Berrin Sönmez
İstanbul sözleşmesi, kadına yönelik şiddetle ev içi şiddetin önlenmesi için ilaç niteliğinin yanı sıra, siyasetin turnusolü işlevini üstlenmiş görünüyor. Öteden beri ataerkil şiddet dahil tüm kadın sorunlarını ve kadın eşitlik mücadelesini siyasetin tali meselesi gibi gören politik tutumlar eleştiri konusuydu. Kadınlar itiraz ederdi. Kimlik siyasetiyle kamplaşmış toplumsal ortamdan çıkış için kadınların siyasetin öznesi olduğu gerçeğinin peşinen kabulü ve eşitlikçi politikaların benimsenmesi en iyi çare olarak görünür bana da.
Kimlik siyaseti yerine hak savunusu ve hukuk arayışı, siyasete egemen olursa toplumun yarısını oluşturan kadınların hakları, çok sayıda partinin uzlaşabileceği bir temelin inşası anlamına gelebilir. Defalarca yazılıp konuşulmasına rağmen yakın zamana kadar bu yönde bir eğilimin varlığı görülmemişti siyasi arenada. Şimdi ise bazı izler var. Bazı partiler kadın kazanımlarını desteklemek yönünde bir politik duruşu işaret eden açıklamalar yapıyor. Eşitlikçi politikalara evrilir mi, sadece bir taktik olarak mı kalır, bugünden kestirmek zor. Ancak birçok partinin kadınları ve kadın sorunlarını ikincilleştirme eğiliminden giderek uzaklaştığı da ortada.
TCK 103 kapsamında, çocuk cinsel istismarına evlilik şartıyla af teşebbüslerine karşı duruş, muhalefetin ortak tavrıydı örneğin. İktidar partilerinde de bu konuda farklı görüşlere sahip politikacılar olduğu, çocuk ve kadınlara yönelik cinsel suçlara meşruiyet zemini kazandırma potansiyeline sahip bir affın siyasi yükünü hükümetin tek başına üstlenmek istemeyişinden anlaşılıyor. Henüz tehlike geçmiş değil ancak yıllardır gündemde olan istismarcı affını henüz gerçekleştirememiş olmaları da hayli kıymetli bir başarı kadın mücadelesi açısından. Gündemde tutulmasının bile insani, hukuki ve toplumsal sorunlara yol açtığını, kesinlikle gündemden kalkacak şekilde bu tartışmaya son verilmesi gerektiğini bir kere daha not düşerek İstanbul Sözleşmesi’nin de benzer etki yarattığını söylemek isterim. Türkiye siyaseti, İstanbul Sözleşmesi bağlamında bir kere daha kadın kazanımlarını merkeze alarak şekillenmekte…
İstanbul Sözleşmesi etrafında şekillenmekte olan yeni pozisyon alışın, keskin çizgiyle iktidarı ve muhalefeti ayırdığı söylenmez. Başka bir deyişle, kimlik siyasetinin oluşturduğu kamplaşmaya göre şekillenmiyor bu defa saflar. Her partinin içinde İstanbul Sözleşmesi lehinde ve aleyhinde tavır alışlar var. Hem yönetim kademelerinde hem de tabanda göze çarpan fikir ayrılıklarıyla siyaset bugün kadınların yanında ve ataerkinin yanında yer alanlar arasında şekilleniyor. İnsan hakları hukukunun tamamlayıcı parçası olarak kağıt üstündeki eşitliğin yaşanabilir kılınması için gerekli İstanbul Sözleşmesi. Cinsiyetler arası eşitsizlikten kaynaklanan ataerkil şiddetin önlenebilmesi için sözleşmenin gerekli olduğunu düşünenler her partide var.
Metropoll Araştırma Şirketinden Özer Sancar’ın sosyal medya paylaşımıyla duyurduğu oranlar da bunu gösteriyor. Bana göre eşitsizliğin devamını istemek olan İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı bazıları için dini ve milli değerlerin gereği olarak görülüyor. Erkek egemenliğini dinin gereği, milli kültürün parçası kabul etmek anlamına gelen bu görüş, İYİ Parti’de en düşük oranla çıkıyor karşımıza, araştırma bulgularında. Meral Akşener ve ekibinin çalışmalarını bilenler için bu sonuç şaşırtıcı değil. Tıpkı AKP ve MHP gibi CHP seçmeninin eğilimi de şaşırtıcı gelmiyor. Ancak Saadet Partisi hakkında araştırma bulgusu olarak sunulan oranlar hayli tuhaf geldi.
“İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik şiddeti engellemeyi amaçlayan uluslararası bir sözleşmedir. Hükümetin bu sözleşmeden çekilmesini onaylıyor musunuz?” Sorusuna Saadet Partisi seçmeni arasından tek bir kişinin bile “onaylıyorum” demeyişi, çok şaşırtıcı. Diğer yandan fikrim yok / cevap yok seçeneğinin de diğer partilere kıyasla en yüksek oranla yüksek 53,5 çıkması hiç inandırıcı değil. Çünkü Saadet Partisi hakkında az çok fikri olan herkes Milli Gazete’nin partililer üzerindeki etkisini bilir. Bu gazete 11 Nisan 2020 tarihli nüshasını İstanbul Sözleşmesi aleyhine görüşlere ayıracak kadar kararlı tutum sergilemiştir öteden beri.
Yeri gelmişken bir parantez açıp geçen hafta gazetenin bu sayısının, bir kadının evine kapısının altından atılarak bırakıldığını; aylar öncesine ait bu gazete nüshasının belirli bir amaçla atılıp atılmadığının; yanlışlık veya kasıt olum olmadığının henüz bilinmediğini de belirteyim. İstanbul Sözleşmesi karşıtlarının kalesi niteliğindeki bu gazetenin yayınları, Saadet Partisi seçmeninin düşünce dünyasını şekillendirmekte ne denli etkili olduğu bilinirken, seçmenin yüzde elliden fazlasının İstanbul Sözleşmesi’nden habersiz kaldığı düşünülemez. Belki basit bir yanlışlıktır belki daha derin hatalar vardır. Ancak yine de Saadet Partisi seçmeninin yüzde 45.7’si İstanbul Sözleşmesinden çekilmesini onaylamadığını belirtmesi üzerinde konuşulmaya değer bir tablo sunuyor.
Bu nedenle Ebru Asiltürk’ün görüşlerini öğrenmek istedim. Ebru Hanım araştırmada yer alan sorunun yanıltıcı olduğunu düşünüyor. “İstanbul Sözleşmesini, kadına yönelik şiddetin tek reçetesiymiş gibi sunan manipülatif bir soruyla seçmenin gerçek görüşünün ölçülemez. Biz kesinlikle kadına yönelik şiddetle çok etkin şekilde mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak İstanbul Sözleşmesi şiddetle mücadele için yeterli ve gerekli değil. Şiddetin bütüncül yaklaşımla önlenmesi gerekir. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim kavramlarını literatüre sokmak suretiyle toplumsal dokuyu ve aile kurumunu zedeledeği için karşıyız. Devletin anayasal olarak her bireyi koruma görevi zaten vardır. Yeni kavramlarla toplumun zihin dünyası, hukuk aracılığıyla inşa edilmek isteniyor. İstanbul Sözleşmesi’ne ilk tartışıldığı yıllardan itibaren hep karşı olduk. Bugün de karşıyız. Devlet ve millet için hayırlı olacak kararların yanında yer alırız.” Uzun sohbetimizin kısa özetiyle Ebru Asiltürk, daha önce yaptığı açıklamaların bugünkü siyasal tartışma ortamında da geçerli olduğunu belirtti.
Diğer yandan Saadet Partisine ilişkin gözlemlerim, bütün diğer partilerde de görüldüğü gibi yönetimle taban arasında tam bir fikir uyumu olmayabileceğini düşündürüyor. Yönetim kademesinde de farklı görüşler olması muhtemel. Milli Gazete çizgisine yakın olanlar kadar bu gazetenin çizgisini, günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak bulanlar da hiç azımsanmayacak sayıda. Bilinen bir başka gerçek de Milli Gazete’nin bu seçmen kitlesinin zihin dünyasını besleyen tek kaynak olmadığı. Sözleşme lehinde çıkan eğilimin bilmemekle veya yanıltıcı soruyla izahının yetersiz kalacağını düşünüyorum. Farklı düşünen bir genç kitlenin yönetim kararlarını değilse bile seçmen eğilimini beleme gücü araştırma sonucuna yansımış olabilir. Saadet Partisi’ne kayan AKP küskünü seçmenin eğilimleri de buna dahil edilmeli elbette. Ancak bu farklı grupların varlığından daha etkili olan, Saadet Partisi seçmeninin toplumsal sorun analizi olabilir. Saadet Partisi seçmeni ekonomiyi önceler genellikle. İstanbul Sözleşmesi tartışmalarını iktidarın, gündem saptırma politikası olarak değerlendirme ihtimalleri hayli yüksek. Gerçek fikrini kendine saklama eğilimi yüksek kapalı kutu olarak kalmayı seçen, seven bir seçmen kitlesinden söz ediyoruz aslında. Ancak genç ve orta yaşlardaki değişimi de gözlemleyebiliyoruz. Bu çerçevede İstanbul Sözleşmesi’nin, Türkiye siyaseti için olduğundan çok daha fazla Saadet Partisi için turnusal kağıdı işlevi göreceğini düşünebiliriz.
Her halükarda toplumun yüzde 63.6’sı İstanbul Sözleşmesi lehinde görüş bildirmiş ki hiç şaşırtıcı gelmiyor. Gözlemlerimiz, görüşmelerimiz, kadın hareketi üzerine yapılan anketlerle, kadın kazanımları üzerine yapılan araştırmalarla örtüşen bu sonuç iktidarın kararını etkileyecektir kuşkusuz. İlaveten iktidara yakın kadın örgütlerinin, iktidar partisi içindeki kadın politikacıların sözleşmeden yana taraf olduğunu biliyoruz. Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını da bunlara eklediğimizde sözleşmenin feshi yoluna gidilmeyeceğini düşünebiliriz. Ancak asıl sorun tıpkı istismarcı affında olduğu gibi bu konunun gündemde tartışılır kılması, insan hakları hukukunun müzakereye açılması. Sözleşmenin etkin uygulanmasını önleyen bu siyasi atmosferden çıkmanın yolunu bu kadın hareketi ve eşitlik mücadelesi kadar kitlesel muhalefet ve siyasal muhalefetin tutumu açacaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025