Ümit KIVANÇ
AÇIKLAMA: Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’nda öldürülmesine dair bildiklerimizi toparlamaya, sınıflamaya, bağlantılar kurup sorular ve sonuçlar çıkarmaya çalıştığım diziyi, dört bölüm yayımlandıktan sonra durdurma gereğini hissettim. Çünkü Suudiler olaya dair geliştirdikleri hikâyeyi boyuna değiştiriyorlar, “adının açıklanmasını istemeyen Türk yetkili”ler mütemadiyen yeni ayrıntıları piyasaya sürerek el artırıyor, bu gıdım gıdım koklatma politikasıyla Riyad’ı sıkıştırma faaliyetinin kendi açısından istenmeyen yerlere varabileceğinden endişe eden Washington kaçak güreşiyor, ne yapacaksa alttan alta yapmaya bakıyor, bu arada biz de üç devlet arasındaki pazarlıkları veya bunlar esnasında ortaya dökülen somut ayrıntıları öğrenemiyorduk.
Bugün geldiğimiz noktada daha bir güvenle dile getirebileceğimiz olgular ve sorabileceğimiz sorular var:
- Cemal Kaşıkçı’nın “planlı cinayet”e kurban gittiğini Suudiler de kabul ediyor. Riyad’ın çabası artık, daha fazla ayrıntının ortaya dökülmesini önlemeye ve suçlanıp yargılanacak olanları mümkün olduğu kadar alt seviyede tutmaya yönelik.
- Cinayet emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın (MbS) verdiğinde hemen herkes hemfikir. Devletler arası pazarlığın en önemli başlığı bu olmalı: MbS’nin yırtması, fakat bunun uluslararası kamuoyunda infial, önemsenmesi gereken kimi devletlerde tepki yaratmadan yapılması nasıl sağlanacak?
- Ankara’nın cinayeti baştan sona izlediği/dinlediği artık yaygın kanı. Cinayetin ne kadar öncesinden ne kadar sonrasına kadar, bu belirsiz.
- Bu izleme/dinleme faaliyeti, “cinayet önlenebilir miydi?” sorusu bir kenara itilse bile -ki, itilemeyebilir-, Banu Güven’in Deutsche Welle sitesindeki yazısında kullandığı ifadeyle “gayri diplomatik yollarla edinilmiş olması muhtemel” bu kayıtlar Ankara’nın başını derde sokabilir. Gerçi diplomatlar âleminde artık anlaşılan “canım, kim kimi dinlemiyor ki!” gevşekliği hüküm sürüyor, yine de yasa-kural-dışı dinleme kayıtlarının ortalara dökülmesi ve bu durumun gayet normal karşılanması, dünya çapında yeni bir rezillik aşaması olur. Böyle olursa, yurtdışında yaşayan bir eski Suudi diplomatın sözüne daha büyük önem vermek gerekecek: “Cemal Kaşıkçı’yla beraber dünya düzeni de öldü,” demişti adam.
- Ankara’nın başına iş açabilecek ikinci konu, cinayeti anbean izleyen “Türk yetkili”lerin, infaz-temizlik timinin elini kolunu sallaya sallaya geliş gidişi ile ifadesine başvurulabilecek en kritik şahıs olan başkonsolosun 16 Ekim günü 17:00’de kalkan tarifeli uçakla gidişini izlemekle yetinmiş, tepkisiz kalmış oluşları. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Dokunulmazlığı var, engel olamazdık,” dedi, ama elbette olay böyle basit değil. Cinayetin niye önlenmediğinden katillerin niye alıkonmadığına, cevabı pek kolay olmayan sorular var.
- Washington, Ankara’nın gıdım gıdım sızdırma politikasıyla Riyad’ı sıkıştırmakta olduğu köşeye yastıklar falan koymaya çabalıyor. Bu işten Suudilerin perperişan çıkmaması, ABD için öncelikli. Suudilerin bir ara ortaya attığı “yanlışlıkla öldürüldü” senaryosunun sunumunu da bizzat ABD Başkanı yapmış, Trump, “Kimbilir,” demişti, “belki serseri katiller öldürdü Kaşıkçı’yı.” Fakat bu senaryo Suudilerin o ana kadar söylediklerini yalanlıyordu: Kaşıkçı içeride öldürüldüğüne göre, hiçbir zaman konsolosluktan çıkmamıştı.
- ABD başkanının da her dediği öncekini yalanlıyor. Başta: “Bana ne, Kaşıkçı ABD vatandaşı değil, Suudiler de sıkı dostum; silahımı satarım, paramı alırım.” Az sonra: “Sahiden öldürdülerse ciddî sonuçları olur.” Biraz ileride: “Kimbilir, belki serseri katiller öldürdü adamı.” Nihayet: “Yalan söylendi, kandırmaca var!”
- ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Ankara ziyaretinde mâlûm ses kayıtlarını dinleyip dinlemediği üzerine spekülasyon yapıldı. Çünkü dinlemiş olsa ABD’nin Suudilerle hâlihazırdaki ilişkiyi aynen sürdürmesi zora girerdi. Dinlese bunun da sızacağından şüphesi olmadığını tahmin edebileceğimiz Pompeo bu kaydı muhtemelen dinlemedi. Belki maiyetindekilerden bir tecrübeli istihbaratçı dinledi, belki kimse dinlemedi.
- Donald Trump’ın, Pompeo’nun dönüşünden hemen sonra CIA Başkanı Gina Haspel’ı Ankara’ya göndermesi, ABD yönetiminin Kaşıkçı cinayeti politikasının aslî özelliklerine uygundu: ne yapılacaksa alttan alta yürütülmesi, işlerin dışişleri bakanları gibi, basının elinin kolaylıkla ve rutin olarak uzanabildiği, üstelik tâbi olduğu prosedürler icabı elindeki bilgilerin mahiyetine göre, tepkisiz kalamayacak, hesap verme mecburiyeti daha fazla ve daha belirgin yürütme unsurları bünyesinde görülmemesi, gizli kapalı temas ve adımlara imkân veren istihbaratçılar ilişkisi üzerinden yürüme; böylece Suudilerin itibarını kurtarmaya yönelik hamlelerin karanlıkta hazırlanıp aydınlıkta pazarlanabilmesi.
- Ancak Haspel’ın gönderilmesi aynı zamanda Washington’ın Türkiye’nin elindeki delillere güvenip güvenemeyeceğini anlamak istediğini gösteriyordu. Öyle anlaşılıyor ki, Haspel gelene kadar bu kayıtları birileri izledi/dinlediyse, bunlar kimlikleri ve konumları-görevleri kamu nezdinde açık kimseler değillerdi.
- Haspel’ın gelişi, öyle görünüyor ki, ABD ile Türkiye arasındaki taviz-pazarlık tartışmasını anlamlı bir yere vardırdı. Zira Ankara, hattâ bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında Kaşıkçı cinayetiyle ilgili “çıplak gerçekleri” açıklayacağı yolundaki vaadiyle dünyayı ayağa kaldırmıştı. 23 Ekim günü herkes nefesini tuttu, bu açıklamaları bekledi. Ancak Erdoğan cinayetle ilgili somut ayrıntılar, deliller sunmadı, işin herkesçe asıl merak edilen kısmına hiç değinmedi.
- Buna karşılık, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin bundan böyle, en azından görünür vade için, topraklarında başka devlet tarafından cinayet işlenmiş devlet ile başka devletin topraklarında cinayet işleyen devlet kimlikleriyle sürdürüleceğini ilan etti. Hiç adını anmayarak MbS’yi cinayetten sorumlu tuttuğunu imâ etti. Yine de bilgi sızdırarak köşeye sıkıştırma politikasında ihtiyat ve tasarruf “moduna” geçileceğini gösterdi.
- Bu politika, zaten, diplomatik düzlemdeki temaslara ayarlıydı. Maksada üst düzey diplomasiyle ulaşılabileceği izlenimi doğduğunda ifşaat kesiliyordu. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz 14 Ekim akşamı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp ortak çalışma grubu teklifinin kabul edilmesinden ötürü teşekkür ettiğinde böyle olmuştu meselâ.
- Suudi Arabistan Başsavcısı Suud el-Mucib’in İstanbul’a gelip, Türk savcıların sorduğu hiçbir şeye cevap vermeyip, Türkiye’nin elindeki bilgileri öğrenmeye çalışıp geri dönmesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın derhal “Kaşıkçı boğularak öldürüldü, cesedi parçalanarak yok edildi” açıklaması yapması da aynı tahterevallinin sonraki hareketi.
- İddiaya göre, CIA direktörü Gina Haspel’ın ziyaretinin iki önemli sonucu olmuştu: İlki, mâlûm kayıtların ABD’li bir yetkiliye dinletilmiş olması. Böylece bu kirli fasıl resmî-diplomatik düzeye bulaştırılmamış, meselâ dışişleri bakanı bunları dinlemiş olmanın gereklerinden esirgenmiş, buna karşılık, Ankara’nın elindeki kozun gücünü Washington’ın tanıması sağlanmıştı. İkincisi, Haspel, Riyad’ı sıkıştırmanın sınırları konusunda Ankara’yı uyarmış, belki hizaya getirmişti. Bunun için yolsuzluk ifşası şantajını kullandığı bile ileri sürüldü. Haspel ikna için hangi aracı kullandı, bilemiyoruz, ancak bu ziyaretten sonra gıdım gıdım sızdırma politikasında bir gevşeme, ifşaat hızında yavaşlama, hattâ genel olarak duraklama meydana geldiği aşikâr.
- Gelinen aşamada, cinayetle doğrudan ilişkili iki, onlarla doğrudan ilişkili bir devletin, oluşturdukları itişme-çekişme-pazarlık ortamında, muhalif bir gazetecinin konsoloslukta hunharca öldürülmüş oluşunu kenara iterek, sanki yalnız bir diplomasi kazasıyla karşı karşıyaymışız gibi davrandıkları, pek rahatsız edici bir durumdayız.
- Varılmış gibi görünen uzlaşmayı dağıtabilecek, taşları yerinden oynatabilecek gelişme, Kaşıkçı’nın cansız bedeninin bulunması. Cesedin nerede bulunacağından da önemlisi, ne halde bulunacağı. Eğer bütün halinde bulunursa Ankara’nın başından beri ortaya sürdüğü her şey şüpheli, tartışmalı hale gelecek. Parçalanmış olarak bulunur veya bulunan kısmından böyle bir durum anlaşılırsa, Suudilerin zaten sıfıra inmiş itibarı, dolayısıyla bu konudaki pazarlık gücü öyle bir hale düşecek ki, yönetim katında önemli değişiklikler yapmaksızın yeniden kaale alınır bir siyasî bünye konumuna geçmeleri kolay olmayacak.* * *
Başladığım işi yarım bırakmamak ve olayın ayrıntılarını merak edenlere hizmet maksadıyla, dört bölümlük diziye katılabilecek bazı olguları sıralayacağım. Bir kenarda bulunsunlar, neme lazım.
- Cinayetten bu yana tanık olduğumuz en büyük yüzsüzlük, herhalde, Riyad henüz inkâr aşamasındayken Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun Twitter hesabından yapılan, “Suudi Arabistan’ın, nerede olursa olsun vatandaşlarının güvenliği ve selametini önemsediğini” iddia eden açıklamaydı.
- Cemal Kaşıkçı’nın öldürülüşüne ilişkin ses kayıtlarının bizzat Kaşıkçı’nın kolundaki “akıllı saat” ile yapıldığı ve buna eşlenen akıllı telefonla buluta yüklendiği yollu teori, ortaya atıldıktan kısa süre sonra paramparça edildi. Burada dikkati çeken, Sabah’ın sunduğu teoriyi TRT World’ün geçersiz ilan etmesiydi. İktidar propaganda aygıtındaki bu ayrışmanın gerisinde yatanı haliyle bilemiyoruz. • Ankara bu kayıtlarla kendisini öylesine bağladı ki, üç devlet bugün için Kaşıkçı cinayetini gündemden çıkarmayı başarsalar bile dönülüp dönülüp bunlarla uğraşılacak. “Türk yetkililer”in kayıtlara dayanak sızdırdığı ayrıntılar zihinlerden uzun yıllar silinecek gibi değil.
- Ankara’nın dünyaya sunduğu olay anlatısı şöyle: Cemal Kaşıkçı başkonsolosluğa girdiğinde, infaz timi kendisini bekliyordu. Gelir gelmez üzerine çullanmışlar, işkence yapmışlardı. “Sorgulayıp kaçıracaktık” falan hikâyeydi. Kaşıkçı’nın parmaklarını kesmişler, onu ilaçla bayıltmışlar, kafasını gövdesinden ayırmışlar, gövdeyi parçalamışlardı. (Kaşıkçı’nın bayılmasıyla birlikte “alt kattan duyulan çığlıkların kesildiği” gibi bir ayrıntı, haberlerin arasında usulca dolandı, ses kaydının kaynağına dair ipucu olabileceği halde üzerinde durulmadı.)
- Saldırıp dövmeye başladıklarında Kaşıkçı başkonsolosun odasındaydı. Ses kaydından, başkonsolos Muhammed el-Uteybi’nin, “Bu işi dışarıda yapın, başıma iş açacaksınız,” dediği anlaşılıyordu. İnfaz timinden biri ona, “Arabistan’a döndüğünde yaşamak istiyorsan kapa çeneni!” karşılığını vermişti. Yine de Kaşıkçı’yı yan odaya sürüklemişlerdi. Adlî tıpçı Salah el-Tübeygi, kemik testeresiyle orada çalışmıştı. Cesedi parçalarken kulaklık takıp müzik dinlemiş, odadaki öbürlerine, “siz de böyle yapın” demişti.
- ABD başkanının çelişik açıklamaları ve Ankara’nın dehşet hikâyesinin ardından, Suudilerin cinayetten bu yana söyledikleri yalanları da peşpeşe sıralayarak bitireyim:
“Söylentiyi” duyduk, Kaşıkçı’nın başına ne geldiğini bilmiyoruz ve kaygılanıyoruz. Konsolosluğa girdikten “birkaç dakika veya bir saat sonra” binadan çıkmış. Tam bilmiyorum. (MbS)
Türk yetkililerle işbirliği yaparak, konsolosluktan çıktıktan sonra Kaşıkçı’nın başına ne geldiğini aydınlatacağız.
İçeride öldürüldüğü iddiaları tamamen mesnetsiz.
Kaşıkçı’yı öldürmek üzere ekip gönderildiği haberi yalan. İnfaz timi diye gösterilenler “ülkelerine dönen normal Suudi turistler”.
(Kral Erdoğan’a telefon eder ve en güvenilir üst düzey temsilcisini gönderir:) Ortak çalışma grubu kurulmasından çok memnunuz, teşekkür ediyoruz.
Cemal Kaşıkçı içeride öldü. Yumruklu kavgada. Münakaşa çıkmış, kavgaya dönüşmüş, arbedede ölmüş.
Zaptedilmek istenirken boğazı sıkılınca (kafakol) ölmüş. Yaşı da var tabiî… Sorumluları tutukladık.
Ceset nerede? Bilmiyoruz. Nasıl öldü, onu da bilmiyoruz.
Planlı cinayetle öldürüldü, sorumluları yargılayacağız.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları



































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024