Ayşe HÜR-Taraf yazıları
Bugün 1 Mayıs. 12 Eylül öncesinin ünlü marşında dendiği gibi “İşçinin emekçinin bayramı/ Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkın bayramı.”
Her ne kadar Türkiye’de “devrimin şanlı yolunda ilerleyen bir halk” yoksa da, Ortadoğu ülkelerindeki “devrimsi” hareketlerle teselli bulabiliriz.
Daha önce bu sayfalarda iki kez Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerindeki emek tarihine ve 1 Mayıs anmalarının tarihine değindim. Üstelik üzerine yazılacak çok konu var. “Çılgın Proje”, Suriye’deki ayaklanma, internet sansürü ilk aklıma gelenler. Ancak, bu hafta, Osmanlı emek tarihinden bir özet yapacağım, çünkü sınıf mücadelesini, en az kimlik mücadeleleri kadar önemli buluyorum.
Ancak yapacağım özetin ağırlık merkezini Ermeni emekçilerin emek tarihi oluşturacak. Böylece geçtiğimiz hafta Türkiye’nin dört merkezinde yapılan 24 Nisan (1915) anmaları sırasında ortaya çıkan dayanışma ruhunu biraz daha devam ettirmeyi umuyorum.
***
Üretim sürecinin lonca teşkilatı ve usta-çırak ilişkisine dayalı olduğu Osmanlı Devleti’nde Batı tipi bir sendikalaşma ortaya geç çıkmıştı ama devletin işçi hareketlerine tepkisi başından itibaren sert oldu. 1845 tarihli Polis Nizamnamesi’ne göre işçi dernekleri kapatılacak, toplu iş bırakanlar polis tarafından cezalandırılacaktı. İlk işçi derneklerinin kurulduğuna dair haberler 1860’larda çıkmıştır ancak Ameleperver, Amele Siyanet gibi cemiyetler Levantenlerin ve Batıcı Osmanlı aydınlarının işçilere ve yoksullara destek için kurdukları yardım dernekleridir. Örgütsüzlüğe rağmen ilk grev tersane işçileri tarafından 1872’de yapılacaktır.
O dönemde İstanbul’da ezici bölümü savunma, tekstil, tütün, gıda, cam, haberleşme ve ulaşım sektöründe çalışan 50 bin kadar işçi vardı. Bunlardan büyük ölçekli kuruluşlarda çalışan 15-20 bin kişilik bölüm Osmanlı işçi hareketinin dinamik çekirdeğini oluşturuyordu. Bunların etrafında daha modern teknoloji ile çalışan ve ağırlığını Ermeni, Rum, Yahudi ve Bulgar işçilerin oluşturduğu ikinci bir halka vardı. En dıştaki niteliksiz işçiler halkasında ise (örneğin inşaat sektöründe) daha çok Müslüman/Türk-Kürt işçiler yer alıyordu.
Abdülhamit’in hafiyeleri
1880-1908 arasındaki işçi eylemlerine dair bilgilerimiz sınırlı. Bilinenler arasında 1885’te Odunkapı Bıçkı işçilerinin, 1886’da Beyoğlu’ndaki bazı tezgâhtarların, 1906’da İstanbul’daki tütün ve matbaa işçilerinin yaptıkları grevler ve direnişler var. Yine bugünkü anlamda ilk işçi örgütü Tophane Fabrikası işçileri tarafından 1894-1895’te kurulan Osmanlı Amele Cemiyeti idi. Cemiyetin Abdülhamit’in hafiyelerinin takibinden kurtulamadığını söylemeye her halde gerek yok.
İmparatorluğun diğer bölgelerinde olduğu gibi İstanbul’da da işçi hareketlerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) II. Abdülhamit’e Meşrutiyet’i ikinci kez ilan ettirdiği 1908 yılından itibaren büyük bir sıçrama yaşandı. Osmanlı Devleti’nde ilk “Amele Bayramı”nın, 1 Mayıs 1909’da Selanik’te kutlandığı rivayet olunur. 1912 yılında İstanbul Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesi’nde bir kutlama yapıldığına dair bilgimiz ise, Osmanlı sosyalisti ‘İştirakçi’ Hilmi’nin yayımladığı İştirak dergisinin 2. sayısındaki birkaç satırdan ibaret.
İttihatçıların kanunları
Bu dönemde sadece İstanbul’da 15 binin üstünde işçinin katıldığı grevler günlerce, aylarca sürmüştü. Ülke ekonomisinin giderek dışa bağımlı hale geldiği o dönemde, yabancı sermayeyi ürkütmemek için alelacele çıkarılan geçici Tatil-i Eşgal Kanunu (Grev Kanunu), 31 Mart 1909 Olayı’ndan sonra kalıcı hale getirildi. 1913’te Babıâli Baskını’ndan sonra iktidara tamamen el koyan İTC, Balkan Savaşları’nı bahane ederek tüm işçi eylem ve örgütlerini yasakladı. Ama bütün bu baskılar işçi hareketleri tamamen sona erdiremedi.
İşte bu tarihçe içinde kadın işçilerin, onların arasında da gayrımüslim kadın işçilerin özel yeri var. Bu kadınların çoğunluğunun 1880’lerde Uşak’ta 600 halı tezgâhında çalışan üç bin kadın ve beş bin genç kızdan söz eden kaynaklar var. 1897 yılında İstanbul’daki kibrit fabrikasında çalışan 201 işçinin 121’i, Bakırköy Bez Fabrikası’nda çalışanların yarısının kadın olduğunu biliyoruz. Adana, Ankara, Konya, Sivas ve Kayseri’de sekiz bin kadın evde yün dokumacılığıyla uğraşıyordu. Bitlis’teki dokuma tezgâhı sayısı 1907’de beş bine ulaşıyordu. İzmir’de 1906 yılı verilerine göre, iki bin el tezgâhında 3.500 kadın, 750 kız çocuğu halı dokuyor, 750 erkek işçi yıkama ve boyama gibi yan işleri gerçekleştiriyordu.
Uşak’ta makine kırıcı kadınlar
Ancak sınıf bilincinin inşasının kolay olmadığını gösteren örnekler de var. Avrupa’da makinelerin işçilerin zararına kullanıldığına inanan işçilerin başını çektiği Luddist, yani “makine kırıcılığı” eylemlerinin Osmanlı ülkesindeki ilk örneği 1839 yılında görülmüştür ama en önemli olay 1908’de Uşak’ta yaşanmıştı. Ev tezgâhlarında ancak beş-altı bin ilmek dokuyabilen Uşaklı Müslüman kadın dokumacılar The Oriental Carpet Manufacturers Limited adlı şirket tarafından Uşak, Kula, Gördes ve Demirci gibi geleneksel halıcılık merkezlerine açılan 17 halı imalathanesinde günde 14 bin ilmek dokuyan Rum ve Ermeni kadınlara o kadar kızmışlardı ki, 13 Mart 1908’de, Uşak’ta 1500 kişilik bir kadınlar grubu, üç mekanik ve buharlı yün eğirme fabrikasını basarak makineleri tahrip etmişler, yün ve iplikleri yağmalayarak fabrika binasını ateşe vermişlerdi. Üç gün süren olaylar sırasında şehirde asayiş elden gitmiş, 21 Mart’ta Müslüman kadınlar tutuklu bulunan 14 arkadaşlarının serbest bırakılması için kaymakamlığa yürümüşler, durumu kontrol altına alamayan Uşak Kaymakamı Tevfik Efendi görevden alınmış, etnik ve toplumsal barış süngü gücüyle sağlanmıştı. Ancak bu olaylar, 1908 yılı boyunca Osmanlı Devleti’ni felce uğratacak büyük grev dalgasının tetikleyicisi olmuştu.
Bursa’da Hınçak Partisi
Bir yıl sonra yaşanan bir olay sınıf dayanışması konusunda yol alındığını gösteriyor. Olay şöyle gelişiyor: 1909 yılı sonbaharında Bursa’daki ipek fabrikalarında çalışan işçilerin hükümete yaptıkları başvuru karşılıksız kalır. Çünkü ülkeyi perde arkasından yönetmekte olan İttihat ve Terakki Fırkası, çalışma saatlerinde yapılacak bir sınırlandırmanın da, ücretleri arttırmanın da Osmanlı Devleti gibi gelişmekte olan bir ülke için zararlı olacağını düşünmektedir. Dahası Avrupa’nın pek çok ülkesindeki sosyal politika içerikli yasa ve yönetmeliklerin patronları zarara uğratmaktan başka bir işe yaramadığına ve zarara uğramaktan korkan patronların önemli yatırımlar yapmayacağına inanmaktadır. Nitekim işçi hareketlerini önlemek için Tatil-i Eşgal Kanunu’nu çıkaralı bir kaç ay olmuştur.
Ancak, Bursa’daki ipek işçileri 1 Ağustos 1910’da greve giderler. Fransızca ve Almanca yayımlanan Osmanischer Lloyd’un özel haberine göre, grev Bursa’dan bir kaç hafta önce Bilecik ve Adapazarı’nda başlamıştır. Aynı gazete grevin “bazı kişilerce verilen konferanslar ve yazılan yazıların yardımıyla” Bursa’daki fabrikalara sıçradığını da ileri sürer. Bir süre sonra gazete grevin arkasında “Hınçak adlı bir Ermeni cemiyetinin” (Ermeni Sosyal Demokrat Partisi) olduğunu, grevcileri kışkırtanın da Setrak adında biri olduğunu ileri sürecek, bu kişi tutuklanacaktır.
Bursa’da işçiler için yapılmış özel yatakhanelerde kalan Türk, Rum, Yahudi ve Ermeni genç kızların kaçının greve katıldığı bilmiyoruz. İstanbul’da yayımlanan Stambul gazetesi 48 fabrikada 2.500 işçinin, Osmanischer Lloyd gazetesi ise sadece iplik fabrikasındaki üç bin işçinin greve gittiğinden söz ediyor. Ancak grevin başarılı yürüdüğü söylenemez. İşbaşı yapmak isteyen işçilerle grevciler çatışmış, çıkan kavgalarda pencereler kırılmış, tutuklanmalar olmuştur. Çalışmakta ısrarlı olanlar polis korumasında işe giderken, grev olmayan fabrikalar jandarmayla korunmuşlardır. Ayrıca grev yalnızca sahibi Osmanlı tebaası olan fabrikalara yayılmış, yabancıların fabrikaları çalışmayı sürdürmüştür.
Alkış yerine karpuz kabuğu
Fabrika sahipleri grevcilerin isteklerini “Koza hasadı azlığı dolayısıyla hammadde yetersizliği, istekleri kabul ederlerse başka illerle rekabet edemeyecekleri” gerekçesiyle reddederler. Sendika ya da işçi komitelerini tanımayacaklarını bildiren işverenlerle konuşamayan grevciler liderleriyle belediyeye yürürlerse de ancak geri çevrilirler. Buradan Vilayet’e gidip hükümette yardım isteyen işçilere, Vilayet daha önce yazdığı içerikte bir telgraf daha göndererek işçilerin yaşadığı zor koşulların Şûra-yı Devlet’çe incelenmesi isteğini tekrarlar.
Desteksiz kalan grevin hızı söner. 18 ağustosta kimi işçiler pişman olup işlerine dönmek isterler. 22 ağustosta işine geri dönen işçi sayısı 600’ü bulur. Hınçak Cemiyeti greve maddi destek veremeyince bu cemiyete yakın liderlerden biri “konuşmasının sonunu alkış altında değil karpuz kabuğu altında” yapar. Grevcilerin işten atılması tehlikesi doğunca Hınçak Cemiyeti arabuluculuk görevini Bursa’daki İttihat ve Terakki Kulübü’ne devretmek zorunda kalır. Gazetelere göre kulübün yardımıyla grev 27 ağustosta bitirilmiş, mevsimin bitmesi yüzünden atölye ve fabrikalar 28 ağustosta kapanmıştır.
***
Üç sayfalık mektupta ‘Hayat ve Hakikat’
20 Şubat 1325’te (5 Mart 1910) Bursa’daki beş bin ipek işçisi adına gazeteye bir mektup gönderilir. Gazete mektuba, yazıyı Ermeniceden tercüme edenin Bedik olduğu, yersizlik dolayısıyla fabrikalardaki “insaniyetsiz ve barbar” durum konusundaki açıklamaları gelecek sayıya bıraktığı notunu ekler. ‘Hayat ve Hakikat’ başlıklı üç sayfalık mektuptan bazı bölümler günümüz Türkçesi ile şöyledir:
“Biz insanlığın dikkat bakışından bütünüyle uzak, sefilliğe bırakılmış kötü talihlileriz. Toplumun doğal üyelerinden olduğumuz halde herkes bizden nefret eder. Hiç kimse bize acıma bakışlarını çevirmeye tenezzül etmez. Eski yüzyılların çarlarının zalim yönetiminde inleyen esirlerin hayatına, sefaletine gıpta edecek derecede bir hale sürüklenmiş ve kedere düşmüşüz. Bütün insanlığın duyarlılığı ve anlama bakışları, bizim sefalet çevremize yaklaşmak istemiyor mu? Acaba sefaletin ortadan kalkmasını isteyen insanlık düşünürleri ve yasalar, bizim üzüntü verecek durumumuzu görmüyor mu? Emek ve çalışma denen cihan yasası bizi ödüllendirmeye değer görmüyor. Daima eziyet, daima felaket. Daima sıkıntı ve sefalet. İşte günlük durumumuz, dileğimiz. Duyarlı insanlar, var olan toplumun bolluk ve mutluluğunu yöneten düşünürler topluluğu, işçi kızların genel çığlıkları karşısında niçin bu derecede dilsiz kalıyorlar? Acaba onların gerçeği duyan kulakları da mı uyuşmuş? Acaba onlar da mahkûmiyetimize karşı neşelenmek mi istiyorlar?
Feryadımıza kulak veriniz ey özgür basının özgür çalışanları! Kalbinizde doğan duygulardan, bizim için de bir acıma payı çıkarınız. Biz o perişan çiçeklerdeniz ki baharı görmeden güz yapraklarına döneriz. Sayımız yalnız Bursa’da beş bine ulaşır. Gece gündüz çalışırız, çalışırız... Tekrar çalışırız! Halimize kimse acımaz! Hiçbir duyarlı kalbe, hiçbir acıyan vicdana rastlamıyoruz. Evet! Vücudumuzu kavuracak surette çalışıyoruz. Bizim yaşıtlarımızdan olan şen ve şuh kızlar aşklarıyla, tantanalarıyla yaşamın lezzetlerini tadarlarken biz, fabrikanın kokuşmuş havasında ciğerimizi çürütürüz. Sıcak sular içinde ellerimizi yıkar, feryat ve figanlar ile kalbimizi kavururuz. Bizim kavuşma hediyemiz çirkin sövgüler, ödülümüz yüzümüze atılan bir tokat, emeğimizin karşılığı parça kuru ekmektir...”
***
‘Biz işçileriz, biz ülkemizin lanetlileriyiz!’
“Yer Van. Halka açık bir toplantı. Engels’in deyişiyle ‘Avrupa işçi sınıfının eşsiz temsilcisi’ Auguste Bebel’i anma toplantısı.
Konuşmacılar, ‘Karl Marx ve Eseri’, ‘Sosyalizm Çağında Burjuvazi’, ‘August Bebel’, ‘Toplumsal Eleştiri’ gibi konu başlıkları altında heyecanlı söylevler veriyorlar. Arada küçük dinletiler var. Flüt, piyano ve kemandan oluşan bir müzik topluluğu halka Chopin, Wagner, Bizet, Mozart ve Mendelssohn’dan parçalar çalıyor.
Bu, fantastik filmler haftasında gösterilen gerçeküstü bir yapımdan bir sahne değil. Gerçek. Yıl: 1908. Toplantıyı düzenleyen Ermeni Devrimci Federasyonu (EDF), yani Taşnaksutyun, yani bizde daha çok bilinen adıyla Taşnak örgütü.
İngiltere’nin Van konsolosu Dickson, İstanbul’daki büyükelçisine gönderdiği 2 Mart 1908 tarihli raporuna Taşnaksutyun’un Abdülhamit despotizmine karşı Van’da halka dağıttığı bir bildirinin örneğini eklemiştir. Bu sayede bildiri bugünlere, bizlere ulaştı. Bildiriden bölümler şöyle:
‘Bizim kendimizin kim olduğumuzu, karşıtlarımızın ve düşmanlarımızın kimler olduğunu anlamamızın zamanı geldiğine inanıyoruz. ‘Biz’ derken, ‘Daşnak’ ya da diğer Ermeni devrimci partilerini değil, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan ve müstebit hükümetin yıkıcılığına, yağmacılığına ve baskıcılığına uğrayan herkesi, bütün Osmanlıları, yani bütün Türkleri, Ermenileri, Arnavutları, Arapları, Rumları, Süryanileri kastettiğimiz anlaşılmalı. Özgürlük, uygarlık ve temel insan haklarından yoksun olanlar, ıstırap alevleri üstünde cayır cayır yanıyor ve dayanılmaz acılar çekiyorlar. (...)
Bizim bayrağımız altına girenlerse, ırk ya da din ayrımı olmadan, özgürlük ve eşitliği isteyenler, müstebit hükümetten nefretle, bütün halkları kölelikten, yağmadan ve haydutluktan kurtarmaya çalışanlardır.
Biz özgürlüğüz, bilgiyiz, eşitliğiz, yasayız. Düşmanlarımız istibdattır, cahilliktir, köleliktir, yağmadır, adaletsizliktir.
Biz işçileriz, biz ülkemizin lanetlileriyiz, alevleri yükseltenleriz, ülkemizdeki yenilikçileriz biz.’”
Bu satırları arkadaşım Ayşe Günaysu’nun “Taşnaklar Türklere güvenmemekte haksız mı?” başlıklı yazısından aynen aldım. İttihatçı-Taşnak ittifakına dair önemli ayrıntıların yer aldığı bu güzel yazının tamamını http://www.izmirizmir.net/bilesenler/koseyazilari/yazdir.php?yazi_no=1097 adresinden okuyabilirsiniz.
***
Tarihsel belge olarak şiir
Tarih her zaman arşiv belgelerinde yazmaz, bazen resimlerde, şarkılarda ya da edebiyatta da tarihsel gerçekliğe dair ipuçları bulabiliriz. Örneğin 18. yüzyılda Bursa’da yaşadığı sanılan, Âşık Halil, Bursalı dokumacı kadınların bir direniş öyküsünü şöyle anlatır:
Yine nefir-i âmm* oldu uzun saçlılar
Arkası feraceli koynu taşlılar
Yüzleri yaşmaklı, yaprak başlılar
Vurun aslanlarım erlik sizdedir.
Nisa taifesi bayrağı açtı,
Gümrük ağaları görünce kaçtı
Nice çuhadarlar duvardan aştı
Vurun aslanlarım soyluk sizdedir
Kimi elde salak**, omuzda sopa
Yardımcınız olsun yaradan Hûda
Sırmakeş Hanı’nda bir camlı oda
Kırın aslanlarım mertlik sizdedir.
Okkayla terazi kalktı pazardan
Bezirgânlar gelmez oldu dışarıdan
Gayri din-ü iman gitti kibardan
Vurun aslanlarım beylik sizdedir
Hatt-ı Şerif geldi Sultan Selim’den***
Hiç mi bilmez Bursalının halinden
Hemen dua size Âşık Halil’den
Vurun aslanlarım dayılık sizdedir.
* Kelime anlamı ‘cemaati toplama’, ‘halkı askere sürme’ demek olup burada ‘halkın öfkesi’ anlamına kullanılmış.
** Baston, sopa
*** III. Selim (hd. 1761-1808)
Özet Kaynakça: Yavuz Selim Karakışla, “Uşak’ta Kadın Halı İşçileri’nin İsyanı (1908), Toplumsal Tarih, Mart 2002, S. 99, s. 54-57; Donald Quataert, Erik Jan Zürcher, Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiyesi’ne İşçiler, İletişim Yayınları, 2007; Donald Quataert, Osmanlı İmalat Sektörü, İletişim Yayınları, 2008; Anahide Ter Minassian, “1878-1923 Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalist Hareketin Doğuşunda ve Gelişmesinde Ermeni Topluluğunun Rolü”, (Der. Mete Tunçay-Erik Jan Zürcher), Osmanlı İmparatorluğunda Sosyalizm ve Milliyetçilik, İletişim Yayınları, 1995.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Okurlara açıklama metni
20.05.2012 - Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü
22.04.2012 - 1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı
15.04.2012 - Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti
8.04.2012 - Ali Şükrü Bey ve Topal Osman
1.04.2012 - ‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri
25.03.2012 - Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz
18.03.2012 - Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi
11.03.2012 - Milli Görüş Hareketi ve Erbakan
4.03.2012 - Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı
26.02.2012
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları

















































































































Celal iNAL
Teşekkürler Nabi Yağcı. Bir insanın hem TKPli hem de statükocu, kemalist, resmi tarih tezlerinin savunucusu, militarizmi çarpık "cumhuriyet" anlayışının ve demokrasinin güvencesi sayan, türk olmayan bütün "ötekileri" tehdit diye algılayan, 6-7 eylülleri, vergi borcu nedeniyle gayrimüslimleri cezalandıranlarla aynı potada olmayı, dersimi egemenler nasıl algılıyorsa öyle okumayı hiç yan yana getirememiştim. Diline sağlık tümzamanların genel sekreteri, diline sağlık.