Ümit KIVANÇ
Kastamonu’nun AKP’li eski belediye başkanı Tahsin Babaş’ın “ekibinde” -deyim yerindeyse- “hayata atılan”, AKP genel başkan yardımcısı Hamza Dağ’ın danışmanı, özel kalemi olarak takdim edilen, sıfatı önce “AKP merkez büro çalışanlarından herhangi biri, canım”a, bilahare “eski AKP genel merkez çalışanı” seviyesine indirilen, nihayet, kimin nesi olduğuna dair en ufak bilginin bile haberlerden toz edilmesine özen gösterilen zorunlu magazin starı, azıcık izan-vicdan sahibi herkes kabul eder ki, “zamanımızın bir kahramanı”dır. Yedi sene içinde edindiği paraları “ezme” tarzıyla, ifadesinde, burnuna çektiği şeyin pudra şekeri olduğunu söyleyişiyle, hepimizin yüzüne baka baka bunu söyleyebilmesine rağmen, savcının kendini hepimize dahil saymayışı ve onu serbest bıraktırışıyla… Ayrıca arabada beraber takıldığı kankasının ihanetine uğrayışıyla. Bu faslı es geçemeyiz.
Zamanımızın Bir Kahramanı’nda Lermontov, baş karakteri Peçorin’in ağzından şu sözleri döker “defter”e: “Karşısına çıkan her şeyi yutan bu doymak bilmez açlığın içimde var olduğunu hissediyorum. İnsanların acılarına ve sevinçlerine ruhsal gücümü besleyen bir besin gibi yalnızca kendi açımdan bakıyorum. (…) Toplumda saygın bir yer edinme tutkumu yaşam koşulları yok etti, ama sonra bu duygum başka bir biçimde çıktı ortaya. Çünkü toplumda saygın yer edinme tutkusu iktidar tutkusundan başka bir şey değildir. En çok da çevremdeki insanların üzerinde egemenlik kurmaktan haz duyuyorum; beni sevmelerinden, bana sadık olmalarından, benden korkmalarını sağlamaktan. En büyük iktidar bunlar değil midir? (…) geçerli hiçbir hakkınız yokken birinin acısının veya sevincinin nedeni olmak... Gururumuzun en tatlı besini bu değil midir? Peki mutluluk nedir? Doymuş bir gururdur mutluluk. (…) Kötülük doğuruyor bu. İlk acı, başkalarına acı çektirmenin hazzını öğretiyor bize…” (M. Y. Lermontov, Zamanımızın Bir Kahramanı, çeviren: Ergin Altay, İletişim Yayınları, İstanbul 2020.)
İlk alenî falsosunda, sahibine halel gelmesin diye gözden çıkarılma eşiğine gelen, sonra muhtemelen günümüz hilebaz İslâmcılığının “yedirmeyiz” düstüru uyarınca çaktırmadan sahiplenilen, fakat, tekrar gözaltına alınmış oluşuna bakılırsa, kaderi henüz tam da belirlenmemiş keyif düşkünü genç adam acaba “kahraman” rolünün farkında mı? Tek başına bir ahlâkî-kültürel iflasın simgesi olamasa da, birşeylerin simgelerinden biri olarak tarihe geçecek. Dışı cafcaflı içi dandik eğlence yerlerinde yanına kadınlar alıp fotoğraflar çektirerek “gururunu besleyen” uyanık şüphesiz biricik değil. Bizzat iktidarın güya mütedeyyin kanadı içinden “bizde bunlardan çok var” sesleri yükseliyor. Sahiden, ne çok var o dar pantolonlardan, o ceketlerden. Muktedir siyasetçi yanında fotoğraf çektirirken takınılan o “ben oldum” pozuna ne sık rastlıyoruz.
Mevzuyu dallandırmadan, karambole gelmesinden endişe ettiğim şeyi şuraya, gözönüne bırakayım:
Bütün dikkatimizi potansiyel simge zamanımız kahramanına verirsek, cevabı zamanımızın başka kahramanlarına uzanan can alıcı soruyu arabanın arka koltuğunda unutabiliriz: Neden bu adama vurdu bu piyango? Arabada kokain çekerken, kumar oynarken yanıbaşında bulunan birileri görüntülerini çekti ve lüzum gördükleri anda bize sundular. Kimler? Niye?
Ayvatoğlu’nun pudra şekerli ifadesinde ileri sürdüğü üzre, basit bir yerel alacak-verecek meselesi yetti mi, cumhurbaşkanıyla, içişleri bakanıyla fotoğraflar çektirmiş birini rezil ederek riske girmeye? Apar topar yeniden gözaltına alınışına bakılırsa, lüks araba dindarlığıyla kokain milliyetçiliğinin koalisyonu manzarası bu defa sırf pişkinlikle üzerine yatılacak gibi değil. Yine hangi rüzgârlar ortalığı dağıtmakta, bizim erişemeyeceğimiz yüksek teraslarda?
Pişkinlik mecburiyeti
Şunu itiraf etmeliyim: Gelmiş geçmiş menfaatçı, üçkağıtçı sağcı politikacıların beceremediğini mal-mülk, dümen, tahakküm düşkünü günümüz muktedir siyasetçileri becerdi ve bu genç adam gibilerinin, olanca görmemişlikleri, hamlıkları, çiğlikleri, umursamazlıkları içerisinde yedikleri herzeleri vakayı âdiyeden saymaya bendenizi -muhtemelen başka pek çok insanı da- alıştırdı. “Zamanımız” siyasetçisinin utanmasızlıktan türeyen “millî değer”inin de ar duygumuzun üzerine balyoz gibi indirilmesini kanıksadık: pişkinlik. Akıl durduran, ruh üşüten, maneviyat bozan, insanı bütün bunlara -bırakın mâruz kalmayı- şahit olmaktan bile ölesiye utandıran, yaşadığına kahrettiren, toplumu bu defa da utanabilenler-utanmazlar olarak ikiye bölen o pişkinlik.
Bu defa olayın kahramanının pudra şekeri hoşluğuyla perdesi açılan pişkinlik gösterisi, onu yetiştirmiş büyüklerince bildik ihtişamına büründürülüyor. Onlar usta. Belediye başkanlığına oynayan yerel siyasetçinin seçim kampanyasında “Photoshop işleri” falan yapan gencin milyonluk arabalarla oynayan keyif ehli haline gelmesini sağlayabilenler bunlar. “Toplumda saygın yer edinme tutkusu” “yaşam koşulları”nca yok edilebilecek hırslı genç adamların gözünde “saygın yer”i “çevredeki insanlar üzerinde egemenlik kurma”yla özdeş kılan, onlara “gururun tatlı besini” olarak “iktidar”ı sunan takım elbiseli, kudretli adamlar.
Kürşat Ayvatoğlu isimli genç adam hakkında konuşurken asla unutmamalıyız ki, Ayvatoğlu’nun günümüzün ileri gelen muktedirleriyle fotoğrafları var. Kendisiyle yakın alâkası olmadığını iddia eden AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ ile, yakınlıklarının açıkça okunduğu görüntülerinin yanısıra, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dibine kadar sokulup, onları kendisiyle fotoğraf çektirmeye ikna edecek kadar bağlantısı, ilişkisi, hatırı, artık nesiyse ondan var. “Uyuşturucu satanın bacaklarını kırın!” gibi güzellikleriyle ünlü içişleri bakanının “lüks arabada kokain” skandalı kahramanıyla fotoğrafının bulunması, günümüz şartlarında utanılacak şey sayılmıyor. Haliyle.
Aksine, Zamanımızın Kürşat’ı yeniden gözaltına alınırken, kendisinin sadece zevkine kokainci olmadığı, uyuşturucu alıp sattığı ortaya sürülüyor ve bu “keşif”, bir iç güvenlik başarısı gibi sunuluyor. Oysa trafikte kendileri geçerken hepimizin yolu kesilen bütün o havalı ve takım elbiseli zevatın izah etmesi gereken büyük bir rezalet var ortada: Haydi yedi yılda onca parayla oynayacak konuma gelmesini temin eden ilişkilere dair söz söyleyemiyorsunuz diyelim, adam uyuşturucu alıp satıyordu ise, bunu sizlerle fotoğraflar çektirirken, o fotoğrafları göstererek iş bağlarken, ilişki kurarken, sizin yanınızda çalışırken yapıyordu. Arabadaki kankalarına güvenip tedbirsizlik etmeseydi, kankası onu harcamasaydı, bu “uyuşturucu satıcısı”nı yakalamış olacak mıydınız?
Ayvatoğlu’nun öyküsü, “Fırsatlar Ülkesi Türkiye” dizisinin ilk sezonu gibi. Yedi senede, kendisini tanıyan bir gazetecinin tâbiriyle “otellerde gazinolarda para ezecek” konuma gelen bir genç adamdan sözediyoruz. Ve bu adamın iktidar partisinin şimdilik bilemediğimiz birtakım işlerini yürütmüş, iktidarın en yüksek katlarına ulaşabilmiş oluşundan. Şimdi bize “suçluyu yakaladık!” havası basıyorlar! Üstelik adamı bir defa serbest bıraktıktan sonra! Meğer satıcı değil miymiş! Hoca da durur mu, yapıştırmış cevabı…
Riyanın böylesinin yalanla zehirlenmiş şu ortamımızda bile oda sıcaklığında varlığını sürdürmesi kolay değil. Arabadakilerden biri, kimbilir hangi niyetle, o görüntüleri sızdırmasa, yükselecek, yükselecek, belki milletvekili, belki bakan olacaktı bu adam sizin düzeninizde. Kuruyla suluyu karıştırıp ayarını erken bozmuş, ilerleyemedi.
Hâlâ “kültür” diyebilecek var mı?
Büyük kısmını keyif içerisinde geçirdiği anlaşılan yedi sene boyunca Zamanımızın Kürşat’ının neleri “grururuna besin” ettiğine bakınca, şu bitmek bilmeyen “kültür” tartışmasının Türk-İslâmcı için nasıl noktalanacağını görüyoruz: Köpük banyosunda. Ne diyordu Peçorin: “En çok da çevremdeki insanların üzerinde egemenlik kurmaktan haz duyuyorum; beni sevmelerinden, bana sadık olmalarından, benden korkmalarını sağlamaktan.”
Seni sevmiyorlardı, parayı bastırıyordun, kalçalarını elleyebiliyordun. Üzerlerinde egemenlik kuramıyordun, senin gibi yüzlerce dallama görmüş geçirmişlerdi. Sana sadık değillerdi, olmazlardı, şampanyayı söylüyordun, seninle fotoğraf çektiriyorlardı.
Sadece, belki senden korkabilirlerdi, çünkü sahiden korkabilecekleri insanlarla fotoğraflar çektirebiliyordun.
İsmiyle mahallenin yeniyetme Ülkücülerinde Altaylardan gelen yiğit beklentisi yaratan, her fotoğrafında başka ceketli, dar pantolonlu zamanımız kahramanı, bugün nasıl iflas simgesi olduğunu bilmiyorsa, para ezdiği yerlerdeki tuhaf kılıklı kadınlarla milyonluk arabalarını yıkattığı yoksulları gururuna tatlı besin yaparken de bir kültürel harabeden dışarı uzanmış zehirli bitki filizi olduğundan bîhaber dolaşıyordu.
Daha âlâ yerli-millî kültür yok. Bu kadar işte.
Türk-İslâmcı, bu memlekette sahiden kültür nâmına birşeyler üretenlerin üstesinden gelebilir. Kültür üreten insanları hapse atar, ezer, üretemez hale getirir, olmazsa kovar, öldürür, memleketin ruhunu kurutur -şu anda yapmaya çalıştığı gibi. Ama, işte, o lüks küvet mi jakuzi mi ne haltsa, oraya kurulmuş tedbirsiz uyanığın köpük banyosunda fotoğraf çektirip “paylaşma” sevdasıyla baş edemez. Paylaşma deyince: bu adam Ayasofya başimamıyla aynı iktidarı paylaşıyor. Kültüre baltayı indiriyorsun, açtığın çatlaktan içeri nur sızacağını iddia ediyorsun, halbuki boşluğu küvetten taşan köpükler dolduruveriyor. Zira bu Kürşat yoksa öbür Kürşat fanteziden ibaret, siyasî getirisi yok; arabada âlem, otelde para ezme, köpük banyosu yoksa sağcı parti teşkilatı yok, gururun tatlı besini iktidar yok. Kastamonu Belediyesi’nden Ankara tepelerine çakarlı jiple taşınabilen, sadece, başkalarına acı çektirmenin hazzı.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları


































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024