Cemil KOÇAK
Geçtiğimiz günlerde Sencer Divitçioğlu’nun vefat haberini okuduğumda, aklıma ilk gelen şey, onun meşhur Asya tipi üretim tarzı (ATÜT) tartışması oldu. Hele bir de sosyal medyada haberin altına düşülen ‘o da kim?’ tarzındaki yazıları görünce, içim bir tuhaf oldu. Divitçioğlu adını hiç duymamış çok genç bir nüfus olduğunu hatırlamak için de iyi bir vesile.
Elbette tarihçinin de gündemi biraz geriden geliyor… Gündem dediysem, kırk beş yıl öncesinden falan söz ediyorum. O zamanlar, bir zamanlar, Osmanlı üretim tarzının feodal mi, yoksa başka bir şey mi olduğu tartışması, Türkiye’de sosyalistleri en çok ilgilendiren konuların başında geliyordu.
Osmanlı üretim tarzı neydi?
Şimdi aynı genç kuşak için bu tartışmanın meleklerin cinsiyetini tartışanlar kadar önemsiz ve anlamsız geleceğini, geldiğini biliyorum. Lâkin 60’ların sonu, 70’lerin başında bu soruya verilecek yanıt, sizin sosyalistlerin arasında hangi gruba dahil olduğunuza bir işaret olurdu. O kadar önemliydi yani. Ama o günleri hiç hatırlamayanlar için filmi biraz başa almanın zamanıdır. Osmanlı üretim tarzının ne olduğu ve ne olmadığı sorusu çok önemliydi; üstelik acilen yanıtlanması gereken bir soruydu. Bu soruya verilecek yanıt çünkü, o günün Türkiyesi’nde devrimin hangi aşamada olduğuna, devrimci güçlerin kimler olduğuna, aralarında kurulacak ya da kurulması gereken ittifak ilişkilerine, devrimden sonraki ekonomik, sosyal ve siyasal aşamaların neler olduğuna ışık tutuyordu. Tutacaktı. Tutması umuluyordu.
Bu yazıda elbette Osmanlı feodal miydi; yoksa ATÜT müydü tartışmasının klasik argümanlarına ya da hangi tarafın haklı olduğuna falan hiç değinmeyeceğim. Bu tartışma, artık tarihe intikâl etmiş, günümüzün gündemiyle uzak yakın asla ilişki kurulamayacak hâlde çünkü. Bu tartışmanın siyasal boyutuna değineceğim sadece; böylece Sencer Divitçioğlu hocanın bu tartışmada ATÜT’çü olduğu için başına gelenleri genç kuşaklara hatırlatmaya çalışacağım.
Divitçioğlu’nun tezi
Divitçioğlu, benim hocalarımdan bile daha yaşlı bir hocaydı. Doktorasını Paris’te tamamlamıştı. Aslen iktisatçıydı. Dolayısıyla Osmanlı iktisat tarihi alanında çalışması bir bakıma doğaldı. Üstelik Marksistti de. İktisat tarihini Marksist bir gözlükle araştırıyordu. O zamana kadar Osmanlı tarihçiliğinde yoğun olarak görülen şemaların dışına çıkmaya cesaret etmişti. 1967 yılında ilk kez yayınlanan “Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu” adlı çalışması, onun akademik hayatında bir dönüm noktası oluşturdu.
Onun araştırma yöntemi çok basitti; kitabının önsözünde şöyle yazmıştı: “Toplumsal bilimler ile uğraşanların işi, yaşadıkları toplumu anlamaktır. Anlamak ise, ancak araştırma ile olur. Giriştiğimiz tarihî denemenin amacı budur. Anlamak, vâz edilen hipotezlerin somut gerçek ile sınandıktan sonra doğrulanması ile kâbildir. Böylece anlamanın sistemleşmiş bir şekli olan teori, gerçeğe daha fazla yaklaşılmasını sağlar. Fakat kurulan her teori, nihaî doğrular cümlesi demek değildir. Teori, yeni bulgular ile daima değişebilir; aksi halde dogma haline gelir. Bilim adamı ise dogmalara karşıdır.” Biraz daha devam edelim: “Doğru bir teori kurulmadan, atıflar ve dipnotlarla kabul edilmiş herhangi bir teori, pratikte onarılmaz hatalara sebep olabilir. Bu hataları bir an önce asgarileştirmek aydınlara düşen bir görevdir.”
Divitçioğlu, araştırmasının amacını da şöyle dile getiriyordu: “Kitap, şimdiye kadar teori plânındaki mevcut eksiklikleri tamamlamak iddiasından çok, Türk [Türkiye] gerçekleri üzerine yeni baştan eğilmek; doğruyu yeniden aramanın çıkış noktasını tesbit etmek çabası ile yazılmıştır.” Hoca, tezlerinde iddialı da değildi; şöyle diyordu çünkü: “Fakat herhalde teorinin kabule mazhar oluşu kadar, bilimsel bir tenkit sonucu reddedilmesi de bizi mutlu kılar. ‘Doğru’nun ‘yanlış’ı tasfiye etmesi kadar sağlam bir şey olamaz.”
Divitçioğlu, bütün bu mütevazi başlangıcının ardından, Osmanlı toplumunun Marksist bir yöntemle incelenemeyeceğini bütün çalışmalarında ortak bir vurgu olarak belirten hocası Ömer Lütfü Barkan ile olan görüş ayrılığını da çok net bir ifadeyle açıklıyordu:“Osmanlı toplumuna ne feodalite, ne de Asya üretim tarzı ‘model’lerinin uygulanamayacağını ileri süren Ö. L. Barkan’ın aksine, Marxgil tarihî maddecilik metodunu benimseyen ben, onun tarih anlayışından bir hayli uzaklaşmış olduğumu da itiraf edeyim. Metod ve yorum konusunda hoca ile öğrenci arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları, üniversite camiası içinde tarihî gerçeği arayan birini mazur gösteremez (mi?).”
Ve hocanın başına gelenler…
Bu son cümlenin ne denli saf ve naif bir beklenti olduğunu anlatacağım şimdi. Ve yine bizzat Divitçioğlu’nun ağzından. Kitabının 1971 yılının Şubat ayında yapılan ikinci baskısının önsözüne bir göz atmak yeterli olacak bunun için. Bundan sonrasını isterseniz yine bizzat hocanın ağzından dinleyelim: “Bu kitap bize oldukça pahalıya mal oldu. Bir yandan, onu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde profesörlüğe yükseltilmemiz için takdim tezi olarak sunduğumuz vakit, kaba hatları ile ‘Markxist tarih bilimi ile Osmanlı toplumu incelenemez’ denilerek, üniversite ulemasının hışmını üzerimize çektik.” Divitçioğlu’nun profesörlük macerası böyle başlar. Yıllar önce yayınlanan nehir söyleşisinde bu macerayı da anlatmaktadır. İş yargıya intikal eder; sonunda profesörlük ünvanını ancak böyle alabilir. Dahası da var tabiî. 12 Eylül darbesinden sonra 1402 sayılı sıkıyönetim yasasıyla üniversiteden atılanlar arasında yer alacaktır. Zaten aksi düşünülebilir miydi ki?
Sosyalistler onu aforoz etti
Ama biz biraz daha ilerleyelim: Divitçioğlu’nun başı, Türkiye İşçi Partisi’ne üye olduğu için, yalnızca kürsüsündeki ve yakın çevresindeki hocalarıyla ve meslekdaşlarıyla derde girmekle kalmaz; 1960’lar Türkiyesi’nde Marksist ve sosyalist çevrelerden de aforoz edilir. Biraz şaşırdınız mı, bilmem; ama şaşıracak bir şey yok. Yine kendisinden dinleyelim, maceranın diğer yüzünü: “Bu kitap ile ittifaklar konusunda [Doğan] Avcıoğlucular ile [Mihri] Bellicilerin asker-bürokrat kısmî birleşik cephesine sekte vurulacağı sanılarak, oportünist damgası giyip, Amerikan Muhipler Derneği’ne üye kaydedildik.” Ya, siz şimdi sosyalist Divitçioğlu’na diğer sosyalistlerin kucak açtığını falan mı düşünüyordunuz yoksa? Fena halde yanıldınız o halde. Aksine, Millî Demokratik Devrim tezine aykırı düştüğünden, Divitçioğlu’nun tezi, o dönemin cuntalarına oynayan bütün sosyalistler tarafından karşı-devrimci olarak suçlanacaktır! Burada ibretlik olan durum şudur: Divitçioğlu’nun tarihsel incelemesinden çıkan sonuç, bazı sosyalistlerin o sıradaki devrim stratejisine uymadığından, linç edilmesini gerektirmiştir! Bu kadar basit işte.
Son sözü yine Divitçioğlu’na bırakalım: “Burada ne sevgili üniversitemizin kodamanlarına, ne de Avcıoğlu-Belli ekseni üzerindeki toramanlara cevap verecek değiliz. Onların anladığı ilmiye ve seyfiye ‘sınıfları’ bizden ırak olsun. Bize bu sınıfların ideolojileri dışında Türk halkının ideolojisini yansıtan tarihî-iktisadî araştırmalar gerekiyordu. Şükürler olsun ki, bu çalışmalar peşpeşe gerçekleşmede-gerçekleşecek. Bu olgu ise, pahalıya mal olan bir kitaptan sağlanan azamî faydadır.” Bu satırların altını hocanın kitabını okuduğum 1977 yılının Kasım ayında çizmişim. Okuduğum tarihi kitabın ilk sayfasına yazmak, o zamanki alışkanlığımdı.
DİVİTÇİOĞLU’NUN KIRK BEŞ YIL ÖNCEKİ ANALİZİ
Belki Divitçioğlu’nun 1969 yılında sosyalist Ant dergisinde yazdığı şu satırlara da kulak verebilirsiniz:
“Adalet Partisi içinde gelişen hareket ise, mukaddesatçılar tarafından temsil edilmektedir. Öyle gözükmektedir ki, bu hareketin yüklendiği tarihî ve toplumsal görev, aslında üstyapı çelişkilerinden kalkarak, kuşatımı pek iyi belirtilmeden, aslî sınıf ilişkilerine değinmek; yani, bir yandan Batı emperyalizminin bir uzantısı olan burjuva kültürüne karşı Türk-Müslüman kültürünü savunmak; öte yandan, emperyalist ve tekelci mason ve komprador iş çevreleri ile savaşmaktır. Böylece istenilen, emperyalizmin ve tekelci burjuvazinin mutlak egemenliğini kırarak, Türk kültürüne dönük bir toplum kurmaktır.
Bundan dolayı Konya’da yeşermekte olan, önceleri ‘takunyalılar’ diye alaya alınan, şimdi de Türk kamuoyunu derinliğine ilgilendirmeye başlayan mukaddesatçılar hareketini yakından takip etmek gereklidir. Mukaddesatçıların yukarıda ana hatları verilmeye çalışılan aslî ve talî sınıf ilişkilerinden hareket ederek, ideoloji ve eylemlerini sağlam bir toplumsal temele oturtmak üzere oldukları düşünülebilir. İşledikleri konu ve yerleştikleri ortam, toplumun talî ve aslî çelişkilerine dayanan bir potansiyeldir. Hareketin dayanağı, başlangıcı ve geliştiği ortam, Türk halk tabakasının iktisadi ve kültürel gerçeklerini yansıtmaktadır.
Fakat ne var ki, bu hareketin başındakilerin [...] verdikleri demeçler, niyetlerinin (...) hâkim sınıf içinde mutlak bir güce sahip olan büyük şehir komprador, mason burjuvazisinin egemenliği yerine, Anadolu tüccar (yarın sanayici) burjuvazisinin egemenliğini ikâme etmektir. Dünya görüşleri tam olarak belirlenmediğinden, vakit henüz erkense de, bu hareketin de yakın Türk toplumsal tarihinin tanık olduğu gibi, levantenler ile Müslüman burjuvazi, İttihat ve Terakkiciler ile itilâfçılar arasındaki hâkim sınıf çatışmalarına benzediği söylenebilir. O vakit, bu çelişme zincirine bir de mason-mukaddesatçı halkası eklenmiş olur.” Hayret mi ettiniz? O halde şimdi yazının başına dönebilirsiniz!

Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016