Abdülkadir Küçükbayrak
Dünyada yaşanan iletişim ve teknolaji devrimi kaçınılmaz olarak siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurdu. En önemli siyasi sonuç; sembolik olarak doğuyla batıyı, ya da sosyalist dünyayla kapitalist dünyayı ayıran Berlin duvarının yıkılmasıyla soğuk savaş döneminin sona ermesiyse, ekonomik sonuç da; yaşanan küreselleşmeydi. Bu değişimi büyük bir zafer sarhoşluğu izleyen batı dünyası, değişimlerin sonuçlarını kavramakta zorlandı. ABD’de, 11 Eylül 2001’de yaşanan radikal islamist terör saldırısı, batılı devletlerin uykudan uyanmasına yetti. Bu panik hali, yeni siyasi kararlar almalarında dönüm noktası oldu.
O güne kadar dünyanın geri kalanında iktidarların kendi halklarına karşı uyguladığı ekonomik ve siyasi baskılara gözlerini kapatan batılı devletler, küreselleşen dünyada, siyasi sınırların kendi güvenliklerini sağlamada yetersiz kaldığını bütün çıplaklıklarıyla gördüler. Uzun yıllar halkların iradesine rağmen diktatörlüklere verdikleri desteklerin faturaları beklemedikleri bir şekilde karşılarına çıkmaya başlamıştı. Bu nedenle yeni bedeller ödememek için diktatörlüklere verdikleri desteği azaltarak, halklarıyla, nispeten daha barışık iktidarların iş başına gelmesine kapı aralayan yeni bir politika izlemeye başladılar.
Bu süreç, Türkiye’de sistemin tıkandığı, halkın yeni arayışlar içinde bulunduğu bir dönemle çakıştı. Sistem partilerine güvenin sıfırlandığı bu günlerde kurulan AKP’nin kurucu kadroları, dünyada ve bölgede yaşanan değişimi kavrayarak, buna uygun adımlar atmaya başladı. Verdikleri mesajlar yurttaşlarının ve dünyanın önemli merkezlerinin desteğini kazanmakta etkili oldu. Ülke içinde vesayetçiliğe karşı halkın iradesini esas alan AB standartlarında bir demokratik rejime geçişi taahüt eden AKP- Erdoğan, en azından kendisine gösterilen hoşgörü koşullarında iktidara gelmeyi başardı. (Ardından Filistin’de Hamas’ın iktidara gelişine de aynı gerekçeyle batılı güçler müdahale etmekten uzak durdular.)
Batıdan bakıldığında; İslam coğrafyasında yaşanan çatışmalı süreç (Irak – İran savaşı, Irakı’ın Kuveyti işgali, Kendi ülkesinin sınırları içinde yer alan Kürdistan bölgesinde soykırım yapması vs.) dikkate alındığında, gerek komşularıyla, gerekse Kıbrıs ve Ermenistan ile olan sorunlarını görüşmeler yoluyla çözümü esas alacağını deklere eden AKP-Erdoğan siyaseti Türkiye için önemli bir yenilik olarak tespit edildi.
Erdoğan’ın geliştirdiği siyasi söylem, (Siyasal İslam içinden geliyor olması hesabıyla) batı dünyasında, Türkiye’nin İslam dünyası ile, kendileri arasında köprü olabileceği izlenimi yarattı. Bu düşnce nedeniyle AKP desteklenmeye değer görüldü. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde AKP vesyetçilerin sistemi korumak için inşa ettikleri, seçim barajı ve seçim kanununun ters tepmesiyle seçimlerden büyük bir meclis çoğunluğu elde ederek çıktı.
İktidarının önemli bir zaman diliminde; dünya ile uyum içinde, küresel insan hakları değerlerine saygılı, bölgesinde barışın ve istikrarın temel taşı olarak görülen AKP-Erdoğan iktidarı, batılı devletlerden büyük destek gördü. İzlediği ekonoımi politikalarla ülkeye cidi büyüklükte sermaye girişini sağlayıp üretici güçlerin önünü açtı. Milli gelir kişi başına 2500 USD den 10.000 USD’nin üstüne çıktı. Faiz oranları real düzeyde 1-2 seviyesine indi. (Hatta bugün faizin enflasyonun altında kaldığını söyleyenler bulunmaktadır.) Erdoğan iktidarının önemli bir bölümünde vesayetçilerin baskı ve zulmüne pervasız sömrüsüne maruz kalan halk ve farklı düşüncelere sahip aydınların desteğine sahip oldu.
Bu destekle vesayetçilerin karşısında ayakta durdu ve vesayetçi sistemi geriletti. 2010 Anayasa referandumu vesayetçi sistemin nerdeyse sonunu getirdi. Bu değişiklik sayesinde darbeciler mahkemelerle, cezaevleriyle tanışmak durumunda kaldılar. Bu koşullarda AKP-Erdoğan iktidarı, yönetim erkini kullanırken varlığını dikkate almak zorunluluğu hisettiği, silahlı brokrasinin sınırlayıcı gücünden kurtulmuş oldu. Böylece kendince, kafasındaki projeleri gerçekleştirmek açısından tüm engeller ortadan kalkmış oldu.
İçerde ve dışarda gördüğü destek, iktidarı süresince girdiği tüm seçimlerden zaferle çıkması, kendisine duyduğu güvenin kat be kat artmasına neden oldu. Her konuda en doğruyu bilenin ve en doğru karar verenin, kendisi olması ruh halini pekiştiren bu durum, sonuçta kendisini tek karar verici durumuna getirdi. Artık kendisi gibi düşünmeyen her ses susturulmalı, yoluna çıkan her engel ber taraf edilmeliydi. Aklın ve bilmin süzgecine ihtiyaç yoktu. Ulvi düşüncelerini halk içinde eleştirmek gafletinde bulunan her güç tasfiye edilmeliydi. İktidara gelişinin ilk günlerinde yasalaştırdığı; Yerel Yönetimler Reform Yasası çoktan unutulmuştu. Nerdeyse herşey Ankara’nın kontrolü altına alındı. Vesayetçilerin halkı kontrol altında tutmak için icad ettikleri her tür kurum ve yasa, aynen devam ettirildi. Kendince güçlendirilmiş polis kuvveti, asker, bürokrasi, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, gazeteler, sermaye kuruluşları tamamen kontrol altına alınmaya çalışıldı. Nerdeyse iktidara muhalif olma suç haline getirildi. İktidara yürürken büyük desteğini gördüğü Fetullah Gülen cemaati en son düşman olarak ilan edilip, hedefe yerleştirildi. İçerde cemaati bir numaralı düşman ilan eden AKP-Erdoğan, dışarıda ise, batılı devletleri kendisi aleyhine komplolar kuran güçler olarak ilan etti.
Peki nasıl oldu da AKP-Erdoğan iktidarı 2010 referandumundan sonra bu kadar değişik bir noktaya savruldu? Nasıl oldu da, ekonomide işler uzun yıllardan beri ilk defa on yılı aşkın bir süredir iyi gitmesine, milli gelir ve kalkınma belirli bir düzeyde artmasına, devlet-Kürt çatışması, Türk-Kürt savaşı arifesinde iken, bu gün Türkiye tarihinde ilk defa, siyasi iktidarın kararlı ve yürekli çabalarıyla çözüm sürecine evrilmesine rağmen “Gezi olayları” ile başlayan gerginlik, 17 Aralıktan bu yana, ciddi bir kriz yaşanmasına neden oldu?
İçine sürüklendiğimiz kriz ortamının doğmasında iki önemli etken bulunmaktadır; eğer bu günkü krizin nedenlerini doğru tespit edebilirsek, inanıyorum ki, çözüm yolunu da daha kolay bulabiliriz. Bu nedenle aşağıda bu etkenlere kısaca bakmaya çalışacağım.
Bence krizin oluşumuna neden olan etkenleri; iç ve dış olmak üzere sınıflandırımak doğru olabilir. Krize neden olan iç etkenlerin en önemlisi AKP-Erdoğan’ın yola çıkarken millete taahhüt ettikleri birçok hususu, çoktan unutmuş olmaları ise, diğer bir etken de; kendilerine destek olmuş güçlerin iktidara gelmelerinde sağladığı katkıyı göz ardı etmeleridir.
Şöyle bir hatırlayalım; AKP vatandaşlarına ne taahhüt ediyordu: a- Yoksullukla, b-Yolsuzlukla, c-Yasklarla mücadele edeceğini, Türkiye’yi AB standartlarında demokrasiye taşıyacağını, merkeziyetçilik yerine, ademi merkeziyetçiliği tercih edeceğini deklere edip çalışmaya başlarken, bu hedeflerde birleşebileceği sağ, sol bütün siyasi kesimlerle, ittifaklar oluşturma gayreti içine girdi. Avrupa birliği ile katılım müzekkerelerinin başlayabilmesi için önemli adımlar attı. Müzekkerelerin başlaması kararını Türkiyenin dört bir yanında kutlamalarla karşıladı. 2010 Anayasa referandumu sonrası yaptığı “balkon” konuşması hatırlandığında, başarının bütün bir demokrasi cephesinin olduğunu açıkça ilan edip, cephede yer alan sosyalistler dahil her kesime kamuoyu önünde teşekkür etti.
Kürt halkının taleplerinin önemli bir kısmı karşılanmamış olmasına karşın, iç barışın sağlanması için, eski Türkiye’nin sahiplerinin tüylerini diken diken eden birçok önemli düzenlemeye imza attı. Uzun yıllar boyunca sadece kendisine oy vermiş olanların değil, “bütün Türkiye’nin başbakanı” olacağını defalarca kamuoyuna duyurdu. Anayasa referandumu sonucu yapılan birçok düzenlemeyle, vesayetçi organlar önemli ölçüde etkisiz kılındı. Erdoğan açısından demokrasi cephesini en geniş kesimleri içine alacak şekilde genişlettiği bu süreç, kendisinin de en fazla demokratlaştığı bir sürece işaret eder. Bu cephe anlayışı vesayetçiliği ciddi biçimde gerilleti. Bundan sonra bir yol ayrımına gelindi; ya demokratik katılımcı bir iktidar oluşmasının, bir anlamda iktidarı Batı Avrupa devletlerinde olduğu gibi halkın denetimine açıp, geniş anlamda halkın çoğulcu yapısını ve iradesini yansıtacak yeni siyaset dizayn etmek. Ya da, 12 Eylül faşizminin vesayetçi anlayışla halkı iktidarın dışında tutma amacıyla tekçi, devletçi, bürokratik anlayışla inşa edilmiş siyasi kurumlara sahip çıkıp bunun iktidar sahiplerine sağladığı avantajlardan yararlanarak iktidarını “payidar” kılma.
Malesef Erdoğan ikinci alternatifi seçti. Partili millet vekillerini ve parti yönetim kadrolarını 12 Eylül sonrasının en azından anti demokratik, siyaseti, partileri, seçimleri düzenleyen kanunlarının sağladığı katılımı nerdeyse sıfırlayıp, her şeyi tek adamın iradesine tabi kılan düzenlemelerinden alarak seçmiş olduğu için, kendisine karşı direnebilecek hiç bir güç kalmamıştı.
Bu koşullarda, artık kimseyle ittifaklar yapma ihtiyacının bulunmayacağına kanaat getirerek, her konuda, her istediğini yapabileceğine inanmaya başladı. Seçmenlerin çoğunluğun oylarıyla kandisine destek verdiği gerçeğinden hareketle, “milli irade” nin temsilcisinin kendisi olduğunu ve her istediğini yapmasının yasal meşru hakkı olduğunu haykırmaya başladı. Ülkede yaşayıp kendisine oy vermeyen kesimleri ötekileştirip, hiçe saymaya başladı. Demokrasinin özünün çoğulculuk olduğunu kavrayamadı. Ya da işine gelmediği için, öyle davranmaya başladı. Oysa ki, demokrasilerde yürütmeden beklenen, bütün vatandaşlarının ortak çıkarlarını ve hukukunu savunmaktır. Sanki kontrolü altında tuttuğu kamu maliyesinin gelirleri sadece kendisine oy verenlerden elde ediliyormuş gibi, sadece bu kesimi dikkate almaya başladı. Kendisinin siyasetine o veya bu nedenle karşı olan har kesimi “hain” ilan etmeye başladı. Böylece ülkede ciddi bir kamplaşma ve kutuplaşmaya kapı araladı. Siyasal meşruiyetini evrensel hukukta aramak yerine, kendisine oy veren kitlelerin şekillendirilebilen algılarında arayarak büyük bir yanılgıya düştü. Bununlada kalmayıp kamuoyunu kendi siyasal tasavurlarına göre şekillendirip burada ürettiği algılarla iktidarını ve tek adamlığını mutlak kılma gayreti içerisine giedi. Kendisine karşı muhalefeti, iktidar erkini kullanarak, bastırma gayreti içerisine girdi. İdari kadrolaşma içinde liyakatı bir kenara bırakıp en azından üst düzey kadroları genellikle kendisi gibi imam hatip liselerinden mezun olmuş muhafazakar kadrolardan seçmeye koyuldu. Adım adım, farklı yaşam anlayışlarını dini referanslarla aşağılayan, sınırlayan girişimler içine girdi. Eşlerin, kız çocuklarının tesettürlü olması, iktidarın nimetlerinden faydalanma bakımından temel koşul halini aldı. Bu anlayış üzerinden halk içindeki muhafazakar, dindar kesimin çoğalması için bütün devlet olanakları kullanılmaya başlandı. Böylece iktidarının çok daha uzun ömürlü olacağına inandı.
Demokrasinin belkide en önemli özelliği olan; iktidardaki güçleri alaşağı edip, yerine iktidar olmayı hedef olarak koyan her tür siyasi faaliyeti meşru gören anlayışını (sanki kendisi bir başka yöntemle gelmiş gibi) hiçe sayıp, iktidara muhalefeti, nerdeyse yasa dışı bir faaliyet gibi göstermeye başladı. Bunun sonucunda, zaten sorunlu olan basın yayın kuruluşları, (bazı kalem sahibi isimlerin başbakanca açıkça hedef göserilmesi üzerine) kendi içlerindeki iktidar muhalifi sesleri, iktidarın gadrinden korkarak tasfiye etmeye başladı. 12 Eylül faşizmi koşullarında bile yazıp çizme olanakları bulan Hasan Cemal gibi aydınlar, malesef yazı yazma olanaklarından bu dönem mahrum kaldılar. Erdoğan kuşkusuz bu tavrıyla Cumhuriyetin tek partili döneminin iktidar sahiplerinin, 12 Eylül darbecilerinin en son 28 Şubat darbecilerinin zora, baskıya dayanan iktidarının akibetlerinden hiç ders almamış olacak ki onlarla aynı yöntemleri kullanarak iktidarını dokunulmaz kılabileceğini sandı. Bunu yaparken dünyadaki ve Türkiye’deki değişimi (Kuşkusuz bu değişimde kendisinin de büyük payı olmuştur) hiçe saydı. Ekonomideki büyümenin ve çoğulculuğun ülkede farklı ekonomik ve siyasi güç odaklarını oluşturduğunu (Devletçi ekonominin sonlandığını) göremedi.
Gezi Parkı nedeniyle yaşanan gösterileri demokratik bir olgunlukla ele almak yerine, bu yanlış algıyla ele alınca, Erdoğan kendisine karşı en büyük muhalefet direncinin oluşmasının da, fitilini ateşledi. Bu olayları farklı kesimler, farklı amaçlar için kullanmak istese de, olaylara gerek Türkiye, gerekse dünya kamuoyu nezdinde meşruiyet sağlayan olgu; Erdoğan’ın demokratik olgunluktan uzak biçimde gösterileri şiddetle bastırma girişimi olmuştur. Böylece bir avuç “ayak takımı” bütün dünyanın gözü önünde “Kıral çıplak” deme cesaretini göstererek, çevresindeki dalkavuk güruhun sesini bastırıp bu haykırışın başbakanın kulağına ulaşmasını sağladı. O günden beri Başbakan gerçeklerle yüzleşmek yerine, her kese ateş püskürmeye başladı. Vesayetçi kesimlerin topuyla, tüfeğiyle yan yana getiremediği güçleri Erdoğan izlediği yanlış politikalarla yan yana getirmekte büyük başarı gösterdi.
Bütün dünyayı ikiye ayırdı. “Ya bendensin yada düşmanım” mantığıyla siyasetine, en küçük eleştiri yöneltme cesareti gösterenleri düşman ilan edip, imha etmeye kalkıştı. Bu anlayış dış siyaset konusunda da tekrarlanınca, Erdoğan adım, adım kendisine destek veren dostlarından uzaklaşarak yanlızlaşmaya başladı.
Evrensel ilkelere sahip olmak yerine kısa vadeli faydacılık anlayışıyla hareket edince çifte standart uygulamak kaçınılmaz oldu. Mısır’da Müslüman Kardeşler-Mursi’nin kısa vadeli iktidarı, izlediği yanlış politikalarla kendisine karşı gerçekleştirilen ordu darbesinin meşruiyet zeminini yaratmışsa, başbakan da izlediği yanlış politikalarla, iç ve dış dünyada kendisine destek olan dostlarının kendisini terk etmesi için haklı nedenler yaratmıştır. Örneğin bölgedeki en yakın mütefiklerinden biri olan Suudi İktidarının Mısır’da izlediği Mursi-İhvan karşıtı politikaya karşı tıkını çıkarma cesaretini gösteremeyen başbakan, sabah, akşam batılı dostlarına hakaret etmeyi nerdeyse huy haline getirmiştir. İsrail’e karşı, Arap sokağını yanına almak için izlediği popülist politika, Arap sokağında arzulanan yankıyı bulsa da, uluslar arası ilişkiler itibarıyla kendisine karşı güvensizlik yaratmıştır. Suriye’de zalim Esad rejimine karşı haklı bir tapki gösterirken, önemli ölçüde mezhepçi bir yaklaşım göstermesi, gerek dünyada, gerekse islam dünyasında kuşkuyla karşılandı. AB’den uzaklaşıken Şangay beşlisine kur yapması, Putin’e Türkiye’nin de bu itifağa alınması yönünde talepte bulunması, önemli merkezlerde kendisine duyulan sempatinin ve güvenin zayıflamasına neden oldu.
Komşularıyla ilişkilerinde izlemeye çalıştığı “sıfır problem” ilkesi terk edilerek, çatışmacı politikalar izlenmeye başlandı. Bu koşullarda Irak Kürdistanı Federe devleti ile geliştirdiği olumlu ilişkiler ve içeride savaşın sonlandırılması için attığı birçok olumlu adım, kuşkuyla karşılanır oldu. Hatta bölgede izlemeye yöneldiği Neo Osmanlıcı politikalar rahatsızlık yarattığından “Kürt meselesi”nde attığı olumlu adımlar beklenen desteği bulamadı. Tam tersine bu koşullar çerçevesinde Erdoğan iktidarının güçlenmesini, bölge barışı ve istikrarı için tehlike olarak (Bu durum açıkça ifade edilmese de) gördüklerinden, yaşanan savaşın sonlandırılmasına karşı sıcak bakmayıp beklenen desteği vermediler. Bu durum karşısında birkaç yıl önce, bölgemizin en önemli aktörü ve istikrar unsuru olarak kabul edilen Türkiye, bugün adım adım yanlızlaşıp etkisizleşmiş konuma geldi.
Bu sonucun ortaya çıkmasında belirleyici olan; başbakanın iç ve dış dünyanın etkili güçlerinin talep ve duygulaını dikkate almadan, her şeyin en doğrusunu kendisinin bildiği inancıyla her şeye kendisini kapatarak tek adam siyaseti izlemesidir. Etrafındaki güçlerin kendisinden uzaklaştıklarını görünce de, komplo teorilerine sarılmaktan başka yol bulamamıştır. Oysa günümüz dünyasında iktidarların etkili olmalarının yolu; bir koalisyon gibi hareket etmelerine bağlıdır. Yani yanlızca kendisine destek olanların değil, bütün yurttaşlarının duygu ve düşüncelerini dikkate alan ve sanki onlar kendisinin iktidar ortağıymış gibi hareket eden iktidarlar etkili, kalıcı olabilir. Bu durum dış dünya desteği sağlamak bakımından da geçerlidir. Yani siz uluslar arsı beklentilere uygun bir tutum ve davranış sergilemek durumundasınız. Böyle yapmaz iseniz, kısa süre sonra etrafınızda dostan fazla düşmanızın bulunuyor olmasına şaşmamanız gerekir. Böyle bir durumda menfaatlerine zarar verdiğiniz güçlerin ayağınızın altındaki halıyı çekme girişimine şaşmamanız gerekir. İçerideki muhalefeti yasama, yürütme ve yargıdaki gücünüzle bir süre susturma olanağına sahip olabilirsiniz. Ancak bu gücünüzün diğer bölge ve dünya devletlerini susturmakta, bastırmakta hiç bir etkisi olmayacaktır.
AKP-Erdoğan iktidarı sürdürdüğü tek adam iktidarından “fabrika ayarlarına” geri dönerek vaz geçer mi? diye soracak olursanız, bence bunu kolayca yapabileceklerini sanmıyorum. Hele dünyaya dini referanslarla bakma eğlimi olanlar için bu bir anlamda olanaksızdır. Türkiye, Başbakan R. Tayip Erdoğan’ın kaptanlığında yeni bir belirsizliğe doğru yelken açmışa benziyor. Susturulmuş parti kadrolarının sorunu çözme gücünün olmayacağı açıktır. Bunun nedeni demokrasinin erdeminin ve iyileştirici özelliğinin kavranıp içselleştirilmemiş olmasıdır. AKP’nin uykudan uyanması için belkide olağan üstü bir sarsıntıya ihtiyacı vardır. Aksi taktirde bütün tek adam iktidarlarının kaçınılmaz sonu malesef Erdoğan’ı da beklemektedir. Dilerim bu duruma düşülmeden kaptan uykudan uyanır veye birileri (Bundan kastım AKP içindeki sağduyulu kesimlerin rol üstlenmesidir) dümene müdahale ederek facianın önüne geçmesidir. Diğer seçeneği şimdilik düşünmek bile istemiyorum.
İktidar sahiplerine naçizane diyorumki, lütfen dönüp bir arkanıza bakınız. En fazla demokratlaştığınız, demokrasiye en fazla sahip çıkıp en geniş kesimlerle ortaklaşa siyaset yaptığınız 12 Eylül 2010 referandumu sürecinde mi daha güçlüydünüz, yoksa her kesimi susturmaya çalışıp, sizin gibi düşünmeyenleri hain ilan ettiğiniz bugün mü daha güçlüsünüz? Uluslararsı itibarınız bölgesel ve küresel güçlerle diyaloğunuzun en fazla olduğu o süreçte mi saygındınız, yoksa dünyayı dost – düşman diye kamplara ayırdığınız ve düne kadar en büyük destekçiniz alan güçleri düşmanınız olarak ilan ettiğiniz bu gün mü? Bu günkü krizden çıkış yolu hiç kuşkusuz bu soruya vereceğiniz cevepla yakından ilişkili olsa gerek.
Abdülkadir Küçükbayrak
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Namık ÇINARBir toplumun geri kalma inadı 21.06.2022 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARLASAnkara’yı sel aldı 14.06.2022 Tüm Yazıları
-
Atilla YAYLAKanunlar ve fiyatlar 10.06.2022 Tüm Yazıları
-
Fatma Bostan ÜNSALBu kez Günah Keçisi SADAT mı? 23.05.2022 Tüm Yazıları
-
Kübra ParSessiz İstila belgeseli ve sığınmacı meselesi 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Yavuz BAYDARİmamoğlu olayı ardından: ’Altılı Masa’ bir ortak aday çıkarabilecek mi? 9.05.2022 Tüm Yazıları
-
Ergun BABAHANTürkiye’nin patlamaya hazır yeni kırılma hattı: Suriyeliler 22.04.2022 Tüm Yazıları
-
Kemal BURKAYİSVEÇ DEMOKRASİSİ VE KURAN YAKMA OLAYI… 17.04.2022 Tüm Yazıları
-
Tarık Ziya EkinciGAZETECİ AYDIN ENGİN VEFAT ETTİ 24.03.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim KaragülBu bir Avrupa savaşı ve çok uzun sürecek. -Batı, Türk-Rus savaşı istiyor! 1.03.2022 Tüm Yazıları
-
Aydın ENGİNBir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden 7.02.2022 Tüm Yazıları
-
Nezih DUYGUMete Toksöyle (30 Mart 1954 - 02 Şubat 2022) 3.02.2022 Tüm Yazıları
-
Ahmet KARDAM28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı 1.02.2022 Tüm Yazıları
-
Muharrem SarıkayaOylardaki yükselişin ağırlığı 7.11.2021 Tüm Yazıları
-
Şevki ÇELİKCİKEMAL ARABACI 17.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin GürcanFırat batısı, Suriye, riskler, tespitler: Ufukta bir operasyon mu var? 13.10.2021 Tüm Yazıları
-
Metin MünirErkeğin kadını ezmesi 22.09.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AcetSon anketler ne diyor? 9.09.2021 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZKONYA KATLİAMI VE GAZETECİLİK MESLEĞİ ÜZERİNE 2.08.2021 Tüm Yazıları
-
Yasin AKTAYTaliban’ın inancıyla ters olma arzusu 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Süleyman Seyfi Öğün2023’e doğru Türkiye 26.07.2021 Tüm Yazıları
-
Cem SANCARHanımefendi diyeceksiniz 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Yusuf KaplanFetih ruhu ve rüyası 28.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ali AYDINİşsiz Kalan Antikorlar, Lanetli Pay ve Siyaset 17.06.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer F. GergerlioğluMuhafazakârlar çürümeye niye sessiz? 8.06.2021 Tüm Yazıları
-
Mustafa ÖztürkNiyet ve akıbet 29.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ayşe BöhürlerTarih büyük harflerle yazılmaz 28.05.2021 Tüm Yazıları
-
Gazi BAŞYURTBir zamanlar sayılamazdık parmak ile, şimdi eksiliyoruz birer birer… 25.05.2021 Tüm Yazıları
-
Ömer Ahmet ÖZERENBİR 1 MAYIS Anekdotu… 10.05.2021 Tüm Yazıları
-
Osman CAN24 Nisan 1915: Kardeşimin Cenazesini Kaldıramadım Hala! 29.04.2021 Tüm Yazıları
-
Verda ÖZERBırak artık eski normali 28.04.2021 Tüm Yazıları
-
Vedat BilginSistem değişti de ne oldu! 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Kurtuluş TAYİZPandemide Erdoğan'ı devirme planı çöktü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali Saydam23 Nisan ‘Çocuklara Hürmet’ Günü 22.04.2021 Tüm Yazıları
-
Ali TarakçıZEVZEK'in asıl amacı Montrö değilmiş! 17.04.2021 Tüm Yazıları
-
Burak Bilgehan ÖzpekVesayet Nedir, Nasıl Kurulur, Niçin Çöker? 16.04.2021 Tüm Yazıları
-
Firuz TÜRKERDARBE GİRİŞİMİNE HAZIR OLMAK 4.04.2021 Tüm Yazıları
-
Yıldız RamazanoğluYeni metin ne söyleyecek? 25.03.2021 Tüm Yazıları
-
RAGIP DURAN'Bir tek kişinin otoritesi suçtur!' 22.03.2021 Tüm Yazıları
-
Sevilay YALMANMesele Gergerlioğlu meselesi değil! 19.03.2021 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKBACAKİZMİT KÖRFEZİ YAKIN, DENİZ BİZE ÇOK UZAK! 17.03.2021 Tüm Yazıları
-
Ural ATEŞERANADİL... 21.02.2021 Tüm Yazıları
-
Demir Küçükaydınİki Devrimci – Türeci ve Şahin 4.01.2021 Tüm Yazıları
-
Perihan MAĞDENHayaller: ETHOS, Gerçekler: BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM 18.11.2020 Tüm Yazıları
-
Talat ULUSOY9 Eylül 1922, İzmir’in “KURTULUŞ” Günü’nde… 9.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mahmut ÖVÜRAK Parti mi “İhvan’cı” siz mi operasyon çekiyorsunuz? 8.09.2020 Tüm Yazıları
-
Mustafa Yurtsever2010 YILI REFERANDUMU’NUN BİTMEYEN HİKAYESİ 29.08.2020 Tüm Yazıları
-
Hilâl KAPLANİstanbul Sözleşmesi yaşatır mı? 7.08.2020 Tüm Yazıları
-
Eşref ÇAKARKonca Yazışmaları... 5.08.2020 Tüm Yazıları
-
Kadri GÜRSELTürkiye’de darbe mi olacak gerçekten? 16.05.2020 Tüm Yazıları
-
Sinan ÇİFTYÜREKTürbülanstan mayın tarlasına dalış yapan AKP! 13.05.2020 Tüm Yazıları
-
Yaşar YAKIŞTürkiye’nin iktidar partisi yardımlaşmayı da tekeline almak istiyor 25.04.2020 Tüm Yazıları
-
Orhan PamukEski salgınlar ve bugün biz 24.04.2020 Tüm Yazıları
-
Bejan MATURÖlüm hangi boşluğu doldurur? 12.04.2020 Tüm Yazıları
-
Umut ÖZKIRIMLIKorona ve milliyetçilik 8.04.2020 Tüm Yazıları
-
Raffi Hermon Araks‘ARTSAX (Dağlık Karabağ) MESELESİ, NEDİR VE NE DEĞİLDİR? 1.04.2020 Tüm Yazıları
-
Serdar KAYAİslam, Bilim, Virüs, Kumaş 24.03.2020 Tüm Yazıları
-
Markar ESAYANKarantina günlerinde yalnızlık... 20.03.2020 Tüm Yazıları
-
Eyüphan KAYACorona Virüs bir musibettir 19.03.2020 Tüm Yazıları
-
Metehan DemirMoskovanın samimiyet testi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Merve Şebnem OruçSürreel bir devrim: Gezi 23.02.2020 Tüm Yazıları
-
Tayfun AtayGoebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!" 18.02.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın AKDOĞANBirilerini suçlama yarışı 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Hüseyin GÜLERCECHP, şimdi de İlker Başbuğu alet ediyor 8.02.2020 Tüm Yazıları
-
Ufuk COŞKUNCemevleri için Cumhurbaşkanı’na Çağrı! 20.01.2020 Tüm Yazıları
-
Yalçın ERGÜNDOĞANGökdelen hançeri tam İzmir’in kalbine saplanıyordu ki… 16.12.2019 Tüm Yazıları
-
Nihat Ali ÖzcanOrtadoğu’nun karmakarışık halleri 22.10.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TenekeciDün ve bugün 11.09.2019 Tüm Yazıları
-
Esat KORKMAZYOLDAŞIM YAVUZ ÇANAK 29.08.2019 Tüm Yazıları
-
Ali KİREMİTCİDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR 13.07.2019 Tüm Yazıları
-
Tayfun TURANAYILANA GAZOZ, BAYILANA LİMON. 11.07.2019 Tüm Yazıları
-
Mustafa DAĞCIÖTEKİLEŞTİRMENİN ÖTESİ= DÜŞMANLAŞTIRMAK 3.07.2019 Tüm Yazıları
-
Gürkan-Zengin23 Haziran seçimleri: Bir vak’ayi hayriyye 25.06.2019 Tüm Yazıları
-
Serdar ESEN"Herşey Çok Güzel Olacak" mı? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Celal DENİZIRKÇILIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR? 9.06.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet AY14 Mayıs güzellemelerinin anlamı 15.05.2019 Tüm Yazıları
-
Salih TunaZincir sesleri 23.04.2019 Tüm Yazıları
-
Beril DEDEOĞLUİflas eden tüccar, eski defterleri karıştırırmış 27.02.2019 Tüm Yazıları
-
İbrahim TığlıBu ne iki yüzlülük!... 26.02.2019 Tüm Yazıları
-
Nermin ALPAYİNSAN VE EKONOMİK DEĞERİ 8.02.2019 Tüm Yazıları
-
Ümit FıratBir mahalli seçim hatırası 15.01.2019 Tüm Yazıları
-
Murat AKSOYUnutmayalım yerel seçime gidiyoruz 11.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ekin GÜNBİR… İKİ… İZMİR MARŞIYLA KOŞ! 4.01.2019 Tüm Yazıları
-
Ahmet SeverTürkiye bu kadar tehdit ve hakaret eden bir Cumhurbaşkanı görmedi 18.12.2018 Tüm Yazıları
-
İbrahim SEDİYANİKirletme 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
Nadi ÖZTÜFEKÇİUlusal mı Ulusalcılık mı? 15.12.2018 Tüm Yazıları
-
M.Şükrü HANİOĞLUDünya “biz”i parçalamak için mi savaştı? 26.11.2018 Tüm Yazıları
-
Cemil ERTEMEkonominin geleceğini simgeler anlatır! 31.10.2018 Tüm Yazıları
-
Amberin ZAMANCemal Kaşıkçı ve Türkiye’nin itibarı 10.10.2018 Tüm Yazıları
-
Mete YararCastle International 28.09.2018 Tüm Yazıları
-
Mehmet CANFilistin ulusal sorunu-II 25.09.2018 Tüm Yazıları
-
Leyla İPEKCİAile içi eğitimin maneviyatı (1) 18.09.2018 Tüm Yazıları
-
Ümit KurtTarihçi Kieser: Modern Türkiye'nin eş kurucusu Talat Paşa 17.09.2018 Tüm Yazıları
-
Güngör UrasABD’DE BORÇ KRİZİ 10.08.2018 Tüm Yazıları
-
Serpil Çevikcan24 Haziran sonrasındaki şema 30.05.2018 Tüm Yazıları
-
Hüseyin ÇAKIRVaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın… 27.05.2018 Tüm Yazıları
-
Kürşat BUMİNLGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz? 7.02.2018 Tüm Yazıları
-
Aslı AydıntaşbaşYaklaşan facia 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Yusuf Ziya DÖGERTürkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Özgür MumcuTutuklu yargı 6.02.2018 Tüm Yazıları
-
Arife KÖSEHawaii’den sonra nükleer savaş tehdidini yeniden düşünmek 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Güldalı COŞKUNSeçim kritiği desem de…. 1.02.2018 Tüm Yazıları
-
Ergün Diler23 gizli toplantı. 8.01.2018 Tüm Yazıları
-
Ceren KENARMusul sonrası DEAŞ 14.07.2017 Tüm Yazıları
-
Okay GÖNENSİNSertleşme mi normalleşme mi? 11.07.2017 Tüm Yazıları
-
İhsan ELİAÇIKDini çoğulculuk gereği kadından imam olabilir 23.06.2017 Tüm Yazıları
-
Adil GÜRHay Allah yine çenemi tutamadım! 16.04.2017 Tüm Yazıları
-
Hüseyin SARIBAŞHAYIR, YETER ARTIK! 18.02.2017 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNFiliz 22 gündür hayata tutunmaya çalışıyor... 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Mustafa ARMAGANÇankaya’nın karakutusu Latife Hanım mı? 7.02.2017 Tüm Yazıları
-
Süleyman YAŞARVatandaşın dövizini devlete dört katı faizle satıyorlar 26.07.2016 Tüm Yazıları
-
A.Turan ALKAN40 $, hem de ‘döge döge’ 15.07.2016 Tüm Yazıları
-
İhsan YILMAZÜmmetin ortak dili: İngilizce 13.07.2016 Tüm Yazıları
-
Bülent KORUCUÖzel haber bayramı 11.07.2016 Tüm Yazıları
-
Gökhan ÖZGÜNBen HDP’ye oy veriyorum… 28.06.2016 Tüm Yazıları
-
Orhan MİROĞLUYazmaya kısa bir mola veriyorum 17.04.2016 Tüm Yazıları
-
Cemil KOÇAKVe Türkiye ‘hayır’ diyor! 16.04.2016 Tüm Yazıları
-
Sema İZOLCennette de hendek var mı anne? 15.02.2016 Tüm Yazıları
-
Birgül HAKANAli Demirsoy 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Lale KEMALMİT-Mossad kırılganlığı, Rusya ile IŞİD gerilimi 9.02.2016 Tüm Yazıları
-
Sanem ALTANAcılar usta, bizler çırağız.. 6.02.2016 Tüm Yazıları
-
Hadi ULUENGİNOtoriterlik yükselirken 4.02.2016 Tüm Yazıları
-
Demiray ORAL‘Serbest kötülük ortamı’nı icat ettik / Hep birlikte - Tev bi hev re* 2.02.2016 Tüm Yazıları
-
Mehmet BARANSUYasadışı dinleme suç değilmiş! 1.02.2016 Tüm Yazıları
-
Enver SEZGİNEkrem Sezgin 1.02.2016 Tüm Yazıları
-
Gülay GÖKTÜRKAYM’den AİHM’e cevap 12.01.2016 Tüm Yazıları
-
Yasemin YILDIRIMSayın Kılıçdaroğlu elinizi yükseltin ve “Demirtaş 15 Temmuz gecesi neredeydi?” diye sorun 5.01.2016 Tüm Yazıları
-
Ayhan BİLGENYalanın gücü tükenir, onur kavgası tükenmez 30.12.2015 Tüm Yazıları
-
Zeliha AKPINARNefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatırdı 29.12.2015 Tüm Yazıları
-
Umur COŞKUNSöz Geçmez, Top Mermisi İşlemez 28.12.2015 Tüm Yazıları
-
Abdülkadir Küçükbayrak“Analar ağlamasın”dan “Analarını ağlatacağız”a nasıl gelindi! 28.12.2015 Tüm Yazıları
-
Ekrem DUMANLIGeç kaldın ey Müslüman 17.11.2015 Tüm Yazıları
-
Semra POLATFransa'nın mülteci ayarlı bombaları 14.11.2015 Tüm Yazıları
-
Ferdan ERGUTHDP içi bir PKK eleştirisi mümkün müdür? 12.11.2015 Tüm Yazıları
-
Nejat ERDİMIŞİD,KÜRTLER VE KAPIMIZDAKİ TEHLİKE! 22.07.2015 Tüm Yazıları
-
Mazlum ÇETİNKAYAEşitlik yoksa kardeşlik de yok! 26.06.2015 Tüm Yazıları
-
Hakan DEMİRCANKoalisyon hava durumu 3 21.06.2015 Tüm Yazıları
-
Tuncay TOPCamide propaganda ve ucuz taşra siyasetçiliği 27.05.2015 Tüm Yazıları
-
Mithat SANCARİnkarın bedeli 30.04.2015 Tüm Yazıları
-
Bülent KARATAŞBirol Başören 28.03.2015 Tüm Yazıları
-
Hasan ÖZTÜRKİLMİK İLMİK 26.02.2015 Tüm Yazıları
-
Kelemet Çiğdem TÜRKMUNZUR’UN ŞİFASI 6.02.2015 Tüm Yazıları
-
Gürbüz Çimen2 Dil 1 Bavul 2.02.2015 Tüm Yazıları
-
Kerem ALTANHayaller duşakabin 20.01.2015 Tüm Yazıları
-
Mehmet YILDIZEnseyi karartmamalı ama nasıl? 8.01.2015 Tüm Yazıları
-
Eylem YILMAZDemokratı az olan toplumlar az demokrasi ile yönetilirler! 3.01.2015 Tüm Yazıları
-
Muhteşem ÖZDAMARHDP'yi BEKLEYEN TEHLIKE 29.12.2014 Tüm Yazıları
-
Mehmet DOĞANHADİ KALK 7.08.2014 Tüm Yazıları
-
Haydar TOPAYSevgili Yoldaşımız, ağabeyimiz Burhanettin Çetinkaya... 13.07.2014 Tüm Yazıları
-
Erdal TALUPolitikada Yeni Paradigmanın Doğuşu 7.06.2014 Tüm Yazıları
-
Mehmet KIRARSLANHalklar nasıl karar verir? 20.04.2014 Tüm Yazıları
-
Yasemin ÇONGARKiev’den notlar: Avrupalılaşmak ile güdülmek arasında… 4.02.2014 Tüm Yazıları
-
Zülfikar ÖZDOĞANTarih, Tarih Olalı... 2.01.2014 Tüm Yazıları
-
Neşe DüzelHata ve devlet gazetecileri 11.12.2013 Tüm Yazıları
-
Selçuk UZUN1915/16´da Erzurum Vilayeti Valisi Tahsin Uzer (1) 25.07.2013 Tüm Yazıları
-
Dr.Sivilay GENÇSibirya ablası 2.05.2013 Tüm Yazıları
-
Nihat TAŞTANBU GÜNÜN MÜŞRİKLERİ MEKKE MÜŞRİKLERİNİ ARATMIYOR 16.03.2013 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCI-Taraf YazılarıBelirsizlikler zamanı ve ütopya zamanı 21.10.2012 Tüm Yazıları
-
Orhan MİROĞLU-Taraf yazılarıESAT’IN YENİ HAMLESİ.. 8.10.2012 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜR-Taraf yazıları1922’de Güzelim İzmir’e Kimler Kıydı? 9.09.2012 Tüm Yazıları
-
Cevdet AŞKINŞiddetli çatışma dönemi başladı 22.05.2012 Tüm Yazıları














































































































































































































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.12.2015
4.02.2015
19.08.2014
13.06.2014
9.06.2014
10.03.2014
26.01.2014
6.01.2014
2.01.2014
1.08.2013