Markar ESAYAN
“AK Parti ve Başbakan Erdoğan’ın değeri-önemi nereden gelmektedir” diye bir soru sorulsa, sanırım herkesin bir cevabı olacaktır. Aynı soru aynı özneler için, “hangi hataları vardır” diye sorulduğunda da her vatandaş için yer yer fark eden, ama çoğunlukla kesişen birer cevaplar kümesi elde edilecektir. Zaten, sandıkta da bu iki sorunun vatandaşta bulduğu cevaplar oylanır ve ortaya bir sonuç çıkar.
Buna göre son üç genel seçimde, 34-47-50 oranlarında seyreden cevap çok nettir. Halk, batı standartlarında gerçekleşen demokratik seçimlerde AK Parti ve Başbakan Erdoğan’ın değeri ve önemini böyle takdir etmiştir. Diğer oylar da muhalefet partilerine paylaştırılmış, adil olmayan seçim barajını bağımsız adaylar ve örgütlenme yetenekleri ile aşan BDP de TBMM’de hatır sayılır bir muhalefet partisi olarak yer alabilmiştir. Doksanlı yılların başında DEP’li vekillerin başına gelenler de, çoğunluk tarafından bugün eleştirilmektedir.
AK Parti’nin ve Erdoğan’ın seçmenin yarısının tercihine göre ifade ettiği değer, reformcu kimliği, ekonomideki başarısı ve halkçı politikalarına bağlıdır. Bu kimliğinden uzaklaştığı zaman bu değer azalır, yaklaştıkça artar. Halk da bunu not eder. AK Parti’nin 2010 referandumunda sonra bu kimliğinde gerileme eğiliminde olduğu doğrudur. Şimdi orada kaybedilen zamanın değeri umarım daha iyi anlaşılmakta olsun.
2002 yılında 100 lira olan bir ilacın, bugün 10 lira olması, faizlerin ve enflasyonun dramatik şekilde düşmesi, yerli-yabancı finans oligarşisini memnun etmeyebilir, ama bunun halk için ifade ettiği değer, “Onurlu yaşam ile acı çekmek” arasındaki hayati bir tercihtir. Hastanelerin önünde acil hastanız ile hakarete uğradığınız, çaresiz kaldığınız bir sağlık sisteminden, randevu ile gittiğiniz, modern tesislere dönüşen hastaneler arasındaki farkı yine halk takdir eder. Lafa bakmaz.
İstikrar, “gerçek vergi” ödeyen esnaf kesimi için hayatidir. Esnaf istikrar ister, ucuz faiz ile büyümek ister ve bu olduğunda, manipülatif yaratılan rejim krizlerine bakmaz. Daha doğrusu, istikrardan yana tercihini yapar. Özellikle yoksul ve orta kesim için, hükümetin siyaseti bu anlamda hayatidir. İş çevreleri, belki daha sonra daha fazlasını elde edeceklerini düşündükleri için, hükümetin alaşağı olacağı bir ekonomik buhranda servetlerinin yüzde 15’ini kaybetmeyi göze alabilirler. Ama halk için böyle bir şey, “Onurlu yaşam ile işkence çekmek” arasında hayati bir tercihtir. Bu nedenle, kafasının karışmasına engel olacak bir ölçeğe sahiptir onlar: Hayatın kendisi.
Ve bir de şöyle bir gerçek vardır: Ekonomi ile demokrasi arasında karmaşık ama doğru orantı bulunur. Ekonomik dengesi bozulmuş bir ülkede yine aynı nedenlerle, halk reformlara, derin devletle mücadeleye, yeni anayasaya, Çözüm Süreci’ne öncelik vermez. Ekonomisi güçlü olmayan bir devlet, yapısal, demokratik sorunlarını çözmekte çok zorlanır, hatta bu konularda başarısız olması daha yüksek olasılıktır.
Dünya bir gül bahçesi değil. Bunu anlamak ve bilmek için komplo teorilerine ihtiyacımız yok.
Erdoğan, her ülkenin nadir yetiştirdiği liderlerden birisi. Bu liderler, dünyanın hiçbir ülkesinde halkın yüzde yüzü tarafından sevilmez ve başarılı bulunmaz. Çünkü, farklı liderler oldukları için arı kovanlarına çomak sokarlar, bu arada kendi hatalarını da yaparlar. Ancak, bizim gibi demokratik sistemin oturmadığı ülkelerde, bu liderlerin çıkması elzem gibidir. Keşke kahramanlara ihtiyaç hiç olmasaydı; ama o ideal sistemin oluşturulması için, bu liderlerin tarih boyunca önemli yollar açtığı da teslim edilir.
O nedenle, Erdoğan hem çok seviliyor, hem de ondan nefret edenler bunu bir tutkuya dönüştürmüş durumda. Çünkü Erdoğan “idare” etmiyor; risk alıyor, restleri görüyor, elini taşın altına sokuyor. Başarıları ile gururlanıyor, tabii bu arada “Bir de Çamlıca’ya bir eser bırakayım arkamda” da diyor. “Her şeyin en iyisini bildiğini” de düşünüyor. Elinde bu güç varken her şeyi yoluna koymazsa, Allah’ın önünde hesap vereceğini düşünüyor. Sanırım böyle.
Ve bu tarzı bir kitleyi mutlu ederken, diğer bir kitleyi depresyona sokuyor.
Yani, Erdoğan çoğu için zor bir lider. Hazmetmesi kolay değil. Radikal adımları ile yavaş bir devrimle, Türkiye’nin doksan yıllık sorunlarının önemli bir kısmını çözdü. Şimdi de Çözüm Süreci gibi, en zor konuda savaş veriyor. Hem de nasıl bir savaş! Evet, Erdoğan’ın bir vatandaş olarak değeri, benim için buralardan geliyor; en çok da gençlerimizin ölmeyeceği bir geleceği ümitle bekleyen bir vatandaş olarak, bunun siyaset üstü değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum; ama yanılıyorum, yanıldığımı da biliyorum.
Tam da bu yüzden Erdoğan’ı hedef alanlar, Çözüm Süreci’ne de alerjiyle bakıyorlar, hedefe koyuyorlar.
Gezi krizinin kullanım değeri de Erdoğan’ın değeri ile doğru orantılıydı. Gezi krizi derken, asla oradaki çevre hassasiyetini, orantısız gazı, hayatını kaybeden ve yaralanan vatandaşlarımızı ayırarak söylüyorum. Bu krizi, birden kucaklarında altın bir fırsat gibi bulanlar için bu değerlendirmeler.
Onlar için, gerçekten Çözüm Süreci’nin, gençlerin hayatta kalmasının bir değer ifade etmediğini gördüm. Keşke açık açık söyleselerdi, “Barış Erdoğan’ı güçlendirecek, bunu gençlerin hayatından daha çok önemsiyoruz” deselerdi. Ama böyle bir şey de hiç açık açık söylenir mi!
Bunun yerine, “Demokrasi olmadan, barış olmaz” dediler. Çözümden yanaymış gibi gösterip, “ama, amalar”la sürece güvenin altını oymaya çalıştılar. Olumlu, yapıcı, akılcı eleştiri ile kötücül olanın farkını artık iyi biliyoruz. Kimse, süreç tartışılmasın demiyor. İnsanlar “bu türden” çözüme karşı da olabilirler ve bunu ifade edebilirler, etmeliler. Bunun nedenlerini mantıklı, namuslu bir düzlemde emek vererek anlatmak ve alternatif önermek şartıyla. Ama tüm düşüncelerden bağımsız olarak, barışın arzulanan bir ortak duygu olması gerektiği ortada değil mi? İnsanlar, çözüm alternatiflerini savunur, eleştirirken, barışın neden gerekli olduğuna dair bir ortaklaşma içinde olmamalı mı? Savaş istemek savunulabilir bir pozisyon mu?
Leibniz, “Kendisinden bir çelişki türetilebilecek tüm önermeler yanlıştır” der. Barış’ın kendisinin bizatihi en demokratik durum olduğuna itiraz edilemeyeceğine göre, “Demokrasi olmadan barış olmaz” demek, aslında bir önerme olmayı bile hak etmiyor. Çünkü bu “Barışmayın savaşın” demenin sofistike hali. Hiçbir alternatif sunmuyor. Tek işlevi, varolan barış şansına yönelik şüphe uyandırmak oluyor haliyle.
Şimdi de “Çözüm Süreci çöktü çökecek, KCK şunu açıkladı, Karayılan bunu dedi, hükümet adım atmadı, atmayacak” türünden kuşkular üretiliyor. Yine oldukça sofistike, vatandaşın etkilenmemesi zor, ama çok da kötücül. Çünkü basit bir cevabı var ve herkes bunu biliyor farz ediyorsunuz; Barış sürecinin iki aktörü var ve bu aktörler “Süreç devam ediyor” diyorlar. Hangi lider, devam etmeyen, çökmüş bir süreci “başarılı” göstermek gibi bir risk alır? Bunda nasıl bir rasyonalite vardır? Peki hangi lider, halkına asla anlatamayacağı bir taviz verebilir? Hele bu lider, üç tane hayati seçime girecek maratonun hemen eşiğindeyse? Hele diğer lider, otuz yıllık bir hareketin tartışılmaz önderiyse? Kim kitlesini göz göre göre kandırabilir, kim bu güce sahiptir?
Hükümeti, Erdoğan’ın eleştirelim ve eleştirilmeli de. Ama “şeyleri” birbirinden ayırmak bu kadar mı zor? İyi eylem ile kötü eylem arasındaki farkı çizmemek, yüzyılın barış projesini desteklememek için nasıl bir nefret gerekiyor? Gerçekliği aşan bir “kötü Türkiye” algısı yaratmaktaki bu ısrar, bunun sonucunda zarar görmeyecek bir pozisyonda olanların işi mi? Peki bu doğru mu? Evet, en büyük zararı halk görecek ama, iç savaşın eşiğine getirilmiş, siyasal sistemi zarar görmüş, ekonomisi mahvolmuş, Çözüm Süreci çökmüş ve yine kana bulanmış bir Türkiye’nin, zarar vermeyeceği bir kesim olacak mıdır? Ortadoğu ve Dünya dahil.
Barış ile Erdoğan arasındaki çizgi birbirine çok yakın, hatta çakışmış vaziyette. Barışı savunanlar, külliyen Erdoğan’ın her icraatını savunmuş sayılıyor bu nedenle. Ama halk hayata bakıyor ve hayat onlara neyin doğru olduğunu söylüyor.
Hasılı, barıştan kimseye zarar gelmez; o barışı “Erdoğan bile” getirse…
Biraz vicdan yeterli izanı sağlayacaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları




























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019