Murat Sevinç
Ne kadar çok söz var komşulukla ilgili. Şöyle bir düşünün, hemen hepsi komşuluğun yaşamımızda ne kadar kritik bir yer işgal ettiğini anlatır. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla! İster külüne muhtaç olalım, ister aç iken tok yatalım, ister ev değil de komşu alalım. Nihayetinde hepimizin hayatında, istesek de istemesek de yer alan insanlar, ilişkiler…
Bir yanıyla, ne önemi var! Diğer yandan iyisi ile kötüsü arasında insanın yaşam kalitesini kökten değiştirecek ölçüde büyük fark söz konusu. Biraz tercihlerimizin sonucu, biraz da piyango. Aslında kabul etmek gerek tercihimiz bir yere kadar belirleyici, büyük ölçüde şans.
Bir süredir yazmak üzere bu konuyu düşünüyorum ve not çıkardıkça ne kadar çeşitli boyutları olduğunu fark ettim. Kent mi kırsal mı, mahalleler arasındaki sınıfsal ayrımlar, başta cinsiyetler olmak üzere muhtelif kimlik farkları… Öyle ya, büyük şehirde ve daha ziyade eğitimli-varlıklı kesimin yaşadığı bir muhitte yaşamakla, bir kasabada ya da büyük şehrin kenarında olmak arasında dağlar kadar fark var. Biri diğerinden daha matah mıdır, bilemem. Kim olduğumuzla ilgili, diğer her şey gibi.
Kentsel dönüşümle birlikte sözünü ettiğim ayrımlar bulanıklaşırmış gibi görünürken, aslında keskinleşti. Malum, mahalle sakinleri topraklarını müteahhitlere verirken aynı mekânda oturmamayı kabul etti çoğu zaman. Bu kabul, o toprakta yapılacak yeni yapının niteliğiyle ilgiliydi. Çok pahalı rezidans daireleri için anlaşıldığında eski sahiplerin oturması bir yandan ‘uygun’ görülmedi, diğer yandan zaten o sitelerin giderini karşılamayı göze alamadılar. Tabii, kendi yaşam tarzlarına uymayan yeni komşuluk ilişkilerini reddedenler de oldu. Herkes şu ya da bu biçimde benzerleriyle yaşamak istiyor. Benzerleriyle yaşadıkça ‘diğerleriyle’ bağ iyiden iyiye kopuyor. Aynı şehirde yaşayan farklı toplumsal kesimler, birbirleri hakkındaki bilgiyi kitaplardan, gazete yazılarından ve belki adres ararken yanlış caddeye saptığında alıyor. Kuşkusuz, almak isteyenler.
Yeni yapılarda oturmaya devam eden sakinlerin bir kısmı ise, yine muhitten muhite değişmekle birlikte kan uyuşmazlığı sorununa neden oldu. Hani şu ‘kapının önünde ayakkabı bırakma’ konusu. Kapı önünde bırakılan ayakkabılar üzerine doktora tezi yazılabilir! Memlekete ilişkin o kadar çok şeyi aynı anda söylüyor ki. Fakat hayatın matrak sürprizleri de sona ermiyor işte! Şu virüs günlerinde kapı önlerinde daha çok ayakkabı görmeye başladım, herhalde sizin için de geçerlidir. Bırakılmasa dahi kapı önünde ‘çıkarılıyor’ artık. Can korkusu.
Yinelemek gerekirse, ‘bulanıklaşma’ belli belirsiz ve daha görünür olan hiç kuşkusuz ‘keskinleşen’ ayrım. Artık iki farklı muhitte büyüyen iki çocuğun, aynı şehirde yaşamalarına karşın yaşamları boyunca birbiriyle karşılaşma ihtimali, örneğin AVM gibi (tezgâhtar/işçi-müşteri) türlü hizmet mekânları haricinde, neredeyse kalmadı. Bu durum ‘komşuluğun’ niteliğini de belirleyen köklü değişimin sonucu. Kuşkusuz tek etmen değil, ancak siyasal süreçlerle yeniden ve yeniden şekillenen ‘mekânın’ insan ilişkilerini biçimlendirdiği malum.
Rezidanslarda komşuluk nasıldır, hiçbir fikrim yok. Kırk yılın başı bir eş dost davet ettiğinde, insan pek öyle konu komşu sohbetine müsaitmiş duygusu yaşamıyor. Sitenin dış güvenliğinden başlayarak öyle bir ‘tedbir’ ağına dâhilsiniz ki, önceliğiniz sağa sola bakmak yerine birine ‘enselenmeden’ aradığınız daireye varmak haline geliyor! Hani sokakta yürürken, polis oldukları yelekleri ve tavırlarından anlaşılabilen genç polis memurları durup dururken önünüzü kesip kimliğinizi soruyor ve kimliğiniz iade edildiğinde o gün de suçlu çıkmamış olmanın mutluluğuyla yolunuza devam ediyorsunuz ya; işte böyle bir durum ve duygu.
‘Ana kapı güvenliğinin’ soruları, o sorulara doğru yanıt verip veremeyeceğiniz konusunda yaşanılan gerilim! Bazen adı sorulan yakınımın adını soyadını unutuyorum heyecandan. Muhtemelen yan mahalledeki yoksul evinde yaşayan güvenlikçi arkadaşımızın sorularını başarıyla, hiç takılmadan yanıtladıktan sonra bariyer açılıyor. Ardından ‘ilgili’ apartmanı, ‘ilgili’ zili ve ‘ilgili’ asansörü bulma aşamaları… Böyle bir yerde nasıl bir komşuluk olur, bilemem. Muhtemelen pek birbirini tanımıyordur insanlar. Ayrıca ‘komşu’ sözcüğü gayriihtiyari biraz külüstürlük, eskilik, yıllanmışlık andırır. Yeni sitelerin yapısı, kapıyı çalıp tuz isteyebileceğiniz ya da bir tabakta kek götürebileceğiniz ilişkilerin kurulmasını engellemek bir yana, zaten bunlar olamasın diye var gibi.
Bizimkiler, Perihan Abla ya da Yeditepe İstanbul gibi dizilerin üzerinden çok da geçmedi aslında ama yaklaşık çeyrek yüzyılda her açıdan baş döndürücü bir değişim yaşandı. Söz konusu değişimin ne kadarı olağan yani zamanın gereği olan dönüşümün sonucu, ne kadarı tümüyle bize ve mevcut siyasal iktidara özgü nitelikler barındırıyor, ayırt etmek her zaman o kadar kolay değil sanırım. Her ne olduysa oldu ve insan, ülke, şehirler, sokaklar, evler, diziler değişti. TV dizilerine bakarsak; ülkenin yarısı, birbirinin gözünü oymak dışında bir gelecek planı olmayan fertlerden oluşan aileler halinde yalı ve rezidansta yaşıyor, kalan yarısı da mahalle ortasında birbirini öldürüyor. Dönemin ruhu, demek ki. Ya da senaristlerin ruhu, bilemiyorum.
Her neyse, bir yazıda bitip tükenecek konu değil bu… Ayrıca, okuduğunuz satırlardan bir komşu ve komşuluk övgüsü sonucu çıkmasın. Fazlaca insan canlısı olmamak da bana kalırsa çok fena bir tercih değil. Ancak mesele şu ki komşuluk ilişkilerinden hiç hazzetmeyen, insan canlısı olmayanlar da, komşu! Ev müstakil değilse birileriyle yaşamak durumundayız, istesek de istemesek de.
İşte o birileri, hayatımızda hiç olmayabileceği gibi, katkı sunabilir ya da zarar verebilir.
‘Görünmeyen’ komşu tipi hakkında söyleyecek fazla bir şey yok, yararları da yoktur zararları da. Zararları olmadığı için genel olarak yararlı insanlar. Mesafeli bir sevgi ve saygıyı hak eden kategori. ‘Katkı/yarar sunan’ iyi komşuluk ise hakikaten değerli bir ‘kurum.’ Diğer tüm ilişki biçimlerinde de olduğu gibi, ilişkinin sağlıklı devam edebilmesi için gerekli başat nitelik olan ‘ölçülülük’ ilkesine sadık insanlar arasında yaşanabilir ancak. Gerek duyduğunda ‘orada’ el uzatabilecek ve elini uzatabileceğin birilerinin olduğunu bilip hissetmek iyi geliyor insana. Karantina günlerinde hele. Birer, ikişer, üçer kişi tıkılıp kaldığımız nohut kadar evlerimizde. İnsanız nihayetinde ve yakınımızda bir yerlerde dost birilerinin varlığı mutluluk, güven veriyor.
İnsanın canına okuyan, ‘Allah’ın cezası komşu’ konusuna girmeyeceğim. Hepimiz en az birkaç kez yaşamışızdır bu deneyimi. Hayattan bezdirirler hakikaten ve hâlihazırda yeteri kadar dert var başımızda, tadımız kaçmasın. Fakat söylemeden geçemeyeceğim, beni en çok ürküten, komşunun eşine ve çocuğuna şiddet uygulayanına çatma düşüncesi. Neyse ki bugüne dek hiç olmadı, herhalde çok zordur ve çaresizlik hissi yaşatıyordur insana.
Komşuluk, yalnızca bina sakinleriyle de ilgili bir konu değil ayrıca. Mahalle esnafı konunun mütemmim cüzü. Tüm bu ayrıntılar, başka haftaların konusu olsun…
Yazıyı, özel ilgi alanıma giren ‘selam vermeyen komşular’ konusuyla bitirmek istiyorum!
Çok çeşitli komşum olduğu gibi, çok çeşitli selam vermeme hallerine de tanık oldum. Hani, ‘insan ayıkken neyse sarhoş olduğunda da odur’ derler. Çok doğru. İnsan ‘karantina öncesinde neyse, karantinada da o oluyor,’ haliyle. Karantina günlerinde de değişmediler vesselam. Benim için en ilginç ve anlaşılması güç komşu, ‘selam vermeyen’ tür. Aynı sitede, aynı apartmanda yaşıyorsanız, karşılaştığınız o daracık alanlarda selam vermemek çok özel çaba gerektiriyor. Konuşmaktan, hal hatır sormaktan, gereksiz jestlerden değil; yalnızca başı hafifçe bir yana eğip belli belirsiz bir gülümsemeden söz ediyorum. Olabilecek en basit, naif ve insani temas için gerekli beden hareketi. Yolda izde selam vermemek ve bunu çaktırmadan yapmak mümkün belki. Oysa bir apartman girişinde değil! Olmadığı için, selam vermek istemeyen insanın, bunu ‘selam vermek istemediğini özellikle belli ederek’ yapması gerekiyor. Saatine bakarak, durup dururken tavana odaklanarak, manasızca ve sert bir hareketle zemine kilitlenerek, gözlerini kısıp ileriyi süzerek…
Selam vermek istemediğini ‘sergileyen’ insan kadar tuhaf görünen pek az şey vardır herhalde. Hâlihazırda yaşadığım sitede de böyle insanlar var. Sanki o gün evlerinden “Dur şu insanlığa bir selam vermeyeyim de görsünler günlerini,” diyerek çıkmış gibi bir halleri oluyor. İşin gülünç yanı, insan zaman içinde ‘baka baka kararıyor.’ ‘Selam alamayan’ apartman sakini bir süre sonra, selam vermeyenden daha önce ve hızlı selam vermemeye çabalıyor! Bende de oldu böyle bir etki. Metrelerce öteden ‘ilgili şahsı’ fark ettiğim anda, gözlerimi telaşla başka bir yere sabitliyorum ki, bu da ona ders olsun!
Eğer yetkin bir edebiyatçı vb. olsaydım, karşılaştığı insana göstere göstere selam vermeyenlerdeki temel sorunun ne olabileceği, bu davranışlarının altındaki hatıralar, içlerinde kopan ve tanımlamakta zorlandıkları fırtına, hayattaki anlam arayışları vs. üzerine kafa yorardım herhalde. Değilim ama. Belki de bu yüzen bende, deşmeye değer hiçbir gizleri olmayan, yavan mı yavan bir insan izlenimi uyandırıyorlar…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025