Cemil KOÇAK
Yabancılara karşı göstermeye pek meraklı olduğumuz hoşgörü edebiyatının altında yatan gerçeklerle yüzleşmeye cesaretiniz var mı? Evet, şu meşhur, fakat unutulmaya yüz tutmuş 301. maddenin geçmiş zamanlardaki sabıkalarından söz ediyorum.
1926 yılında kabul edilen Türk Ceza Kanunu’na göre Türklüğü tahkir ve tezyif etmek suçtu ve cezası da üç yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapisti. Ancak dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın TBMM Başkanlığı’ndan izin alması gerekiyordu. Gayri müslim azınlıklar hakkında açılan Türklüğü tahkir davalarına ilişkin olarak literatürde pek bilgi olmadığını da belirtmem gerekiyor. Başbakanlık arşivinde Türklüğü tahkir ettikleri gerekçesiyle gayri müslimler hakkında 1926 ile 1942 yılları arasında açılmış çok sayıda dava dosyası bulunmaktadır. Elden geçirebildiğim toplam dosya sayısı ise 554’ü bulmaktadır.
Azınlıklara dava yağdı
Bu dosyalarda, davaya konu olan olaya ilişkin tutanakları da bulmayı ümit etmiştim. Bu tutanaklar, ister olayın olduğu yerdeki/andaki kişiler tarafından ihbar üzerine tutulmuş olsun, isterse resmî görevliler tarafından tutulmuş olsun ya da isterse hepsinin birlikte tutmuş olduğu olsun, bize hangi olayların, nelerin, hangi ifade tarzlarının, hangi tutumların Türklüğü tahkir olarak algılandığını ve yorumlandığını ve ihbara konu olduğunu göstermesi bakımından hayli bilgilendirici olabilirdi. Dönemin Türk milliyetçiliğinin yaymış olduğu ideolojik algılayış/kavrayış, neyi Türklüğü tahkir sayıyordu sorusunu bu açıdan yanıtlamak, son derece bilgilendirici olurdu. Ama maalesef bu bilgi tabanından yoksunuz. Çünkü hiçbir dava dosyasında ilgili tutanaklar bulunmuyor. Gayri müslimler ve yabancılar hakkında dava açılması taleplerinde 1935 senesine kadar onaylanmamış hiçbir başvuru yoktur. Ancak bu tarihten sonradır ki, bu eğilim radikal bir dönüşüme uğrayacaktır.
Azınlık mensupları hakkında açılan davaların tamamının Türklüğü tahkir davası olduğunu söylemek de yanlış olur. Davaların çok büyük bir kısmının Türklüğü tahkir davası olduğu doğrudur, fakat bu başka davaların hiç söz konusu olmadığını da göstermez. Aksine, daha az sayıda olmakla birlikte, farklı suçlamalarla da değişik davalar açılmıştır.
Davalar daha çok gayri müslimlere açılıyordu
Biraz da karşılaştırmalar yapmalıyız: Acaba Müslümanlar hakkında da aynı ya da benzer suçlamalarla dava açılıyor muydu? Genel bir gözlem, bu soruyu ikiye ayırarak yanıt vermenin gereğine işaret ediyor. Müslümanlar hakkında da Türklüğü tahkir ettikleri için dava açılıyordu. Fakat bunlar sayıca çok çok azdır. Neredeyse ihmal edilebilir bir orandadır. Müslümanlar hakkında daha ziyade hükûmete, orduya, yasalara ve meclise hakaret ettikleri gerekçesiyle dava açılıyordu. Elimizde bulunan belgelerden hareketle hiçbir kısıtlamaya ihtiyaç duymadan söyleyebiliriz ki, Türklüğü tahkir davaları münhasıran gayri müslimler hakkında açılmıştır! Elimizdeki belgelerin yalnızca 1926 ile 1938 yılları arasında açılan davalara ilişkin olduğunu belirtmeliyim. Oysa arşiv katalogları 1952 yılına kadar uzanmaktadır ve hepsini taramış bulunmaktayım. Söz konusu on iki yıllık dönemde açılan bütün davaların da bunlardan ibaret olduğunu söyleyemeyiz. Arşivde yaptığım çalışma sırasında, 1924 ve 1928 yıllarına ait hiçbir dava dosyası bulunmadığını saptadım. Bu yıllarda hiç dava açılmamış mıydı, yoksa dava dosyaları arşivde mi bulunmuyordu sorularına doyurucu ve kesin bir yanıt vermekten uzağız. Muhtemelen arşivde bulunanlar eksik olmalıdır.
- 1925-1927 yılları arasında açılan davaların yaklaşık % 60’ı gayri müslimler hakkındadır. Hakkında dava açılan Müslümanların lakabı olarak dava dosyalarında Arap, Arnavut, Afganî, Dağıstanlı, Kürt, Bağdatlı ve Acem sıfatlarının kullanılması da dikkat çekicidir. Bu, dönemin genel özelliğinin yansıması olarak kabul edilmelidir. Müslüman olmakla birlikte etnik köken itibariyle “yabancı” olarak telâkki edilenler her zaman için gözetim altında tutulmak isteniyordu. Yönetim, bu grupların ne kadar Türk oldukları/sayılacakları konusunda tereddütlü ve kuşkuluydu. Türklük/Türk olmak, bu anlamda içerik olarak (henüz ve hâlâ!) tartışılan bir kavramdı. Ve genellikle de kavramın kâğıt üzerindeki tanımıyla gündelik hayattaki/uygulamadaki tanımı birbiriyle çakışmıyordu!
- 1929-1932 yılları arasında Türklüğü tahkir davalarının yaklaşık olarak % 53’ünün gayri müslimler hakkında açıldığını görüyoruz. Gayri müslimlere açılan dava oranı ilk dönemde Müslümanlara kıyasla neredeyse 24 ve ikinci dönem için ise 21 kat fazladır! Elbette bu oran grupların nüfus içindeki oranlarına göre hesaplanmıştır.
- 1933-1937 yılları arasında gayri müslimler hakkında Türklüğe hakaret etmekten dolayı açılan toplam 240 adet dava bulunmaktadır. Ancak 1933 ve 1934 yıllarında hiç dava açılmamış olduğu görünmektedir, çünkü bu yıllara ait sadece iki adet dava vardır. Bu yıllarda hiç dava açılmamış mıydı, yoksa dava dosyaları arşivde mi bulunmuyordu sorularına doyurucu ve kesin bir yanıt vermekten uzağız. Ancak bu tarihlerde dava sayısının dramatik azalışını düşündürecek hiçbir neden yok gibi görünmektedir. O nedenle bu dönemde açılan davaların arşivde bulunmadığı sonucuna varmak daha makul bir açıklama tarzı olacaktır. Görüldüğü gibi, dava sayısının birden bire arttığı göze çarpıyor. Eğer 1933 ve 1934 yıllarında da dava sayısı bu ölçüde artıysa, bu takdirde bu dönemin dava sayısının dramatik olarak artmış olduğunu söyleyebiliriz. Unutulmasın ki, bu döneme ait elimizdeki toplam dava sayısı yalnızca 1935, 1936 ve 1937 yıllarına aittir. Bu rakamlar, Türklüğü tahkir davalarının yaklaşık olarak % 46’sının gayri müslimler hakkında açıldığı anlamına gelmektedir. Oran gayri müslimler için Müslümanlarla karşılaştırıldığında neredeyse 23 kattır!
- 1938-1946 yılları arasında gayri müslimler hakkında Türklüğe hakaret etmekten dolayı açılan toplam sadece 8 adet dava bulunmaktadır. Ancak bütün dava dosyaları 1938 yılına ait olup, diğer yıllarda açılmış herhangi bir dava görülmemektedir. Diğer yıllarda hiç dava açılmamış mıdır, yoksa dava dosyaları arşivde mi bulunmamaktadır sorularına doyurucu ve kesin bir yanıt vermekten uzağız. Ancak bu tarihlerde dava sayısının dramatik azalışını düşündürecek hiçbir neden yok gibi görünmektedir. O nedenle bu dönemde açılan davaların arşivde bulunmadığı sonucuna varmak daha makul bir açıklama tarzı olacaktır. Yine de bütün bir İkinci Dünyâ Savaşı döneminde hiç dava açılmamış olması akla yatkın gelmiyor. Bu rakamlar, Türklüğü tahkir davalarının yaklaşık olarak % 18’inin gayri müslimler hakkında açıldığı anlamına gelmektedir. Oran Müslümanlar için açılan davaların neredeyse 9 katıdır.
Türk milliyetçiliğinin davalar üzerindeki etkisi
Eğer rakamlardan hareketle bir sonuca ulaşmak mümkünse, tek-parti döneminde, sıradan ve gündelik Türk milliyetçiliğinin görünmeyen yüzü ile karşılaşan gayri müslimlerin toplumsal hayatın pek çok alanında karşılaştıkları sorunlardan birinin de Türklüğü tahkir davaları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Anlaşılan gayri müslimler, cemaatlerinin dışında, gündelik ve kamusal hayatın içinde kendilerine daha çok hâkim olmak ve kendilerini daha çok kontrol etmek zorundaydılar. Muhtemelen üzerlerinde görünmeyen bir tehdit hissediyorlardı. Hangi davranışlarının, tutumlarının ya da sözlerinin kim ya da kimler tarafından nasıl değerlendirilebileceğini asla bilemezler ve tahmin edemezlerdi. En küçük bir taşkınlık belirtisi sonucu belirsiz bir dava ile sonuçlanabilirdi.
Okuyucu bu noktada, şimdiye kadar yapılageldiği gibi, gayri müslimlere karşı gösterilen/gösterildiği ileri sürülen “hoşgörü/tolerans” düzeyini bir kez daha test etme imkânına sahiptir. Son zamanlarda Türk milliyetçiliğinin doğuşu ve gelişimine ilişkin araştırmalar, bize artık bu konuda yeterli fikir vermiş bulunmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, sadece gayri müslim azınlıklar değil, fakat Müslüman azınlıklar da, yönetimin kendilerine karşı gösterdiği siyasî güvensizliğin sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklardır! Türk milliyetçiliğinin dönemden döneme değişen/farklılaşan içeriği bu katlanmanın boyutlarını şekillendirmiştir. Dönemin Türk milliyetçiliğinin hiçbir zaman resmen ırkçılığa varmadığını ileri sürmek, bütün bu verilerin ışığında sanırım epey ileri gitmek anlamına gelir. Ortaya konulan veriler/örnekler, “vatandaşlık bağı”ndan çok “kan bağı”na verilen değeri açıkça göstermektedir! Türklüğü tahkir davalarının “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyası ile yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu sloganlar ve bunun yarattığı gündelik atmosfer, sanırım dava açılmasını kolaylaştırıyordu. Muhtemelen gayri müslimlerin gündelik hayat içinde toplumun her kesimine yönelik eleştirileri dava açılması için yeterli oluyordu. Bu eleştirilerin sert olması da gerekmiyordu herhalde. Her türlü gündelik basit eleştiri, nihayet Türklüğü tahkir davasına rahatça dönüşebilirdi. Muhtemelen dönüşmüştür de… Fakat böyle bir ihtimal karşısında toplum içinde ve gündelik hayatta çekingen cemaat üyelerini de gözümüzün önüne getirebiliriz. Bir basit alış-veriş sırasında itiraz(lar), kendilerine yönelik nezâketsizliğe karşı itiraz(lar), devlet dairelerinde basit ve sıradan işlemler sırasındaki olağan tahammülsüz-lük(ler), dava ile mi sonuçlanıyordu? Herhalde örnekleri vardır. Bir başka örnek daha akla geliyor: Müslüman ve gayri müslim genç erkeklerin diğer cemaatten genç kızlara karşı olan tutumlarında ve sert karşılıklarda da aynı sonuç mu söz konusu oluyordu? Kişisel anlaşmazlıklar, rekabetler, düşmanlıklar da aynı sonucu mu doğuruyordu? Bütün bu sorulara karşı olumlu yanıtlar verme eğiliminde olduğum halde, neden-sonuç ilişkisini kanıtlayabilecek olgulardan yoksunum. Amacım, bu meseleye dikkat çekerek, elinde bilgi ve belge bulunanların bunları açığa çıkarmalarını sağlamaktan ibarettir.
“Vay!… Türklüğü Tahkir Etti Ha?… (Vâ[lâ]-Nû[rettin]) (1933)
“Gazetelerde bir cinayetin tafsilatını okuyorsunuz. Sevgilisini vuran adam, bu fecî fiiline mazeret diye, ‘o kadın Türklüğü tahkir etti!’ iddiasını ileri sürüyor. Türklüğü tahkir?… Kanun, bu küstahlığı yapacak olanları cezalandırdığı için, pek çok kimseler de buna dayanarak çapraşık vaziyetlerden zeytinyağı gibi üste çıkmak maksadıyla attıkları tokadın, soktukları bıçağın, kırdıkları her türlü potun, hatta kıydıkları canın mübahlığını böylece izah ediyorlar: ‘Efendim, Türklüğü tahkir etti de, hamiyetim kabardı. O alçağa, onun için haddini bildirdim!’
Düşmanını, rakibini, alacaklı yahut vereceklisini, kendisini sorguya çeken mektepteki hocasını, hulâsa hoşlanmadığı, zıtlaştığı, korktuğu veya ezmek istediği insanı, karakol köşelerinde süründürmek isteyen pekçok cebbar, zalim ve ceberrutlar aynı bahaneyi buluyorlar: Ben seni bir kere Türklüğü tahkir ettin diye lekeleyeyim, başına çorabı öreyim de, sen sonra aksini ispat için, düştüğün ağdan kurtulmak üzere çırpın, çabala dur!
Aynı maddeden dolayı Aksaray’da oturan bir ellilik hatuncağızı, Beşiktaş’ta manavlık eden bir bilmem ne efendiyi, cehaletimizden lakabını ‘Acem’ koyduğumuz bir Azeri ırkdaşı yahut namuskâr bir vatandaş olan ve bütün işlerini bizimle gören bir Simon Efendiyi töhmet altına sokmak istiyorlar… Peki ama bu insanlar Türklüğü niçin tahkir etmiş olsun?… Ne zihniyetleri, ne mevkileri, ne menfaatleri buna imkân verir!… Hem Türklük gibi yüksek bir mevcudiyet, yıl on iki ay her önüne gelen tarafından tahkir edilebilir mi?… Kimin ne haddine?… Doğrusu bu gibi davaların sık sık açılması ve haberlerinin gazete sütunlarında gün geçmeden okunması bile bizi rencide ediyor. Artık bu maddeyi şarlatanlıklarına âlet etmek isteyenlerin çanına ot tıkansın… Yok, hayır: kânunumuzdan ‘Türklüğü tahkir edenler cezalandırılır’ maddesi kaldırılsın demiyorum. Bilakis, onun işaret ettiği cezaya asıl bu şarlatanlar çarpılmalıdır… Zira bu büyük mevcudiyeti hasis hislerine ve menfaatlerine âlet ederek tahkire kalkışanlar asıl onlardır.”
BASINDAN HABERLER
Milliyet gazetesinin 29 Ekim 1929 tarihli bir aberini aşağıda aktarıyorum:
“Günün Adliye Haberleri… Filmdeki Köpeğin Adına Türk Demişler…
Dün üçüncü cezada yeni bir Türklüğü tahkir davasının rüyetine devam olundu. Maznunlar, film tüccarlarından Avram, Matteo ve Hüseyin Hüsnü efendilerdir. Davanın mevzuu şudur: Maznunlar bir çocuk filmi getiriyorlar. Bu filmde bir köpek ve bir de maymun vardır. Köpeğin adı[na] ‘Türk’ demişler!… Köpek filmde birçok gülünç vaziyetlerde bulunuyor ve bu sûretle Türklük eğlence mevzuu oluyor. Geçen celsede maznun vekili filmin tetkikini istemişti. Müddei Umumî Muavinlerinden Abdurrahman B[ey] ve maznunlardan Avram ve Mateo ile tercüman olarak avukat Hüsnü Beylerin huzûrunda ve mahkeme salonunda tetkikat yapılmıştı. Dünkü muhakemede bu rapor okundu. Raporda köpeğe ‘Türk’ adı takıldığı ve birçok yerlerde tahkiri mütazammın kelimeler bulunduğu bildiriliyordu. Muavin Abdurrahman B[ey] evrakı okumak istediğinden, dava iddianamenin serdi için 30 Teşrinievvele tâlik olundu.”
Milliyet gazetesinin 31 Ekim 1929 tarihli bir haberinde de davanın sonucunu okumak mümkündür::
“Günün Adliye Haberleri… Türklüğü Tahkir Davası İntaç Edildi…
Getirdikleri bir filmde köpeğe ‘Türk’ adını vermiş olmasından dolayı haklarında Türklüğü tahkir davası açılan film tacirleri Avram, Mateo ve Hüseyin Hüsnü Ef[endi]lerin muhakemesi dün üçüncü cezada rüyet ve intaç olundu. Dünkü celsede Muavin Abdurrahman B[ey] iddiasını dermeyan etmiş ve ‘Her ne kadar filmde ‘Türk’ adlı bir köpek varsa da, gösterilmemiş bulunması, muhteviyatını bilerek getirdikleri sabit olmadığından ve icraatı cürmü de sabit olmadığından beraatlerini isterim’ demiştir. Maznunların vekili müdâfaasını yaptı. Neticede, üçüncü cezâ heyeti hakimesi, uzun süren bir müzakereden sonra iddia makamının esbabı mucibesile maznunların beraatine ve filmin müsaderesine karar vermiştir.”
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016