Abdülkadir Küçükbayrak
Ortadoğu halkları, küreselleşen dünyanın yaydığı demokratikleşme ve zenginleşme rüzgarlarının kendi topraklarında etkisisini götermeye başlamasıyla ayağı kalkmıştı. Beklenti Bölgede hüküm süren totaliter rejimlerin tarih sahnesinden silinerek, bunların yerine halkların demokratik iradesinin yansıması olacak şekilde, insan haklarına dayalı, demokratik iktidarların iş başın gelmesiydi.
Başını ABD nin çektiği batılı devletler (“Sosyalist” blokun sahnede olduğu iki kutuplu dünyada) istikrarın sağlanması ve rakiplerinin güçlenmemesi için, uzun yıllar bölgede totaliter rejimlere ve bunların içeride uyguladığı insan hakları ihlallerine göz yumup sesiz kaldılar. Uzun yıllar çözülemeyen Filistin sorunu karşısında, İsrailin güvenliğini herşeyin önüne koydular. Bu politik tutumları nedeniyle bölge halklarının gözünde “Hıritiyan” batı, “müslüman” milletlere zulüm eden ve zalimlere destek veren “kafirler” olarak tanımlandı. Yerelde iktidarları sorgulanmadığı için bölgenin egemen güçleri bu tür muhalefetin halk arasında yaygınlaşmasına kayıtsız kaldılar. Bu nedele bölge halklarının gözünde batı “şeytan” laştırıldı. Batılı devletlerle yakın işbirliği içinde yaşayan iktidarlar bile eğemenlikleri altında bulundurlukları topraklar üzerinde bu anlayışın yaygınlaşmasına destek vererek muhalefetin kendilerine yönelmesinin önünü kesmiş oldular.
11 Eylül’de ABD nin merkezinde televziyondan naklen yayınlanan El Kaide sldırıları siyasallaşan İslam muhalefetinin içinde yeşeren duyguları gözler önüne serdi. 1970 li yıllarda SSCB nin Afganistan işgaline karşı ülkede bulunan muhalif güçleri “İslam” bayrağı altında örgütleyip Rus güçlerine karşı silahlı mücadeleye kanalize etmesi, siyasal islamın şekillenmesine ve sillahlanmasına hiç kuşkusuz büyük katkı sundu. İşte bu çerçevede şekillenen ve Afganistan’da Rus işgalinin bitmesinden sonra adım adım iktidarlaşan “Taliban” Afganistan’ı, her tür islami akımın örgütlendiği bir alan haline getirdi. Bu sahada örgütlenen El Kaide hareketinin dünyaya sesini duyurmak için düzenlediği 11 Eylül operasyonu ABD’yi deyim yerindeyse ölüm uykusundan uyandırdı.
ABD İslam coğrafyasında yaşanan tüm hak ihlallerine göz yummasının bedelini çok ağır biçimde ödemişti. El Kaide’nia ABD’nin ardından İngiltere ve İspanya’da eyleme geçmesi ve diğer batı devletlerinde de bu tür eylemler düzenleme girişiminde bulunması, batı devletlerinin, merkezinde orta doğunun bulunduğu, İslam Coğrafyasında uyguladıkları politikaları gözden geçirmelerine neden oldu. Bu çerçevede ABD artık kendisi için yük haline gelen ortadoğunun totaliter rejimlerine olan desteğini çekmeye başladı. İslam halklarının kendisine yönelik olumsuz bakış açısını değiştirmek için, başta İsrail, Filistin çatışması olmak üzere bölgesel tüm konularda yeni politikalar oluşturmaya bu şekilde bölge halkları arasında imajını düzeltme çabası içine girdi. Bu nedenle Filistin topraklarında seçimler yapılarak yasal iktidarın belirlenmesine destek verdi. Hamas’ın seçimleri kazanmasının muhtemel olduğu görünmesine karşın, seçime ve seçim sonuçlarına müdahale etmeyerek, terör örgütü olarak kabul ettikleri Hamas’ın iktidarlaşmasının önünü açtılar. Kuşkusuz Türkiye’de AKP nin iktidarlaşmasına muhalefet etmemelerine ve hazırlıkları yapılan darbe girişimlerine destek verilmemesine de, bu pencereden bakmakta fayda olacağını sanıyorum.
Bu koşullar da Irak’ta Saddam Hüseyin iktidarının şii ve Kürt nufusa karşı yeni operasyonlar düzenlemesi ve kimyasal imha silahlarına sahip olmasının yarattığı tehdit kapasitesi kendisini hedef haline getirmesine neden oldu. Birleşmiş milletler tarafından sürdürülen görüşmelere karşın Saddam Hüseyinin kimyasal silahlarını teslim etmemesi bardağı taşıran son damla oldu. Bunun üzerine başını ABD nin başını çektiği batılı devletler Irak’a müdahale kararı aldı. (Yeri gelmişken bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Bilindiği gibi bu gün bile birçok siyasi akım batılı devletlerin Irak’ın kimyasal silah stoklarının ele geçirilmemeiş olmasından hareketle Irak’ın kimyasal silahının bulunmadığını belirtip, ABD’nin Irak’a müdahalesine bu gün dahi muhalefet çizgisini sürdürmektedirler. Bence Saddam Irak’ının kimyasal silahlara sahip olduğunu gösteren en önemli kanıt, bu bombaların Halepçe de Kürt halkına karşı kullanılıp binlerce insanın katlinin bu silahlarla gerçekleşmiş olmasıdır. Saddam’ın kimyasal silahlara sahip olmadığını ifade etmek bu katliamlara ortak olmaktan başka bir anlam ifade etmez.) Nihayetinde gerçekleşen ABD müdahale ile bölgenin eli kanlı tiranlarından biri tahtını kaybederek, hak ettiği cezayı çekti. Bu durum bölgede yeni bir iklimin doğmasının başlangıcı oldu.
ABD eline geçen fırsatı değerlendirip Ortadoğu’ya yeni düzen getirmeye kalkıştı. Saddam rejiminin yıkılmasını takiben, Suriye ve İran rejimlerini değiştirmeyide hedef haline getirdi. Bunu takiben olacak şey tabi ki bölgenin tüm totaliter rejimlerinin tasfiye edilmesiydi. Bunu farkeden bölgenin yerel iktidarları bu iktidar savaşını Irak topraklarına taşımaya karar verdiler. ABD askeri güçleri bu savaşta istenen sonuçlara ulaşamadı. Başını Suriye, iran ve Suudi Arabistan ve körfez emirliklerinin çektiği bu savaş, ABD’nin Irak toprakları dışındaki hedeflere yönelmesinin önünü kesti. Bu savaş nedeniyle Irakı kan gölüne çevirdi. Tam bir mezhep katliamına dönüşen çatışmalar sonucu büyük sivil kayıpları yaşandı. Bu çatışmaların parçası olmayı red eden Güney Kürdistan halkı ve onun siyasi önderleri kendi güvenliklerini sağlayıp bölgede bir istikrar unsuru ve barış adası haline geldi. Bütün terörist eylem ve girişimlerine karşın bu tutumunu ısrarla sürdürüp komşularıyla iyi ilişkiler kurmaya çalıştı.
Hedef gözetilmeksizin insanlar çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek demeden bombalı saldırıların hedefi oldu. Pazar yerleri ve ibadet alanları hedef tahtası olarak seçildi. ABD bu saldırıları durdurmakta başarısız oldu. Bölgeye yeni bir dizayn vererek itibar kazanmayı hedefleyen ABD, tam tersine katliamların sorumlusu olarak lanse edildi. Daha fazla kaybetmek istemeyen ABD, Irak’tan kademeli olarak askeri güçlerini çekmek zorunda kaldı. Böylece bölgenin totaliter rejimleri bu savaştan kendilerince güç tazeleyerek çıkmış oldular.
Ancak teknoloji ve bilimde, iletişimde yaşanan büyük sıçramalar dünyayı bir köy haline dönüştürdü. Uydu yayınları üzerinden dünya ile tanışan ortadoğu halkları sınırların aşınmasıyla dünyanın geri kalanının bir parçası olmaya başladı. Bölge halkları dünyanın diğer halklarının sahip olduğu olanaklara ve demokrasiye sahip olma isteği ile doldu. Bu çerçevede Türkiye’de, İran’da, Kuzey Afrika ülkelerinde ve ardından Mısır ve Suriye’de halkın iktidarlar üzerinde demokratik baskısını kullanarak kitlesel eylemlerle iktidarları etkilemeye ve değiştirmeye başladı. Bu durum bütün bölge için büyük bir umut kaynağı oldu. Türkiye’de kendini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlayan İslam referanslı AKP iktidarının çizdiği olumlu profil, batılı devletlerin kendisine siyasi ve ekonomik ciddi krediler açmasına vesile oldu. Türkiyenin komşularıyla kangrenleşmiş sorunlarda attığı cesaretli adımlar, bölgede barış ve istikrar isteyen güçlerin dikkatini çekmeye başladı. Yine türkiyenin AB ye katılımı konusunda gösterdiği çaba ve adımlar büyük takdir topladı. Ortadoğunun müslüman halkları Türkiyenin demokratikleşmesini, hukuk devleti haline dönüşmesini, sanayileşip, zenginleşmesini büyük bir sevinçle izlemeye başladı. Bu çabalar sonucu İran, Suriye, Irak ve bunlarıda aşar biçimde bütün ortadoğu halkları kendilerini AB’nin komşusu olarak hissetiler. Kuşkusuz bu durum bölge halkları arasında Türkiye’ye ve Siyasal İslamdan beslenen AKP iktidarına büyük bir prestij kazandırdı. Bu koşullarda Türkiyeye para ve yatırım akışı başladı. Bu da halkın yaşam koşullarının olumlu biçimde değişmesine katkı sundu. Bu tablodan etkilenen bölge halkları, siddet içermeyen kitlesel eylemlerle, Kuzey Afrika ülkelerinden başlayarak Suriye’ye kadar ayağa kalkarak ortadoğuda baharın gelişinin müjdecisi olarak selamlandı. Bir çok yerde iktidarların değişimini sağladı. Büyük ölçüde İslam referanslı siyasi hareketlerin iktidarlaşmasının önünü açtı.
Suriye halkının Esad rejimine karşı başlattığı kitlesel gösteriler ve Baas rejiminin bu eylemlere karşı kullandığı silahlı bastırma yöntemi bölgede mevcut sünni – şii eksenli kutuplaşmanın görünür hale gelmesine neden oldu. Son on yıldır Irak’ta devam eden bu çatışma Suriye’yi de içine alarak yeni bir şekil aldı. Bu kavga aynı zamanda İran – Suudi Arabistan eksenli çatışmanın iz düşümü niteliğindeydi. Kangrenleşen savaş adım adım her tür pervasızlığın yaşandığı bir alan haline dönüştü. Irak’ta Maliki iktidarının güç kazanmasından sonra uzun yıllar iktidarı elinde tutan sünni güçleri merkezden uzaklaştırıp iktidarı şiilerin tekeline almaya çabalaması bölgesel güç dengelerini bozdu. Bu durumda İran mevzi kazanırken, Suudi arabistan güç kaybetti. (Kürdistan federe devleti münkün oldukça bu çatışmanın dışında kalmaya çalıştı.)
Suriye’de uzun yıllardır en etkili muhalefet olan, sünni islam arasında örgütlü bulunan Müslüman Kardeşler hareketi, Suriye’de başlayan kitlesel gösterileri güç toplama alanı olarak gördü. Yoğun biçimde muhalefeti bünyesinde toplamaya çalıştı. Suudi Arabistan Irak’ın kaybedilmesinin acısını Suryenin ele geçirilmesiyle dengelemeye çalıştı. Bu nedenle Suriye, İran – Suudi Arabistan kapışmasında hayati bir önem arz etmeye başladı. İran, Irak ve Suriye üzerinden bir Akdeniz gücü haline dönüşmeyi hedefledi. Suudi Arabistan, Suriye’de halkın çoğunluğunun sünni olmasına karşın, aleviliğie yakın bir inanç olan Nusayrilerin uzun yıllardır iktidarı ellerinde tutmasının yarattığı çelişkiyi kullanıp, İran’a yakın duran Baas-Esad iktidarını devirerek, İran’ın Akdenize çıkışının önünü kesmek için savaşta sünnilere büyük destek verdi,
Türkiye’de İktidarlaştıktan sonra muktedirleşen AKP,Erdoğan iktidarı kendisini bölgesel bir güç olarak kanıtlayabilmek için varını, yoğunu Suriye savaşına yatırdı. Suriye’yi arka bahçesi olarak gören Erdoğan, Suriye üzerinden İslam coğrafyasının derinliklerine doğru inme çabası içine girdi. Bir süre öncesine kadar “komşularlr sıfır problem” ilkesine göre dış politika belirleyip bütün devletlerle diyaloğu esas alan Erdoğan iktidarı giderek yanlızlaştı. Üç önemli komşuyla derin bir çatışma yaşamaya başladı. İran, Suriye ve Irak’la yaşanan bu çatışma yetmezmiş gibi, bölgesel güç olan İsrail ve Mısırla kanlı bıçaklı oldu. İçeride seçimler kazanarak moral bulan Erdoğan iktidarı, dış politikalarındaki yenilgiler nedeniyle giderek moral ve güç kaybetmeye başladı. Köyün delisi gibi ulu orta, aklına her geleni haykırmaya başladı. Bu gün bir çok konuda dış politikasında yanlızlaşmış duruma düştü. Ortadoğuda en yakın partneri batılı devletler tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hamas’tır. Suriye de Esad iktidarını devirmek için her şeyi mübah gören bir anlayışa sürüklenmesi sonuçta kendisini İŞİD’in en büyük destekçisi ve partneri konumuna düşürmüştür. Oysa bu savaşın kazananı olma ihtimali; hele ki bu saatten sonra sıfırdır. Kaybettiğini kabul edip yeni politikalar geliştirmek yerine hırçınlaşıp ona buna saldırması kendi sonunu da hazırlayan etkenlerden biri olacağı not edilmelidir. Bu körlükle İŞİD’in işlediği vahşeti görmemesi doğal olsa gerek.
İşte bu koşullarda ortaya çıkan İŞİD vahşeti anlaşılır bir durum olsa gerek. Kendi topraklarında savaşmayan İran –Suudi arabistan hiç bir yıkım yaşamadan savaşı yıllardır başta Irak, şimdi de Suriye topraklarında yaşamaya devam etmektedirler. Dünyanın bütün sünni müslüman macerecılarını savaşa dahil etmeye çalışan Sünni güçler bu maceracıların eline her tür silahı ve olanağı vermiş durumdadırlar. İŞİD’in Suriye’den Iraka yönelmesi savaşı bir başka boyuta taşımış oldu. İŞİD’in kısa zamanda Irak’ın Arap coğrafyasının yüzde kıkını ele geçirmesi ve ardından Maliki’nin iktidardan ayrılmayı kabul etmesi Suudiler açısından büyük bir kazanım, İran açısından bir kayıptır. Ancak İŞİD’in bu güne kadar çoğunluğu sünnilerden oluşmasına karşın, mezhep eksenli bu çatışmayı doğru bulmayıp, bu savaşa müdahil olmayan Kürdistanın sınır bölgelerini zapta kalkışması ve katliamlara yönelmesi bölgede yeni bir duruma işaret etse gerek. (Ancak bu konuyu başka bir yazıda ele almayı deneyeceğim.)
İşte bölgemizde yaşanan yerel iktidar ve hegamonya mücadelesi kendisini İslamın Şii ve sünni mezhepleri üzerinden örgütleyip, kitleleri bu savaşta pervasız biçimde katletmektedir. Üzülerek tesbit etmek gerekirki yaklaşık 1400 yıllık İslam dini ve inancı malesef bu bölgeye hiçbir insani değer ve ahlak katmamış görünmektedir. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı gerekçelerle savaşların yaşandığı bilinen bir gerçektir. Ancak savaşlarında kurallarının olduğu da bilinen bir başka gerçektir. Zaman zaman bu kurallar ihlal edilmiş olsa bile, bu ihlallere karşı insanlığın ortak vicdanı kınayıcı ve Mahkum edici olmuştur. Oysa bu gün her gün sosyal medyaya yansıyan yeni görüntülerle kendisine islam “mücahid”i gözüyle bakılan bu yaratıkların çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek, müslüman olan olmayan ayrımı gözetmeksizin insanları nasıl vahşice katlettiği, mallarını nasıl yağmaladığı herkesin gözü önünde olmaktadır. Vahşi hayvan olarak tanımladığımız canlıların bile birbirlerine reva görmediği işkence ve katliamları bu caniler islamiyet adına işlemektedirler.
Bu canilerin yaptığını, savaş pikolojisinin insan zihninde yarattığı tahribatın neticesi olarak maruz görmek olanaklı değil ama, diğelim ki gördük. Peki bu vahşete sesiz kalan bir milyarın üstündeki islamın tutumunu nasıl açıklayacağız. Yanı başımızda Filistinde yaşanan çatışmaları sağ, sol demeden bütün islam alemi ayağı kalkıp kınarken, bunu insanlık suçu olarak ilan edip İsrail’i terörist devlet olarak mahkum edreken, hata bu suça müslüman olmayan insanlık ailesi gösteriler, mitingler yaparak tepki koyarken neden islam alemi islam adına işlenen bu vahşete sesiz kalmaktadır. Yufka yürekli İslamın “Önderi” Erdoğan; Filistinli, Mısır’lı, Mayamar’lı insanlar için meydanlarda göz yaşı dökerken, sınırlarımızın yanı başında insanlığa karşı işlenen bu vahşete sesiz kalmaktadır. Suudi Arabistan dini ulemasının başı nasıl oluyorda İŞİD’in Ezidi kadınlarını köleleştirip pazarda satmasına olumlu fetva veriyor. Nasıl oluyorda dinler arası barış ve diyaloğ için çaba gösteren diyanet bu zulüm karşısında sesiz kalıyor. Nasıl oluyorda İslamiyeti barış, sevgi, hoş görü dini olarak görüp gösteren islami çevreler olan bitene sesiz kalıyor. Bu tablo karşısında artık “hep kendine müslüman” deyimi bile anlamını yitirmiş bulunmaktadır. Çünkü islam alemi sadece, Ezidi’ye, Asuri’ye, Keldani’ye, tüm Hıristiyanlara yapılan zulme değil şii Arap’a, sünni Kürd’e yapılan zulme karşı da üç maymunu oynayıp sesiz kalmaktadır.
11 Eylül sırasında ABD’de Lise eğitimi alan bir yakınımın anlattığına göre; kaldığı evin çocukları, o saldırıdan sonra, evde aile büyükleri olmadan kendisiyle yanlız kalmaya korktuklarını anlatmıştı. Şimdi soruyorum size bir komşusunun kesik başını oğlunun eline tutuşturup onun fotoğrafını çeken babadan İslamiyet ve İnsaniyet adına ne bekleyebiliriz. Bu gidişle bütün insanlık alemi, bir müslümanla aynı ortamd bulunmaktan ne kadar rahasız olsalar şaşırmamak gerekir. Çünkü biz kendimiz ile İŞİD mensubu bir müslüman arasındaki farkı hangi kriterleri esas alarak anlatabiliriz ki. Bu vahşet karşısında hangi gerekçeyle olursa olsun, sesiz kalmak, bu canilerin yakalanıp hak ettikleri cezaya çarptırılmamsı için çaba göstermemek, kabul edilbilir bir tutum değildir. Malesef İŞİD aynasından bakılınca İslamiyet sadece dini değerlerini değil insani değerlerinide kaybediyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.12.2015
4.02.2015
19.08.2014
13.06.2014
9.06.2014
10.03.2014
26.01.2014
6.01.2014
2.01.2014
1.08.2013