Ural ATEŞER

Adı Dikran Yanıkyan'dı (Yanekian)... Ermeniydi... Babasından, dedesinden miras kalan mesleği devam ettiriyordu... Bakırcı ustasıydı... Aynı zamanda baytardı, belki de Tarsus'un tek baytarıydı... İster ordunun atları olsun, ister köylünün hayvanları olsun... Ermeni mi, Müslüman mı, Kürt mü bakmazdı... Hepsi Osmanlı tebaasıydı... İşlediği bakırlar Ermenilerin de, Müslümanların da, Kürtlerin de ya da ne bileyim herkesin evinin, mutfağının, hamamının birer parçasıydı...
1915'in o uğursuz cinayetlerine kadar... İttihat Terakki'nin katilleri için bu ülkenin kadim halklarına hayat hakkı tanımayan "Tehcir Kanunu"na kadar... Oğullarını bir gecede alıp kopardılar, Dikran ustadan... Beş kızı vardı... Lusaper, Verta, Makrouhi, Ossanah, Haigouhi (*)… Kızlarını, henüz tüm ayrıntılarıyla öğrenemediğimiz bir biçimde, muhtemelen Halep'e Amerikalı misyonerlere teslim ederek kurtarmıştı... Baytar ve bakırcı olarak onun bir süre daha yaşamasına izin verdiler... Bir süre sonra o da arkasında kimseyi bırakamadan sessizce yok oldu...
Kızlardan üçü ayrı düşmüş... Biri evlenip Kıbrıs'a gitmiş, diğerlerinin yolu Lübnan’a uzanmış... Kızlarından biri ise 20'li yılların başında, 19 yaşında tekrar döndü Tarsus'a... Hiç bir iz bulamadı doğduğu memleketinde... Lusaper Yanıkyan, Amerikan hastahanesinde stajyer hemşire olarak çalışmaya başladı... Aynı hastahanede teknisyen olarak çalışan Kleanthis Leontidis'le sevdalandılar birbirlerine... 1932'de evlendiler Adana'da... Doğdukları topraklardaki mutlulukları 3 sene sürdü... 1930'dan itibaren Müslüman olmayanlar için çıkarılan özel kanunlar, çevrede Müslüman olmayan vatandaşlara karşı kışkırtılan insanlar rahat vermedi onlara... Ailelerinin kaderi, onları da sürgün yollarına döktü... Kıbrıs'a, oradan İngiltere'ye, oradan Kanada'ya ve sonunda ABD'de küçük bir yerleşme merkezi olan Loma Linda'ya sürükledi sürgün hayatı onları... Ve ikisi de, çocuklarının yanında, doğdukları topraklara binlerce kilometre uzakta ve o topraklara hasret içinde yaban ellerinde toprakla buluştular... Dayım, annemin abisi Kleanthis ve onun sevgili hayat arkadaşı Lusaper...
Şimdi, 70 sene sonra bulduğum kuzenimle, Kleanthis ve Lusaper'in hayatta kalan son evladı (82 yaşında) Effie ile haberleşip, konuşup hasret gideriyoruz...
Bu da benim Ermeni hikâyem... Somut... Taş gibi gerçek... Masal değil... Ve bu kısaca hikâye, sevgili kadim dostum Selçuk Uzun'un vefakâr çalışmalarıyla hazırladığımız uzun maceranın küçücük bir parçası...
Dikran Yanıkyan’ın acılı hikâyesini, bir de, Leontidis’lerin hikâyesini beş seneden beri iğneyle kuyu kazar gibi araştıran, kadim dostum Selcuk Uzun’dan dinleyelim:
***
Tarsuslu Dikran Usta
1915 yılının Mayıs ayı…
Sabah 6´da açtığı dükkânında aldığı siparişleri yetiştirmek üzere işe koyulmuştu. Tarsus´un Bakırcılar Çarşısı´nda en iyi bakır ustası olarak nam yapmıştı. Bir kültür mozaiği olan Tarsus´ta her din ve etnik kökenden insanlar hem mesleğindeki ustalığa hem de Ermeni Cemaati içerisindeki yeri nedeniyle ile Dikran Usta´ya saygı duyarlardı. Kendini öylesine işe vermişti ki, içeriye birinin girdiğinin farkına bile varmamıştı. Bugün tüm siparişleri söz verdiği günden daha önce bitirmek istiyor, en azından öğleye kadar ziyaretçi gelmesin istiyordu. Bakır kaptan kafasını bir an kaldırınca, yanıbaşında duran Süleyman Çavuşu fark etti. “Kusura bakma Süleyman Çavuş geldiğini fark edemedim” dedi. Ayağa kalkıp selamlaşıp kucaklaştılar. Ziyaretçilerini ağırladığı bitişik odaya geçerken, hay Allah, yine beni çağırıyorlar diye içinden geçirdi. Bütün çalışma planı bozulacaktı. Sedire oturduklarında Dikran Usta, çırağı yandaki kahveye gönderip iki kahve söylerken, “ne oldu Süleyman Çavuş, hangisi hastalandı” diye sordu. Süleyman Çavuş biraz da kafası önde “hayır Dikran Usta seni çağırmaya gelmedim, hatırını sormaya geldim” dedi. Süleyman Çavuş mesai saatlerinde hatır sormaya değil, jandarmanın hastalanan bir atı için onu çağırmaya gelirdi. Ancak akşam saatlerine doğru hatır sormaya gelir, kahvelerini yudumlarken Tarsus´ta olup bitenleri konuşurlardı. Dikran Usta garipsedi bu ziyareti.
Türkmen olan Süleyman Çavuş, Tarsus´ta jandarma birliğinde görevliydi. Dikran Usta ile birbirlerini uzun zamandır tanırlardı. Dikran Usta´nın bir başka mesleği daha vardı: Askeriyenin yanısıra jandarmanın da atlarının veterineri idi. Babadan kalan bakırcılık mesleğinin yanısıra küçüklükten beri hayran olduğu atlarla haşır neşir olarak, onların sağlığına da merak duymuş, adeta kendini yetiştirmişti. Onun hayat tecrübesi, atların hissettiklerini hissedenin atlarla dost olabileceğine inandırmıştı. Atlara olan bu düşkünlüğü zamanla onu bir şekilde veteriner yapmıştı. Böylelikle askeriye ve jandarmanın veterineri olmuştu. Süleyman Çavuş ile de bu vesile ile dost olmuştu.
Süleyman çavuş, kahveler geldikten sonra Dikran Usta´dan çırağı bir süre dükkandan göndermesini ister. Çırağın gitmesiyle birlikte bu iki dost sedirde kahvelerini yudumlamaya başlarlar. Dikran Usta, bir yudum daha aldıktan sonra gözlerini Süleyman Çavuş´a diker. Hadi anlat der gibidir. Süleyman Çavuş söze nasıl başlayacağını bilemez. “Haberler kötü Dikran Usta” derken sözleri kırık dökük çıkar boğazından. “Yalvarırım kimseye anlatma, söz mü” der. Dikran Usta artık tedirgin olmaya başlamıştır. İkisi de biliyordur ki, konuştukları her zaman aralarında kalmış, hiç kimseye anlatmamışlardır. Dikran Usta, Süleyman Çavuşu rahatlatmak için kafasını bir kaç kere olur diye sallar.
“Haberler kötü” diye tekrarlar Süleyman Çavuş, “dün kumandanlığa ve kaymakamlığa gizli bir emir geldi. Konstantinopel´den. Daha doğrusu Padişah ferman yayınlamış. Telgrafta öyle yazıyordu.” “Ne fermanıymış” diye sorar Dikran Usta. Süleyman Çavuş kahvenin son yudumundan sonra şöyle bir yutkunur. “Gözünü seveyim Dikran Usta, çoluk çocuk, kardeş, bacı herkesi al git buralardan” der. “Hiç olmazsa canlarını kurtar.” Bu sözler karşısında Dikran Usta önce afallar. Süleyman Çavuş´un gözlerine bakarak “ne diyorsun sen!” diye biraz da sesini yükselterek tekrar sorar. Süleyman Çavuş, Dikran Usta´nın böyle feveran çıkışlarına alışık olmadığından, elini onun dizine dayayıp “her şeyi anlatacağım, sakin ol” der. “Padişah fermanı ve hükümet emriyle bütün Ermenileri sürmeye karar vermişler. Çok yakında da sevkiyat başlayacakmış. Kaymakamlıkta kumandan ve kazanın ileri gelenleri toplantı yapıyorlar” diye ekler.
Dikran Usta, Süleyman Çavuş´un söylediklerine önce inanmak istemez. Nasıl inansındı ki, tüm Ermenileri doğdukları topraklardan sürmek, vatanlarından sürmek! Nasıl bir iştir bu! Seferberlikten bu yana ortalık gerginleşmişti, Ermenilere önce silah vermişler daha sonra geri almaya kalkmışlardı. Özellikle çarşı esnafında öylesine dedikodular dolaşıyordu ki! Ama tüm Ermenileri sürmek! Olacak iş değildi. İnanılamazdı.
Süleyman Çavuş, suskunluğu bozmaktan çekinir. Dikran Usta´nın aklından geçenleri tahmin etmeye çalışır. Süleyman Çavuş diye söze başlar Dikran Usta. “Söylediklerine inanasım gelmiyor ama bir dost olarak beni uyardığını düşünüyorum. Ancak aklım almıyor. Biz nereye gideriz ki? Burada kaç nesil doğduk, büyüdük. Burası aynı zamanda bizim de vatanımız.” Süleyman Çavuş başı önde Dikran Usta´nın söylediklerini dinliyordur. Dikran Usta elini onun dizine koyup bir daha sorar: “Tüm Ermenileri mi?” Cevap evettir. Süleyman Çavuş yavaşça kalkar, dostuna sarılır ve kulağına “Dikran ustam, hiç olmazsa canınızı kurtarın. Çok kötü şeyler olacak” diye fısıldar. “Ben sana yardıma hazırım.”
Dikran Usta tekrar sedire oturur. Bir anda bütün çalışma şevki gidivermiştir. Süleyman Çavuş´un “tüm Ermenileri sürecekler” ve ”canınızı kurtarın” sözlerine takılmıştır. 6 yıl öncesini hatırlar. 1909 Adana olaylarını. Tarsus´a da sıçramış, canlarını Amerikan Misyonerliğine sığınarak kurtarmışlardır. Ancak birçok tanıdığını kaybetmiştir. Yıkılan çarşı ve çarşıdaki dükkânını zor bela yeniden kurmuş, işine koyulmuştur. Ortalık birkaç yıl sakin geçmiştir. Ancak Seferberlik ile her şey değişmiştir.
Süleyman Çavuş´un söylediklerine inanıp-inanmamak arasında bocalayan Dikran Usta, akşamı zor eder. Bir sepete daha önce bitirdiği bakır kapları koyup akşam saatinde kilisenin yolunu tutar. Artık Tarsus sokaklarında biraz tedirgin yürüdüğünü fark eder. Kilisenin ön kapısına değil dostu papazın oturduğu odanın kapısına yönelir.
İki kere kapıyı vurunca karşısında kapıyı açan papazın şaşkın yüzüyle karşılaşır. İçeri girmek istediğini işaret eder. Papaz ve Dikran köşedeki masaya otururlar. Elindeki sepeti kenara koyan Dikran Usta, yavaşça sandalyeye oturduktan sonra papazın soru soran yüzüyle karşılaşır. “Hayrola Dikran Usta? Akşam akşam bu ne hal! “ diyen papaza uzun uzun bakakalır. Dikran Usta da tıpkı Süleyman Çavuş gibi “Haberler kötü papaz efendi” diye başlar. “Bugün haber aldım, yakında tüm Ermenileri süreceklermiş. Padişah fermanı ve hükümet emri gelmiş.”
…
Dikran Usta giderek Tarsus´ta durumun gerginleştiğini fark ediyordur. Bir şeyler yapmalıdır. Tek tük de olsa olaylar başlamış, Ermeni cemaatinden önde gelenlere tehditler yağmaya başlamıştır. Dikran Usta en azından 5 kızını kurtarmanın yollarını aramaya başlar. Aklında hep Süleyman Çavuş´un sözleri vardır: “Hiç olmazsa canlarını kurtar.”
Dikran Usta daha sonra bir kere daha papaza uğrar. Olan biteni konuştuktan sonra, Dikran Usta, Papaz Efendi´den kızlarını nasıl Tarsus dışına çıkarabileceğini sorar. 1 ile 9 yaş arasında olan kızları kurtarmak istiyordur. Papaz, çocukları göndermenin birkaç yolu olduğunu söyler. Ancak bunu organize etmeleri gerektiğini söyler. “Belki yabancı misyonerler bize yardım edebilir. Haberleşmem lazım. Onun için bana birkaç gün müsaade et. Bir yolunu buluruz herhalde” der.
Dikran Usta´nın evinde huzursuz bir bekleyiş vardır. Her gün dükkâna gider, aldığı siparişleri yapar. Günleri iple çeker. Bir gün sabahtan elindeki sepette bakır kaplarla birlikte bir çocuk girer dükkâna. Dikran Usta, çocuğu kiliseden tanıyordur. Selam verdikten sonra sepetteki kapları çıkarıp Dikran Usta´nın tezgâhına koyar. “Papaz Efendi gönderdi bunları, tamir edilecekmiş. Akşam 7´ye yetişeceklermiş” der. “Papaz Efendi sizin getirmenizi istedi” diye de ekler. Kiliseden gelen çocuk Dikran Usta´nın cevabını beklemeden boş sepeti alıp hızla dükkândan çıkar.
Akşamı zor eden Dikran Usta elinde sepetle kilisenin yolunu tutar. Kapı çalındığında saatine göz atan Papaz Efendi, gelenin Dikran Usta olduğunu anlar. Kapıyı açtıktan sonra, Onu kilisenin arka tarafındaki odaya götürür. Papaz Efendi, Tarsus Amerikan Misyonu ile görüştüğünü, kızları alacaklarını ve kızların iki gün sonra sabahtan misyonerliğe götürülmesi gerektiğini söyler.
Yanıkyan ailesi akşam yemeğinde son kez bu ayrılığın sonuçlarını kestiremeden bir araya gelir. Dikran Usta ve eşi Barbara o gece uyumazlar.
Misyonerliğe hareket etmeden önce büyük iki kızın saçları sıfır numara kesilir. Küçüklere de erkek traşı yapılır. Çocuklara erkek elbisesi giydirilir. Ve bir kadın bir erkek iki kişinin refakatinde trenle Tarsus´tan Adana´ya gönderilir kızlar. Adana Amerikan Misyonerliğine kızları teslim ederler ve geri dönerler. Akşam dükkânı kapatmak üzereyken, daha önce kiliseden gelen çocuk sepetle içeri girer. “Dikran Usta, gönderdiğiniz bakır kaplar Adana´ya teslim edilmiş, hepsini çok beğenmişler” der.
…
Mart ayının başında pazar ayinine giden Dikran Usta, ayin sonrasında Papaz Efendi´nin işaretiyle arka odaya gider. Papaz Efendi, kızların sağ salim Halep´e vardıkları haberini verir. Dikran Usta diz çöküp dua eder. Papaz Efendi´ye nasıl teşekkür edeceğini bilemez. Papaz Efendi´nin eline sarılır sadece.
1915’de Adana, Mersin ve Tarsus Ermenileri için “tehcir” emri çıkarılır. Dikran Usta ve çok az sayıda Ermeni “tehcir”den muaf tutulur. Çünkü onlara ihtiyaç vardır. Ancak Dikran Usta´nın kardeşleri ve akrabaları bu muafiyetten yararlanamazlar.
Kısa bir süre sonra, Dikran Usta´dan da bir daha haber alınamaz…
_________
(*) Hiç birisi doğduğu topraklarda ölmedi…
-Makrouhi Yanekian (Megrian): 1910 (Tarsus) - 1994 (Vancouver, British Columbia, Canada) - eşi: Megerditch (Mıgırdıç) Megrian
-Ossanah Yanekian (Matosyan): 1912 (Tarsus) - 1996 (Londra, İngiltere) – eşi: Matios Matossian
-Haigouhi Yanekian (Inskip): 1908 (Tarsus) - 1999 (Perthshire, İskoçya) – eşi: William Glyn Inskip
-Verta Yanekian: 1914 (Tarsus) - 2000 (San Diego, California, ABD)
-Lusaper Yanekian (Leontidis): 1906 (Tarsus) -1987 (Loma Linda, California, ABD) - eşi Kleanthis Leontidis
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları




























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2020
27.01.2020
1.02.2020
29.12.2019
27.11.2019
12.10.2019
5.06.2019
3.06.2019
1.06.2019
24.04.2019