Fehim TAŞTEKİN
Türkiye’yi 5 Mart’ta Moskova’da yeni bir mutabakata götüren gelişmeler pek dramatikti. İdlib sathında olup bitenler, Suriye’yi Türkiye açısından da bataklığa dönüştüren siyasetten dönülmesini zaruri kılıyordu. Moskova Mutabakatı M-4’ün açılması, yolun iki tarafından toplam 12 km’lik güvenlik koridoru oluşturulması ve BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütü saydığı grupların elimine edilmesini öngörüyordu. Bu, özü itibariyle Rusya’nın Suriye’yi Suriye’ye bırakmaya dönük stratejisinde yeni bir fasıl. Sahada atılan adımlar mutabakat adına ama kurgu örtülü ajandaya göre işliyor.
Nedir bu ajanda? Bu klikte “Nasipse” diye başlar her şey. “Gün ola hayrola” diye mola verir. Fırsatını kollar, boşluk doldurur, atlar, zıplar.
Belli ki Erdoğan bu mutabakatı yeni bir “kontrol hattı” olarak algılıyor. Haritaya bakılırsa Türkiye, Kobani kesintisi hariç Hatay’dan başlayıp Mardin’e kadar sınır hattı boyunca 30-40 km derinliğinde bir bölgeyi çevirmiş durumda. İmkansızı zorlayarak çemberi nasıl tamamlayacaklarına bakıyorlar.
Şimdi 5 Mart’tan beri İdlib’e yığınak kaldığı yerden devam ediyor. M-4’te Ruslarla atılan devriyeler Türkiye’nin şimdiye kadar açık-örtülü desteğini almış cihatçı yığınların engeliyle karşılaşıyor.
Bu düğüm müdahalesiz aşılacak mı?
“Meseleyi askerileştirmek istemiyoruz” dercesine M-4’ü kapatan silahlı adamların karşısına Türk polis birliği çıkartılıyor. Sanki birileri E-5’i kapatmış da toplum polisi işbaşında. “Siz bizdensiniz, vatandaş bile sayılabilirsiniz” kıvamında bir incelik! Afrin, Tel Rıfat, Menbic, Tel Temir değil ki obüsler konuşsun!
Kâğıt üzerinde “kökünü kazımaktan” bahsettikleri örgütlerle öncelikli tercih savaş değil müzakere. Yaklaşım basit; “Bir zahmet çekilin, Türk-Rus ortak devriyesi yapılabilsin, hiç olmazsa mutabakatın bir maddesi uygulanmış olsun, zevahiri kurtaralım, gerisine de bakarız!”
***
“Gerisi” daha da önemli. Bu örgütleri sahadan silmek değil daha kullanışlı hale getirmektir dertleri. Suriye ordusunun önüne bariyer dikmek, Kürt güçlerine karşı kullanmak, bunlara çıkar bekçiliği yaptırmak, ‘sakıncalı hakları’ bunlarla terörize etmek. Yetmez, Suriye dışında Libya gibi yeni cephelere sürmek…
Bunlar oluyor zaten. Bakınız Libya’ya gönderilenlerin sayısı 5 bini geçti. Üstelik YPG’yi baskılamak için Barzani yönetiminin uhdesinde eğitilip donatılan Roj Peşmergelerinden de gidenler ve ölenler olduğuna dair haberler bugünlerde Kürdistan coğrafyasını sallıyor.
Birkaç haftadır Türk askeri ve istihbarat unsurları bu örgütleri yoğurma, evirme, çevirme ve kendi yedeğine alma işine yeniden koyulmuş gözüküyor. Esasen Suriye’de 8-9 yıldır denedikleri bitmek tükenmek bilmeyen bir ameliyedir bu. Silahlı grupların bir kısmını maaştı, mühimmat desteğiydi, koruma taahhüdüydü derken Suriye Milli Ordusu çatısı altında birleştirmeyi başardılar. Ama bu hâlâ düzenli bir ordu değil. Her grup kendi emir ve bayrağı ile özerkliğini yani başıbozukluğunu sürdürüyor. Türkiye şimdi bunu ileri bir aşamaya taşımak istiyor. Hedef ordu gibi ordu kurmak. Sahada Suriye Milli Ordusu’na katılmayan daha keskin İslamcı gruplar Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısı altında hareket ediyor. Bu ortaklığın teşekkülünde de MİT’in emeği var kuşkusuz. Bu yapı El Kaide gömleğini çıkarmış ama terk ettikleri dünyayla kardeşlik hukukunu koruyanlarla dolu. Bunlar da yeni düzenli ordunun potansiyel adayları. Fakat mesele şu ki İdlib’in asıl ağası Heyet Tahrir el Şam (HTŞ). Türkiye diğer grupları Astana düzlüğüne götürüp geri kalanları terör örgütü olarak hedefe konulmasına kendi imzasıyla rıza gösterdiğinde HTŞ de daha önce birlikte hareket ettiği grupları İdlib’den silip süpürmüştü. Moskova Mutabakatı’nın hedefinde HTŞ ve El Kaide bağlantılı diğer gruplar var. Türkiye ise hepsine “Bizdensiniz, yeter ki gelin bizim çatımız altına girin” diyen bir akılla saha düzenlemesine gidiyor.
Ne yapıyor? Muhalif kaynaklara göre İdlib’de sayıları artık 60’a yaklaşan askeri gözlem ya da kontrol noktalarında yeni ordunun teşekkülüne yönelik çalışmalar yürütülüyor. Silahlı grupların gözlem noktalarını kendilerine kalkan yapıp Suriye ordusuna saldırılar düzenlediğini yazdığımızda “Asla” diye öfkeyle yanıt veriyorlardı. Şimdi silahlı gruplar bu üslere rahatça giriyor. Her bir askeri noktayla bağlantılı 300 milisin olması hedefleniyor. Bunun için eğitilip donatılıp organize edilecekler. Emir-komutası düzgün işleyen bir ordu kurulursa ikinci aşamada HTŞ’nin kendini feshetmesi ve bu yapıya dahil olması istenecek.
***
HTŞ yani IŞİD’in 2012’de Suriye’deki orijinal yapılanması olan Nusra Cephesi’nin ardılı. Bu örgütler fikren ve amelen ‘selefî cihadî’ çizgide gidiyor. Bu çizginin iyi anlaşılması lazım ki Türkiye’nin kimleri ordu yaptığı görülebilsin. “HTŞ’nin epey ılımlılaştığı”, “Suriye’ye odaklandığı”, “El Kaide gibi küresel cihat ağı olmadığı”, “Esad yönetiminden başkasını tehdit etmediği”, “Suriye’nin başka coğrafyaya saldırılarda sıçrama tahtası olarak kullanmasına izin vermeyeceği” yönünde kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. ABD Özel Temsilcisi James Jeffrey de bu kervanda. TRT World de “HTŞ terör örgütleri listesinden nasıl çıkar” sorusuna kafa yoran bir habere imza atıverdi. Hepsi akıl veriyorlar, acaba HTŞ nasıl kara listeden çıkar diye. Evvela Rusya ve Çin’in veto yetkisiyle oturduğu BM Güvenlik Konseyi’ni yeni bir karar için ikna etmeleri lazım. Sahte cilayı bu iki ülke de yutmaz.
Bu örgütlerin aklı-fikri “muhkem kaidelere” bağlıdır. Ve ilkelerden sapmak onlar için “küfre delalettir”. Elbette maslahatçı yanları da var. Fakat bize, bölgenin geleceğine taalluk eden yönleri nedir? Cihatçıların kendi iç yazışmalarına ve konuşmalarına bakınca bunu görüyoruz.
HTŞ’nin önde gelen isimlerinden Ebu el Fetih Yahya el Ferğali, tahminen şubat başında, örgüt üyeleriyle bir toplantı yapıyor. Henüz Türkiye’nin M-5 üzerinde ilerleyen Suriye ordusuna karşı koymaya başladığı günlere tekabül ediyor. O toplantıda Türkiye ile ilişkilerin meşru olup olmadığına dair soruları yanıtlıyor. Bu tartışma HTŞ’nin 2017’de İdlib’in etrafında Türk askeri gözlem noktalarını kurmasına izin vermesiyle başlamıştı. Bu ilişkinin şerri boyutunu irdelerken Ferğali, Türk halkını “Müslüman”, Türk ordusunu “kâfir kurum” olarak gördüklerini söylüyor. “Bir kâfire karşı diğer bir kâfirin yardımını” aldıklarını belirtiyor. Yani cihadî ideolojinin kitabındaki kurala atıf yapıyor: “Al-isti’ana bil-kâfir ala al-kâfir.”
Ferğali 2017 ve 2018’de Türk ordusunun gözlem noktalarına izin verirken şartları kendilerinin belirlediğini savunuyor. Ancak bu işbirliğine rağmen Türkiye’yi “işgalci” olarak niteliyor. Türkiye’ye karşı savaş seçeneğini de asla dışlamıyor: “Bütün işgalcilere karşı savaşırız çünkü bir işgalcinin yerini başkası alsın diye kanımızı akıtmayız.” Bir taraftan da şart dayatacak pozisyonda olan HTŞ’nin 2019’un ikinci yarısından itibaren el üstünlüğünü yitirdiğini ve artık Türkiye’ye ‘gelme’ diyecek durumda olmadıklarını vurguluyor. Konuşmadaki ilginç nokta Ekim 2017’deki pazarlıklarda Türkiye’ye kabul ettirdikleri üç şart: “Askeri olarak kontrol HTŞ’de olacak ve HTŞ gerektiğinde Türk ordusunu gönderebilecek”. İkincisi, “Türkler şeriat mahkemeleri dahil İdlib’in yönetimine karışmayacak”. Üçüncüsü de, “Türkiye cihadî gruplara nerede ve nasıl savaşacaklarına dair sınırlayıcı müdahalelerden uzak duracak.”
Dönüştürülebilir diye bel bağladıkları örgütün fikir dünyası böyle. Diğer cihadî örgütlerle ne yapacakları ya da nasıl el sıkışacakları da hayli merak konusu. Kim bunlar? Sıralayalım da belki birileri uyanır, “Biz neyle uğraşıyoruz” diye sorar: Dört ana grup Hurras el Din, Ensar el Din, Ensar el Tevhid ve Ensar el İslam. Bunlar “Müminleri (Savaşa) Teşvik Et Operasyon Odası” altında güç birliği yapıyor. Hurras el Din çatısı altında HTŞ’nin El Kaide’den boşanmasına itiraz eden şu örgütler yer alıyor: Ceyş el Melahim, Ceyş el Badiye, Ceyş el Sahil, Saraya el Sahil, Sariyat Kabil, Cund el Şeria ve Cund el Aksa’nın eski hücreleri.
Fikir babaları arasında El Kaide dünyasının ciddiye aldığı Ebu Humam el Şami, Ebu Culeybib Tubas, Ebu Hatice el Ürdüni, Sami el Aridi, Ebu el Kassam ve Ebu Abdurrahman el Mekki gibi isimler yer alıyor.
Bunların dışında Çeçenler, Uygurlar ve Özbeklerin başını çektiği yabancı cihadî örgütler var. İdlib mevcut statüko korunduğu sürece bütün bu örgütler için güvenli sığınak olmaya devam edecek. Bunları yoğurur şekil veririm diyenlerin yüzleşecekleri hezimet ve belaları görmesi için son 40 yılın vekil örgütler tarihine bakmaları yeterlidir.
***
Özetle İdlib’deki yeni yapılanma Türkiye’nin muhalif grupları dağıtıp tamamen kendi milis gücünü kurması anlamına geliyor. Bu planlamaya Suriye ordusuna karşı savunma ve saldırı planlarının hazırlıkları da eşlik ediyor. Yani Türkiye her türlü tehlikeyi içinde barındıran ve cihadî karakteri ağır basan milis güçlerine veda etmiyor. Sahadan silinmelerine de izin vermiyor. Bunlara format atıp Türk ordusuyla ilintili paralel bir orduya dönüştürmek istiyor.
Bu orduyla ne yapacak? Suriye’de ne yaptığını zaten dünya alem görüyor. Libya deneyimi de Suriye dışında ne yapacaklarına dair fikir veriyor. Kafalarında başka ne var? Bunları, Türkiye içinde iktidarlarını ebedi kılmak için terör ve hainlikle yaftaladıkları kesimlere karşı kullanma ihtimalleri var mı? Sergiledikleri cüret kimseye “Hayır olmaz” deme şansı bırakmıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları


























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025