Serdar KAYA
Ne yapmak istedim?
Bu yazı dizisinde, ilk müslümanların Hz. Muhammed’in ölümünden sonra yaşadıkları ihtilafları, bu ihtilafları çözümleme adına izledikleri (ve izlemedikleri) yolları ve ihtilafların çözümü adına başvurdukları şiddetin niteliğini ve boyutunu göstermeye çalıştım. Ancak, bu tarihî bir analiz değildi. Bir tarihçi gibi olayların derinliğine inmek yerine, tam tersi bir yol izleyerek, çalışmayı mümkün mertebe kaynakların büyük ölçüde aynı doğrultuda olduğu alanlarla sınırladım. Örneğin, Kufe’de Hüseyin’e biat eden insanların sayısının 12.000 mi, 16.000 mi olduğu üzerinde hiç durmadım; “10.000′den fazla” diyerek daha güvenli bir alanda kalmayı tercih ettim. Bu derece güvenli bir tavrın mümkün olmadığı durumlarda ise, ya konuyu tamamen es geçtim, ya da bir dipnot düşerek ilgili ihtilafı belirttim. Zira, amacım, Hz. Muhammed sonrası dönemin netlik kazanmamış noktalarına ışık tutmaya çalışmak ya da tarihçilerin alanına giren tartışmalara katılmak değil, ilgili dönem hakkında (gerek bilgi eksikliği, gerek yaygın dini önkabullerle düşünme, gerekse mezhepsel bağnazlık nedeniyle) Türkçe yazında maalesef nadir rastlanan objektif bir değerlendirme sunmak ve ardından da, bu tablonun ne anlattığını ve ilgili döneme dair güncel kanıların gerçeklerle ne derece örtüştüğüne dair bir kıyasta bulunmaya imkân tanımaktı.
Tarihî olayları incelerken, öncelikle Taberi ve Belazuri gibi önde gelen ilk dönem tarihçilerin metinlerinden yola çıktım. İslam öncesi dönem ve Hz. Muhammed’in hayatta olduğu yıllar için ise, İbn-i İshak‘ı dikkate aldım. İkincil kaynaklar arasında ise, öncelikleEncyclopaedia of Islam‘ın birinci ve (daha çok da) ikinci volümüne başvurdum. Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi‘ndeki ilgili maddeleri de okuduysam da, hatalı ve subjektif metinlerle sıklıkla karşılaştığımdan ve bu yeni ansiklopedinin Encyclopedia of Islam’ın ötesinde herhangi bir ciddi katkısına rastlamadığımdan, atıfta bulunurken daha temkinli davrandım. Olayları mümkün mertebe duru ve anlaşılır bir şekilde aktarabilmek için, detayları ve anekdotal bilgileri dipnotlarda sundum. Bu tercih, dipnotları pek çok okuyucu için özellikle ilginç kıldı.
Böyle bir inceleme, yaygın olarak yapılan kimi yanlışları tespit etmenin yanı sıra, ilgili döneme dair tasavvurların güncel algıları nasıl etkilemekte olduğu konusunda yol gösterici olması itibariyle de önemli. Zira, üçüncü halife Osman bin Affan döneminde başlayan ihtilaflar, devletin bölünmesi noktasında 692 yılında bitse de, sosyal ve kültürel boyutları itibariyle halen devam ediyor. Günümüzün İslam dünyasında (şii ve sünni olmak üzere) birbirleriyle irtibatları sınırlı olan iki müstakil kollektif hafıza mevcut. Çeşitli alt grupları ve bazı sentezleri de bulunan bu iki kollektif hafıza, hem gerçek hem de hayali öğeler içeriyor. Tarafların, kendi subjektif çerçevelerini destekleme kaygısıyla gerçekleri seçici olarak benimsemeleri (ya da zaman zaman abartmaları ve hatta çarpıtmaları) istisnadan ziyade kural durumunda. Şii söylem, yenilmişliğin ve ezilmişliğin acılarıyla ve (hem ağıtsal hem de destansı) duygusallığıyla şekillenirken, sünni söylem ise, (gerektiği yerde eleştirdiğini düşündüğü) muzaffer Emevi perspektifinin ne denli içinden konuştuğunun çok fazla farkında değil.
Bu çalışmada, gerek bu perspektiflere gerekse ilgili dönemin aktörlerine hem mesafeli hem de nötr kalmaya çalıştım. Çeşitli acımasızlık, fanatizm, bedevilik ve tecavüz gibi rahatsız edici örnekleri dahi mümkün olduğunca yargıda bulunmadan aktarmamın nedeni buydu.
Ortaya çıkan tablo
Yazı dizisi, yaşanan ihtilafları ve çatışmaları aktarsa da, ilgili hadiseler üzerinden çok fazla değerlendirmede bulunmadı. Çünkü, amaç, bir değerlendirme ortaya koymaktan ziyade, üzerinden değerlendirmeler yapılabilecek bir tablo sunmaktı.
Bu tablo, farklı boyutları itibariyle incelenebilir. Örneğin, bir müslüman gruptaki erkekler başka bir müslüman gruptaki kadınları (ve özellikle de cariye statüsüne dâhil edilenleri) ganimet kılmayı nasıl gerekçelendirebildiler? İslam öncesi döneme uzanan bu uygulama, İslamiyetle birlikte herhangi bir değişime uğradı mı? Kocalarını öldüren erkeklerle birlikte yaşamak zorunda kalan kadınlar neler hissettiler? Böyle bir tecrübe bazı kadınlar için kurtuluş, bazıları için kabus, bazıları için ise bir kâbustan diğerine geçiş mi oldu? Bu konular gerektiği ölçüde anlaşılmış ve değerlendirilmiş değil.
Bunun dışında, Kâbe’nin (tamir amaçlı dahi olsa) yıkılmasını ya da Lat’ın kırılmasını insanlar için korkutucu kılan faktörler; Muhtar’ı, Mus’ab’ı ve Abdullah bin Zübeyr’i meşru görmedikleri bir güce biat etmektense öleceklerini bile bile huruca kalkışmaya yönelten dini ve kültürel arkaplan; ya da geçmişe dair (Kubbetü’s-Sahra gibi) öğelerin farklı bağlamlarda yeniden inşası gibi pek çok konuda detaylı incelemelerde bulunmak mümkün.
Yaşanan ihtilaflar, muhtemelen daha epey bir zaman sona ermeyecek olan İslam ve demokrasi tartışması çerçevesinde ele alınmaya da müsait. Şöyle ki, üçüncü halife Osman bin Affan döneminin ortalarından itibaren, Emevilere karşı çıkanlar, haksızlık ve zorbalıkla mücadele ettiklerini düşünüyorlar. Muaviye’nin ölümünün ardından ise, bir hanedanın halifeliği ele geçirmesine müsaade etmeyip şura sistemini geri getirme isteği de ön planda.
Bu noktada, ilgili çatışmaların müslümanlar arasında gerçekleşiyor ve kimi dini öğeler de içeriyor olmasından hareketle, bütün bu hadiseleri dini ihtilaflardan ibaret görme hatasına düşmemek de ayrıca önemli. Yaşananları biraz daha dikkatle incelemek, güç ve çıkar arayışı, adalet talebi, acımasızlık, düşman addedilenlere duyulan güvensizlik ve etnik aidiyet üzerinden duyulan yakınlık gibi bir dizi gayet tanıdık faktörü de görebilmeyi mümkün kılıyor. Bu faktörlerin tanıdık olması, insan tabiatının farklı yönlerini yansıtmaları ve dolayısıyla da her dönemde güncel olmaları ile ilgili: (1) Arapların Acemleri algılayış şekilleri, (2) devlet görevlerine atamalar yapılırken akrabaların kayırılması, (3) gelir dağılımındaki bazı adaletsizliklerin de katkısıyla gerçekleşen 656 Medine isyanı, (4) kabileler arasındaki dostluk ve düşmanlıklar, (5) Şam’ın Mekke’ye, Mekke’nin de Şam’a güvenmemesi, ama diğer yandan hem Şam’ın hem de Mekke’nin kendi içinde ayrışmalar yaşaması… Sayısı çoğaltılabilecek bu gibi örnekler, belli sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve psikolojik arkaplanlara sahip olan ve benzerlerine her devirde kolaylıkla rastlanabilen türden gelişmeler.
Ne var ki, müslümanlar arasında yaşanan her ihtilaf ya da çatışmaya derhal dini bir hüviyet atfetmek ve konuyu sadece o çerçeveye indirgemek, halen sıklıkla yapılan bir hata. İlgili hatanın, bazen konuya olan yabancılıktan, ama belki ondan çok önce, hakkında çok şey bilinmeyen grupları sadece en belirgin özellikleriyle algılamaktan ileri geldiği söylenebilir. Türkiye özelinde ise, bunlara ek olarak bir de Araplara yönelik ırkçı tavırların dikkate alınması gerekli.
Araplara yönelik ırkçılık
Araplara yönelik ırkçılık, Türkiye’de hem dindar hem de seküler kesim içinde yaygın. Zira, Aleviler, gayrimüslimler ya da eşcinseller hakkında çirkin ve aşağılayıcı sözler sarf etmenin yanlış olduğu artık yavaş yavaş anlaşılsa da, Araplar’a yönelik küçük düşürücü ifadeler henüz ayıplanmıyor – ki bu da muhtemelen ırkçılığın yanlışlığının halen prensip değil, ezber seviyesinde algılanıyor olması ile ilgili.
Türkiye’nin dindar kesiminin Arap kimliğine yönelik olumsuz tavrı, ekseriyetle, İslam’ı en doğru anlayan ve İslam’a en çok hizmet edenlerin Türkler olduğu yönündeki temelsiz (ve arogan) bir tavırda ifade buluyor. Bu tavrın seküler Türklerdeki karşılığı ise, Arapları birbirlerini yiyen ilkel bedeviler olarak nitelendirmek. Bu ilkellik atfı, Arapları en basit seviyede bir entelektüel ilgiyi dahi hak etmeyen bir kitle olarak görmeyi de olağanlaştırıyor. Örneğin, dizinin Kerbela başlıklı yazısına sosyal medya üzerinden gelen bir tepki şöyleydi: “allahın arabı 1500 sene önce taht kavgasına düşmüş bana ne bundan (sünni kökenli bir ateistim)”

Böyle bir tepkiye doğrudan bir cevap verebilmek zor. Ama bu tepkinin içerdiği varsayımları nazara verme adına birkaç soru sormak iyi olabilir:
1. Tarihe insanlığın ortak mirası olarak bakmak mı gerekir, yoksa farklı milletlerin tarihleri arasında bir hiyerarşi kurmak ve hiyerarşinin alt basamaklarına yerleştirdiğimiz milletlerin tarihleriyle ilgilenmemek daha mı doğru olur?
2. Iraklı bir araştırmacının Osmanlı Devleti’nin Fetret Devri hakkında yazdığı bir yazıya bir başka Iraklı, “allahın türkü 600 sene önce taht kavgasına düşmüş bana ne bundan”diyecek olsa, böyle bir tepkiyi ne derece makul (ve nezih) buluruz?
3. Arap kültür ve medeniyetinin Türklerinkinden daha az zengin olduğundan neden bu kadar eminiz?
4. Böyle bir yorum yapan bir insan neden ateist olduğunu belirtme ihtiyacı hisseder? Şiilerle sünniler arasındaki ayrışmaya temel teşkil eden hadiselerden biri konusunda taraf tutmadığını dile getirme amacıyla mı? Şayet sebep bu ise, “bana ne bundan” demek, objektiflik midir? Avrupa’daki mezhep savaşları hakkında yazılmış bir yazıya biri çıkıp da,“allahın batılısının kavgasından bana ne” gibi bozuk imlalı bir tepki verse ve sonra da parantez içinde herhangi bir Hıristiyan mezhebine mensup olmadığını (ya da inançsız olduğunu) belirtse, bu kişi hakkında ne düşünürüz?
5. Kerbela gibi sosyolojik ve kültürel manada derin izler bırakmış olan tarihi olaylara “bana ne” diyerek sistemli bir şekilde yabancı kalırsak, içinde yaşadığımız toplumu (ve aslında dünya nüfusunun takriben dörtte birini şu ya da bu derecede etkileyen kimi gerçeklikleri) anlayabilmemiz mümkün olur mu? Bu, kişisel inançtan bağımsız bir konu değil mi?
Sonsöz
İslam dini, 610 ila 632 yılları arasında doğdu. Ancak, bu 22 yıllık dönemi sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için, öncesi ve sonrası hakkında da bilgi sahibi olmak gerekli. Zira, 610 yılı önemli bir milat olsa da, her şeyin başı değil. Bir başka deyişle, ilgili 22 yıla dair gerçekliklerin önemli bir kısmı 610 öncesinde de zaten mevcuttu. Örneğin, kadınların savaş sonrasında ganimet kılınması ya da hırsızların ellerinin kesilmesi gibi uygulamalar, İslam’ın getirdiği yenilikler arasında yer almıyor.
632 sonrası ise, öncesindeki dönemlere dair birden fazla anlatı ortaya çıkarmış olması itibariyle önemli. Bu anlatıların herbirinin, önceki dönemlerin nasıl anlaşılması gerektiğine dair kaygılarla da şekillenmiş olması ise, 632 sonrasını daha da önemli kılıyor.
Bu yazı dizisi, bu kritik dönemin ilk 60 yılını ele aldı ve bu şekilde sadece ilgili yılları değil, bu yılların öncesini ve sonrasını da aydınlatmaya çalıştı.
______
Yazı arşivi: İslam’ın İlk Asrı konulu diğer yazılar
Fotoğraf: Nüfus yoğunluğuna göre dünya müslümanları (Wikimedia)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014