Yıldıray OĞUR
“Dün öğleyin 12’de kahraman ordu Çanakkale’ye girdi”, “Boğazlardaki askeri işgal bitti.”
21 Temmuz 1936 günkü gazetelerin coşkulu manşetleri okununca, bir savaştan zaferle çıkıldığı düşünebilir.
Aslında ortada bir abartı da yoktu.
Gerçekten de Türk ordusu 20 Temmuz günü saat 11.00’de denizden ve karadan Çanakkale’ye girmişti.
Orduyu şehrin girişinde ellerinde bayraklarla halk büyük bir heyecanla karşılamış, davullar çalınmış, kurbanlar kesilmişti.
Gazetelerdeki haberlere göre askerleri karşılayanlar arasında gözleri yaşlı Çanakkale gazileri de vardı. Kalabalık Çanakkale şehitliklerini olduğu bölgeyi de ziyaret etmiş, mezarlara çiçekler bırakılmış, dualar okunmuştu.
Bu arada Eskişehir’den kalkan savaş uçakları da kalabalığın üstünde gösteri uçuşları yapmıştı.
Aynı saatlerde benzer bir coşku İstanbul Üsküdar’da da yaşanmaktaydı.
Sabah saatlerinde beklenen haber gelince Anadolu yakasındaki piyadeler, topçu ve motorlu kuvvetler Üsküdar iskelesinde toplanmaya başlamış, Üsküdar meydanında askerleri binlerce İstanbullu coşkuyla karşılamıştı.
Askerler, büyük tezahüratlar arasında vapurlara binip Boğaz’ın çeşitli noktalarına kurulmuş tabyalara yerleştirildiler.
Yine törenler eşliğinde deniz kuvvetlerine bağlı Yavuz Zırhlısı, Hamidiye Kruvazörü ve askeri muhripler, Boğaz’ın Karadeniz girişine demirledi. Törenler, kutlamalar, fener alayları günlerce sürdü.
Türk ordusunun İstiklal Savaşı’ndan 15 yıl sonra 1936 yılının 20 Temmuz günü İstanbul ve Çanakkale boğazlarına yaptığı bu askeri çıkarmanın sebebi İsviçre’nin Cenevre Gölü kenarındaki bir safiye yeri Montreux’de, bir aydır görüşmeleri süren anlaşmanın imzalanma haberinin gelmesiydi.
Anlaşma haberinin duyulmasıyla Ankara’da da halk meydanlara dökülmüş, kutlamalar yapılmış, tatilde olan Meclis acil olarak toplanmış, Çanakkale şehitleri için saygı duruşuyla başlayan özel oturumda milletvekilleri anlaşma için hükümeti tebrik etmiş, Çanakkale’ye şehitler için dev bir anıtın dikilmesini önermişlerdi. O günlerde “Montrö zaferinden evvel ve sonra Çanakkale” konulu bir film çekilerek sinemalarda gösterilmiş, Semiha Hanım da anlaşma için bir şarkı yapmıştı.
Montreux’nün nasıl bir heyecan yarattığını anlaşmayı kutlayan Ankara’daki kalabalığa hitap eden tarihçi Enver Behnan Şapolyo’nun coşkulu konuşması iyi anlatıyor:
“Bu anda yeni bir zaferi kutlamak üzere ayaktayız. Lozan’dan sonra Montrö. Sevineceğiz, coşacağız, bayramlaşacağız, çünkü boğazlara bizimdir. Şu dakika Türk askerleri yürü emrini almış bulunuyor. Askerler alay alay, takım takım yürüyor, yürüyor… Boğazdan esen bir rüzgâr, Türk bayrağını okşayarak dalgalandırıyor, selamlıyor. Anadolu durmadan yürüyor, o boğazlara, boğazlar ona yaklaşıyor… 20 Temmuzda kazandığımız Montrö zaferi ulusal bayramımızdır. Onu Atatürk başta biz kazandık. Sevinin analar! Coşun kardeşler! Varolsun en büyüğümüz Atatürk! Hep bağırın: Boğazlar bizimdir, Türkündür!”
Montreux’nün ne olduğu bugünlerde zaten çokça yazıldı.
Kısaca tekrar etmek gerekirse; bundan 13 yıl önce Montreux’nün yakınlarındaki Lozan’da imzalanan barış anlaşmasıyla Boğazlar meselesi Türkiye’nin istediği gibi çözülememiş, Boğazlar’dan geçişler Milletler Cemiyeti kontrolünde uluslararası bir komisyona bırakılmış, Türkiye’nin Boğazlar’da asker bulundurmasına da izin verilmemişti.
Türkiye, 1930’lardan itibaren bu duruma itiraz etmeye başladı. Ama dünyada savaş tamtamları yükselene kadar kimse Ankara’nın anlaşmayı yeniden gözden geçirme çağrısıyla ilgilenmedi.
Nihayet 30’ların başında silahlanma yarışı başladı. 1933’te İtalya Habeşistan’a saldırdı, Ege’de Türkiye’ye yakın 15 büyük adayı ele geçirdi. Almanya Versay Anlaşması’na aykırı olarak Ren bölgesini silahlandırdı. Japonya Milletler Cemiyeti’nden çekildi. Bu arada tedirgin olan Sovyetler de Boğazlar’ı güvence altına almak için Türkiye’yi sıkıştırmaya başladı.
Bu ortamda artık boğazların güvenliğini Milletler Cemiyeti’nin koruması mümkün değildi. Bu üç faşist rejimin saldırgan politikalarına karşı İngiltere ve Fransa’nın teşvikiyle Türkiye’nin, Boğazlar meselesini görüşmek için Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ni imzalamış ülkelere gönderdiği nota kabul gördü.
İtalya haricinde SSCB, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Fransa, İngiltere’nin katılımıyla konferans 22 Haziran 1936’da Montreux’de başladı ve bir ay sonra da 20 Temmuz 1936’da anlaşma imzalandı.
Anlaşmanın özeti, Boğazların hakimiyetinin çöken Milletler Cemiyeti’nden alınıp, bu çatışmalarda tarafsız kalması beklenen Türkiye’ye verilmesiydi.
Anlaşmayla Türkiye boğazların her iki yakasını silahlandırmak, buralarda asker bulundurmak hakkına sahip oldu. Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, ticari gemilerinin geçişine tam serbestlik verilirken, savaş gemilerinin geçişine ise sınırlamalar kondu. Bir savaş halinde, eğer Türkiye o savaşın tarafı değilse Boğazlar savaş gemilerine kapatıldı, eğer Türkiye savaşın bir tarafıysa bu karar Türkiye’ye bırakıldı.
Yani aslında Türkiye, Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın egemenliğini ancak 1936 yılında, Montreux Anlaşması’yla kazandı.
O yüzden bugünlerde Kanal İstanbul’u savunmak için, herhalde biraz da adı “Montreux” olduğundan, anlaşmadan “aleyhimize yapılmış bir gavur işi” gibi bahsedilmesi hem büyük yanlış hem de fena halde ayıp oluyor.
Üstelik, Türkiye 1994’de boğazlardan ticari geçişleri güvenlik ve deniz trafiği açısından düzenleyen Boğazlar Tüzüğü’nü çıkararak Montreux’deki haklarını ilerletti. 1996 ve 2002’de yeni tüzüklerle bu denetim ve kontrol yetkileri artırıldı. 2003’den beri de Rusya’nın tepkisine rağmen Boğazlarda radar destekli Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi devrede.
Yani ortada acilen çözüm bulunulması gereken, tehlike arz eden bir durum, ufuklarda bir savaş ihtimali yok. Boğaz’dan geçen gemi sayısı, tonajları artsa da her yıl azalıyor. Zaten Montreux’den kaynaklı Boğazlardan ücretsiz geçiş hakları olan ticaret gemilerini zorla özel kanalımızdan geçirmek de mümkün değil.
Bu durumda Kanal İstanbul projesini Montreux’ye meydan okumaya çevirmek, ülkenin başındaki belaları, başka ülkelerin hasmane tutumlarını artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Belki iktidarın Montreux’yü tarihteki yerine geri bırakıp ilk yapması gereken, 2011 genel seçimlerinden önce çılgın proje olarak açıkladıklarında epey sükse yapmış bu projenin, 2019 yılında tekrar tozlu raflardan masaya getirildiğinde neden bu kadar tepki aldığı üzerinde düşünmek olmalı.
2011’de milli geliri, büyüme oranı bugünkünden daha yüksek, enflasyonu bugünden daha düşük, insanların geleceğe ümitle baktığı bir Türkiye’de “olur mu acaba” diye bakılan bir proje, bugün milli geliri düşmüş, fakirleşen, büyüme oranı sıfırlarda dolaşan, gelecek endişesinin arttığı bir ülkede israf, lüks olarak görülüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı anketlere bakılırsa, sadece muhalif kesimlerde değil, iktidarı destekleyen çevreler de böyle görenlerin oranı hayli yüksek, “şimdi ne lüzumu vardı” hissi ortak bir his.
Bu ortak tepkinin oluşmasında ekonomiden sonra özellikle bu sekiz yılda İstanbul’da yaşanan inşaat çılgınlığı, betona, kamyona duyulan tepki, yeşil alanların hızla azalması karşısında artan duyarlılığın da etkisi büyük. Toplum da 2011’deki toplum değil artık.
Öyle olunca da bu belediyecilik anlayışına karşı daha yeni seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Kanal İstanbul’la ilgili sıraladığı riskler, Türkiye’yi çirkinleştiren TOKİ’de, Erdoğan Bayraktar’ın başkanlığı sırasında yıllarca yöneticilik yapmış, sonra onun bakanlığı sırasında inşaat ekonomisinin kalbi olan Emlak Konut’un genel müdürü olmuş, atanmış Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından giderilemiyor.
Bakan’ın “O bölgede bir arazi takasına, arazi rantına müsaade etmeyiz, hiçbir projede de etmedik” açıklamasını da arşivlerden hemen karşınıza çıkan 2018 yılına ait iki haber pek doğrulamıyor:
“Kanal İstanbul projesi açıklandığından beri gayrimenkul sektöründeki hareketlilik durmuyor. Vatandaş güzergah üzerinde hem yatırım hem de oturum amaçlı konut ararken, firmalar da proje yarışına girdi. Emlak Konut GYO Genel Müdürü Murat Kurum, "Sadece İstanbul’a değil ülke ekonomisine de çok büyük faydası olacak mega bir proje olan Kanal İstanbul güzergâhında, Emlak Konut’un 33 projesi yer alırken yine bölge üzerinde çok önemli arsa portföyümüzle birlikte yatırımlarımıza devam edeceğiz."
https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2018/02/26/kanal-istanbulu-dunya-yakindan-izliyor
“Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ertan Yetim, Katarlı yatırımcılarla Kanal İstanbul'u ve bu bölgede yer alan portföylerindeki arsalarla ilgili görüştüklerini belirterek, " Özellikle Kanal İstanbul projesi burada büyük bir heyecan oluşturmuş durumda. Bu ilgiyi burada yakinen görme imkanımız oldu. Katar'ın Emlak Konut ölçeğindeki şirketi ile yaptığımız görüşmelerde kendilerinin projelerimize yakından ilgili olduklarını gördük ve onları Türkiye'ye davet ettik. Bir çalışma grubu oluşturup birlikte neler yapabileceğimize bakmak istiyoruz. Kanal İstanbul civarındaki arsalarımızla ilgili bir bilgi paylaşımında bulunduk. Kanal İstanbul güzergahı üstünde Arnavutköy-Dursunköy'de 3,6 milyon metrekare, Küçükçekmece'deki Bizim Mahalle projemizin ihale edilmemiş 450 bin metrekarelik bölümü, Başakşehir-Hoşdere'deki 340 bin metrekarelik alan ve son olarak Başakşehir-İkitelli-Ayazma-Kayabaşı bölgesindeki 240 bin metrekarelik arsalarımız yer alıyor. Toplamda 4,6 milyon metrekareye tekabül eden bu arsalar üzerinde neler yapabileceğimizi Katarlı yatırımcılarla görüşeceğiz."
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kanal-istanbul-katarda-buyuk-heyecan-olusturdu/1034313
Henüz kazma dahi vurulmamış Kanal İstanbul’a bugüne kadar yapılmış yatırımlar, kanal yapılacakmış gibi satılmış/alınmış, yurtdışına doğrudan devlet tarafından pazarlanmış arsalar, başlamış konut inşaatları bu kadar tepkiye rağmen neden projede ısrar edildiği hakkında bir fikir veriyor.
Bir de üstüne ülkenin coğrafyasını değiştirecek bir projeye karşı yükselen eleştirilere “Siz isteseniz istemeseniz de yapacağız” diye cevap verilince, bu siyasi tartışmaya Valilik, AFAD bodoslama sokulunca da sadece proje değil, ülkedeki demokrasinin hali, hızla parti-devlet sistemine doğru savruluş da endişeye neden oluyor.
Muhafazakar bir iktidarın neredeyse Mephisto’nun atıl halde duran doğaya hükmetme tahriklerine kapılan Faust’unkine benzer bir azimle, Allah’ın bahşettiği Boğaz’la yetinmeyip, koca bir coğrafyayı tümüyle alt üst etme pahasına, ikincisine tamahına ise hiç gelemedik.
Yine de “Kanalıma neden hoş gelmediler” diye merak eden varsa, bazı cevapları herhalde vermiş olduk.
Daha fazlası için Karar Tv Youtube kanalımıza abone olup, videolarımıza like atmayı lütfen unutmayın...
Kaynak:
Montreux Anlaşması’na verilen tepkilerle ilgili yazıda kullanılan bilgiler ve daha fazlası için bknz. Prof. Dr. Hakan Uzun’un Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin Yankıları makalesi
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları




























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026