Taner AKÇAM
Önceki yazıdan devam edelim:
Soru: Bu ülkede ve bölgede bir arada yaşamak mümkün müdür?
Cevap: Evet, ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun bıraktığı miras ve yaşanmışlar üzerine açık olarak konuşarak.
Çünkü, ülkenin ve bölgenin geleceği, ancak ve ancak ülkenin ve bölgenin kolektif hafızası üzerine kurulabilir.
Eğer bugün “Nasıl bir arada yaşarız?”, sorusunu soruyorsak, İmparatorluğun çıkışında bu soruya verilen cevaplar bugün artık yeterli değildir, demiş oluyoruz.
Ne yazık ki, mevcut Cumhuriyet, bugünkü “bir arada yaşama” sorusuna verilen bir cevap değil, bir sorun kaynağıdır.
Şaşırtıcı gelebilir ama ana iddiam şudur: Yeni bir Cumhuriyet ihtiyacını görenlerin başında Tayyip Erdoğan geliyor. Tüm Erdoğan karşıtları, Erdoğan’ın neleri yıkmakta olduğunu anlatmakla meşguller. Oysa yanılıyorlar. Evet, Erdoğan ilk Cumhuriyet’i ve onun kazanımlarını yıkıyor ama onun yerine Erdoğanizm’i kuruyor. Ortada “kurulan” bir şeyler olduğunu kabul edenler bile, bu “kurulanın” ne kadar ‘kalitesiz ve pespaye’ bir şey olduğunu tekrar etmenin ötesine geçemiyorlar.
Oysa ortada, kurulan yeninin ‘kültürsüz’, ‘yoz’, ‘temel ahlaki değerlerden yoksun’ olduğu ve ‘tek adamın keyfine bağlılık’ ve ‘kuralsızlığın’ ana kural haline geldiği gerçekliği kadar ve hatta ondan daha da önemli olan bir başka gerçeklik daha var. Bu da, Erdoğanizm’e muhalefet edenlerin eskiye özlem ötesinde yeni bir şey söyleyemiyor olmalarıdır.
Soru, Erdoğan’ın yıkıyor olması değildir, ondan daha önemlisi, muhalefetin yıkılanın yerine yeni söyleyecek bir şeyi olmamasıdır. Vizyonsuzluk muhalefetin ana özelliğidir. Sadece “eskiye özlem” size bir gelecek vadetmez. Öyle olsaydı, İslamcılar, asırlardır ezberledikleri “asrı saadet” ile bir gelecek kurarlardı.
Yeni kurulan partiler de dahil, muhalefetin geliştirdiği siyasi-kültürel çizgiye bakın. Eskiyi yeniden inşa etme çağrısı dışında bir şey görüyor musunuz? Oysa eski, bugün sorunun kaynağıdır.
Geçmişe ağıt yakmalar değil, geleceğe ilişkin vizyon sahibi olmak önemlidir…
Artık kabul etmek zorundayız: imparatorluktan çıkışta, bu topraklarda yaşananlara verilen cevaplardan birisi olan Cumhuriyet, bugünkü sorular ve sorunlar karşısında çaresizdir. Bu nedenle, Cumhuriyet’in “eski sözleşmesine” ve “kazanımlarına” çağrı, bu topraklar üzerindeki insanların geleceği birlikte kurma projesi olamaz. Bu ülkenin ve bölgenin yeni bir sözleşmeye ihtiyacı vardır. Ve bu yeni sözleşme, İmparatorluğun çıkışında ve Cumhuriyet döneminde yaşanmışlar üzerine ve bu dönemlerin çıkardığı sorunlar üzerine açık konuşarak sağlanacaktır.
YENİ CUMHURİYET VE MUSTAFA KEMAL
Son yıllarda giderek artan bir Mustafa Kemal hayranlığının varlığı biliniyor. Tayyip Erdoğan’a karşı çıkmak adına giderek arttığı gözlenen bu hayranlık, sadece geçmişe bir özlem veya kendisi zaten sorun olan eski Cumhuriyet’e dönme arzusu gibi dar bir siyasi görüşe denk düşmüyor. Bu hayranlık, aynı zamanda bugünkü soru ve sorunlara cevap veremeyen Türk entelektüellerinin yeteneksizliğinin de göstergesidir.
Türk entelektüeli, kendi yeteneksizliğini, beceriksizliğini ve çaresizliğini giderek artan bir biçimde Mustafa Kemal arkasına saklanarak gidermek istiyor.
Bugüne ilişkin sorular sormak ve bu sorulara cevap aramak yerine, entelektüeller, gereksiz bir “Atatürk’ü sevenler” ve “Nefret edenler” dünyasına bölünmüş durumda. Herkesin kendi gördüğü ve bildiği M. Kemal’i yaratma sevdası ortalığı sarmış vaziyette.
Dışarıdan genel bir bakışla, toplumun ve özellikle onun entelektüellerinin M. Kemal ile hastalıklı olarak tanımlanacak bir ilişki içinde olduklarını söylemek mümkün.
Durumu normalleştirmek gerekiyor. Bu da öncelikle entelektüellerin görevi. Bunun yolu da günümüzün sorulması gereken soruları ve verilmesi gereken cevapları M. Kemal’de aramaktan vazgeçmekten geçiyor.
“Atatürk aslında demek istemişti ki…” biçiminde kurulan her cümle, bu ülkenin geleceğine karşı işlenmiş en büyük entelektüel cinayet telakki edilmelidir. M. Kemal, tarihselleştirilmeli ve mezarında rahat bırakılmalıdır. Elbette, bugün vatandaşı olduğumuz Cumhuriyet’in kurucu babası olması nedeniyle saygı gösterilmelidir ama o kadar.
Görmemiz gereken şudur: Bugün sormamız gereken sorular ve vereceğimiz cevaplar M. Kemal’in sorduğu sorular ve verdiği cevaplar değildi. Bugünkü sıkıntılarımızın cevabını boşuna onda aramayalım. Yani, bugüne ilişkin soracağımız sorular ve arayacağımız cevapların referans noktası M. Kemal değildir.
Altını çizmekte fayda var, M. Kemal, Osmanlı’dan çıkış sürecine ilişkin bazı sorular sordu ve bu sorulara bazı cevaplar verdi. Osmanlı’nın parçalanması sürecinde, “Osmanlı’dan elde kalan toprakların olabildiğinde geniş bir birliği ve bütünlüğü” ve “kalan topraklar üzerinde Türklerin milli egemenliğinin nasıl sağlanabileceği” gibi sorularla uğraştı.
Onun hem “toprak bütünlüğü” hem de “Türklerin egemen bir ulus-devlet olarak örgütlenebilmesi” ekseninde gerçekleştirdiği toplumsal sözleşme en çok Hıristiyanlar başta olmak üzere, Kürtlere de kuşkuyla baktı. Bu Cumhuriyetin harcı, bu ülkenin vaktiyle yüzde 30-35’ini oluşturan Hıristiyanların, ne kadarı kaldıysa o kadarının tamamıyla dışlanması ve İslamcılara ve Kürtlere kuşkuyla bakılması üzerine kuruldu. Harcını, toplumu oluşturan kesimlerinin önemli bir kısmına karşı dışlama ve kuşku ekseninde kurmuş bir Cumhuriyetin zihniyet kalıplarında, bugün “ülkede ve bölgede birlikte nasıl yaşanacağı” sorularına cevap aramak bir çocukluktur.
Hatta tam aksini iddia etmemiz gerekir. Bugünkü Cumhuriyet krizinin ana nedeni, kuruluş yıllarındaki soruların soruluş tarzı ve o sorulara verilen cevaplardır.
Sorun olan şeyin kendisinde cevap aramamız, kendi entelektüel çaresizliğimizden ve zavallılığımızdan başka bir şey değildir.
Bu nedenle, M. Kemal etrafında yapılan, “Efendim, verdiği cevaplar o zamanki koşullarda doğruydu” ya da “O zamanın koşulları nedeniyle ancak bu kadar yapılabilirdi ve bu nedenle Kemal’i yargılamamak lazım” biçimde yapılan tüm izah denemelerinin fazla bir anlamı yoktur. Ya da “M. Kemal, dünyada o günkü şartlar göze alındığında…” veya “döneminin konjonktürüne göre aslında” gibi kurulan cümleler absürt ve son derece gereksizdir.
Birincisi, o dönemde “birlikte yaşama” sorusuna verilmiş başka cevaplar da elbette vardı. Meraklısı Ermeni feminist yazar Zabel Yeseyan’ın başta ‘Yıkıntılar Arasında’ eseri olmak üzere, yazdıklarını okuyabilirler. Elbette kabul etmek gerekir ki, siyasi yetenekleri ve koşulları iyi okumasıyla Kemal’in sorduğu sorular ve verdiği cevaplar, egemen soru ve cevaplar oldu. Ve bu Cumhuriyet onun kadrosu tarafından kuruldu. Bu nedenle de her “kurucu babaya” gösterilen saygı siyaseten gösterilir. Fakat bu siyasi saygı, şu anki dönemin sorularına cevap verecek sihirli anahtarı içermez.
İkincisi, M. Kemal için “dönemsellik” etrafında yapılan tüm açıklamaların kendi içinde “doğru” olduğunu kabul etsek bile -ki bu konuda karşı argümanlar daha güçlüdür-, böyle bir tartışmanın günümüz açısından çok büyük bir anlamı yoktur. Çünkü soracağımız soruların cevapları bu tartışmada yatmıyor ki. Vereceğiniz cevabın öyle veya böyle olması, bugünkü sorunuz ve de cevabınız açısından bir anlam ifade etmiyor ki…
Çünkü, cevabınız ne olursa olsun, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının dönemlerinin sorunlarını formüle ediş ve cevap veriş tarzları bugünkü sorunlarımızın ortaya çıkmasının ana nedenidir. O zamanın koşullarında doğruydu veya değildi, ama bugün tıkanmıştır ve bugün soruları yeniden sormak, cevapları yeniden aramak gerekir.
YENİ SÖZLEŞME İÇİN BÜYÜK BULUŞMA
M. Kemal etrafında yapılan tartışmalar, yanlış eksenli fazla gereksiz tartışmalardır. Ve dediğim gibi entelektüel yeteneksizlik göstergesi olarak anlaşılmalıdır.
Tartışılması gereken konu, merkezde olan esas soru, bugün ülke ve bölgede bir arada farklı etnik-din ve ulus gruplarının bir arada yaşamalarının mümkün olup olmadığı ve eğer mümkünse bu bir arada yaşamanın nasıl yaratılacağıdır.
Bunun yolu da bu toplumun hiçbir bireyini dışlamayan, farklı toplumsal kesimlerden kuşku duymayan, tüm kesimlerini kapsayan bir toplumsal diyalogdan ve bu diyaloğu esas alarak gerçekleştirilecek yeni bir toplumsal sözleşmeden geçer.
Birincisi, yaşanmışlar üzerine açık ve düz bir konuşma, ikincisi bu konuşmaya her kesimin eşit ve eşdeğer olarak dahil edilmesi.
Kürt’ünün, Alevi’sinin, İslamcısının, laikinin ve Hıristiyan’ının eşit ve eşdeğer koşullarda katıldığı, birlikte yeni bir toplumsal sözleşmenin hazırlamak zorunda olduğumuz bir süreçten söz ediyorum. Eğer bu yaşanmışlar üzerine açık konuşma, siyasetin yeni zemini olarak kurulamazsa, bu kimliklerin kabuklarını da kıracak siyasi seçeneklerin doğmasına imkân tanımaz.
Eğer M. Kemal’i mezarında rahat bırakmazsanız bu arayışı da yapamazsınız.
“Bu memlekette maalesef olmuş böyle şeyler kardeşim”, cümlesini kuramazsanız yarını inşa edemezsiniz.
Siyasetin zeminin, yaşanmışlar üzerine açık konuşma ile yeniden tanımlanacak olması ve bu konuşmaya tüm tarafların eşit-ve-eşdeğer katılmalarının sağlanması, yaratılması zorunlu yeni toplumsal sözleşmenin olmazsa olmazıdır.
Siyasetin bu yeni zemini, hem mevcut siyasallaşmış etnik-dinsel kimliklerin hem de mevcut siyasal yapıların ötesinde siyaset için yeni şekillenmelerin, yeni birleşme noktalarının çıkması anlamına gelecektir.
Bu yeni şekillenmeler ve yeni buluşmalar, siyasette oluşmuş geleneksel sağ-sol, milliyetçi-liberal ayrımlarının ortadan kalkması anlamında değildir elbette. Ama mevcut siyasetin kalın kabuğunun çatlaması ve siyasetin zemininin hafızasızlık üzerinden değil, yaşanmışlıkların konuşulması ve kurumsallaşması üzerinden yeniden tanımlanması anlamına gelecektir.
Bugün, siyasetin eskimiş kalın kabuğu altında, farklı siyasi akım ve kimliklerde bireylerin yoğun bir arayış içinde olduğunu gözlemek mümkündür. Birçok birey, bağlı olduğu siyasi ve kültürel çevrenin gerçekliğini anlayarak ve kavrayarak ve ama onun yarattığı kalın kimlik duvarlarını aşarak yeni denizlere doğru açılmaktadırlar.
Kalın kabuk altında, oluşmuş mevcut kimliklerin ötesinde derin bir yeni arayış çabası var.
Ve Türkiye, eğer bu farklı siyasi ve kültürel kimliklerden gelen ve ama o gemileri terk etmiş bireylerin büyük buluşmasını sağlayabilirse, kendisini yarınına taşıyabilecektir. Çünkü bu coğrafyayı yarına taşıyacak bilgi birikimi orada yatmaktadır.
Bu taşımayı yapacaklar artık bağlı oldukları siyasi ve kültür kimlikleriyle değil, birey olarak bu yeni zeminde var olacaklardır.
Ve bu bireyler yeni bir toplumsal sözleşme için gerekli entelektüel birikimin ve ülkenin ortak aklının taşıyıcıları olacaklardır. Bu kişiler, siyasi olarak farklı yerlerde duracak olsalar bile, bu, ülkede yeni bir sivilliğin başladığı anlamına da gelecektir.
Yeni Cumhuriyetin kurucu babaları-kadınları da muhtemel bu insanlar içinden çıkacaktır.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları





















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
30.11.2025
14.07.2025
27.05.2025
24.03.2025
5.06.2023
1.04.2021
15.07.2020
2.05.2020
25.04.2020
22.04.2020