Berrin Sönmez
Ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde kadın karşıtlığının yükselişi ve son yüzyıllarda elde edilen kadın kazanımlarının gasp edilmesi sonucunu yaratabilecek denli güçlü bir politik söyleme dönüşmesi, genellikle kadın sorunları olarak isimlendirilir. Oysa Başkent Kadın Platformu özellikle Hidayet Şefkatli Tuksal’ın tespitiyle, bu durumu bir erkek sorunu, erkeklik krizi olarak isimlendirdi yıllardır. Kadınların sahip olduğu haklara uyum sağlayamayan bir erkeklik algısının yol açtığı sorunlar yumağıyla boğuştuğumuzu biz Başkentli kadınlar, en az on yıldır söyleye geldik. Şimdi KONDA Ağustos Barometresi sunuşunda bu tespitle karşılaşmak, sadece ataerkil şiddetle sınırlandırılmış şekilde söylenmiş olsa da hayli sevindirdi. “Artan ve görünür olan şiddet ve cinayet meseleleri belki de kadın meselesi olarak değil, değişen kadının rolü ve ağırlığı ile baş edemeyen erkekler meselesi olarak ele alınmalıdır.” Bildiğim kadarıyla ilk defa bir sosyolojik analizde kendine yer bulan bu tespiti bizim yıllardır söylüyor oluşumuz şaşırtıcı değil çünkü bizler bu sorunla burun buruna yaşayanlarız. Analiz, modernleşmeyle ilişkisini kuruyor erkeklik krizinin. Bizler de çok eskiden beri “başörtüsü siyasal İslam’ın sembolü” diyenlere cevaben “başörtülü kadının toplumsal katılımı, İslam toplumlarında modernleşmenin sembolü” diyegelmiştik zaten. Günümüzde İstanbul Sözleşmesi karşıtlığıyla sembolize edebileceğimiz “patriarkal kalkışma”, Türkiye ve İslam olsun olmasın bazı ülkeler için insan hakları hukuku ve otoriteryanizm arasındaki tercihin sembolü diyorum. Erkeklik krizinin anlaşılması kadar uzun sürmez umarım İstanbul Sözleşmesi karşıtlığının bir siyasal sistem, bir eksen meselesi olduğu gerçeğinin görülmesi.
Barometre hakkında iki bulguya dikkat çekmek istiyorum bu yazıda çünkü KONDA Ağustos Barometresi 20, hayli ilgi çekici detaylara sahip. İlki İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oranı. Türkiye genelinde çıkılmalı diyenlerin oranı yüzde 7. Bir başka araştırma şirketi Metropoll Türkiye’nin Nabzı Temmuz araştırmasında kesinlikle çıkılmalı diyenlerin oranını yüzde 17 olarak göstermişti, hatırlanacağı üzere. İki ayrı şirketin araştırma bulgularındaki yüzde 10 fark görülmesinin pek çok nedeni olabilir elbette ama Temmuz ve Ağustos aylarındaki gündemin etkisinin en önemli neden olduğunu düşünüyorum. İmzalandığı tarihte bile Sözleşme’nin gündemdeki yeri kadın hakları savunucuları ve politikacıların bir kısmıyla sınırlı kalacak kadar düşüktü. Ancak Sözleşme karşıtı söylemin iktidar partisi yetkililerince seslendirilmesiyle bir anda gündemin ilk sıralarına yükseldi. Gündemde edindiği yer doğrultusunda da Sözleşme hakkındaki farkındalık yükseliverdi. Temmuz ve Ağustos arasında Sözleşme karşıtları oranındaki on puanlık farkın teknik nedenlerden daha çok farkındalığın yükselmesiyle ilişkili olduğu tahmin edilebilir. Nitekim KONDA analizi, arama motoru değerlerini de içeriyor ve Temmuz 2020, İstanbul Sözleşmesi sorgulamasının en çok yapıldığı zaman olarak çıkıyor karşımıza. Aynı zamanda medya ve sosyal medya gündeminde de yüksek yer tutuşu, bilgilenmeye hizmet ettiği için EŞİK Platform ve genel olarak kadın hareketinin sunduğu açıklamalarla, karşı çıkışlardaki on puanlık gerileme doğrudan doğruya kadınların başarısı. Ataerkil şiddetle mücadele yönünden “altın standart” unvanını hakkıyla kazanan İstanbul Sözleşmesi, kadın emeğiyle hazırlanmıştı öyle görünüyor ki yine kadın emeğiyle korunacak. Sözleşme karşıtlarının yıllardır sürdürdüğü çarpıtma ameliyesi, bilgilenmeyle etki gücünü yitirdiği için İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oranı yüzde on puan geriledi kanımca. Tabii ki siyasal saflaşmanın da etkisi var bu oran değişikliğinde.

Türkiye genelinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oran yüzde 7 ama Sözleşme’den kalınmalı diyenlerin oranı da sadece yüzde 36. Arada dehşetengiz bir gri alan var ve anlaşılan Erdoğan bu geniş gri alana oynayarak tartışmaya açık tutuyor konuyu. Gerek kadın hareketi gerekse insan haklarına dayalı siyasal sistemde yaşamak isteyen herkes, yüzde 58’lik “bir fikrim yok” grubunu kazanmak yönünde strateji belirlemeli. Daha çok kırmızı alanı, çıkılmalı diyenleri hedef alıp, Sözleşme hakkındaki çarpıtmaları düzeltecek doğru bilgilendirme üzerine yoğunlaşılmıştı şimdiye kadar. Böyle bir taktik çok yanlış değilmiş anlaşılan ki olumlu sonucu görüldü kanaatimce. Bundan sonrası için yeterli olmayacağı da dikkatten kaçmamalı. Gri alanı küçültmeye dönük taktikler üzerinde düşünülmesi gerektiğini gösteriyor, araştırma sonucu. Örneğin yüzde 74 oranıyla, fikrim yok diyen en geniş kesim olan ev kadınlarına yönelik nasıl bir farkındalık geliştirme çabası sergileneceği enine boyuna değerlendirilmeli. Ancak bu konuyu bir sonraki yazıya bırakarak yine beni mutlu eden bir diğer bulgudan söz etmek istiyorum.
KONDA araştırmasında dikkatimi çeken ve sizin dikkatinize sunmak istediğim ikinci bulgu, Sözleşme’den çıkılmalı veya kalınmalı diyenlerin demografik analizindeki çalışma durumu kategorisiyle ilişkili. Toplumun en geniş kesimini oluşturduğunu düşündüğüm işçi, esnaf, çiftçi kategorisindeki cevaplar çok ilgimi çekti. Bu kategoride Sözleşme’den çıkılmalı diyen kadın oranı sadece yüzde 2. İşçi, esnaf, çiftçi yani bir bakıma kırda, kentte, metropolde hayatın ta kendisi diyebileceğimiz kadınlar arasında Sözleşme karşıtlığı çok düşük. Öyle ki Sözleşme’den çıkılmalı diyen beyaz yakalı kadınların üçte birine denk geliyor. Şaşırtıcı değil çünkü erkeklik kriziyle çatışma halinde olan modernleşme yönünde hızlı bir dönüşümü temsil edenler, beyaz yakalılardan daha çok işçi, esnaf ve çiftçi kadınlar. Erkeklerde de beyaz yakalılara kıyasla daha düşük oranda işçi, esnaf, çiftçi Sözleşme’den çıkılmalı diyor. Hayatın gerçekleri eşitlik yönündeki akışı işaret ediyor çünkü. Geçim zorluğu, eşlerin hayatı birlikte yüklenmesinin ne denli normal ve gerekli olduğunu erkelere de öğretiyor anlaşılan. Emekli erkekler de yüzde on oranıyla tıpkı işçi, esnaf ve çiftçiler gibi Sözleşme karşıtı görünüyor. Beyaz yakalı erkeklerde ise bu oran en yükseğe çıkıp, yüzde 13’e ulaşıyor. Emekli yani yaş almış ve büyük çoğunluğuyla evde yaşamaya başlamış erkekler de hayattan eşitliğe dair bir şeyler öğrenmiş olmalı dedirtti bana bu oran genel ortalamanın üstünde olsa bile.
Çalışan erkek ve çalışan kadın ayrımı da ilginç sonuç vermiş. Erkek çalıştıkça Sözleşme karşıtlığı yükselirken kadın çalıştıkça Sözleşme karşıtlığı gerilemiş, araştırmaya göre. İşsiz erkeklerde ise Sözleşme karşıtlığı hayli geriliyor. Hayat bilgisi dersi gibi bir etki yaratmış İstanbul Sözleşmesi, işsiz erkekler için. Eşitlik çünkü temel insani ihtiyaçlardan ve hayatın olağan akışı eşitlik yönünde tecelli ediyor. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet yani ataerkil şiddet hakkında konuşulurken işsizliği şiddetin en büyük sebeplerinden birisi sayanların ne denli gerçeklerden uzak düştüğü de bu sonuçla görülüyor. Şiddetle mücadele sözleşmesine karşı çıkanlar arasında cinsiyet analizi yapıldığı zaman işsiz erkeler Türkiye ortalamasının altında kalıyor çünkü. Çünkü ataerkil şiddetin sebebi eşitsiz cinsiyet rejimini sürdürmek arzusudur. KONDA araştırması açıkça ortaya koymuş ki İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı erkeklerde, toplumsal statü, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe yükseliyor. Toplumsal konfor alanlarına sahip olan -tuzu kuru- erkeklerin bireysel konfor alanlarını da korumak amacıyla aileyi korumak bahanesiyle ev içinde kendilerine konfor alanı yaratan hegemonik erkeklik olgusunu sürdürmek istiyorlar. Daha yerinde bir ifade olarak gördüğüm için ataerkil şiddet kavramını kullanmayı seçtiğim, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele edilmesine dair önlemler alınmasına itirazı salt cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim kavramlarıyla sınırlandırmak yerine erkeklik kriziyle açıklamayı da mümkün kılıyor, bu son araştırma. Ve sanırım önümüzdeki günlerde hem iktidarın tutumunu anlamakta hem de kadın hareketinin mücadele yöntemini belirlemekte katkı sunacak. Önemli bir notla bitireyim yaygın olarak pek çok yorumcunun İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına son verildiği yönündeki değerlendirmeleri kimseyi yanıltmasın. Erdoğan partililere ve özellikle kadınlara konuşma yasağı getirse de arka planda Fuat Oktay’ın yönetiminde Sözleşme hakkında bir takım yol haritaları hazırlanıyor. Kesin bilgi….
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları

























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025