Oya BAYDAR
Yazılmayan, söylenmeyen, ortaya dökülmeyen pislik kalmadı. Üstelik kokusuyla bile zehirlendiğimiz çirkef, belli ki ortaya dökülenden ibaret değil. Sadece hükümeti saran ve sarsan rüşvet, irtikâp, yolsuzluk operasyonlarından söz etmiyorum; bunlara, daha küçük boyutlarda da olsa alışığız. Eh! Türkiye “büyüdükçe”, neoliberal pervasızlık, ahlâksızlık dünyayı, Türkiye’yi sardıkça, para dünyanın ve bizim Müslüman muhafazakârlarımızın da tek ortak tanrısına dönüştükçe, kirlenmenin çapı da büyüyor.
Geçen hafta yazı yazamadım, kendimi bir lağım çukurunda umutsuzca debelenen kedi yavrusu gibi hissediyordum. Beni umutsuzluğa sevk eden; şu anda Hükümet ile Cemaat arasındaymış gibi görünen savaşta iki taraftan da fışkıran sorumsuzluk, ilkellik, pislik, komploculuk değildi sadece. Bu ülkede yaşayanların tümünün, hepimizin bilmeden, istenmeden de olsa kirlenmekte olduğumuzu görmekti. Ne demek istediğimi anlayabilmek için medyanın haline bakmak; Erdoğan’ın, AKP’nin ya da Cemaat’in koşulsuz savunuculuğuna soyunmuş kimilerinin, kendi taraflarının pisliklerini örtmek için canhıraş, bir o kadar da izansız, tutarsız, hepimizin aklıyla alay eden yırtınmalarını hatırlamak yeter. Başbakan’ın, sadece kendisini, sadece iktidarını değil Türkiye’yi de bütün dünyaya rezil eden konuşmalarının üslubunu, hastalıklı komplo teorilerinin zavallılığını hatırlayın. Milyonlarca temiz, inanmış insanın gözlerinde büyüttükleri, inançla bağlandıkları Fethullah Gülen’in düştüğü kontrolsuz, zavallı, acınacak halleri hatırlayın. Her şeyin sallandığı, yıkıldığı, kirlendiği böyle bir ortamda insanların ruh sağlığını, aklıselimini, temizliğini, siyasal liderlerine, kanaat önderlerine güvenini, saygısını, vb. koruması neredeyse olanaksız. Böyle dönemlerde kitleler ya boşluğa düşüp nihilizme kapılırlar ya da gözü bağlı yandaşlığa sığınır, asker olur, yönetenlerin pisliklerine bulaşırlar.
Kimse kimseyi yemesin
İşte bu yüzden, Hükümet-Cemaat kavgasını ellerini ovuşturarak“Yesinler birbirlerini” diyerek ve bundan siyasal rant umarak keyifle izleyenleri de, “yedirtmeyizci” Erdoğan amigolarını da anlamakta güçlük çekiyorum. Kavganın dalgalandırdığı lağım sularında hepimiz kirleniyoruz. Onlar tepişirken, ülkenin ekonomik durumundan dış itibarına, devlet kurumlarından siyasal istikrara, ruhsal halimizden iç huzurumuza, cebimizdeki üç kuruşumuzdan işimize aşımıza, en önemlisi de ahlâkımıza kadar her şeyimiz aşınıyor; farkında değil misiniz?
“Yedirtmeyiz”ciler ise, korumaya çalıştıkları Erdoğan’ı yanlış istihbaratlarıyla, yanlış yönlendirmeleriyle, onun burnundan kıl aldırmama uğruna ülkeyi ateşe verebilecek karakterini görmezlikten gelip hatalarına hata katmasına katkılarıyla başkanlarını asıl kendilerinin lokma yaptığını nasıl fark etmiyorlar, gerçekten şaşıyorum. Bazen bilerek yaptıklarını, asıl “çete” mensuplarının böyleleri olduğunu bile düşünüyorum. Bakanlara kadar uzanan son yolsuzluk soruşturmaları, iddia ettikleri gibi Erdoğan’ı ve hükümetini hedefleyen bir komploysa, Başbakan’ın bu işten tertemiz sıyrılmasının tek yolu; komplo dedikleri iddiaların anında üzerine gitmek, söz konusu bakanlara anında işten el çektirmek, yargının önünü açmak değil midir? Bunun yerine, soruşturmaları kovuşturmaları engellemek için hiçbir demokratik düzende ve hukuk devletinde eşine rastlanmayacak, Anayasaya ve yasalara aykırı kararnameler çıkartırsanız; emniyet ve yargı teşkilatının tümünü şaibe altında bırakan görevden almalar, tayinler gerçekleştirip soruşturmaların önüne geçmeye çalışırsanız; yargıya (eskiden yapıldığı gibi arkadan dolanmaya bile gerek duymadan) açık açık müdahale edip hukuğu, adaleti katlederseniz; şüpheli konumdaki bakanlarınızı korumanız altına alıp, aklıevvel komplo teorisyeni danışmanlarınızla kotardığınız plan çerçevesinde, olayın patlak vermesinden bir hafta sonra “Vallahi billahi hepsi komplo, biz masumuz” dedirtirseniz; halkınızı son derece budalaca kotarılmış, sizden öncekilerin, mesela askerlerin de can simidi ve sakızı olan uluslararası komplo masallarıyla uyutmaya çalışırsanız inandırıcılığınız da saygınlığınız da kalmaz.
Çete sizden, siz Çete’den pek memnundunuz
Lafı esirgemeyelim; iktidar çevreleri ve yandaşları, iktidarlarını pekiştirene kadar şimdi çete dedikleri, vatan hainliklerinden girip ahlâksızlıklarından çıktıkları, uluslararası komplonun iç uzantısı saydıklardı Cemaat yapılanmasından pek memnundular. Birbirlerini yere göğe koyamıyorlardı, görünüşte can ciğer kuzu sarmasıydılar. Yargıdan, emniyetten YÖK’e, başta eğitim çeşitli devlet kurumlarından Doğu-Güneydoğu’daki Cemaat “in”lerine, hatta AKP’nin içine kadar uzanan yaygın Cemaat örgütlenmesinden rahatsızlıkları, Hizmet hareketinin iktidarlarına sağladığı destek karşısında dile getirilmiyordu. İttifakın en güçlü olduğu dönem darbeciliğe ve askerî vesayete karşı mücadele dönemiydi. Ordu, bürokratik oligarşi, vesayetçilik geriletilip de AKP iktidara sağlamca yerleştiğinde, iktidarın ve devletin paylaşılması gündeme geldiğinde ipler koptu.
Darbeciliğe ve vesayete karşı davalar sürerken; kendini bu davaların savcısı ilan eden Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bütün AKP kadroları, yandaşları, medyadaki uzantıları, bugün 28 Şubat’ı aratmayan operasyonlar yaptıkları yargıdaki, emniyetteki, devletteki Cemaat kadrolarını ve tetikçilerini öve koruya bitiremiyorlardı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Oda TV, vb. gibi minarenin kılıfa sığmadığı davaların mesnetsizliğini; kuşkulu delilleri, yargılamaların -özü doğru ve haklı bile olsa- hukuk kuralları ve adil yargılamayla uyuşmadığını dile getirenler püskürtülüyordu. Tayyip Erdoğan’ın siyasî başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, Cemaat’i kastederek “Kendi ülkesinin ordusuna kumpas kuranlardan hayır gelmez” sözü yüzlerce örnek sıralamayı gereksizleştiren bir beyandır. Çünkü orduya karşı bir kumpas kurulmuşsa (ki ulusalcı kesimlerin, darbeci-vesayetçi zihniyetin iddiası da buydu zamanında) bu kumpası kuranlarla birlikteydiniz, suç ortağıydınız. Şimdi aynı yapılanma, aynı merkez, hatta kişi kişi aynı kadrolar bakanlarınızı, iktidarınızı, pisliklerinizi soruşturduklarında, dava açtıklarında, tekerinize çomak soktuklarında, Ergenekoncu dediklerinizin sözlerini eski ortaklarınıza karşı aynen siz tekrarlıyorsunuz.
Öte yandan, bir haftadır olup bitenler karşısında CHP-MHP-Ulusalcılar cephesiyle hükümet cephesinin yer değiştirmesi de ibret verici. Dün darbe-vesayet davaları karşısında, savcıları, yargıyı, emniyeti cemaatçilikle suçlayıp topa tutanlar, bugün Cemaatçi dedikleri, sahtekârlıkla, hukuksuzlukla, yetersizlikle suçladıkları savcıları, hakimleri, emniyet mensuplarını yere göğe sığdıramıyorlar. Siyasetin istinasız bütün kesimlerini sarmış olan çifte standardın utanç verici örnekleriyle karşı karşıyayız.
Çürümüş bir şeyler var TC Devleti’nde
“Çürümüş bir şeyler var Danimarka Sarayı’nda” diyen Hamlet’ten alıntıyla “Çürümüş çok şeyler var TC. Devleti’nde” diyorum. Ve son günlerdeki Hükümet-Cemaat savaşının bu çürümenin nedeni değil sonucu olduğunu düşünüyorum.
Devlet aparatının parçalanmasını, devletin sönümlenmesini hedef alan Marksist-sosyalist teoride egemenlerin baskı aracı olarak tanımlanan devlet, bugün de varlığını ve gücünü koruyor. Ancak, yüzyılımızda devletin tanımında ve yapısında değişiklikler yaşandı yaşanıyor. Hukuğun üstünlüğüne, birey haklarına dayanan demokratik ülkelerde çağdaş devlet, toplumun düzenini sağlamakla yükümlü hizmetkâr yapının adıdır. Görevi ve varlık nedeni, yurttaşların eşitlik temelindeki hak ve özgürlüklerini güvence altına almak, güvenliklerini ve esenliklerini sağlamak, hizmet sunmaktır.
Devlet ister faşist, ister komünist, ister Kemalist, ister İslamcı, ister başka bir dinsel veya inanç temelinde olsun “ideolojik” bir yapıdaysa, eşitlik temelinde hizmet veremez. Kendisi ideolojik bir odak haline gelir ve bağlı olduğu ideolojik hat’tı izleyerek, diğer kesimler üzerinde hukuk dışı despotik baskı kurar.
Öncesini ve derin devlet teorilerini bir yana bırakarak bu yazı çerçevesinde özetlersek, Türkiye’de devlet hep ideolojik yapıdaydı, halen de öyledir. Cumhuriyetten bu yana laik Kemalist ideolojinin kuşattığı vesayetçi devlet sancılı bir şekilde el değiştirirken, evrensel değerler temelinde demokratik, eşitlikçi, çağdaş hukuk devletine değil özünde aynı despotizmle malul başka bir ideolojik yapıya evrilmektedir. Son günlerde yaşananlar, aynı ideolojik kökenden gelen farklı kanatların devlete hakim olma savaşıdır.
İdeolojik iktidarların egemen olduğu devletler, tarihsel örneklerin de gösterdiği gibi özgürlükçü, eşitlikçi, adaletli, hukukun üstünlüğüne dayalı hizmet aygıtları olamazlar. Belli bir ideoloji uğruna toplumu biçimlendirmeye çalışırken kendi ideolojilerinden yana olmayan bütün kesimleri ve birey yurttaşı ezerler. Bu türden yapıların boğazına kadar yolsuzluğa haksızlığa batmaması, çürümemesi olanaksızdır. Bir ideolojinin sahipleri gider öteki ideolojinin egemenleri gelir, çürüme sürer. Bir süre sonra da devletin yeni sahipleri eskilerin postuna bürünürler.
Peki bu sarmaldan kurtulmanın, yani devleti demokratikleştirmenin, ideoloji körü hizmet aygıtı haline getirmenin çaresi nedir? Zaten uzamış bu yazıya son verip, becerebilirsem gelecek yazıda birlikte düşünmeye, tartışmaya çalışayım.
http://t24.com.tr/yazi/ne-cemaat-ne-hukumet-bu-curumus-devlet/8127
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024