Alper GÖRMÜŞ
Parodi, bir olay ya da olgudaki bazı nitelikleri vurgulamak için o niteliklerin abartılı versiyonlarının işlenmesi temeline dayanan bir mizah dalı... Fakat bazen gerçek süreçlerin kendileri parodi tadına bürünür ve böyle bir “gerçek-mizah”ın eline hiçbir parodi su dökemez.
Son örneğini Gezi davası ve Osman Kavala münasebetiyle idrak ettiğimiz tuhaf yargı süreçlerini düşünün ve bunlar henüz fiilen yaşanmadan bir tiyatrocunun olayı “abartarak” şöyle bir parodi kurguladığını varsayın: Bir sanık ipe sapa gelmez iddialarla yargılandığı bir davada, üstelik hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası istenmişken, üstelik yaklaşık 900 gündür tutukluyken son celsede beraat ettirilir. (Abartı bu ya, henüz davanın iddianamesi bile yazılmamışken sanığın suçlu olduğunu televizyonlardan ilan eden ülkenin cumhurbaşkanı, beraat kararını da kınar ve kararı “manevra” olarak ilan eder.)
Parodiyi izleyenler, demokrasi olduğunu ilan eden bir sistemde bu kadarının da olamayacağını düşünseler de, ortaya konan abartılı performans, onları ülkedeki -parodide anlatılan kadar olmasa da- sorunlu iktidar-yargı ilişkisi üzerinde düşünmeye sevk eder.
Fakat işte: Dört-beş yıl öncesinde ancak bir parodinin unsurları olabilecek şeyler bugün saf gerçek olarak karşımızda.
Kavala olayı ve bazı başka gerçekler, bence Türkiye’deki otoriterlikle ilgili daha nüanslı bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor.
Eski dünyanın yalınlığı: Demokratik olan ve olmayan ülkeler
Sovyetler Birliği’nin 1990’ların başlarında çökmesinden önce dünyadaki siyasi rejimleri tanımlamak çok kolaydı. Buna göre ABD’nin de dahil olduğu Batı ülkeleri “demokratik” ülkeler olarak kabul ediliyor, Sovyetler Birliği ve komünist rejimle yönetilen diğer Doğu Bloku ülkeleri “otokratik” ya da “totaliter” rejimler başlığı altında toplanıyordu. Sovyetler Birliği’nin güdümündeki Afrika ve Asya ülkeleri ile ABD’nin yol verip desteklediği Güney Amerika’daki askeri diktatörlükler de keza bu ikinci gruba dahil ediliyordu.
İkinci gruptaki ülkelerin tayin edici özelliği, demokratik hak ve özgürlükleri kategorik olarak reddetmeleri ve rejimi seçimlerle değiştirebilme ihtimalini tümüyle dışlayacak bir siyasi sisteme sahip olmalarıydı.
Hibrid rejimlerin arz-ı endamı
1990’lardan itibaren dünyada tam olarak ne demokratik ne de otoriter olarak tanımlanabilecek hibrid rejimler ortaya çıkmaya başladı. Bu rejimler demokratik rejimlerin bütün lafzını benimsemiş görünmekle yetinmiyorlar, demokratik ülkelerdeki kurumların kurulmasına da izin veriyorlardı. Fakat problem şuradaydı ki, bu kurumların işletim sistemleri Batı ülkelerindeki kurumların işletim sistemlerine hiç benzemiyordu.
Mesela görünüşte demokrasinin üç kuvvetine ve bu kuvvetler arasındaki “ayrılık” ilkesine herhangi bir itiraz söz konusu değildi, fakat pratikte yürütme (hükümet ya da -çoğunlukla- başkan), yasamayı ve yargıyı yönlendirebilme yeteneğini haiz olacak şekilde donatılıyordu.
Yine de bu otoriter rejimlerin bir bölümü, iktidar ve rejim değişikliğini mümkün kılacak ölçüde işleyen seçim mekanizmalarına sahip olmaları nedeniyle, bu mekanizmaya sahip olmayan rejimlerden ayrılıyor ve onlara “rekabetçi otoriter rejimler” deniyor. Bu ayrım çerçevesinde mesela Çin ve Kuzey Kore gibi ülkeler “otokratik” ya da tam otoriter ülkeler sayılırken Türkiye, Rusya, Macaristan gibi ülkeler “rekabetçi otoriter” sayılıyor.
Tarz ve üslupla gelen parodiye dönüşmüş otoriterlik
Bana öyle geliyor ki, özellikle Türkiye örneğine baktığımızda rekabetçi otoriter rejimler arasında da bir ayrım yapma gereği ortaya çıkıyor. Özleri arasında ciddi bir fark olmasa da, otoriterliğin yürütülmesindeki tarza ve ona eşlik eden üsluba bakarak bazı rekabetçi otoriter rejimleri “parodi gibi otoriter rejimler” olarak vasıflandırmak daha doğru olacaktır.
Ciddi bir otoriterlik, erk kullandığı varsayılan öbür güçlerin saygınlığını tümüyle berhava edecek tarzda davranmaz, çünkü böyle davranırsa kendisinin zaten iskontoya uğramış saygınlığının da berhava olacağını, böylece kendisini kendi eliyle bir karikatür derekesine indirgeyeceğini bilir.
Mesela Türkiye’de iktidarın yasama ve yargıyla ve "dördüncü kuvvet" medyayla kurduğu ilişkiye baktığımızda gördüğümüz şey bundan başka bir şey değildir. Ciddi bir otoriterlik, bu güçleri normal bir demokrasideki işlevlerinden soyundurma operasyonunu yürütürken çok ince bir işçilik uygular; öyle ki dışarıdan bakan birçok insan o kurumların “demokratik” işlevlerini sahiden yerine getiriyormuş zanneder.
Buna karşılık parodi gibi bir otoriterlik, kendisinden başka bütün kurumları itibarsızlaştırmakta bir sakınca görmez, hatta bunu iktidar hazzının önemli bir parçası sayar. Türkiye’de Erdoğan’ın kuvvetler ayrılığı prensibini her çiğneyişini göstere göstere yapması bu fasıldandır.
Çok açıklayıcı bir örnek olarak Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemindeki değişikliğin nasıl yapıldığını hatırlayabiliriz. Ortada hiçbir tartışma yokken Erdoğan bir televizyon kanalında “TEOG’u yanlış bulduğunu” açıklamış bu sistemden vazgeçileceğini duyurmuştu. Bu iradeyi başta milli eğitim bakanı olmak üzere bütün bakanlar herhangi bir yurttaş gibi o gece televizyondan öğrenmiş, ertesi günden itibaren de dar zamanda yeni sistemi oluşturmak için çalışmalara başlanmıştı.
Şimdi normal ve “ciddi” bir otoriter rejimde kararı yine lider verir ve Meclis’teki gücünü kullanarak iradesini kuvveden fiile çıkarır. Fakat bunu televizyondan ilan etmez, mesela düşüncesini kabine toplantısında açar ve dikte eder. Sonrasında da değişiklik başta milli eğitim bakanlığı olmak üzere kabinenin çalışmasıyla hayata geçirilir.
Bu örnek bize parodi gibi otoriterliğin en temel vasıflarından birini bütün açıklığıyla gösteriyor: Bu tür rejimlerde tek adamın iradesi birtakım perdelerle kamufle edilmez, karar alma süreçlerinin demokratik olmayan nitelikleri gizlenmeye çalışılmaz.
Benzer bir durumu yürütmenin yasamayla ilişkisinde de görebiliriz. Normal ve “ciddi” bir otoriter rejimde hangi yasanın çıkartılacağına esasen lider karar verse de, sanki bunlar parlamento iradesiyle hayata geçiriliyormuş duygusunun oluşması için azami gayret sarf edilir. Oysa porodi gibi otoriter bir rejimde yürütme, hazırladığı yasaları birkaç milletvekilinin imzasıyla teklif haline getirir; daha da önemlisi, bunun böyle yapıldığı özellikle gösterilir ya da böyle olmadığı yönünde bir gayret sarfı lüzumsuz bir enerji israfı sayılır.
“Parodi gibi”liğin en fazla kristalize olduğu alan: Yargı
Parodi gibi otoriter rejimlerin bu vasfı en fazla yürütmenin yargıyla kurduğu ilişkide ortaya çıkar.
Normal ve “ciddi” otoriter rejimlerde iktidarın yargıyı yönlendirmesi ve gerektiğinde ayar vermesi vaka-yı âdiyedendir. Fakat parodi gibi otoriter rejimlerde bunun tarzı ve üslubu çok farklıdır. Diyelim bir davaya müdahil olmak istiyor iktidar, bu iki biçimde yapılabilir: Ya el altından, sahne arkasından bir faaliyet yürütülür, gerekli telkinler yapılır ve sonuç alınır... Ya da yargıya müdahale göstere göstere yapılır, daha iddianame bile yazılmamışken bir savcı gibi konuşulur ve yargıya ne yapması gerektiği açık açık söylenir.
Osman Kavala ile ilgili yargı süreci, yargıya müdahalede parodi gibi bir otoriterlikle “ciddi” bir otoriterlik arasında nasıl bir fark olduğunu açık bir biçimde gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha ilk andan itibaren Kavala’yı “Türkiye’nin Soros’u” ilan etti. Nihayet, 900 güne yaklaşan tutukluluk döneminden sonra beraatine karar verildiğinde de “bir manevra ile beraat ettirmeye kalktılar” diyerek bundan sonra mahkemelerin ne yapmaları gerektiğini de açıkça söyleyiverdi.
Deniyor ki Kavala’nın da yargılandığı Gezi davasının “toplu beraat”le sonuçlanması Erdoğan’ın iradesi hilafına gerçekleşmiş olamaz, fakat beraatten sonra Erdoğan fikrini yeniden değiştirdi ve böylece Kavala bir başka davadan yeniden tutuklandı.
Bu bir varsayım, doğru olma ihtimali yüksek bir varsayım, fakat bu bile rejimimizin otoriterliğinin parodiye ne kadar benzediğini göstermiyor mu?
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025