Sinan ÇİFTYÜREK
Erdoğan başkanlığındaki Türk heyetinin Rusya ziyareti üzerinden günler geçti ancak halen birden fazla nedenle mesele güncelliğini koruyor, uzun süre de koruyacak. Tartışmanın temelinde esas şu faktörler yatmaktadır:
15 Temmuz 2016 Darbe girişimine ilişkin ABD liderliğindeki Batının aldığı tutum nedeniyle Türkiye, NATO (Batı) ittifakıyla yollarını ayırır mı, dolaysıyla Rusya liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü’yle (ŞİÖ) ittifaka yönelir mi? Batı karşısında Rusya-İran-Türkiye yakınlaşması kalıcı ittifaka döner mi, dönerse genelde Avrasya üzerinde süren egemenlik savaşını, özelde Ortadoğu ve Kürdistan’ı nasıl etkiler? Dolaysıyla Türk- Rus ilişkilerindeki iyileşme uçak krizi öncesine dönme ile mi sınırlı olacak yoksa stratejik ittifaka mı dönüştürülecek? Erdoğan ve Türk heyetinin Rusya ziyareti, bütün bu sorular üzerindeki tartışmayı alevlendirdi.
I – Türkiye’nin eksen değiştirmesi imkansız değil ama çok zor.
“Erdoğan, AKP iktidarındaki Türkiye, NATO’dan dolaysıyla AB’den tümüyle ayrılır mı? Yönünü Avrasya’ya yani Şanghay ittifakına döner mi? Böylece 150 yıllık ‘batılılaşma’ hedefinden vazgeçip eksen değiştirir mi? Çok zor ama dilerim Erdoğan ve ekibi böyle bir adım atar” demiştim. (Darbe Girişimi, Musul Operasyonu, Rojava İlişkisi ve ABD başlıklı yazımdan)
Bunun aksine, “Ankara-Washington gerilimine paralel olarak Türkiye, Atlantik ekseninden Avrasyacı eksene yani Rusya’ya kayıyor” ya da “dış politikada Rusya öne çıktı”, “Erdoğan ya Avrasya’ya döner ya ölüm seçeneği ile yüz yüze kalır”benzeri görüşler dile getiren yazar ve siyasetçiler de az değil. “Türkiye NATO’dan kopuyor” iddialarına, Türk Dışişleri Bakanının “İncirlik’i Rusya’ya da açabiliriz” beyanını da ekleyelim. Yine de Türkiye’nin Batı’dan (NATO’dan) kopuşu görünür gelecekte zor, daha ilerisi ise belirsiz.
Çünkü:
*Eksen kayması yaşanacak diyenler, Türk büyük sermayesinin Batı ile entegrasyonunu ve de rolünü unutuyorlar. Eğer hükümetler sermayenin iktidarı, devletler ise sermayenin bekçisiyse ve devlet yönelimde az çok büyük sermayenin de ağırlığı olacaksa, Erdoğan Batı’dan kopuşa yönelse bile sermaye bu yönelişe karşı çıkar çünkü Türkiye’nin ekonomisi büyük oranda AB ile entegre olmuş durumda.
*Tekrar vurgulayayım; TSK’nin resmiyetin ötesinde Pentagon ile derin bağları ve on yıllardır Türk güvenlik sisteminin NATO savunma sistemi çerçevesinde şekillenmiş olması eksen değiştirmenin önemli bir diğer bariyeridir, haydi deyince de aşılamaz.
*Doğu despotizmin baş aktörü Putin ile Doğu despotizmin İslami versiyonu Erdoğan’ın görüşmesi Batıyı ürkütüyor ancak tarihi Moskof düşmanlığının ilişkiler üzerindeki etkisini de unutmayalım.Osmanlı-Rus tarihi, yaşanmış savaşlar tarihidir. “Moskof düşmanlığı”nın tarihi arka planı her daim Türk-Rus ilişkilerini gölgelemiştir. Ayrıca Orta Asya Türkleri, Karadeniz, Kırım, Kafkasya gibi güncelliğini koruyan ve ABD’nin kaşıyabileceği kriz noktalarını da unutmayalım. Demek ki Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya geleceği kriz alanları ABD ile olduğundan çok daha fazla ve köklüdür.
*Ülkeleri üye yapmak için kapı kapı dolaşan NATO’nun aksine genişlemede temkinli davranan her başvuranı üye yapmayan bir ŞİÖ var. Çok önce başvurdukları halde ancak “bu yıl Hindistan ve Pakistan konusunda sadece ilke kararı çıkar”tan, yıllar önce başvurduğu halde İran kapıda bekleten Putin, Türkiye’yi onca kriz noktasıyla Şanghay’a taşımayacaktır.
*Türk devletinin eksen değiştirip değiştirmemesinde temel belirleyici faktör yine Kürdistan olacak. Çünkü Kürdistan meselesi, Türk devletinin bölgesel ve küresel duruşunu belirlemede yerine göre ayrıştırıcı yerine göre birleştirici işlev üslendi, üstleniyor. Ne demek istiyorum?
Kürdistan meselesi bir yandan, Türk devleti “bölünme korkusu” algıladığında, NATO ve AB’de birliğini aramak gibi Batı ile ilişkilerde birleştirici işlev üstlenir. Yani bölünme korkusu Türkiye’yi daha çok NATO ve Batı ile ittifakı pekiştirmeye iter. Özellikle darbe girişimi öncesi yapılan araştırmalar Türkiye halkında, Irak ve Suriye’de yaşananlardan hareketle , “ülkenin birliğini” daha fazla NATO ve Batı’da arama eğilimi ezici çoğunluktaydı.
Diğer yandan, ABD’nin Avrasya’da özelde de Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde yeni sınır-statüko dolaysıyıla yeni devletlerin kurulmasını içeren 40 yıllık stratejisinden algıladığı “bölünme tehdidi” üzerinden ise aynı Kürdistan meselesi bu kez Türkiye’yi Batı’dan ayrıştırıcı işlev üstlenebilir. Halihazırda yaşanan sorunlara rağmen Türkiye’nin bölünmez birliğini NATO kanatları altında görmesi belirleyicidir. Kürt meselesi, Türkiye’yi şimdilik Batı’ya yaklaştırıyor çünkü Türkiye halen “NATO’dan koparsam esas o zaman bölünürüm” korkusunu taşıyor ama yarın bu durum tersine dönebilir. Yine de Türkiye’nin eksen değiştirmesi zor olup görünür gelecekte gerçekleşmeyeceğini belirtelim. Tersinden de ABD şu aşamada Türkiye ile ilişkileri koparmayı göze almaz, alamaz. O halde mesele nedir?
Erdoğan, ABD’ye “bak giderim ha” kartıyla şantaj yaparak en azından ilişkileri düzeltmeye zorluyor ki etkili de oluyor zira ABD üst düzey yetkilileri peş peşe Türkiye’ye gönül almak için gelmeye başladılar. Putin de, Erdoğan’ın ABD’den kopmak bir yana ilişkileri düzeltmeyi amaçladığını biliyor ve ona göre davranıyor. ABD’ye “bak görüyorsun en sadık müttefikin kapımı çalıyor ne haber” diye mesaj verirken, Petersburg görüşmesini Avrasya egemenlik savaşında stratejik hamle olarak da değerlendirmek istiyor.
ABD de, Erdoğan’ın aslında Batı’dan kopmak istemediğinin fakat şantaj siyaseti izleyerek kimi tavizler kopartmak istediğinin farkında. Yoksa Türkiye, ŞİÖ’ye yönelerek eksen değiştirmesi bir yanaKafkasya ve Suriye’de işbirliğine yönelmesi, İncirlik’i Rus uçaklarına açması durumunda bile ABD, bu yönelimleri dinamitleyecek Kırım/Ukrayna, Güney Kafkasya ve hatta İncirlik zaten "eski Ermeni malı " gibi birden fazla kartı açabilir.
II - Taraflar ilişkileri kriz öncesi seviyeye çıkarma peşindeler
Gürcistan ve Ukrayna meseleleri nedeniyle Batı’nın yaptırım kararlarından bunalan Rusya, “önce ekonomik ilişkileri iyileştirelim” diyor ve enerji alanında atılacak adımlar başta olmak üzere ekonomiyi öne çıkarıyor ki bu Türkiye’nin de işine geliyor.Türkiye, zaten Rus uçağını düşürmenin yarattığı krizi, ekonomik, siyasi ve Suriye ile Kürdistan meselesi nedeniyle de askeri olarak taşıyamıyordu. Türk hükümeti, Rus uçağını düşürmekle boyundan büyük iş yaptı ve bu eylemin sonuçlarının altında kaldı, adeta ezilip bunaldı. Sonuç çözümü, özür ve tavizlerle yüklü olarak Putin ile uzlaşmada aradı. Türkiye kadar olmasa da Rusya’da uçak krizinin başta ekonomik olmak üzere yarattığı sonuçlardan rahatsızdı, çözüm arıyordu. Bu nedenle taraflar öncelikle ekonomik ilişkileri hal yoluna koymak istedi. Yaşanan krizde siyasetten çok ekonomileri zarar gördüğünden de “ekonomiyi siyasallaştırmayacağız” ortak açıklaması bu hassasiyetle yapıldı.
Dolaysıyla Erdoğan ile Putin’in şimdilik uzlaştığı nokta, uçak krizi nedeniyle zayıflayanikili ilişkileri başta ekonomi olmak üzere kriz öncesi seviyeye yeniden çıkarmak yani9 aylık “buzlu dönem”i bitirmek. Erdoğan kriz öncesi seviyeye bir an evvel ulaşmak için “adımları hızlandıralım daha da ileri götürelim” derken, Erdoğan’ın bunları sıkışmışlığın basıncıyla söylediğinden hareketle güvensizlik besleyen Putin ise temkinli yaklaşarak “adım adım ilişkileri eski seviyeye çıkaralım” diyor.
III – Siyasi uzlaşmazlık alanı olarak Suriye meselesi
Başbakan Binali Yıldırım'ın; “Nasıl İsrail ve Rusya ile sorunları düzeltiysek, Suriye’de de, bölgedeki diğer ülkelerde de çok daha güzel gelişmeleri yaşayacağız. Bunun süreci başlamıştır. Bunun sonuçlarını da hep beraber göreceğiz” diyor. Yanı Türkiye, Rusya ile Suriye konusunda da anlaşmak istiyor. Ancak Suriye meselesi, İsrail, Rusya ile anlaşmaya benzemezyanı kazın ayağı Suriye’de farklı!
Türkiye, Rusya ile Suriye konusunda anlaşma üzerinden ne arıyor ne umuyor? Çavuşoğlu’nun “DAEŞ'a karşı aktif mücadeleye katılmak isteyenlere de biliyorsunuz İncirlik Hava Üssü'müzü açtık. Rusya ile de aynı işbirliğini niye yapmayalım” mesajının karşılığında Rusya’dan ne almayı hedefliyor?
Eğer Suriye’ye ve esas Rojava’ya yeniden müdahil olma kapısının Rusya üzerinden açılmasını bekliyorsa fena yanılacak çünkü bu açıdan Rusya’dan beklediği karşılığı görmeyecek.Bölgede iki büyük oyun kurucudan biri olan Rusya en başta diğer emperyal oyun kurucu ABD ile 20 yıldır postmodern savaş temelinde Avrasya genelinde kurduğu ve Suriye’de işletilen, bazen çatışma ağırlıklı uzlaşma bazen de uzlaşma ağırlıklı çatışma sistemine Türkiye’yi dahil etmeyecek.Ayrıca Türkiye’nin, “Esatlı geçişe evet ama sen de PYD’den desteğini kes” önermesine de Rusya’nın sıcak bakmayacağını düşünüyorum.
Şunu unutmamak gerekir ki, Türk-Rus ilişkilerinde, 24 Kasım uçak krizi ile gerilim tavan yaptı ama ilişkilerdeki gerilimin başlangıcı eskilere, özellikle tarafların Suriye savaşı sürecinde aldıkları farklı pozisyonlara dayanır. Ve halen Ankara ile Rusya’nın bölgeye yönelik yaklaşımlarındaki temel farklılıklar ortadan kalkmadı.
Kaldı ki Rusya, Suriye konusunda Türkiye’den gelen tekliflere sıcak baksa bile, Türkiye’nin Rusya ile ortak hareket etmesinde göze almayacağı başka engelleri de var. Örneğin ABD ve müttefikleriyle sürtüşme ve gerilimin derinleşmesinin yanı sıra başından beri birlikte hareket ettikleri S. Arabistan ve Katar ile yolları ayırma tehlikesi de söz konusu. Türkiye bölgede tarihsel kökleri olan Şii-Sünni dengesinde, Sünni eksen oluşturmada birlikte hareket ettiği S.Arabistan, Katar gibi devletlerle ilişkileri kesmeyi göze alamaz. Kısacası mevcut sıkışmışlık durumundan da çıkış ararken sağdan sola savruluyor. Dün “Rusya’nın Suriye’de ne işi var?” diyen Erdoğan’ın, bugün “Suriye’de en etkili politik aktör Rusya’dır” demesi, Çavuşoğlu’nun İncirlik üssü açıklamaları hükümet hatta devlet olarak ne kadar kaygan zeminde günübirlik hareket ettiklerinin işareti.
Sonuç olarak:
1 - Rusya-İran-Türkiye yakınlaşması halihazırda kalıcı ittifaka döneceğinin işaretlerini taşımıyor. Avrasya- Ortadoğu-Kürdistan üzerinde süren egemenlik savaşında, Türkiye’nin görünür yakın zamanda eksen değiştirmesi söz konusu değil.
2 - Türkiye’nin resmen Batı ekseninde yer alıp fiiliyatta ise Doğu ekseninin başarısından yana olmak gibi iki arada bir derede sıkışmışlık halinin bir süre daha devam edecek olması halkımızın ulusal özgürlük mücadelesinde değerlendirilecek ciddi imkanlar sunmaktadır. Ayrıca mevcut sınır ve statükonun aşılması sadece Kürdistan ulusal demokratik güçleri açısından değil ezilen, bağımsızlık isteyen tüm halkların ve de bölgenin devrimci, sosyalist hareketi açısından da önemlidir, yeni imkanlar yaratacaktır.
3 – Avrasya’da, özelde de Afganistan- Mısır-Ukrayna üçgeninde 20 yıldır süren ve muhtemelen daha bir o kadar devam edecek olan kanlı postmodern savaşta değişim-dönüşüm kaçınılmaz olarak kendini dayatacaktır. Bütün mesele bu değişim dönüşümde emperyal merkezlerin parmak izlerini (rollerini) azaltacak olan halkların bağımsızlıkçı, devrimci, sosyalist dinamiklerinin belirleyici olabilmeleridir.
Kürdistan özelinde ise komünistlerin sürece uygun strateji ve taktikler üretebilmesi ve hayata dokunabilecek örgüt/örgütlenme yaratabilme görev ve sorumlulukları tarihi önem taşmaktadır. 18.08.2016
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.06.2019
7.02.2019
18.03.2019
4.02.2019
28.01.2019
9.02.2019
7.01.2018
26.10.2018
28.09.2018