Alper GÖRMÜŞ
“Konfor bozan derinlik...”
Bu, Dücane Cündioğlu için yıllar önce kaleme aldığım portrenin başlığıydı... Başlığın devamında, spotta da şöyle yazmıştım:
“O artık, hangi ‘kesim’den olurlarsa olsunlar, bu ülkenin bütün okumuş-yazmışlarının karşısında duran bir ayna, ve o aynadan yansıyan derinlik herkesin, hepimizin konforunu bozuyor. Her ‘kesim’den diyorum, çünkü rahatsız edici olan, fikirlerinin şu veya bu olması değil, o fikirleri savunurken karşımıza çıkan derinlik bozuyor konforumuzu. Öyle bir ölçü koyuyor ki ortaya, ona erişmek imkânsız; eh, bu da rahatsızlık yaratıyor doğal olarak.”
Yıldıray Oğur’un geçtiğimiz cuma günü TV5’te kendisiyle yaptığı söyleşiyi izlediyseniz, bu değerlendirmede hiçbir abartının olmadığını siz de görmüşsünüzdür...
Peki, ben teyit.org’u konu alan bir yazının girişinde onu neden anıyorum? Anıyorum, çünkü okumakta olduğunuz yazının başlığı, Cündioğlu’nun o söyleşide bilimi ve dini (inancı) karşılaştırdığı cümlelerinden mülhem: “Bilim aydınlatır ama ısıtmaz, din (inanç) aydınlatmaz ama ısıtır.”
Bu cümlenin açılımını ve onun üzerinden benim “sahte haberlere neden inanıyoruz” sorusuna cevabımı yazının sonuna bırakıyorum.
Ondan önce, teyit.org’dan ve sitede geçtiğimiz hafta yayına konan “sahte haberlere neden inanıyoruz” başlıklı videodan söz edelim biraz...
Teyit.org nedir?
Sitede, “nedir” başlığının altında teyit.org’un işlevi şöyle tarif ediliyor:
“teyit.org yaygın bilinen yanlışlardan, sosyal medyanın gündemine oturan şüpheli bilgilere, medyanın gündeme getirdiği iddialardan, şehir efsanelerine birçok alanda doğrulama yaparak internet kullanıcılarının doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak için çalışıyor.
“teyit.org böylece birincil haber kaynağı olarak interneti kullanan yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin çevrimiçi platformlarda hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış olduğunu öğrenmesini sağlıyor. teyit.org eleştirel düşünme alışkanlığını kazandırmayı ve yeni medya okuryazarlığını artırmayı amaçlıyor.”
Sitenin bu amaç doğrultusunda ne kadar önemli bir işlev gördüğünü anlayabilmek için, içinde 8-10 dakikalık bir tur atmak bile yeterli. Yıl sonu olması itibariyle site yöneticilerinin yaptığı özetlemeler ve toparlamalar, bu izlenime çabucak ulaşılmasını mümkün kılıyor.
Daha önce tanışmadıysanız, siteye girip incelemenizi hararetle öneriyorum.
Şimdi artık “Sahte haberlere neden inanıyoruz” başlıklı videoya gelebiliriz...
Basın özgürlüğü ile sahte haberler arasındaki ters orantı
Dokuz dakikalık videonun başlarında Türkiye için can sıkıcı olgusal bir bilgi yer alıyor (geçerken belirtelim, videonun seslendirmesini has bir gazeteci olan Ayşe Karabat’ın yapmış olması da hoş bir tevafuk olmuş):
“Reuters Enstitüsü’nün 37 ülkede 2018 yılında yaptığı araştırmaya göre en fazla sahte habere maruz kaldığını söyleyen okurlar Türkiye’de... Türkiye’de her iki internet kullanıcısından biri haftada en az bir kez uydurma haberle karşılaştığını söylüyor.”
Doç. Dr. Akın Ünver, neden bu kadar fazla sahte habere maruz kaldığımız sorusunu, Türkiye’deki medya ortamının temel özelliğini hatırlatarak cevaplıyor:
“Eğer enformasyon ekosistemi, yani bir ülkedeki medya hür değilse, o ülke dezenformasyona çok açık.”
Çok doğru. Eskiden, “Basın baskı altındaysa gazete satışları düşer, fısıltı gazetesinin tirajı patlar” denirdi, onun gibi düşünün...
Türkiye açısından videoda can sıkıcı başka bilgiler de var:
“Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü 2018 Endeksi’nde 180 ülke arasında 157. sırada.”
Ve:
“Açık Toplum Enstitüsü 2018 Medya Okur Yazarlığı Endeksi’ne göre 35 Avrupa ülkesi arasında, Makedonya’nın ardından sahte habere karşı en az dirençli ülke konumundayız.”
Raporlarda, bu kötü sicille ülkedeki kutuplaşma arasında doğrudan bir ilişki kuruluyormuş ki, bu da bizi “asıl mesele”ye getiriyor:
“Her iki raporda da Türkiye’deki kutuplaşmanın bu sonuçların ortaya çıkmasında rol oynamış olabileceğinin altı kalınca çiziliyor.”
Kutuplaşma ve dezenformasyonun gönüllü alıcıları
Aslında sahte haber piyasası da tıpkı öteki piyasalar gibi arz-talep kanununa tâbidir. Yani sahte haber “mal”ı, alıcısı yoksa piyasaya sürülmez. Peki, Türkiye’de bu “mal”ın alıcılarının sayısı neden bu kadar yüksek?
Bunu sağlayan şey kutuplaşma işte. Araştırmacı Bekir Ağırdır, videoda kendi araştırmalarına dayanarak bunu güzelce anlatıyor:
“Nedir kutuplaşma? Herhangi bir problemi, o problemin kendi aktörleri, dinamikleri üzerinden muhakeme ederek bir kanaat oluşturmak değil, içerisinde bulunduğu kutbun pozisyonuna göre kategorik pozisyon almak. Ya da o kanaati oluşturmak. Özü itibariyle tanımı bu.
“Türkiye’de de bizim tespitimize göre, aşağı yukarı yüzde 64 insan, herhangi bir siyasi ve toplumsal meseleyi tartışırken böyle bir kutuplaşma pozisyonundan düşünerek davranıyor. (...) Dolayısıyla ne oluyor, herkes kendi akvaryumuna kapanıyor. Kendi akvaryumunuza kapandığınız zaman da öbür tarafa yüklediğiniz zanlara dair her türlü habere veya manipülasyona açık hale geliyorsunuz.”
Peki, neden böyleyiz? Neden kendi dünya görüşümüzü destekleyen, tahkim eden haberlere yaklaşırken bizi yalan haberlerden koruyacak kalkanlarımızı yere bırakıyoruz da yalan haber gollerini böyle kolaylıkla yiyiveriyoruz?
“Bilişsel çelişki”ye maruz kalmanın yükü
Yalansavar sitesinde yazan, insan davranışları üzerine dersler de veren Tevfik Uyar, bunun nedenini açıklarken şöyle diyor:
“İnsan sürekli olarak kendi fikirlerine yatırım halindedir. Bir düşünceye inanıyorsanız, o düşünceyi dile getirmeye, o düşünce için bir emek harcamaya, o düşüncenin yayılmasına katkı sağlamaya başladığınız zaman o düşünceye bir yatırımda bulunmuş oluyorsunuz. Yani sizin halihazırda yatırım yapmış olduğunuz düşünceye karşıt bir düşünceyle karşılaştığınız zaman, o karşı düşüncenin doğru olma ihtimali, sizin yatırımlarınızn boşa gitme ihtimaline denk oluyor.
“Dolayısıyla burada ‘bilişsel çelişki’ dediğimiz bir evreye ulaşıyoruz. Yani karşımızda bir şekilde, bizim halihazırdaki düşünce, tutum ve davranışlarımıza uymayan bir fikir var. Eğer o doğruysa, bizim yatırımımız boşa gidecek. Hatta bunu kitleler önünde dile getirdiysek, aptal konumuna düşmek gibi risklerimiz dahi var.
“Bir şekilde beni teyit eden haberler, benim halihazırdaki düşüncemi teyit eden haberler, benim o güne kadar yapmış olduğum yatırımların doğru olduğunu, fikir ve davranış açısından tutarlı bir durumda bulunduğumun bilgisini veriyor bana. Bu, bir insanın içinde bulunmak istediği rahatlık hali zaten.”
Üşüten doğrular, ısıtan yalanlar
“Bir insanın içinde bulunmak istediği rahatlık hali...”
Bu cümle, bizi hem insanların hangi ihtiyaçla yalan haberlere inanma eğilimi içinde olduğuna, hem de bu yazının başlığına taşıyor: “Sahte haberlere neden inanıyoruz? Çünkü aydınlatmıyorlar ama ısıtıyorlar...”
Yalan haberlerin “aydınlatmayan fakat ısıtan” vasfını, Dücane Cündioğlu’nun bilimi ve dini (inancı) karşılaştırdığı cümlelerine nazireyle türettiğimi söylemiştim. Cündioğlu, bu yazının girişinde zikrettiğim mülakatında “Bilim aydınlatır ama ısıtmaz, din (inanç) aydınlatmaz ama ısıtır” diyordu:
“Esas itibariyle inanç (kurumsallaşmış haliyle din), dünyanın çokluğunu birliğe getirme, anlam verme etkinliği olarak kaçınılmaz bir kurumdur. (...) İnanç ne işe yarar? Hiçbir şeyi açıklamaz, ama anlamlandırır. (...) Bu anlam doğru mu, orası tartışılır ama doğru olması gerekmez. Bunun karşısında bilim vardır. Bilim dünyaya anlam verme yeteneğinden mahrumdur. Bilimin sadece açıklama görevi vardır. Bilim aydınlatır, buna mukabil din ısıtır, aydınlatmaz. İnsanlar soğukta yaşayamazlar ama karanlıkta yaşarlar.”
Yani Cündioğlu, insanların içinde kendilerini huzurlu hissedecekleri bir anlam dünyasının ille de “doğru” temellerinin olması gerekmez diyor. Önemli olan, insanın ona inanmasıdır.
Onun söylediklerinden, onun söylemediği fakat itiraz da etmeyeceğini düşündüğüm şu sonucu çıkartıyorum: İnsanların, içinde kendilerini huzurlu hissedecekleri bir anlam dünyasının ille de “doğru” temellerinin olması gerekmediği gibi, o dünyanın içine, huzurunu sarsacak “doğru”ların girmesine de müsaade etmez.
Sözü konumuza getirirsek...
Şöyle diyebiliriz: Sahte haberlere neden inanıyoruz? İnanıyoruz, çünkü onlar bizim içinde huzur bulduğumuz ideolojik pozisyonu tahkim ediyorlar ve öylece huzurumuza katkıda bulunuyorlar.
Alternatifini düşünsenize: Doğruluğuna inandığı haberler sayesinde şahane bir düşünce konforuna sahip birinin zihnine, mazallah, “Bu okuduğum şey düzmece olabilir mi?” sorusunun takıldığını düşünsenize...
Bu kişi için o andan itibaren başlayacak çileli sürecin yükünü tahayyül edebiliyor musunuz?
MÜJDAT GEZEN NOTU: Sanatçı Müjdat gezen, hakkındaki yurtdışı yasağı nedeniyle Hollanda’da kanser tedavisi gören kızının yanına gidemeyecek.
Avukatı, itiraz dilekçesinde, “Müvekkilimiz, kanser tedavisi gören kızı Elif Gözen Öğretir için sürekli Hollanda'ya gitmektedir. Yurtdışına çıkış yasağı müvekkilimizin kızı ile olan iletişimini keseceği için gereksiz, fazla ve müvekkilimize manevi işkence çektirecek yöntem olmuştur” demiş.
Müjdat Gezen’in suçu, ülkenin cumhurbaşkanına “haddini bil” demek... Böyle suç olur mu? Bu suçsa, cumhurbaşkanı o suçu sürekli olarak işliyor.
Bunu hâkimler bilmez mi? Bilirler ama bildikleri başka şeyler de var ve belli ki ellerinden başkası gelmiyor.
Bir insan, yasalarda yazılı bir suçu işlerse karşılığına da katlanır; fakat karar tümüyle keyfi ve burun sürtmeye matuf ise, ona artık adalet değil zalimlik denir.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025