Alper GÖRMÜŞ
Âkil İnsanlar Heyeti'ni, "çapraz görevlendirmeler" gibi görünüşte "yaratıcı" bir takım ilave taktiklerle yeniden sahaya sürme fikri, hükümetin, Kobani protestolarının toplumun bütün kesimlerinde yarattığı düşünülen "çözüm"e karşı güvensizlik duygusunu gidermeyi öncelikli hedef olarak tespit ettiğini gösteriyor.
İlk anda haklı ve makul görünse de, gerçekte bu tespit, Kürt Sorunu'nun yegâne "mümkün çözüm"ünü bir kez daha geri plana atmak ve dolayısıyla top çevirmeye devam etmekten başka bir anlama gelmiyor.
Artık kabul edelim: Büyük sorunumuzun bu aşamadaki yegâne "mümkün çözüm"ü, aslında yıllardır yegâne mümkün çözüm olan Abdullah Öcalan ile geleceğin Türkiye'si üstüne açık bir tartışma yürütmekten başka bir şey değil.
Türkiye'de artık (ne zamandır) toplumu barış ve çözüme ikna etmek diye bir mesele yok. Bu, Kürt Sorunu'nun çözümünün bir siyasi cesaret meselesi olduğunu gizlemek için zaman zaman siyasi kadrolar tarafından kullanılan bir argümandan başka şey değil. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümeti, kendisinden önceki hiçbir hükümetin göze alamadığı kadar büyük bir cesaret gösterdi, doğru. Fakat bu, nihai çözümü sağlayacak kadar büyük bir cesaret değil; eksik bir cesaret bu.
Hükümet "Kürt realitesi"ni kabul etti ama "Öcalan realitesi"ni hâlâ tam olarak kabul edebilmiş değil. Çünkü bu kabul, "devlet kibri"ni yenmeyi ve dolayısıyla çok daha büyük bir cesareti gerektiriyor. Eksik cesaret işte tam bu noktada ortaya çıkıyor.
Âkillerin temel önerisi de Öcalan...
Dikkat edelim, AK Parti hükümeti'nin Âkil İnsanlar Heyeti'ni toplantıya çağırmasından önce 24 kişilik bir grup kendiliğinden toplandı. Orada Öcalan'ın konuşma trafiğinin çeşitlendirilmesi ve hükümetin Öcalan'ı doğrudan muhatap alması, temel talepler olarak ortaya çıktı. Nitekim, toplantıdan sonra yapılan açıklamalarda, heyetin neredeyse bütün üyelerinin bu temel talepte birleştiği duyuruldu.
Aslına bakarsanız, hükümetin "çözüme karşı güvensizlik duygusunu gidermek" ve onun üzerinden "kamu düzenini yeniden tesis etmek" hedefini, gerçekten de şu aşamada peşinde koşulması gereken birincil hedef olarak kabul etsek bile yapılacak şey yine aynı: Şurada yüzyüze bakıyoruz. Son olaylarda bozulan "kamu düzeni"ni kim yeniden tesis etti?
Şu aşamada yapılması gereken şey, Âkilleri yurt sathına yaymak değil, onların dediğini yapıp Öcalan ile konuşmaya başlamak...
Kobani olaylarının Çözüm Süreci’ne karşı yarattığı söylenen güvensizlik de bence geçerliliği olmayan bir varsayımdan başka bir şey değil. Tam tersine, bu ürkütücü olayların, toplumun geniş kesimlerinin ilk kez 12 Eylül 2010 referandumunda açıkça deklare ettiği gibi, "Sorunu çözün de nasıl çözerseniz çözün!" duygusunu daha da yükseltmiş olması, çok daha büyük bir ihtimal.
Toplum o günden beri her defasında söylüyor bunu. Fakat AK Parti hükümeti, bir türlü gereken siyasi cesareti gösteremiyor.
Bu yazının izleyen bölümlerinde, çözümün neden Öcalan ile hakiki bir müzakereden geçtiğini ve toplumun buna neden hazır olduğunu, hep beraber yaşadığımız şu son 5 yılın olgularını özetleyerek göstermek istiyorum.
2010 referandumunun görünmeyen maddesi
12 Eylül 2010 anayasa referandumuna birkaç hafta kala, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyonda yaptığı ve sonraki günlerde birkaç kez tekrarladığı açıklama beni çok şaşırtmıştı. Erdoğan açıklamasında, ilk kez devletin "akan kanı durdurmak için" Öcalan ve "örgüt" ile görüştüğünü, bundan sonra da görüşmeye devam edeceğini söylüyordu.
Şaşkınlığım, açıklamanın içeriğinden kaynaklanmıyordu; zira ben, o tarihten yıllar öncesinde, Kürt Sorunu'nun "gerçek muhataplar" ile konuşmak dışında herhangi bir çözümünün mümkün olmadığını zaten savunmaktaydım... Şaşkınlığım, açıklamanın zamanlamasından kaynaklanıyordu. Öyle ya, çok yakın bir zamanda hayati önemde bir referandum vardı. Bu cesur açıklama, referandumu da risk altına sokmaz mıydı? İşte tam o günlerde kaleme aldığım bir yazıda, Erdoğan’ın bu açıklamayı planlayarak ve vurgulayarak yaptığını, böylece aslında Kürt Sorunu'nun çözümünde atılmış bu çok cesur adımı da referanduma sunmayı amaçladığını yazmıştım.
İşte bu nedenle, referandumun sonucunu ben sadece referandum paketinin akıbetinin belirsizliği nedeniyle değil, bu cesur adımın onaylanıp onaylanmayacağı endişesiyle de merakla bekledim. Sonucu biliyoruz: Yüzde 58.
Toplumun Başbakan Erdoğan ve hükümete verdiği bu büyük krediyi, Öcalan'ı aktör olarak kabul etme ve onunla korkmadan görüşmenin izlemesi beklenirdi. Fakat öyle olmadı. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinin ardından hükümet de PKK da birdenbire sert bir dil tuturmaya başladı. Temmuz 2011 ortasında Silvan’da 13 askerin hayatını kaybetmesiyle de çatışmalar bütün şiddetiyle yeniden başladı.
Görünüşe göre PKK, bu eylemiyle "Öcalan’ı İmralı’ya gömmüş" ve hükümet de bunu fırsat bilip PKK liderini devre dışı bırakmıştı. Olan biteni Öcalan da aşağı yukarı böyle algılıyordu. Silvan olaylarından sonra Devlet'e de Kandil'e de hitap ettiği bir mektup kaleme aldı ve "Ben artık Çözüm Süreci’nde yokum, ne haliniz varsa görün!" demeye getirdi. (Nitekim o tarihten 1,5 yıl sonrasına kadar Öcalan'dan bir daha ses çıkmadı.)
Aslında Öcalan'ın süreçten çekilmek gibi bir niyeti yoktu. "Yokluğu" üzerinden "varlığı"nın değerini iki tarafa da göstermek istiyordu. İki tarafın da barıştan çok çatışmaya hevesli olduğunu, kendisiyle görüşmeler üzerinden "mış gibi" yapma imkânını elde ettiklerini düşünüyor ve artık buna izin vermeyeceğini söylüyordu. "Çatışın, yiyin birbirinizi, nasıl olsa sonra tekrar bana geleceksiniz!" diyordu.
Haklıydı... Devlet ve Kandil, Öcalan olmaksızın da çatışabilirlerdi ama Öcalan olmaksızın barışamazlardı!
Nitekim öyle oldu. 1,5 yıl boyunca süren yeni ve kanlı bir çatışma dönemi başladı, yüzlerce insan öldü. Sonunda, 2013 başında Öcalan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşme talebini devlete iletti ve içinde bulunduğumuz süreç başlamış oldu.
'Ağızdaki kekremsi tat...'
Öcalan, işler ne zaman çok tehlikeli bir boyut kazandığında kendisine baş vurulacağını çok iyi biliyordu... Kamuoyu ve hükümet ise onun etkisini ilk olarak 2009'da tecrübe etti... Hatırlayalım...
Demokratik Toplum Partisi (DTP), Aralık 2009'da kapatıldı, partili bazı milletvekillerine siyaset yasağı getirildi. Bunun üzerine DTP, milletvekillerini parlamentodan çekme kararı aldı. Karar tam uygulanacak ve bir siyasal-toplumsal kriz başlayacakken, Öcalan devreye girdi ve karardan vazgeçildi.
Hiç unutmam, TV Net'teki Habere Bakış programında Veyis Ateş, gelişmeye çok sevindiğini fakat açıklamanın "Öcalan" bölümünün ağzında "kekremsi bir tat" bıraktığını söyleyince, programın daimi konuğu Kürşat Bumin, "Ne yapalım, hakikat kekremsi." diyerek teselli etmişti onu.
Öcalan'ın etkisini daha da net bir biçimde gösteren ikinci olay ise 2012 yılında yaşandı. Cezaevlerinde PKK'lıların başlattığı ölüm orucu eylemleri, her an bir ölüm haberinin gelmesinin beklendiği ve artık hiçbir umudun kalmadığı bir anda Öcalan’ın devreye girmesiyle bir anda sona erdirildi.
Öcalan, sonraki yıllarda defalarca kendini "kanıtladı", kendisinin aktör olmadığı hiçbir sahnenin gerçek bir sahne olmadığını gösterdi.
Tam da bu noktada, apartheid rejimi boyunca Güney Afrika’yı yöneten Ulusal Parti'nin (UP) önce Savunma Bakanı, daha sonra da ırkçı rejimin yıkılmasına giden yolda başmüzakerecisi olan ve birkaç yıl önce ülkemize gelip deneyimlerini anlatan Roelf Meyer'in sözlerini hatırlamak yararlı olabilir... Meyer, uzun yıllar süren, "Terörist Mandela dışında bir muhatap" bulma arayışlarının duvara toslamasını anlattıktan sonra şöyle demişti:
"Hakikat şu, gerçek lider olmayan liderle müzakere yapamazsın. Biz şunu çok iyi öğrendik, Güney Afrikalıların çoğunluğu bir kişi tarafından temsil ediliyor ve o kişi Mandela. Eğer onu dâhil etmeseydik, ne geçerli bir müzakere yapabilirdik ne de Güney Afrika için meşru bir çözüme ulaşabilirdik."
Her şey zamanında...
Geçmişteki hatalarımız üzerine düşünmek ve gerektiğinde özeleştiri yapmak aslında o kadar zor değil. Zor olan, kesinlikle doğru olanı yaptığımıza inandığımız yaşadığımız anda, "Acaba yanılıyor olabilir miyim?" sorusunu sorabilmektir.
Büyük sorunlardaki her tarihsel momentte bir "mümkün çözüm" vardır. Fakat biz genellikle bunu sonradan anlarız. Heyhat ki, biz onu algıladığımızda tren kaçmış, belli bir anda "mümkün çözüm" olan ihtimal artık bu özelliğini kaybetmiştir.
Öcalan ile kibirsiz, eşit bir müzakereye oturmak bugünün mümkün çözümüdür, fakat yarın olmayabilir.
http://www.aljazeera.com.tr/gorus/bugun-hangi-mumkun-cozumu-iskaliyoruz
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025