Alper GÖRMÜŞ
AGOS gazetesi, Hrant Dink’i mahkûm eden Yargıtay kararından yıllar sonra, Aralık 2012’de kararın altında imzası bulunan Yargıtay yargıçlarına ulaşıp, altı yıl önceki kararları hakkında şimdi ne düşündüklerini sormuştu.
Aşağıdaki “okuma parçası”nda yargıçların söylediklerinin tam metnini okuyabilirsiniz… Şunlar da benim altını çizmek istediğim bölümler:
Salih Zeki İskender: O dönemde HSYK’ya adaydım, hatta tartışmaları çok net hatırlıyorum. Esen hava farklıydı, bugünkü gibi değildi. Sohbet havası içerisinde birçok kez Dink’e mahkûmiyet yönünde oy kullanmazsam seçimlerde ters etki yapacağı söylendi. Dosyada ne yazdığını, ne olduğunu biliyorduk. Kurulda çok aşırı bir milliyetçilik havası vardı.
Muvaffak Tatar: Çok önemli bir davaydı. Çünkü konu çok gündemdeydi. Herkes neyin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyordu.
Ali Suat Ertosun: Biz o dönemde, 301. maddeye göre yazının suç unsuru oluşturduğuna karar verdik. Özel bir kasıtla bu kararı vermedik. Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz. Bu tür davalarda hâkimin kendi görgüsü yeterlidir, hâkim kendi bilgisiyle karar verebilirdi aslında. Ayrıca şunu da söyleyeyim, hukuk matematik değildir. Zamana göre değişir.
Ersan Ülker: Her dosyanın gerektiği gibi incelenip tartışıldığını sanmıyorum. Bilirkişi raporları dosyadadır ama biz sadece dosyanın özetine bakarız. Öyle yapmakla yetinildi. O anda öyledir. O zaman yeterince vakıf olduğum kanaatiyle verdim ama bilmiyorum. İş yoğunluğumuz çok fazla, çoğu zaman iş bitsin diye bakıyoruz. Sonrasında çok tartıştık. Üzüldüm. Belki aceleye getirdik diye düşündüm iş yoğunluğundan. İmzaladığımız karar mutlak doğrudur diye bir şey yok. Keşke bu dosyayı daha iyi inceleseydik dediğimiz oldu.
Hasan Gerçeker: Aradan çok zaman geçti. O zaman öyleydi, pozitif hukuk öyle gerektiriyordu. Yıllar geçtikten sonra bu konuları karıştırmanın âlemi yok. Sıradan bir davaydı bizim için. Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz, bunu kabul etmiyoruz. Karar doğru da olabilir yanlış da olabilir, bu tartışılabilir.
“Bugün olsa aynı kararı veririm” diyen yok
Aşağıdaki ‘okuma parçası’nda tümünü okuduğunuzda daha net göreceksiniz: Kararın altıncı yılında “Bugün olsa yine aynı kararı veririm, o ‘Türk’ün zehirli kanı’ ibaresi bizim o zaman yorumladığımızdan farklı bir biçimde yorumlanamaz” diyen hiçbir hâkim kalmamıştı. Nasıl kalsın ki? Abartmadan söylüyorum, ilkokul değil belki ama ortaokul seviyesinde birinin, okuduğunda asla çıkartmayacağı bir anlamı çıkartarak Hrant Dink’i ölmeden evvel öldüren bir karardan söz ediyoruz.
Mahkûmiyet yönünde oy veren Yargıtay üyelerinin “Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz, hâkim kendi kanaati doğrultusunda oy verir” savunusu da çok ilginç. Aslında, davanın göründüğü günlerde, Dink’in nasıl bir hukuk cinayetine kurban gittiğini anlatmak için “bilirkişi raporu”nun Hrant Dink lehinde olduğuna işaret etmek ve özellikle bunu vurgulamak yanlıştı. Çünkü o zaman işte yargıçlar da “bilirkişi raporunun bağlayıcı olmadığı”na vurgu yaparak sıyrılıyorlardı işin içinden. Yapılması gereken, Hrant’ın “Türklüğe hakaret” ettiğine delil gösterilen o meşhur paragrafı didik didik edip kamuoyu bilgisi haline getirmekti. Fakat sanıyorum bizlere mesele o kadar bariz geliyordu ki, Yargıtay’ın o paragraftan Hrant’ı mahkûm edecek bir anlam çıkarmasına imkân vermiyorduk. Sanıyorum bu ‘güven’le o gün yapılması gerekeni yapmamıştık.
Hatırlayalım şimdi o meşhur paragrafı…
Her şeyden önce her hafta bir bölümü yayımlanan sekiz bölümlü bir dizi yazıdan söz ettiğimizi unutmayalım. Hrant’ın Türklüğe hakaret ettiği söylenen paragraf, beşinci bölümün son cümlesiyle altıncı bölümün ilk cümlesinden oluşuyordu. Paragrafın beşinci bölümde bitirilmeyip devamının altıncı bölümde getirilmesi ciddi bir talihsizlik olmuştu. (Neden öyle olduğunu anlatacağım, fakat önce o paragraftan çıkartılan ‘imkânsız’ sonuca bakalım.)
Bir yazar düşünün, sekiz hafta sürmesini planladığı uzun yazısının ilk beş bölümünde, her fırsatta ifade ettiği, Ermenilerdeki, özellikle Diaspora Ermenilerindeki Türk algısının ve düşmanlığının Ermeni kimliği üzerindeki olumsuz etkisini anlatsın, bunun ‘zehirli’ bir etki olduğunu ve mutlaka kurtulunması gerektiğini söylesin…
İlaveten, bağımsız bir Ermenistan’ın bulunmadığı koşullarda (yani 1991’den önce) bunun mümkün olmayabileceğini, fakat şimdi onun verdiği manevi güçle, bilhassa da Diaspora’daki Ermenilerin Ermenistan’la ilişki kurması sayesinde Ermenilerin bu zehirli duygudan (yani Türk düşmanlığından) kurtulmasının mümkün olduğunu anlatsın. Ve yazısının beşinci bölümünü (ki başlığı ‘Türk’ten kurtulmak’tır) şu satırlarla bitirsin: “Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: ‘Türk’le uğraşmamak… Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır: Bundan böyle Ermenistan’la uğraşmak.”
Ve yazının altıncı bölümü…
Diyelim ilk beş bölümü okumadınız ve altıncı bölümde şu cümleyle başlayan bir yazı çıktı karşınızda (evet, altıncı bölüm bu cümleyle başlıyordu): “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.” Böyle bir cümleyle karşılaşsanız ‘Türklerin kanının zehirli olduğunu’ söyleyen bir Ermeni ırkçısıyla karşı karşıya olduğunuzu düşünüp ürperebilirsiniz… Fakat ilk beş bölümü okuyup da bu cümleyle ‘Türklerin kanının’ değil, tam tersine ‘Ermeni kimliğindeki Türk algısının zehirli olduğunun’ kast edildiği sonucunu çıkarmamak mümkün müdür?
Bu kadar açık bir metinden, yazarının asla kast etmediği ve onun bir yıl sonraki katli için idam fermanı niteliğinde bir hüküm üretmek nasıl mümkün olabilir? 24 yüksek yargıçtan 18’inin bu idam fermanını imzalamış olmasını nasıl açıklayabiliriz?
Benim aklıma iki ihtimal geliyor… Aslında üç ama üçüncüyü, yani bütün diziyi okudukları halde oradan samimiyetle Hrant Dink’in Türk kanının zehirli olduğunu söylediği sonucunu çıkardıkları ihtimalini eliyorum. Çünkü ilk okuldan beri “ana fikir” çıkarma tedrisatı içinde yetişmiş yüksek yargıçların, Türkçeden bu metindeki ana fikri çıkartamayacak kadar nasipsiz olduklarına inanmam mümkün değil.
Öbür iki ihtimali şöyle formüle ediyorum: Ya yazı dizisini okumadan sırf o cümleye bakarak hüküm verdiler ya da ‘madem devletim böyle istiyor” diyerek…
Davaya bakan yargıçların karardan altı yıl sonra söylediklerinde bu iki ihtimali de haklı çıkartacak şeyler var. ‘Yoğunluk’, ‘dosyayı değil de özeti okumak’ gibi cümleler birinciye, ‘o günlerdeki milliyetçi hava’ tanıklıkları da ikinciye işaret ediyor.
Talihsizlik nerede?
Yukarıda, Hrant’ı ölüme götüren mahkûmiyet kararına temel teşkil eden paragrafın ikiye bölünüp ilk parçasının beşinci bölümün son cümlesi, ikinci parçasının da altıncı bölümün ilk cümlesi olarak sunulmasının talihsizlik olduğunu söylemiştim. Neden? Çünkü dönemin ulusalcıları ve milliyetçileri altıncı bölümün ilk cümlesini, yani “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” cümlesini alarak, beşinci bölümün sonundaki cümleyi ‘görmeyerek’ büyük bir propaganda kampanyası örgütlediler.
Oysa AGOS’un sunumunda o paragraf bölünmeseydi paragraf şöyle olacaktı:
“Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: ‘Türk’le uğraşmamak… Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır: Bundan böyle Ermenistan’la uğraşmak. Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”
Ve tabii paragrafın bu haliyle Dink’e düşmanlık besleyenlerin işi o kadar da kolay olmayacaktı.
Parantez: Davanın iddianamesinde sadece “Türk’ten boşalacak zehirli kan” diye başlayan altıncı bölümün ilk cümlesi yer alıyordu. Avukatların, bu cümlenin bir yazı dizisinin parçası olduğu, yazıların tamamı okunursa iddia edilenin tam tersinin geçerli olduğunun görüleceği, dolayısıyla dava dosyasına yazıların tamamının konması gerektiği yönündeki talepleri güç bela kabul ettirilmişti ilk derece mahkemesine.
Ne tuhaf, değil mi?
***
OKUMA PARÇASI
Hrant Dink’i mahkûm eden Yargıtay üyeleri karardan altı yıl sonra ne dediler (AGOS, Aralık 2012):
Salih Zeki İskender (Yargıtay üyesi olarak kaldı): Yazıların bütününü dikkatle okumuştum ve düşünce özgürlüğü sınırları içinde değerlendirmiştim. O dönemde HSYK’ya adaydım, hatta tartışmaları çok net hatırlıyorum. Esen hava farklıydı, bugünkü gibi değildi. Sohbet havası içerisinde birçok kez Dink’e mahkûmiyet yönünde oy kullanmazsam seçimlerde ters etki yapacağı söylendi. Ben böyle bir şeyi ne vicdanıma ne de meslek ahlakıma sığdıramadım ve oyumu o şekilde verdim. Bugün ombudsman seçilen Ömeroğlu’nun “Adının Hrant olduğunu bilmiyordum, Fırat yazıyordu” şeklinde açıklamalarını da hayretle okuyorum. Dosyada ne yazdığını, ne olduğunu biliyorduk. Kurulda çok aşırı bir milliyetçilik havası vardı. Hrant keşke bugün yaşasaydı, çünkü bence o Ermenistan ile Türkiye arasında bir köprü işlevi görüyordu.
Muvaffak Tatar: Altı kişi suç olmadığına dair bir tespitte bulunmuştuk ancak oy çoğunluğu aksi yöndeydi. Ben suç unsuru olmadığını düşünmüştüm. Çok önemli bir davaydı. Çünkü konu çok gündemdeydi. Herkes neyin ne olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyordu. Ömeroğlu’nun ombusdman olmasını Dink kararına bağlamak doğru değil ancak bu atama kamu vicdanını tatmin etmeyecek.
Osman Şirin: Yoldayım, cenazem olduğu için konuşamayacağım. Sonra da müsait olmam.
Muhlis Karakaş: Görüş belirtmek istemiyorum.
Hamdi Yaver Aktan: Müsait değilim, sonra konuşalım. (Sonra aradığımızda) Müzakeredeyim hanımefendi, görüşemem, lütfen.
Zeki Aslan: Ulaşılamadı.
Ali Suat Ertosun: (Dink aleyhine oy kullandıktan sonra HSYK üyesi seçildi) Binlerce davadan biriydi. Ben o sekiz yazının hepsini okudum. Hatta köşesinin adı bile aklımda. Şaprigce (Doğrusu ‘Şapparigce’ – Agos). Ben bir anlamı olduğunu sanıyordum. Ama geçenlerde bir yazıda okudum, bir anlamı da yokmuş Şaprigce’nin. Biz o dönemde, 301. maddeye göre yazının suç unsuru oluşturduğuna karar verdik. Özel bir kasıtla bu kararı vermedik. Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz. Bu tür davalarda hâkimin kendi görgüsü yeterlidir, hâkim kendi bilgisiyle karar verebilirdi aslında. Ayrıca şunu da söyleyeyim, hukuk matematik değildir. Zamana göre değişir. O malum cümle, hani “Türk’ten boşalacak zehirli kan”… sonra diasporayla bağlantılar kurulması… Biz o sekiz yazıyı hassasiyetle okuduk ve o karara vardık. Bugün aynı kararı verir miydim bilemem. Ben kendim de Balkan göçmeniyim. Biz de bu tür olaylar çok acılar yaşadık. Yani Dink’in öldürülmesinden insan olarak çok üzüldüm tabii.
Ersan Ülker: (Karar sırasında 11. Ceza Dairesi Başkanı iken daha sonra Yargıtay Başsavcılığı seçimlerinde en çok oyu aldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, Ülker’in yerine daha az oy alan Abdurrahman Yalçınkaya’yı seçti) Neymiş ombudsman tartışmaları anlamadım. O anki yorum şeyimiz o şekildeydi. Farklı oy kullananlar da oldu. Benim oyum demek ki öyle tezahür etti ki öyle oy kullandım. Ama yönetim başkandadır, tam olarak şey olmamış olabilir. Sonrasında çok talihsiz şeyler yaşandı, üzülmedim değil. Her dosyanın gerektiği gibi incelenip tartışıldığını sanmıyorum. Bilirkişi raporları dosyadadır ama biz sadece dosyanın özetine bakarız. Öyle yapmakla yetinildi. O anda öyledir. O zaman yeterince vakıf olduğum kanaatiyle verdim ama bilmiyorum. İş yoğunluğumuz çok fazla, çoğu zaman iş bitsin diye bakıyoruz. Sonrasında çok tartıştık. Üzüldüm. Belki aceleye getirdik diye düşündüm iş yoğunluğundan. İmzaladığımız karar mutlak doğrudur diye bir şey yok. Keşke bu dosyayı daha iyi inceleseydik dediğimiz oldu.
Hasan Gerçeker: (Karardan sonra Yargıtay Başkanı seçildi) Aradan çok zaman geçti. O zaman öyleydi, pozitif hukuk öyle gerektiriyordu. Yıllar geçtikten sonra bu konuları karıştırmanın âlemi yok. Sıradan bir davaydı bizim için. Eğer çok rahatsızlarsa 159. madde kaldırılabilirdi. Ama o dönem AİHM çok özümsenmemişti. Bilirkişi raporu hâkimi bağlamaz, bunu kabul etmiyoruz. Karar doğru da olabilir yanlış da olabilir, bu tartışılabilir.
Muhittin Mıhçak: (Kamu denetçisi seçildi) Toplantıdayım. Birden telefonum çaldı. Çok konsantre bir şekilde toplantıdayım. Telefonum çaldı ve birden irkildim. Sonra sizinle bu görüşme gerçekleşti. Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum, konsantreyim bu yüzden değerlendirme yapmak istemiyorum. (Daha sonra kendisine ulaşamadık).
Ö. Raci İmamoğlu: Aradan çok zaman geçti. Emekli oldum. Şehir dışındayım. İstirahatteyim. Yaş itibariyle de rahatsızım. Konuşma durumunda değilim.
Şükrü Türktemel: 2009 yılında emekli oldum. Basından okuduğum kadarıyla bir şeyler hatırlıyorum ama hatırlamıyorum.
Hasan Erbil: (Karardan sonra Yargıtay Başsavcılığı seçiminde en çok oyu aldı ve Cumhurbaşkanı Gül tarafından Başsavcılığa seçildi) Toplantıdayım, konuşamayacağım.
Yılmaz Çamlıbel: Görevdeyim, bu konuda bir değerlendirme yapamam.
Mehmet Ekmekçi: Ancak yüzyüze olursak konuşabilirim. Telefonda konuşamam.
Turan Demirtaş: Ne gazetesi? (Agos) Haa, müsait değilim.
Nasuhi Kurdoğlu: Müsait değilim, kusura bakmayın.
Refik Dizdaroğlu: Ben o zaman bir şey söyleyemeyeceğim, kusura bakmayın.
Ekrem Ertuğrul: (Karardan sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı seçildi) (Telefonu kalemi yanıtladı) “Görüşmek istemiyor, kendisine iletildi. Görüşmek istemediğinin yazılmasını da istemiyor.”
Metin Kaya: (Konuyu aktardık, değerlendirmesini istedik) Onun bir alakası yok. (Neyin neyle alakası olmadığını sorduk) Peki oldu, teşekkür ederim.
Erkan Öztürk: Dosya hakkında konuşmak istemediğini iletti.
Şule Başoğlu: Dosya hakkında konuşmak istemediğini iletti.
Emine Saba Ertuğrul: Görüş bildirmeyeceğini iletti.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025