Taha Akyol
Ceza Hukuku Profesörü İzzet Özgenç, Taha Akyol’a konuştu.
Nisan ayında CB Yüksek İstişare Kurulu üyelerine yaptığınız çağrıda “Ülkemizde hukukun dışına çıkılma yönünde hızlı bir süreç yaşanmaktadır” dediniz. Nasıl bir süreç bu?
Sorunuzu şöyle bir örnekten hareketle cevaplandırmaya çalışayım.
Anayasa Mahkemesi, tutukluluk hali ile bağlantılı olarak yaptığı bireysel başvuru üzerine, başvurucunun basın özgürlüğü çerçevesinde konuyu ele alarak değerlendirme yaptı ve hak ihlali kararı verdi. Ancak vak’a (ilk derece) mahkemesinde başvurucu ile ilgili olarak görülmekte olan davada isnat konusu, 15 Temmuz 2016 tarihli ‘darbeye teşebbüs suçuna iştirak’ti ve bu davada Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını da bu yönde vermişti.
Bu bireysel başvuru kararı ile ilgili sorun şuydu: “Darbeye“ teşebbüs suçuna iştirak iddiasıyla açılan dava devam ederken uzun süren tutukluluk sebebiyle yapılan bireysel başvuruda, ilk derece mahkemesi henüz hükmünü vermeden, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurucunun fiilinin basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir fiil olduğu gerekçesiyle verdiği hak ihlali kararı, amacını aşan bir karar olmuştur ve ilk derece mahkemesinin hüküm duruşmasına günler kala verilen bu kararda yetki sınırları aşılmıştır.
Oysa darbeye teşebbüs suçuna iştirakin tartışıldığı bir olay bağlamında basın özgürlüğünden söz edilemez; keza, basın özgürlüğünün kullanıldığı bir durumda darbeye teşebbüs suçuna iştirakten söz edilemez.
Eleştiri konusu yapsak bile, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen, bireysel başvurucu sanığın bu karara istinaden tutukluluk halinin sonlandırılmasına yönelik talebinin ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmesi, ayrı bir hukuka aykırılık oluşturmuştur.
Bu suretle ortaya şu manzara çıkmıştır. “Anayasa Mahkemesi’nin kararları … yasama, yürütme ve yargı organlarını … bağlar” (m. 153, f. 6) şeklindeki Anayasa hükmüne rağmen, adliye mahkemeleri Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını dinlemeyen, adeta Anayasa Mahkemesi’ne “başkaldırı”, “isyan” mahiyetinde kararlar verme cesaretini göstermeye başlamıştır.
Bu gidişin, doğru bir gidiş olmadığı ortadadır.
HAKİM ENDİŞE EDERSE
Orduda darbeciler, yargıda FETÖ’cüler ayıklandı, yargılanıyorlar. Niye hâla “hukukun dışına çıkma” sürecindeyiz?
Bir hakimin hukuk zemininde ve vicdanının sesini dinleyerek karar verebilmesi için, verdiği karar dolayısıyla başına herhangi bir iş geleceği konusunda endişesinin olmaması gerekir.
Keza, hakim karar verirken, şahsıyla ilgili olarak herhangi bir beklenti içinde olmamalıdır.
Bu iki koşulun da mevzuatımız ve özellikle hukuk uygulamamız bakımından gerçekleşmediği ortadadır. Bu koşullar gerçekleşmediği için, özellikle siyasetin ilgi alanına giren, duyarlı olduğu konularda, çok rahat hukuk dışına çıkılarak karar verilebilmektedir.
Bu konuda pek çok örnek verilebilir. Ancak, bu açıklamalarım dolayısıyla spekülatif değerlendirmelere maruz kalmak endişesiyle, örnek vermekten sarfınazar edilmiştir.
KEYFİ SORUŞTURMALAR
Soruşturma bile açılmaması gereken durumlarda tutuklama yapıldığını söylüyorsunuz. Bu kanunları sizler yazmadınız mı?
Sorun, kanuni düzenleme sorunu değil, salt uygulama sorunudur. Bir soruşturma düşünün, hakkında soruşturma yapılan, TBMM’de Bütçe ve Plan Komisyon Başkanlığı görevi ifa etmiş eski bir milletvekili olan kişi, 26 Ocak … tarihinde gözaltına alınır; suçun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği gerekçesiyle, dört gün süreyle gözaltında tutulur; ancak, tutuklamaya sevk edilmeden serbest bırakılır. Aynı kişi yine aynı soruşturma çerçevesinde bir ay içinde, 26 Şubat … tarihinde tekrar gözaltına alınır; yine suçun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği gerekçesiyle, dört gün süreyle gözaltında tutulur; bu defa da tutuklamaya sevk edilmeden serbest bırakılır. Bu soruşturma sonucunda kişiyle ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı hakkında bu hukuk dışı iş ve işlemleri dolayısıyla hiçbir işlem yapılmaz.
Bu kararla, esasında bir cezalandırma yöntemine, aracına dönüştürülen soruşturmadan kurtulan kişi, buna da “şükrederek”, Devletten herhangi bir talepte bulunma yoluna gitmez.
HAKİMLERE BASKI
HSK, normal atama kararnameleri dışında birdenbire hakimleri baktıkları dosyadan uzaklaştırıyor, başka illere sürüyor. Normal mi bu?
Hakim güvencesinin mevzuat temeli yürürlükten kaldırılınca, bir hakim, verdiği karar nedeniyle, hukuken sorunlu olup olmadığına bakılmaksızın, sadece siyasetin duyarlılığı ile bağdaşmadığı için, hemen yer değiştirme işlemine tabi tutulabilmektedir. Hakimlerle ilgili yer değiştirme işleminin kolaylaştırılması, hakimden istenen kararın alınmasının yolunu açmış bulunmaktadır. Yer değiştirme işlemine tabi tutulma endişesi, hakimleri, siyasetin beklentileri doğrultusunda karar vermeye itmektedir.
Vicdanının sesini dinleyerek karar vermekten uzaklaştırılan hakim, karakter olarak rahatlıkla satın alınabilir bir kişilik kazanmaktadır. Bu da toplumda yargıya olan güveni sarsmaktadır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu, ülkede “yargı siyaseti” belirleme mercii değildir. Yani bu Kurul, sahip bulunduğu yetkileri kullanırken, hakimlerin ne yönde karar vereceklerini belirlemeye çalışmamalıdır.
İNFAZ KANUNU
İnfaz Kanunu’ndaki vahim hukuksuzluklara karşı siz ve akademisyen hukukçular mücadele verdiniz. Yetkililere anlatmadınız mı? Olduğu gibi çıktı.
Türk ceza infaz sistemindeki sorunlara ilişkin tespit ve önerilerimiz, bu alanda yaptığımız bilimsel çalışmalarda ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.
14 Nisan itibarıyla, 70 bin civarında hükümlü, devletin gözetim ve denetimi olmaksızın, infaz kurumlarından salıverildi. Bu hükümlülerden bugüne kadar kaç kişinin yeniden suça karıştığı için tekrar infaz kurumuna geri döndüğüne dair bir bilgiye sahip değiliz. Adalet Bakanlığı, bu bilgileri kamu ile paylaşmamaktadır. Bu hükümlülerin en geç 30 Kasım günü sonuna kadar ceza infaz kurumlarına dönmesi gerekmektedir. Bu hükümlülerin bu tarihe kadar ceza infaz kurumlarına kendiliğinden dönüşünü beklemek, gerçeklikle bağdaşmaz. Bu hükümlülerin kamu gücü kullanılarak yakalanıp ceza infaz kurumlarına dönüşünü sağlama bakımından da fiili imkansızlık mevcuttur. Bu hükümlülerden tekrar suça karışmayanların “izinli”lik durumlarının devamına imkan veren bir kanuni düzenleme yapılması, kaçınılmaz görünmektedir. Bu düzenlemenin gündeme gelmesi, infaz kurumlarında birikmeye devam eden ve yine kapasite sınırlarını aşan hükümlülerle ilgili olarak da bir çözüm arayışı içine girilmesini tetikleyecektir. Sorun, bir infaz sistemi sorunu olarak ele alınıp, bilimsel esaslara uyularak çözümler üretilemeyince, bürokrasinin ürettiği kısa süreli, günü kurtarmaya yönelik “çözümler” ile yetinilmektedir.
Şöyle bir örnekle konuya açıklık getirmek isterim: Koşullu salıverilme ile ilgili bir kanun değişikliği çalışması öncesinde, yıllar itibarıyla kaç hükümlünün koşullu salıverilmeden yararlandırılarak toplumsal ortama döndürüldüğü, bu hükümlülerden ne kadarının tekrar suça karıştığı için tutuklu veya hükümlü olarak infaz kurumuna geri döndüğü hususlarında bilgilere ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bilgiler ortaya konulmadan, sadece infaz kurumlarında bulunan toplam hükümlü ve tutuklu sayısından hareketle koşullu salıverme alanında yapılacak kanuni düzenlemelerin toplum yararına efektif bir sonuç vermesi beklenemez.
ÇOKLU BARO SORUNU
Yazar arkadaşımız Elif Çakır’a açıklamanızda ‘AYM her zaman hukuk hassasiyetiyle hareket etmiyor, siyasi mülahazalarla verdiği kararlar olmuştur’ diyorsunuz. Açar mısınız?
Gerekçesini henüz görme imkanımız olmadı. Fakat rahatlıkla ifade edebilirim ki, Anayasa Mahkemesinin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan barolarla ilgili paralel örgütlenmeye izin veren kanuni düzenlemeyi Anayasaya “uygun” bulmasını, hukuken izah etmek güçtür.
Kamu kurunu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yönetim ve denetim organlarını oluşturacak kişilerin belirlenmesine yönelik seçim sisteminin sorunlu olduğunu belirtmek gerekir. Bu seçim sistemi sebebiyle, aynı siyasi çizgideki bir meslektaş grubu, kendi meslek kuruluşunun yönetim ve denetimini eline geçirebilmekte ve bu kuruluşu kendi siyasi görüşleri doğrultusunda bir araç olarak kullanabilmektedir.
Bu sorunun çözümü, nispi temsil sistemiyle mümkün iken, aynı meslek alanında paralel örgütlenmelere izin veren düzenleme yapılmasının, meslek mensupları arasındaki ayrışmayı ve kutuplaşmayı körükleyeceğinin, Anayasa Mahkemesi üyelerinin de farkında olduğunu düşünüyorum.
BERBEROĞLU DAVASI
Tutuklamalarda, mahkumiyetlerde böyle “siyasi mülahazalar” olmuyor mu? Siyasetin böylesine etkili olması normal mi?
Kadri Enis Berberoğlu yargılama sürecinde özellikle milletvekilliği dokunulmazlığı bağlamında verilen kararlar ve yapılan uygulamalar, bu konuda bize yeterli mesajlar vermektedir. Hemen belirteyim ki, adı geçen kişiye isnat edilen fiilin suç oluşturup oluşturmadığı konusu, münhasıran görevli mahkemelerin takdirinde olan bir husustur. Burada bizim sorun gördüğümüz husus, adı geçen kişi hakkında ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün, bu kişinin yeniden milletvekili seçilmesine ve buna bağlı olarak tekrar dokunulmazlıktan yararlanması gerekmesine rağmen, dokunulmazlığı kaldırılmadan Yargıtay tarafından onanmış olması ve mahkum olduğu ceza miktar itibarıyla milletvekilliği yapmasına engel olmasına rağmen, iki yıl kadar bir süre milletvekili sıfatını taşıyarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına katılmasına müsaade edildikten sonra milletvekilliğinin düşürülmesidir.
Bu olay bağlamında bugün yaşadığımız sorun, siyasetin açık veya kapalı müdahalesiyle bir devlet krizine dönüşmüştür.
HSK NE YAPIYOR?
İlk derece mahkemeleri AYM kararları için “yerindelik niteliğinde” diyerek uymama kararı alabilir mi? Bizde niye böyle kararlar alıyorlar?
Anayasa Mahkemesi’nin daha önce bir bireysel başvuru bağlamında verdiği hak ihlali kararının gereğini yerine getirmeyen ağır ceza mahkemesinin başkanı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından adli ve idari soruşturma yapılması beklenirken, bu kişinin malum Kurul tarafından Yargıtay Üyesi seçilmesi, yukarıda ikinci sorunun cevabı bağlamında sözünü ettiğim beklentiyi yükseltmiştir.
Bu beklenti günümüze özgü bir durum değildir. İkinci sorunun cevabındaki ihtiyatıma rağmen, 1990’lı yıllardan bir örnek vermek isterim. Türkiye İş Bankası’nın hisselerinin bir kısmının mülkiyeti bir siyasi partiye aittir. Bu bankanın ve önemli ekonomik büyüklüklere sahip çok sayıda iştiraki olan şirketlerin yönetiminde bu siyasi sartinin etkinliği ve bu durumun ilgili siyasi partiye sağladığı avantaj, göz ardı edilemez. Oysa bu durum, Anayasaya (m. 69, f. 2) ve demokratik ilkelere aykırıdır. Bu Siyasi Partinin sahip bulunduğu hisseler kamu malına dönüştürülmesine rağmen, 1990’lı yıllarda Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan bir davada Mahkeme bu hisselerin davacı Siyasi Partiye iadesine karar vermiştir. Bu kararı veren hakim, bilahare, emekliye ayrıldıktan sonra, bu siyasi parti kontenjanından Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanmıştır.
Farklı bir konu olmakla birlikte belirteyim ki, başka siyasi partiler tarafından politik malzeme olarak kullanılmasının önüne geçmek amacıyla ve daha da önemlisi, Anayasa’ya ve demokratik ilkelere uygunluk uğruna, ilgili siyasi partinin bu banka hisselerini, bu hisselere tekabül eden temettünün VASİYETNAME’de belirtilen alanlarda kullanılması koşuluyla, kamuya bağışlaması, önemli bir siyasi erdemlilik göstergesi olur.
Sizin “Suç Örgütleri” kitabımız 13 baskı yaptı. Örgüt suçlamalarındaki en ciddi hukuki sorun nedir? Örgütten müebbet hapis veriliyor, Yargıtay beraat ettiriyor!
Hukuk sistemimiz bakımından yegane sorun, bir uygulama sorunudur, hakim ve Cumhuriyet savcısı kalitesi sorunudur.
CUMHURBAŞKANI’NIN ROLÜ
Düzeltmeye nereden başlamalı?
Sonuç olarak ifade etmem gerekir ki, özellikle yürütme organının başı olarak Sayın Cumhurbaşkanı tarafından topluma devlet işlerinde ve özellikle yargılama süreçlerinde hukukun icaplarına uygun hareket edilmesi gerektiği yönünde SAMİMİ bir mesajın verilmesi halinde, toplumdaki atmosfer hemen değişecek, insanlar geleceğe umutla bakacaklardır.
Yazarlar
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.02.2026
14.02.2026
11.02.2026
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
3.02.2026
1.02.2026
30.01.2026