Tanıl Bora
Âkıl İnsanlar heyeti, "dönemin Başbakanı" ile son toplantısını dokuz yıl önce bugünlerde, 26 Haziran 2013’te yapmıştı. Üstüne beton dökülen, hiç olmamış gibi davranılan “Çözüm Süreci”nin yine pek muhasebesi yapılmayan tecrübelerinden biri, Âkıl İnsanlar projesi idi.[1] Geçen Kasım'da Armağan Çağlayan’ın HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar'la yaptığı video söyleşisinde sözü bu konuya “Pişmanlık duyuyor musunuz?” sorusuyla getirmesi, âkıl insanlar 'olayının' umumiyetle bir hüsran olarak hatırlandığının bir örneği. Mithat Sancar, asla pişmanlık duymadığını söyleyerek cevap vermişti bu soruya. "Tam tersine," demişti; "öfkeleri görmenin, birikmiş yaraları tanımanın, onlara dokunma imkanı yakalamanın" çok önemli olduğunu düşünüyordu. Ayrıca, "çok zor şartlarda bile Türkiye toplumunun çok geniş bir kesiminin barış istediğini, bu sorunun siyaset yoluyla çözülmesini istediğini" görmüştü Âkıl İnsanlar heyetinin yaptığı görüşmelerde.
***
Âkıl İnsanlar heyeti, bir bakıma, ikame mahiyetinde bir girişimdi. Dünyanın başka yerlerindeki benzer sorunlarda oluşturulan Uzlaşma veya Hakikat Komisyonları'nın bir ikamesi, veya hükümetin 'onun yerine' yaptığı bir girişim. 'Tam öyle değil de, şöyle bir şey yapalım,' gibi bir şey... (Uzlaşma veya Hakikat Komisyonu seçeneğinden niçin kaçınılmıştı? 'Durumumuz' aman dünyanın başka yerlerindeki benzer sorunlarla mukayese edilmesin diye mi? 'Karşı taraf' tarafından talep edildiği için mi? Ayrı bahis.)
Aynı zamanda, hükümetin "Süreç"te sistemli olarak eksik bıraktığı şeyi, meseleyi toplumsallaştırma işini ikame etme amacını güden bir girişimdi. Sorun ne? Niçin önemli? Tam olarak neyi çözmek istiyoruz? Nasıl çözebiliriz? Endişeler ne, bunları nasıl gidebiliriz?... Bu ve bunun gibi sorular geniş bir toplumsal tartışmaya açılmamış, "Halledeceğiz, güzel olacak, merak etmeyin"lere havale edilmişti. İktidar, Âkıl İnsanlar girişimiyle bu eksik kalan işi outsource etti. Bir firmanın, bir işin yönetim ve operasyon yükünü devretmek ve maliyetini düşürmek maksadıyla, o işi başka bir firmadan hizmet alarak yaptırmasını anlatan bir işletme terimi, biliyorsunuz. İşte, iktidar da "Süreç"i topluma anlatma, toplumun "geri bildirimlerini" dinleme, toplumla müzakere etme işini, öncelikle siyasî maliyetini düşürmek üzere, dışarıya vermişti.
O günlerde Çözüm Süreci'ne iyi gözle bakmayanlar, Âkıl İnsanlar'ı Heyet-i Nasihâlara benzetmişlerdi; yani, 1919’da İstanbul hükümetinin direniş göstermemesi için halkı ikna etmek üzere taşraya yolladığı nasihat heyetlerine... (Gerçi daha sonra da Ankara hükümeti, Düzce-Bolu ayaklanmasına karşı halkı uyarmak için. heyet-i nâsihâlar oluşturmuştu.)
Her ne ise, yedi Âkıl İnsanlar heyeti, 2013'ün Nisan'ından başlayarak yaklaşık iki ay boyunca Türkiye'de toplantılar yaptı, insanlarla konuştu. Çözüm Süreci deneyimini enine boyuna analiz eden kitabında Cuma Çiçek, bu tecrübenin, sorunun kısmî de olsa toplumsallaşmasını sağladığı kanısına varır.[2] Zuhal Demir yayımlanmamış doktora tezinde, yine mükemmel olmamakla beraber, müzakereci demokrasi deneyimine belirli bir katkı sağladığı sonucunu çıkarır.[3]
***
Kelimeyi evirip çevirmeden olmaz. Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü'ne göre âkil "yiyen, yiyici" anlamına geliyor. Akil: "düşünceli, düşünen." Bizim 'olayımız,' âkıl; anlamları şöyle sıralanıyor: Akıllı, aklı başında; anlayışlı, uyanık; bilgin; mantıklı; düşünen, düşüncesi sağlam; tebdirli. (Bir de 7. anlamı var, "bir öldürme olayında kan bedelinin ödenmesine katılan akraba veya arkadaş," anlamına geliyor. Çözüm Süreci'ndeki âkıller'ın bu yedinci anlamından da, Uzlaşma Komisyonu işlevini çağrıştıran manâlar çıkartabilirsiniz!)
***
Ne anlaşılır peki, "âkıl" kavramından. Âkıl İnsanlar heyetlerinin mensuplarından Yılmaz Erdoğan, “iki kişi -sebebi ne olursa olsun -kavga ederken, ayırmaya girişen üçüncü kişiye Âkil İnsan denir," demiş.[4] Doğrudan Çözüm Süreci'deki işleve odaklanan ve yine Uzlaşma Komisyonu ikamesini de çağrıştıran fazlaca pragmatist bir tanım.
Halide Edip’in Âkıle Hanım Sokağı eserine adını veren roman kahramanı, herkesin sevgisini saygısını kazanmış bir kâhya kadındır. Ona ismiyle müsemma bir dirayet ve aklıselim rütbesi takan hasleti, kendisini aldatan kocasıyla hayatını ayırıp kendi başına ayakta kalması, ama evlilik kurumuna hürmetinden ötürü onu resmen boşamamasıdır. Âkıle olandan, galiba özellikle de âkıl değil âkıle olandan beklenen, uzlaşmacı olması, vaziyeti idare etmesidir. Âkıl’ı uzlaşmacılığa, orta yolculuğu sığıştıran güçlü bir kabul var, orası kesin. "Aklıselim," buna yanaştırılıyor genellikle.
İki adım geri çekilerek tarif etmeye çalışırsak… Düşünmüş de söyleyen, biliyor da konuşan birini anlamalıyız âkıl'den. Hem bilgiyle, hem tecrübeyle, sezgiyle, içgörüyle muhakeme edeni anlamalıyız. Bu halin tavrın ve sözün ağırlığının kazandırdığı bir otoriteyi anlamalıyız. Sahih anlamıyla otoriteyi[5] kastediyorum. Zora dayanmadan, emretme yetkisi olmadan, böylesi yaptırımlara sahip olmaksızın kulak verilmesi gereken, vukuflu söz.
***
De Gaulle'ün Sartre'a atfettiği veya hakkını teslim ettiği otorite türünden bir otorite geliyor aklıma... Dünya çapında sağcılığın ve devlet adamlığının amblemi sayabileceğimiz De Gaulle’ün, dünya çapında aykırılığın-muhalifliğin amblemi sayabileceğimiz Jean-Paul Sartre hakkında sarf ettiği o ünlü sözü kastediyorum. Düşünce özgürlüğünü savunmak için, "teröristlikle" suçlanan bir gazeteyi satmak üzere sokağa çıkmasından ötürü Sartre’ın tutuklanması söz konusu olduğunda, Cumhurbaşkanı De Gaulle böyle bir şeyin tasavvur edilemeyeceğini iki kelimeyle anlatmıştı: “Sartre Fransa’dır.” Bu da bir çeşit âkıl insan otoritesidir; illâ uzlaşmacı olmasa, aksine gayet keskin, gayet sivri şeyler söylese bile, fikrî birikiminden, toplumsal tartışmaya katkısından, kamusal entelektüel olarak söylediği sözden ötürü ona atfedilen bir etik otorite... Bu da bir tür âkıl insan otoritesi…
Bugün dünyada, -her yerde; Fransa’da da-, Sartre otoritesine sahip bir âkıl insan var mı? Doğru soru bu değil. Bugün dünyada, o otoriteyi tanıyacak bir De Gaulle var mı?
***
Türkiye’de de, yakınanlar oluyor ya bazen: ‘Eskiden, fikren zıt da olsa herkesin az çok hürmet ettiği birileri vardı, mesela bir Yaşar Kemal vardı, şimdi bir Yaşar Kemal yok...’ meâlinde. Bir Yaşar Kemal zaten bir kere olur – ama işte asıl mesele şu ki, şimdi olmayan şey, Yaşar Kemal değil. Olmayan şey, Yaşar Kemal’in sözünün ağırlığını, otoritesini tanıyan bir vasat. Ki biliyorsunuz, Yaşar Kemal de az bühtana uğramadı bu memlekette…
Aydınlar, -aydın kimliğiyle konuşan ya da öyle görülenler-, resmî siyasete ya da yerli-millî denilene ters bir şey söylediklerinde, behemehal sözde-aydın sayılıyorlar. “Sözde”lik, aydın kavramının yapışık sıfatlarından biri olmuş durumda. Kamusal sözü boğan popülist söylem, bizzat aydın kavramını, şayet nefret konusu değilse alay konusuna dönüştürüyor. Âkıl olmak, ancak ün dolayımıyla, ünlüler kervanında bir deve olarak kendine bir yer açabiliyor. O zaman da, neticede sadece ünlü olmuş oluyor.
Kamusal bir söz kurmak, bir âkıl insan otoritesi kurmak isteyenler belki de bu durum nedeniyle başka adlar arıyorlar - 2020 yazında Aksaçlılar’ın yaptığı gibi.
***
Temele inersek, kaybolan, âkıl insanların (veya öyle olduğu düşünülenlerin) itibarı değil, aklın itibarıdır. Hakikat-sonrası denen çağın olayı, bu. Akıl yürütmenin, mantıklı çıkarsamanın, fikrini temellendirmenin değil, işimizi görecek sözün-kanaatin iş gördüğü, manipülasyon teknolojilerinin gerçekten “teknoloji” niteliği kazanarak otomatik işler hale geldiği zamanlardayız. İki video sohbeti, bir tweet akışıyla, hışımla savrulan bir iki sivri lâfı beğenerek edinilen kanaatlerin, başka bir otoriteyi tanımadığı zamanlar… Bağımsız, aykırı, sıra dışı sözün, itirazın "akıllı ol" ikazıyla susturulduğu yerde, -aslına bakarsanız “akıllı ol” diyerek akıl susturulurken-, aklın ve âkıl olmanın hükmü ne olabilir?
“Ortak akıl” diyorlar ya… akıl zaten ortaktır. Ortak iyiyi beraber akletmenin zemini olmadan, toplumdan, kamusallıktan söz edebilir miyiz? Aklın itibar kaybı, aklın ve âkıl’ın otorite kaybı, kamusallığın kaybıdır.
[1] Deneyim aktaran iki kitabı analım: Baskın Oran, Ben Ege'de Akilken. İletişim, 2014; Tarık Çelenk, Ekopolitik- Öteki ile Uzlaşmanın Yolculuğu, Kitapyurdu, 2021.
[2] Cuma Çiçek: Süreç. İletişim Yayınları, İstanbul 2018, s. 185.
[3] Zuhal Demir: “Demokratik açılım ve Çözüm Süreci’nde ‘akil insanlar’,” yayımlanmamış doktora tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2018.
[4] Zuhal Demir'in tezi için yaptığı mülakat, agy., s. 272.
Yazarlar
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.02.2026
22.01.2026
14.01.2026
27.12.2025
13.12.2025
26.11.2025
13.11.2025
30.10.2025
17.10.2025
5.10.2025