Berrin Sönmez
Kadın Bakanlığı'nın ilgasından bu yana AKP kadın politikası, kadının adını yönetim şemasından silmek üzerine gelişti. Öyle ki Kadın Bakanlığı yerine ihdas edilen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ismi bile sürekli olamadı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına dönüştürüldü. Aradaki temel fark, sosyal politikanın ayrılmaz parçası olan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün işlev ve işleyişini izleyerek görülebilir. Vaktiyle en aktif Genel Müdürlüklerinden birisiydi Bakanlığın. Sosyal hizmet kavramı, bakanlık isminde yer aldığından bu yana Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ismi var cismi yok denecek kadar âtıl hale getirildi. Laf ola beri gele misali uygulanmamak üzere hazırlanan beş yıllık Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı hazırlanırken akla gelir. Yine beş yıllık Kalkınma Planı hazırlanırken kadın bölümü için hareketlenir oldu. Özellikle bakanlığın ismi Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak değiştirilip iki bakanlık birleştirildiğinde genel müdürlük yeni bir işleve büründü. Bütün resmi metinlerden toplumsal cinsiyet kavramını silmek; eşitlik, cinsiyet eşitliği kavramlarının yerine adalet ve cinsiyet adaleti kavramlarını yazmak gibi ağır bir yük üstlendi. Ağır yük diyorum çünkü bu genel müdürlükte çalışanların pek çoğu toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesini önemseyen, kadının toplumsal statüsünü geliştirmek için çalışmaya hevesli insanlardı. Ancak sarı öküz misali toplumsal cinsiyet kavramını feda etmeyi kabullendiği andan itibaren Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü varoluşsal bir açmaza sürüklendi. Artık ismi var cismi yok, işlevsiz bir yapı halinde can çekişiyor. Ki, genel müdürlük isminin değişmesi de eli kulağında denilebilecek kadar yakındır sanırım. Zira Mahinur Özdemir’in bakan oluşuyla birlikte bakanlık çalışmalarında ‘kadının adı yok’ genel müdürlük isminde niye dursun deniliyordur muhtemelen.
Erdoğan, hukuku arkadan dolanan ayak oyunlarıyla 3’üncü kez Cumhurbaşkanı olup, kamu kaynaklarını, kamu gücünü sınırsızca kullanarak oluşturduğu adaletsiz seçim yarışını kazandığı bu dönemin son iktidarı olduğunu biliyor. Bu bilgiyle 2010 yılında dile getirdiği “kimse bana kadınla erkek eşittir dedirtemez” sözünü bu ülkenin toplumsal ve siyasal düzeni haline dönüştürmek için son şansı olarak kabul ediyor, bu yılı ve önümüzdeki yılları. Aile Bakanları da Erdoğan’ın planlarını zamanlama pratiği ile uyumlu çalışabilecek isimlerden seçildi yıllardır. Şimdi Mahinur Özdemir bakan ve bu durum KADEM’in dahi aile bakanları üzerindeki etki gücünün kırıldığı anlamına gelebilir. Ki yeni bakanın ayağının tozuyla, eski bakanların “cıss” olarak görüp ölçülü konuştukları bir konuda, nafaka karşıtı söylemi destekleyen sözleri pervasızca ağzına alabilmesi bu durumu işaret ediyordu.
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü kendi varoluş nedenini yok etmeyi kabul ettiğinde işlevini yitirmişti ya bunun gibi Aile Bakanı olan kadın politikacılar da kurguladıkları ve az sonra yazacağım Aile çalıştayları ile kendi varoluşsal açmazlarına ilerlediklerini bir gün anlarlar belki. Umarım bütün kadın politikacılar, kadınların hepsi çok geç olmadan, yakınlarda bir gün anlasınlar: Kadının adı yoksa sizlerin karar verici konumlarınıza ihtiyacın kalmayacağı günler yakındır.
Aile Çalıştayına gelmeden biraz da toplumsal cinsiyet kavramından söz etmek iyi olabilir. Aileyi yıktığı, toplumu cinsiyetsizleştirdiği, dış kaynaklı proje olduğu gibi safsatalarla korku nesnesine dönüştürülen toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi, iki boyutludur. İlki kadın erkek eşitliği anlamı taşır. Kadınların ve erkeklerin geleneksel cinsiyet rolleri ile oluşturulan eşitsiz konumlarının eşitliğe doğru evrilmesini amaçlar. Örneğin ‘kadın erkeğin elinin kiri’ gibi kalıp yargılarla kurulmuş eşitsizlik, ‘göster oğlum, ört kızım’ şeklindeki çocuk yetiştirme yöntemleriyle bastırılmış kadınlık ve kışkırtılmış erkeklik algısının hakim olduğu bir toplum düzeni yaratıyordu. En basitleştirilmiş haliyle toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi, kadını değersizleştirip erkeği üstün kılan bu yaklaşımların yaratılıştan/doğuştan gelmediğini kabul etmektir.
Kurgulanmış, öğretilmiş cinsiyet rollerinin geleneksel kalıp yargılarla nesilden nesile aktarılması, toplumsal ve siyasal düzenlerde görülen patrimonyal ilişkilerle mümkün oldu. Babadan ve dededen, geniş anlamıyla atadan kalma usullerle eşitsizlik bugün de sürdürülmek isteniyor. Ataerkinin kuruluşundan günümüze sürdürülen bu kadın erkek eşitsizliği anlayışı, bizim dinimiz de değildir kültürümüz de. Çünkü bütün inançlar ve kültürlerde, farklı coğrafyalarda aynı şekilde görülür. Eski çağların küreselliğidir kısacası. Modern zamanlarda insan haklarının gelişmesi ve yüzlerce yıl süren kadın eşitlik mücadelesiyle dünyanın her yerinde kabul ettirilen kadının insan hakları kavramı toplum düzenine egemen olduğunda kırılmaya başladı ataerkil cinsiyet rollerinin etkisi. Hukuk sistemlerine kadının insan hakları kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında girdi. Kağıt üzerinde kalan kadının insan haklarının gündelik yaşama yansıması için toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin yerleşik hale getirilmesi için de çok uzun ve zorlu mücadele halen sürüyor.
Kağıt üzerinde haklarımız var ancak hayatımızda bu hakları kullanmamızı önleyen engeller de var. Bu engellerin adı ataerkil cinsiyet rolleri. Ataerkil sistemin kurguladığı bu cinsiyet rollerinin doğal değil toplumsal olduğu bilinciyle doğumda ve ölümde eşitlik varsa yaşamda eşitlik kaçınılmazdır diyerek yıkmak gerekiyordu. Kısacası toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi toplum tarafından kurgulanan rollerle şekillendirilmiş cinsiyet rollerinin yarattığı eşitsizlik karşısında durmaktan ibaret. Allah’ın yarattığı ya da doğanın ürettiği değil ataların kurguladığı eşitsizlik karşısında eşitliği ana akım haline getirmektir, toplumsal cinsiyet eşitliği.
Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının iki boyutlu olduğu bilinir. Birisi kadın erkek eşitliği ise diğeri heteroseksist cinsiyet ilişkisinin tek tip cinsiyet ilişkisi kabulüne karşı çıkanların toplum hayatında eşit kabule erişmesi mücadelesidir. Kadın erkek cinsiyet kimlikleri standart cinsiyet kimlikleri değil, ortalama cinsiyet kimlikleri olarak kabul edilmeli. Örneğin insanı tanımlarken beş duyudan söz edilir. Ya da hareket kabiliyetini sağlayan organlardan söz edilir. İki ayak üzerinde yürüyen (Kur’anî, Arapça kavramla racul) gibi tanımlar gerçeğe aykırı değil ama gerçekliğin tümünü kapsamakta yetersizdir ve bu nedenle ortalama insan tanımıdır. İstisnaların sayılmayışı istisnaların yokluğu anlamına gelmez malum. Buna göre kadın-erkek cinsiyet kimlikleri ortalamadır ve ortalamanın istisnası olarak farklı cinsiyet kimlikleri ya da cinsel yönelimin, doğuştan veya yaratılıştan olmadığı anlamına gelmez. Fakat binlerce yıl boyunca patriarkal düzen kadınları ikincil konumda, eksik insan sayarken homoseksüelleri de köleleştirmişti. Kölelik yasaklandı, insanlık çağ atladı. Ancak eşcinsellere yönelik gizli kölelik hala sürüyor. Dolayısıyla erkek egemen sistemlerin ürettiği iki ezilmişlik, kadınlar ve LGBTİ+lar iki ezilen unsur olarak erkek egemenliğinin karşısında, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi içerisinde bir aradalar. Ataerkil erkekler tarafından cinsiyetçi politikayla ezilenlerin, aynı hukuki ve sosyolojik kavramla hak arayışı ve eşitlik mücadelesi yürütmesi son derece doğaldır.
Aile Çalıştayı ise Aile Bakanlığının, kadın ve LGBTİ+ karşıtı ataerkillerin sosyal mühendislik girişimine hizmet etme aracı olarak kurgulanmış durumda. Ataerkil sistemi sürdürecek politikaları yerli ve milli zannedenlerin ürettiği, hak gaspını meşrulaştırma amaçlı çalıştaylar yapıldı. Yapıldı diyorum ama bakanlık sitesinde 81 ilde yapıldığı söylenen bu çalıştaylarla ilgili açıklama, çalıştaylar tamamlanmak üzereyken yayınlandı. Toplum geneline duyurulmadan, iktidar ve iktidar yandaşlarının birbirlerini ağırladığı toplantılar yapılmış. Toplantıların içeriği de gayet muğlak başlıklarla, gizlenmeye devam ediliyor:
Genel Müzakere oturumu sonrası Tematik Tartışmalar başlıklı paralel oturumların tartışma konu başlıkları:
-Aile, Eşitlik ve Adalet
-Aile, Sosyal Kalkınma ve Refah
-Aile, Hayat Boyu Gelişim ve Öğrenme
-Aile, Çevre ve İklim
-Aile, Teknoloji ve Dijitalleşme
-Aile Odaklı Sosyal Hizmetler
Hak temelli oturumlar olduğunu düşündürecek açıklık yok bu başlıklarda. Üstelik kadın-erkek eşitliği karşıtı söylemin yükseldiğini iddia edebileceğimiz konuşmalar yapıldığına da kuşku yok. Her oturumun, her çalıştay tartışmasının LGBTİ+ düşmanlığı ile yoğrulduğunu bilmek için müneccim olmaya da gerek yok. Çünkü hak temelli olsaydı, eşitlik ilkesine sadık kalınır ve her toplumsal kesimin oturumlarda temsiliyeti sağlanırdı. Ki katılımcılar böylesi demokratik ve çoğulcu yöntemle davet edilmiş olsa, haftalar öncesinden bu çalıştayların yapılacağını bilirdik. Ancak şunu da biliyoruz ki katılımcıların görüş ve önerileri iktidarın iltifatına tabi tutuluyor bu toplantılarda. Yani kim ne söylerse söylesin peşinen tespit edilmiş görüşler seçilerek öneri listesine yazılıyor. Yıllar boyu denenmiş, defalarca şahit olunmuş AKP yöntemi böyle. Erdoğan, oluşturduğu paralel sivil toplum dünyasına duymak istediğini söyletir, duymak istemedikleri söylenirse kayda geçirmez, durum budur.
Bağımsız kadın örgütleri, feministler neden yoktu soruları bu çerçevede fazla anlam taşımıyor. Davet edilip gidilince bile o sözler o kağıtlara yazılmazdı. Diğer yandan es kaza davet edilenler de olabilir. İktidara yakın veya uzak kimi örgütler 81 ilden bazılarında o il müdürlerinin inisiyatifiyle eşitlik mücadelesi yürüten bazı örgütler veya kişiler katılmış olabilir. Toptan, katılan herkesi yandaş olarak isimlendirmem yine rahatsız edici gelecek, kategorize etme olarak eleştirilecektir. Fakat sonuçta çalıştay çıktılarını gördüklerinde, kendi sözlerinin yer almadığını anlayıp hak vereceklerdir sanırım. Hadi bir ihtimal payı bırakıp eğer çalıştay raporunda eşitlikçi görüşlere yer verilmişse, göndersinler inceleyip gerekirse özrümü dilerim.
Bu çalıştayların “aile hukukunu sil baştan yazma” girişimine altlık döşemek için yapıldığı besbelli. Laik Medeni Yasanın bir bölümünü oluşturan Aile Hukukunu sil baştan yeniden yazma hevesinin laik aile hukukunu eşitlikçi hükümlerle düzenleme amacı taşımadığı aşikar. Tersine aile hukukundan laiklik ilkesini silmek istediklerini herkes biliyor. Laik hukuk yerine dini hukuk zannettikleri veya topluma, kadınlara bu şekilde yutturmaya kalkıştıkları erkek egemenliğini yeniden aile hukukunda ikame etmek istedikleri ortada. Aile çalıştaylarının hizmet ettiği yer sonucu itibariyle ailenin güçlendirilmesi değil ataerkil sistemin aile içinde tahkim edilmesi olacaktır. Düzenleyen, katılan, erkek egemenliğine bilerek veya bilmeyerek hizmet eden kadınlara peşinen söylemiş olayım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025