Berat ÖZİPEK
Metroda gidiyorsunuz. Gözünüzün önünde birinin birine şiddet uyguladığını gördünüz. İlk aklınıza gelen tepki göstermek ve onu engellemektir. İlk insani tepki budur. Bunu yaparken çevredekilerin de asgari ahlaki bir tutum bekler, herkesin sizinle aynı tepkiyi göstermesi durumunda ihlalcinin yenileceğini düşünürsünüz.
Sonra hayretle görürsünüz ki, kimse kılını kıpırdatmıyor. İhlalci bu kez size yönelir, sizi iter ve yanından uzaklaştırır. Sizden boşalan yere de o susup seyredenleri buyur eder. Şiddeti önleyemediğiniz gibi bir de rahat koltuğunuzdan olursunuz.
Eve gelip olayı anlattığınızda da bazı aile fertleri size kızıp, “sana mı kalmıştı” der. Böyle diyenler arasında, şiddete karşı en çok sesi çıkan ve ahlak üzerinden sizi en çok eleştiren aile fertleri olduğunu hayretle görürsünüz.
Tuhaf bir hikaye ama içindeyiz.
Mısır’da darbe olduğunda Türkiye haklı olarak darbeye darbe dedi ve sert tepki gösterdi. Ama yalnız kaldı. Demokrasi için deklarasyonlar yayınlayan, onun adına ülkeler işgal eden, onun üzerinden ülkelere puan veren “özgür dünya”nın devletleri ise tıpkı metrodakiler gibi tutum aldı. Bırakın tepki vermeyi, kırmızı halılarla karşıladılar darbenin elebaşını.
“Mısır’ı takip ediyorum ve içim kanıyor” diyordu o günlerde Orhan Pamuk, “Bir de kızgınlığım var dile getirmek istediğim. Medeni Batı dünyası kafasını çevirdi … Obama ve Avrupa Birliği’nden sükût-u hayale uğradım. Şimdi öldürüyor da öldürüyor … “Yapma, darbe yapma!” diyebilirlerdi. Onu bile demediler.”
Asıl tutarsızlık tutum değiştirmek değil
Türkiye’nin darbeye darbe demesi ve tarih önünde bu tutumu alması gayet doğruydu, yapılması gerekendi. Bugün Mısır’la yakınlaşma için vesile araması da doğru, en azından mubah görülebilecek bir siyasi açılım anlamına geliyor.
İdamlar devam ediyor, daha yakınlarda 17 kişi darbeciler tarafından Yassıada türü uyduruk mahkemelerde ölüme mahkum edildi ve Sisi Mısır’ın yarısını assa Türkiye’ye demokrasi ve ifade özgürlüğü üzerinden eleştiri yöneltip bir de üstüne yaptırım uygulayan ABD gibi devletlerin kılı kıpırdamayacak.
Böyle bir ortamda, hem Doğu Akdeniz’de her iki ülke için de daha avantajlı bir paylaşım, hem de mağdur durumdaki Mısır halkı için de az veya çok bir güvence sağlayabilmek için Türkiye devletinin Mısır’la yakınlaşma araması makul ve doğru bir politikayı ifade ediyor. Bu anlamda Hükümet dün sert tepki verip bugün el uzatırken tutarsız değil.
Burada haksız tutum, “hani Sisi katildi, hani Mısır rejimi darbeciydi, n’oldu şimdi? Ayaklarına gidiyorsunuz işte!” türünden “eleştirilerde” somutlaşıyor. Evet, ayağına gidiyor, öyle denecekse, bir kötülüğü engellemeye çalıştı ama olmadı, şimdi kalanı kurtarmaya çalışıyor, bu mu yanlış olan? O zaman keskin sözler etmiş şimdi tükürdüğünü yalamış, eleştirilmesi gereken bunlar mı gerçekten? Bu o politikanın özüne dair bir konu mu, mesela darbeye destek verip vermemek gibi?
Doğru politikanın başarılı politikayla özdeşleştirilmesi ve başarının da kısa vadeli kazanımlara indirgenip, onlardan ibaret sanılması da ayrı bir yanlış. Bazen yalnız kalma pahasına doğru yerde durur, bedelini ödersiniz. Bazen ödemeyi göze alarak doğru yerde durduğunuz o bedel, size amaçlanmamış kazanımlar olarak döner.
Öte yandan ulusal çıkarın tek bir formülü de yoktur. İlkeye karşı ulusal çıkarı savunalım demek, o çıkarın ne olduğu konusunda anlaşmayı garantilemez. Birbirine taban tabana zıt iki politikayı iki “ulusal çıkar”cı aynı ölçüde kayda değer argümanlarla savunabilir.
Bir politikanın çıkarla ilişkilendirilmesi -ahlakiliğe ilişkin tartışmayı bir yana bıraksak bile- onu gerçekten “çıkara uygun” yapmaya yetmez. Tıpkı Robert H. Dorff’un şu örneğindeki gibi: ABD’nin Vietnam Savaşına müdahil olmasını ulusal çıkar temelinde itiraz eden Morgenthau, orada ulusun hayati çıkarlarına bir tehdit olmadığını savunuyordu. Tam tersini savunan ve ABD’nin savaşa müdahil olmasını isteyen Kissinger ise hayati çıkarların Güney Asya’ya yönelik komünist yayılması tarafından tehdit edildiğini düşünüyordu. Kısacası iki önemli isim, birbirine taban tabana zıt iki politikayı aynı “ulusal çıkar” temelinde savunuyorlardı.* Açık olan şuydu ki, biri yanılıyor ve çıkarı da yanlış tanımlıyordu. Onlar için geçerli olan, bizim emekli askerler ve onlardan farklı düşünmeyen “ulusal çıkar”cılar için çok daha fazla geçerli.
Kısacası ilkeyi umursamayıp çıkar demek onu bile garanti etmiyor. İşte kural izleyici olmak, bu tür durumlarda daha fazla önem kazanıyor.
Asıl tutarsız olan “ulusal çıkar”cılar değil
Onları anlıyorum. İçte demokrasi gibi bir dertleri olmayan, dışarıda da “ulusal çıkar”la özdeşleştirdikleri “realist dış politika”yı (daha doğrusu “reel” olduğunu sandıklarını) savunanlar, haksız da olsalar kendi içlerinde tutarlılar. “Ben menfaatime bakarım arkadaş” tarzı -olabilecek en yumuşak ifadeyle söyleyecek olursak, değer-bağımsız bir dünya görüşünü taşıyorlar ve onu da mantıksal sonuçlarına kadar izliyorlar. Buna şimdilerde TV’lerde, Türkiye’nin Mısır’la “ihvancı politika” yüzünden arasının bozduğunu, oysa artık “Atatürkçü dış politikaya dönüldüğünü” söyleyerek Türkiye-Mısır yakınlaşmasını öven emekli askerler de dahil. Yaklaşımları sığ ve uluslararası siyaseti okuma düzeyleri bildiğimiz gibi olsa da hiç değilse tutarsız sayılmazlar.
Ama haksız oldukları kadar tutarsız olanlar, ülke içinde siyasi iktidarı demokrasi, özgürlük ve adalet üzerinden çoğu kez haklı olarak eleştirirken, dışarıda “herkesle aramızı bozdunuz” diye kızanlar. Çünkü hükümeti aramızı bozmakla suçladıkları rejimler, halkını kesen, darbe yapan, bir günde bir meydanda binlerce kişiyi öldüren diktatörlerle veya etnik temizlik yapan rejimlerle onlarla “birlikte çalışan” ABD ve diğer büyük Batılı demokratik devletler. Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır devletlerine çıkarmadıkları faturayı Türkiye’ye çıkarmalarının sebebi de açık ki kendisine biçilmek istenen rolü oynamaması, yakmaya çalıştıkları ateşe uygun bir dış politika izlememesi ve “ocağa uymayan köseği” gibi hareket etmesi. Türkiye’de elbette demokrasi ve insan hakları sorunu var ama yüzeysel siyaset bilgisine sahip olan bir öğrenci bile anlar dertlerinin bu olmadığını.
Peki onun anlayacağını neden berikiler anlayamıyor? Şizforenik bir iç ve dış politika ayrımı mı, ülkede demokrasi isterken bunu uluslararası ilişkilere karıştırmamak mı, yoksa muhalefet edeyim derken öfkeyle savrulmak mı? “Krizi başlatan Türkiye’nin Akdeniz’de düşmanlarını çoğaltması” diyebiliyor mesela bir arkadaşım, Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile ilişkilerinden söz ederken. Sanki Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasının Gazze katliamı ve benzeri sebepleri yokmuş gibi. Sanki şu an devam eden ve 9’u çocuk 20 Filistinlinin hayatını kaybettiği Mesci-i Aksa Baskını türünden devlet terörü yeterli sebep değilmiş gibi.
Bunları konuşmak durumunda kalmak bile yukarıdaki öyküdeki tuhaflığın bir parçası aslında. Analiz yeteneği sorunu hiç değil. Görebildiğim kadarıyla bu sorun esas olarak içinden geçtiğimiz süreçlerle ilgili. Ak Parti Hükümetinin özellikle son yıllardaki hatalarına kızmakta haklılar. Daha fazla umut bağladıkları için daha fazla öfkelenmekte de. Ama bunun sağlıklı muhakemeyi engelleyecek noktaya ulaşması ciddi sorun. Çünkü hükümeti birçok konuda eleştirmek mümkünse de Mısır ve İsrail ile ilişkileri bozmak kesinlikle onun günahları arasında yer almıyor. Tersine, dış politikada hatalar yapsa bile, bütün bu kötülükleri engelleyebilecekken seyretmeyi veya benzin döküp söndürmeden ihlallerin sürekliliğini sağlamayı tercih eden ABD ve AB gibi ülkelere karşı “ruhsuz bir dünyanın ruhu” gibi hareket eden ve onların kurbanlarını hayatta tutmak için bir güvence arayan o.
Bu yüzden de şimdi katliam yapan rejimlerin “ayağına gitmesini” alaycı ifadelerle kınamak zalimce bu konuda onu suçlamak da bariz bir sağduyu kaybını ifade ediyor. Bunu yapanlar anlamlı bir dış politika eleştirisi yaptıklarını sanıyorlar. Ama neyse ki herkes aynı ruh halinde değil. Muhakeme yeteneğini tarafgirlikle zedelememiş pek çok insan, bunun adil olmadığını görebilir.
Ama dert bir değil; yanlışlar da. Zaten görüşü bozan da esas olarak o yanlışlar oluyor. Türk-Alman Üniversitesi’nden Murat Erdoğan’a, geçmişte Mısır’a tepkiyi destekleyip bugün Türkiye-Mısır yakınlaşmasını aynı hararetle savunanları, muhtemelen trolleri sert biçimde eleştiren bir tiviti dolayısıyla üniversitesi soruşturma açtı. Mısır ile ilgili asıl kınanması gerekenler Sisi’yi kırmızı halıda karşılayan devletler mi olmalıydı, onlarla ilgili yazdı mı yazmadı mı, asıl eleştirilmesi gerekenlerle kıyaslandığında troller kaçıncı sırasında gelirdi, bunları sorabilirsiniz. Ama sonuçta yaptığı ifade özgürlüğünün kullanımı ve üniversitesinin bunun için soruşturma açması akademik özgürlük açısından kabul edilemez. Bu bakımdan yapılması gereken, soruşturmaya işlemini iptal etmekten başkası değil.
Yakınlaşırken gözetilmesi gerekenler
Mısır ile yakınlaşma, darbenin çoktan gerçekleştiği ve rejimin özgür dünya tarafından da bölgedeki dini ve laik diktatörlüklerden, geleneksel oligarşik rejimlerden de destek gördüğü bir ortamda yaşanıyor. Bu sürecin Mısır, Türkiye ve darbenin tüm dünyaya savurduğu insanlar için fayda sağlayacak biçimde yürütülmesi mümkün.
Öncelikle Mısır’ı yönetenler açısından gerçek durumun daha fazla netleştiği, darbeyi kotaran, destekleyen veya göz yuman devletlerin bunun karşılığında çıkardıkları faturanın ağırlığının daha fazla fark edildiği bir döneme girildi. Büyük devletlerin darbeyi desteklemesinin, Mısır’ın aleyhine bir dizi anlaşma ve sonu gelmeyen taviz taleplerini beraberinde getirmesi beklenir bir durumdu ve bu oldu. Böyle bir ortamda makul bir yol önerisinin Tony Blair’den gelmeyeceğini anlamak için uzman olmak gerekmiyor. Bu noktada defalarca aynı senaryoyu yaşamış olmanın getirdiği deneyim paylaşımı önemli olabilir.
Elbette Türkiye bu konuda Ak Parti Hükümeti 2010’lardaki gibi demokrasi konusunda başkalarını taşa tutacak bir yerden konuşmuyor ama dış politika itibarıyla hala bu rejimlerden de onlarla ahlaksız bir ilişkiyi alenen yaşarken demokrasi ve özgürlük konularında ahkam kesmeyi de ihmal etmeyen devletlerden de çok daha insani bir yerde duruyor.
İkinci olarak Türkiye’nin yakınlaşmasının ahlaki ve uluslararası hukuki sınırları gözetilmeli. Özellikle de Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Mısır diasporasının haklı tedirginliği göz önüne alınmalı ve bu yakınlaşmanın Türkiye’ye sığınanlar açısından gayri ahlaki ve uluslararası hukuka aykırı taleplere taviz verme anlamı taşımayacağının anlaşılması sağlanmalı.
Demokrasinin küresel ölçekte gerilediği bir zamanda, zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Elbette Batılı veya Doğulu devletler ne yaparsa yapsın, biz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Bölgenin kaderini değiştirecek bir iradenin doğru yönde ve sınır aşan bir biçimde şekillenmesi için çaba göstermek gerek. Bunu yapanları desteklemek, onlara doğru bir yerden yol göstermek ve önerilerde bulunmak gerek.
Ama tabii bunun için de her şeyden önce makul kalabilmek, özellikle kriz zamanlarında serinkanlılığı korumak önemli. Öfkenin görüşü engellememesi de.
Metroda giderken de iç politikada da dış politikada da…
* Bkz. Robert “Robin” H. Dorff, “Some Basic Concepts and Approaches to the Study of International Relations,” U.S. Army War College, Guide to National Security Policy and Strategy, Ed. J. Boone Bartholomees Jr., July 2004, http://www.au.af.mil/ au/awc/awcgate/army-usawc/strategy2004/00376.pdf, s. 9.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025