Ümit KIVANÇ
Donald Trump’ın, yemin törenindeki kalabalığa dair yalan söyleyerek başkanlık koltuğuna oturduğu günden beri dağınık, disiplinsiz, çok başlı görüntü veren ABD siyasî sistemi, bu haliyle zaten başlıbaşına global ölçekli istikrarsızlık kaynağı. Üstüne üstlük, kısa vadeli politikaları ve eylemleriyle dünyayı güvensizleştiriyor. Kasım Süleymani’nin alenî bir suikastla öldürülmesi ve eylemin, büyük güç pervâsızlığının yanısıra Trump şımarıklığıyla üstlenilmesi, şüphesiz gelinen aşamada korunabildiği, yaşatılabildiği kadarıyla insan uygarlığına vurulmuş, tahrip edici, geriletici darbe. Süleymani İran için yalnız siyasî-askerî düzeyde operasyonel bakımdan hayatî bir karar verici değil, simgeselleşmiş, destansı kişilik haline gelmiş bir kamusal figür. Korku salmayı varoluşlarının parçası bellemiş komutanların, kalabalık apoletlerle bezeli omuzlarını titrete titrete televizyonlarda, milyonlarca izleyicinin karşısında ağlaması, dünya siyasetinde sık rastlanır hadiselerden değil. Sonrasına dair iyi şeyler söyleyebilen çıkmadı; çıkamaz. Fransa’nın, Avrupa ile ilişkilerinden sorumlu bakanı Amelie de Montchalin haklı; 3 Ocak sabahı gerçekten de “çok daha tehlikeli hale gelmiş bir dünyaya uyandık”.
Tehlikeyi yaratan nedir? Ve şimdi büyüten..?
Cevaba azıcık dolambaçlı yoldan yaklaşacağız.
Hukuk’u neden sevmedik?
Başta sosyalistler (olarak biz), dünyadaki sınıf hiyerarşisi düzenini yıkmayı, yeryüzünü daha adaletli, toplumsal hayatı daha eşitlikçi, insanları daha dayanışmacı yapmayı hayal etmiş ve bunun için mücadeleye girişmiş insanlar, galiba hayatî bir konuya tutması gereken belirleyici yeri vermedik ve büyük yanlış yaptık. Bahsettiğim konu, hukuk. Haklar, ama beri yandan sınırlar.
Bu yanlışa düşülmesi tabiîydi: Hukuk diye karşımızda duran yapı, egemenlerin kurallarını ve sınıf hiyerarşisini değişmez kılmaya hizmet ediyordu. Koruyucusu, egemenlerin içeriye yönelik silahlı gücü, polisti. Yasa karşısındaki eşitliğin zaten hiçbir zaman tam anlamıyla sağlanamayışı bir yana, şüphesiz yapay görünen bu eşitlik anlayışı, yasanın yok edemediği eşitsizlik temelinin örtülmesine ve inkârına da hizmet ediyordu. Bireylere özgürlük, dayanışmacı toplum hayatı, vazgeçilmez hedef olarak eşitlik isteyen herkesin herhangi bir yerde yürürlükteki hukuku şöyle bir süzünce, hukuk kurumuna ve kavramına kötü gözle bakmaması imkânsızdı. “İnsan hakları” kavramının ve yaklaşımının ortaya çıkıp kendini kabul ettirmesi bile geçerli hukuk sistemlerinin her yerinden taşan eşitsizlik kaynaklarını ve sigortalarını saklamaya yetmiyordu.
Özel olarak sosyalistler için, hukuk dendiğinde anlaşılan, “burjuva hukuku”ydu. Mücadelemizi ve hareketlerimizi kısıtlamak üzere bin türlü düzenekle donatılmış böyle bir mekanizmaya sempatiyle yaklaşmamız elbette beklenemezdi.
Oysa sevmesek de mecburduk
Ancak o mekanizmanın kendisi, bizzat bir dönüştürme uğraşının vazgeçilmez alanıydı ve ona günü geldiğinde kaldırılıp atılacak eski eşya muamelesi yapmak eşitlik mücadelesine çok şey kaybettirdi. Herkese eşit oy hakkının, grev hakkının, sendika hakkının, toplanma-gösteri yapma hakkının… ve başka birçok hakkın mevcut burjuva hukuk sistemlerinde kendine yer bulabilmesi için sokaklara dökülmüş, kurşunlara hedef olmuş, ömrünü zindanlarda geçirmiş, yalnız işsizlikle değil, toplum dışına sürülmekle, açlıkla terbiye edilmeye çalışılmış onca insanın elbette anlamlı ve isabetli uğraşları, yalnız aslına yer açmak için ortaya sürülen müsvedde muamelesi görmemeliydi. Haklar-hukuk alanındaki küçümseyici, ihmalkâr tavır da, şüphesiz, insan toplumunu ve dünyayı dönüştürme mücadelesinin birçok kusuru gibi, iktidarı ele geçirip her şeyi tepeden aşağı düzenlemeyi nihaî ve yagâne çözüm sayma yaklaşımının yan etkilerindendi. Oysa, evet, elbette yalnız burjuva hukukuna özgürlükçü, eşitlikçi katkılar yapılarak bütün bir toplum düzeni ve insanın varoluşuna dair bilinci dönüştürülemezdi, ancak “haklar” kavramının ilk sıraya, eşitlik fikrinin yanıbaşına oturtulmadığı yerde, “hedef” diye sayılıp dökülen her şey hayalden ibaret kalacak, eylem içeriğine dönüşemeyecekti.
“Haklar” kavramının yalnız zihinlerde değil de gerçek hayatta varolabilmesi, geçerli pratik ölçüt haline gelebilmesi, yön verici ilke konumunda, işler halde bulunması, özgürlük içinde eşitlik hedefine ilerleyebilmek için olmazsa olmaz. Sözkonusu hedef, asla her yönden eksiksiz ulaşılamayacak, ama kendisine doğru ilerlendikçe insanları özgürleştirecek, dayanışmalarını güçlendirecek bir ideal, bir ufuktur.
Bugünün egemenlerinin farkı
Bireysel özgürlükçü, toplumsal eşitlikçi bir toplu hayat için, haklar kavramının herkesçe kabul edilmiş, herkesin uyacağı kurallarla desteklenmesi gerektiği açık. En iyi örnek, trafik kuralları. Kırmızı ışıkta durmak, otoritenin buyruğuna uymak mıdır? Ya sağa-sola sapacağınızda sinyal vermek? Birlikte yaşamanın gereği midir? Hayır, bu lise münazarası konusu değil. Gayet derin tartışmanın seyirci çekmek için hazırlanmış oyuncaklı afişi.
Geldiğimiz medeniyet aşamasında, ortakça uyulacak kurallar olmaksızın birarada yaşamamız imkânsız. Nitekim kurallar var. Ancak kimisi ayrıcalıklıların avantajlı konumları veri alınarak hazırlanmış, kimisi bizzat bu konumları korumak için şekillendirilmiş. Onlarsız birarada yaşayamayacağımız, belki başka türlü şekillendirsek daha iyi olacak ama toptan vazgeçemeyeceklerimiz de var.
İnsan medeniyetinin şu aşamasında görüyoruz ki, bugünün ayrıcalıklıları, bir dönem öncesinin “burjuva hukuku”nu kıskançlıkla -ve çoğu zaman huşunetle- korumaya çalışan egemenlerinden tamamen farklı olarak, haklar-hukuk düzenine kendilerinin yararına katkılar yapmayı önemsemiyorlar. Bugünkü niyet, doğrudan haklar-hukuk kavramını ortadan kaldırmak.
Uluslararası ilişkiler âlemi bu konuda çıplak tecrübeler sunuyor. Türkiye’de üretilmiş, dünyaca ciddîye alınmaya değer yegâne mâmûl olan, ancak inanılırlığı bizzat üretici tarafından yok edilen “Dünya beşten büyüktür” sloganı, bir haksızlığa işaret ediyordu. Hukuk kurulmuştu, ancak güçlülerin çıkarına şekillendirilmişti. Düzeltilsin, eşitlikçi, hak gözetici hale gelsin isteniyordu. (Bu sloganla ortaya çıkan Türkiye’nin, mevcut iktidarıyla, kendinden güçsüz kimseyi takmadığını ve takmayacağını, eline fırsat geçse o beşi de bire indirmeye niyetli olduğunu ortaya koyan tavırları yüzünden sloganın umulan -ve hak ettiği- yankıyı yaratamayışı üzerinde burada durmayacağım.)
Hukuku savunmak tutuculuk mu?
Şimdi hızla sürüklendiğimiz durum ise, toptan hukuksuzluk. Bu durum, yani güçlünün kural tanımayışı, kendi kurallarını dayatışı ama bunları da işine geldiğinde değiştirebilmesi, dolayısıyla, gezegenimizdeki hayatın tekinsizlik ilkesinin yönetimine girmesi. Bu evrede, herkesin uyması gereken kuralların varlığını savunmak -ki, dosdoğru tutuculuk gibi gözüken bir tavır- medeniyeti savunmak haline geliyor. Aksi halde, kim güçlüyse onun keyfine göre yaşanacak. Her mahallenin pazusu kuvvetli kabadayılarının insafına kalınacak.
Ve böyle bir zorbalık ortamından kimse kendini tecrit edemeyecek, zaten -iklim meselesi yüzünden- hep birlikte bambaşka bir hayata geçilmezse bizi galaksinin ışıksız çöplüğüne tükürecek olan dünya gezegeninin kuytu köşesinde sakin ve huzurlu yaşam süremeyecek.
Geçen gün sabahın köründe ABD sadece Kasım Süleymani’yi vurmadı. Öncelikle kendi çıkarına işleyen bir uluslararası ilişkiler mekanizmasının, işine gelmediğinde orasından burasından delip yırttığı kaportasını çıkarıp attı, motoru sökmeye koyuldu. Kaportadan da motordan da başından beri hazzetmeyen rakiplerinin, onu yeni bir haklar düzeni oluşturmaya çağırmayacağını, aksine kendilerine yeni Uygur Türkleri ve yeni Kırım’lar aramaya yöneleceğini biliyoruz. Bizim buradaki mevcut iktidarımız da, muhtemelen dişine göre birilerini gözüne kestirip, hukuksuzluk-keyfîlik âlemine doğru koşuya öncülük edenlerden olacak.
Herkesin uyması gereken kuralların varlığını -“haklar” kavramından hareketle ve eşitlik-dayanışma hedeflerini gözeterek- talep etmek, hiç mi hiç devrimci bir tavır gibi gözükmüyor! Öyle. Öte yandan hukuksuzluk, güçsüzün soluk alıp verişinin bile muktedirin insafına kalmasıdır. Ortak kurallar talep etmek belki bu bakımdan bir direniş hattının çizilmeye başlanacağı yer olarak görülebilir. Çünkü bu, pekâlâ taraftar toplanabilecek bir talep. Belki bunu yapabilecek, hâlâ güvenilir ve inandırıcı siyasetçiler çıkarabilir insanlık, kendi içinden.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024