyasetteki anlamı doğru çözümü karşılıklı güven içinde birlikte aramaya çalışmaktır.
Biliyorum, birkaç yıl öncesine kadar mümkün olan bu güven ortamı bugün dinamitlendi, yürekler koptu, Kürt veya Türk her ölümde, kimin namlusundan çıkarsa çıksın her kurşunda biraz daha kopuyor. Son BDP kongresinde yüzlerce yıllık kardeşliğe atıf tüzükten çıkarıldı mesela. Bu kardeşlik kavramı bana hep biraz aksak, fazla duygusal gelmiştir; kardeşler düşman da olabilirler çünkü. Ama tam da bu dönemde tüzükten çıkarılmasının anlamı beni korkutuyor. Ne zamandır hissettiğimiz, endişeyle izleyip dile getirmekten acı duyduğumuz kopuşun ifadesidir bu. Coğrafi kopuştan, ayrılmaktan falan söz etmiyorum. İki halk arasında yüreklerin ayrılması, duyguların kopuşu çok daha vahim, çok daha acıdır bana göre. “Kardeşlik” yerine “eşit yurttaşlık temelinde kardeşlik” ya da ne bileyim “eşit kardeşlik” denilebilirdi. BDP tüzüğündeki bu değişiklik, aynı kongrede alınan bir dizi karar ve talepteki haklılığın ve olumluluğun kamuoyunda yaratabileceği duygusal gevşeme, rahatlama ortamını bulandırmaktan başka neye yaramıştır? Anayasal yurttaşlık, anadilde eğitim, ademi merkeziyetçi yapılanma, kadınlara hak ve özgürlükler, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün tam sağlanması, basın hürriyeti gibi kongre taleplerinin gündeme girmesi ve gerçekleşmesi için eşit kardeşlik ve dayanışma gerekmiyor mu?
BDP Genel Kurulunda kürsünün arkasına asılmış büyük Türk bayrağı orada bir siyasi simge olarak dururken kardeşlikten vazgeçilmesi benim içimi acıttı: çünkü o bayrak olsa olsa bir siyasal mesajdır, biz bu bayrağı reddetmiyoruz, taleplerimizin bu bayrağı altında karşılanması için mücadele ediyoruz demektir ki, tabii ki olumludur. Ama kardeşlik sözcüğünü çıkardığınız zaman, bayrak eğreti bir sembol ve yürekten gelmeyen bir uzlaşı gösterisi, görsel bir atraksiyon olarak kalır.
Öte yandan, son BDP kongresinde Meclis’e gitme kararı alınamamış, aksine bu konuda ciddi bir ayak direme ve olumsuz tavır sergilenmiş olması da Titanic’in biraz daha suya gömülmesi demektir. Yeni anayasada yer bulmasını savunduğumuz ortak taleplerimiz, örneğin anayasal yurttaşlık, BDP ve Blok milletvekilleri Meclis dışında kaldıkça bir anlam taşımayacak; anayasa, AKP-CHP-MHP milliyetçiliğine, hatta sadece AKP’ye teslim edilecektir. Seçimlerin hemen ardından anlamlı sayılabilecek Meclis boykotu, varıla noktada Meclis’ten, Türkiye çapında siyasetten, kendilerine oy vermiş olanları -biri de benim- hiçe saymaktan başka bir anlam taşımamaktadır.
Keza, önceleri meşru savunma, sonra operasyonlara karşı misilleme, nihayet “devrimci halk savaşı”nın gereği olarak gösterilen, sivillere de yönelen eylemler, maç yapan polislere ve onları seyreden yakınlarına yönelen planlı saldırı, “Bu daha hiçbir şey, yakında fedai eylemleri de olacak, siz o zaman görün” türünden tehditler karşısında Kürt hareketinin sivil siyaseti seçmiş olan kesimlerinin söyleyecek sözleri yok mudur? Devlet ve iktidar birincil sorumludur, tamam; BDP kendini PKK’den, KCK’den ayıramaz, bu ondan beklenemez, tamam; ama bu kanın ve kıyımın durması için bir söz, bir jest, bir tepki de Kürt kesiminden duymak isteği o kadar mı yersiz, anlamsız, haksızdır?
Artık kardeş değiliz besbelli. Bunu göğsüme saplanan bir bıçak, boğazıma saplanan bir yumru gibi hissediyorum. Söz bitmez diyorlar haklı olarak, ama kimsenin çığlıklarımızı duymadığı bir yerde, yani bütün kulaklar sağırsa, ben kendi çığlığımın boğulduğunu, sözümün tükendiğini hissediyorum çaresizlikle.
Süreç İçin Benim de Önerim Var
BDP Genel Kurulunda önümüzdeki süreçle ilgili öneriler de dile getirilmiş. Ben de batmakta olan gemide birlikte boğalacaklardan biri olarak sürece ilişkin kendi önerilerimi paylaşmak istiyorum:
•Cumhurbaşkanı BDP’lileri kabul etmeli (daha önce BDP’nin davete icabet etmediğini hatırlayalım) ve Kürt siyasal hareketinin temsilcilerinin İmralı’daki Öcalan’la görüşmelerini sağlamalıdır. Son zamanlarda akil adam ve barışçı rolünün Öcalan’a düştüğü hatırlanırsa, bunun zarar değil yarar getireceği bu kadar açıkken, neden haftalardır İmralı penceresi kapanmıştır, anlaması gerçekten de güç.
•Kürt siyasal hareketi içindeki farklılaşmalara rağmen, PKK’li, BDP’li olsun olmasın Kürt halkının büyük çoğunluğunun lideri hâlâ Öcalan’dır. İlk adım olarak, Öcalan’ın daha önce talep ettiği iletişim yollarının ona açılması tahmin edilenden çok daha büyük bir adım olacaktır. Tabii ki garantisi yok, ama Öcalan’ın bir kez daha barışçı çözümden yana tutum belirtmesi ve operasyonların hemen durdurulmasıyla eş zamanlı olarak PKK, vb. eylemlerinin, vicdanın kabul edemeyeceği, meşru görenlerin de durup düşünmeleri, ben ne yapıyorum diye kendileriyle yüzleşmeleri gereken olayların -örneğin kendi aralarında maç yapan polislere ve onları seyreden eşlerine saldırının- son bulması için çağrı yapması küçük mucizeler yaratabilir.
• Hemen ardından, operasyonların durdurulduğu bir ortamda Kürt silahlı hareketinin sınır ötesine çekilmesi gündeme gelecektir. Bunun en sorunlu ve Kürtler açısından en güç kabul edilebilir adım olduğunu biliyorum. Çünkü Kürt hareketi ve Kürt halkı devlete olan güvenini bütünüyle yitirmiştir ve yaşananlar hatırlanırsa bunda haklıdır. Sınır ötesine çekilme sırasında bire kadar kırılabilecekleri kuşkusu, hatta bu konudaki kesin kanı işi çok güçleştirmektedir. İşte asıl önerim tam da bu noktada: Böyle bir karar alındığında, bizler Türkiyeli barışçılar, demokratlar, barışı sakız gibi çiğnenen bir söz olarak değil bir çözüm anahtarı ve bir yaşam biçimi olarak kabul eden Türkiyeliler: ünlülerimiz, sanatçılarımız, kamuoyu önderlerimiz, siyasilerimiz, basın mensupları, yazarlar, iş adamları, herkes, sınır ötesine geçişin güvenliğini kendimizi sınır ötesine çekilenlere siper ederek sağlayacağımızı açıklamalı ve gereğini yapmalıyız. Kuru bir hamaset, heyecanlı bir cesaret gösterisinden söz etmiyorum. Nasıl olacak, nerede duracağız, vb. teknik itirazlar geçersizdir, hepsinin çözümü bulunur. Geldiğimiz noktada, benim de onlarcasına, hatta yüzlercesine katkıda bulunduğum çok veya az imzalı bildirilerin, açıklamaların hükmü kalmadı artık. Kurşunları bildirilerle durduramıyoruz. Belki bedenlerimiz işe yarar.
Hayalcilik yapıp, olmazı zorlayalım. 1968’in sloganında dile getirildiği gibi, gerçekçi olalım imkânsızı isteyelim. Sınır ötesine çekilen birliklerin yanında yürüyecek güvenlik birliğinin ilk askeri olmaya ben hazırım, kaydımı yaptırıyorum; yalnız değilim, başkaları da var biliyorum. İş ki bu noktaya gelebilelim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024