Murat BELGE
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda ordu en önemli kurumdu. İkinci önemli kurumun da yargı olduğunu söyleyebiliriz. Polis elbette, her yerde olduğu gibi önemliydi ama, bu ikisinin talimatlarını yerine getiren fiziksel güç olarak önemliydi. Sistemin "kas" yapısı olarak düşünebilirsiniz: Beyin, kalp, karaciğer gibi değil.
Bunları bir araya getirdiğimizde (asker-polis ve adli mekanizma), Althusser'in yaptığı ayrımla, "devletin baskı aygıtları"nı tanımlamış (tadat etmiş) oluyoruz. Son analizde "şiddet" temelinde kurulmuş güçler bunlar. Max Weber'in tanımıyla toplumun "silâh kullanma" tekeline sahip kurumu olan devletin, bu silâhların fiilî sahibi olan güçleri. Türkiye Cumhuriyeti'nde düzen, öncelikle bu güçler üzerinde durdu.
Bir de, Althusser'in, "devletin ideolojik aygıtları" diye tanımladığı alan ve kurumlar var. Burada "devlet" kavramını kullanmanın ne kadar geçerli olduğu tartışılır. Ağırlıkla düşünce, ideoloji dünyasıdır burada kastedilen. Şüphesiz "eğitim," bu dünyanın bir parçası, önemli bir parçasıdır ve "eğitim sistemi ve örgütlenmesi" ile devlet burada bir rol oynar. ama ideolojiyi bütünüyle devletten üreyen bir şey olarak görmek bir abartma olabilir. Althusser örneğin "aile"yi de bir "ideolojik devlet aygıtı" olarak görüyor ki bu bana şüpheli görünüyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, devlet, bu ikinci alanda zayıftı. Yani devlet toplumun tamamında, ideoloji üstünde bir denetim kuramamıştı.
Bunun başlıca nedenini şöyle açıklayabiliriz: Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı enkazı üstünde kuruldu. Daha ilk adımında bir "dönüşüm programı"ydı; batılı bir toplum olmak üzere bir cumhuriyet. Bu eğitimi almamış, bunun gerekli olduğuna ikna olmamış, hattâ çeşitli kesimleriyle böyle bir projeye muhalif bir toplum ve bir ideolojik yapı üzerinde kuruluyordu. Kısa zamanda yeni cumhuriyetin ilke ve amaçlarını topluma duyuracak ve toplumu ikna edecek maddî araçlardan, imkânlardan yoksundu. Öte yandan, burada sayamayacağımız nedenlerle "proje"ye muhalif olanların da eli armut devşirmiyordu. İslâmî değerlere oturan geleneksel ideolojik dünyanın (bu dinin yanısıra ahlâkı ve her türlü gündelik davranışı yönlendiren dünya görüşünü de biçimlendiren kocaman bir sistem) bu dönüşüm programına karşı bir direnç göstermesi doğaldı.
Ancak, devleti kuran güç kendi ideolojisinde kararlı ve bunu topluma benimsetmekte ısrarlıydı. Bunun için kurduğu kurumlar (örneğin, Halkevleri) istendiği kadar etkili olamadı. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin aynı coğrafya üstünde yaşayan iki farklı millet olma görüntüsü bir türlü değişmedi.
Yazıya, belli başlı kurumları sayarak başladım. Bugün asıl konum, bu kurumların "yeniden-üretim mekanizmaları." Toplumsal kurumlar da, canlı organizmaları andıran bir biçimde, kendilerini yeniden üretmek zorundadır. bu, loncalardan, "usta-çırak" ilişkisinden beri bildiğimiz bir şey. Çağdan çağa biçimler değişiyor ama temel değişmiyor: Yapılan işin mahiyeti, amaçları ve bunu yapmanın yöntemleri ocak içinde kuşaktan kuşağa aktarılıyor, öğretiliyor. Bir nedenle öğrenemeyenler eleniyor. Öğrenenlerle ocak devam ediyor.
Bir aşamada Türkiye'de bu anlattığım misyona daha uygun bir biçim olan "tek-parti rejimi"nden çok-partili seçime dayalı bir parlamentarizme geçiş, bu gibi konularda karşılıklara yol açtı. bir misyonla kurulmuş devletin kurucu kadroları, yukarıda söylediğim gibi, toplumun ideolojisini istedikleri şekilde denetlemeyince, kendi ideolojileri sertleşiyor, katılaşıyor. Bir yandan, siyaset sahnesine, istenen eğitimden geçmemiş, hattâ o eğitime muhalif ögelerin girmesi, (en genel ifadesiyle bütün seçmen yığınını düşünün), devletin kuruluş felsefesini tehdit edebiliyor. Bilanço ortada: 1950'de çok-partiye geçişle iktidar değişiyor; on yıl sonra ilk darbe. "Memleketin sahipleri" seçimin getirdiği sapmayı düzeltiyor. Ve sonra on yılda bir bir darbeyle yolumuza devam ediyoruz.
Bu yeni koşullarda devletin temelini oluşturan baskı aygıtlarının kadrolarını meydana getiren bireylerin devletin temel felsefesine sadakatları daha da fazla önem kazanıyor. Bu da, "kurumların yeniden üretimi" sürecinde ko-optasyon ilkesini güçlendiriyor. Ne demek bu? Kurum, kendini devam ettirecek kadroları, kendi kurum-içi teamül ve değerler, ilkeler çerçevesinde, kendisi seçer. bu bir "seçim"den çok bir "ayıklama" sürecidir.
Bir "kulüp" düşünelim: "Abdülhak Hamid'i Sevenler" kulübü olsun. Bu kulüp üyeleri Abdülhak Hamid'i sevme çerçevesinde etkinlik yapmaya ve bunları iyi yapacağına inandıkları kişileri yönetime seçmeye sittin sene devam edebilirler. Kimsenin uzun boylu itirazı olmaz.
Ama söz konusu olan kurum "Abdülhak Hamid'i Sevenler Kulübü" değil de, söz gelişi, Anayasa Mahkemesi olunca, iş değişir. Çok-partili rejime geçmişiz. Partiler var, farklı parti ideolojileri var. Farklı hedefler var. Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinin seçiminde siyasî otoritenin payı olmalı mı, olacaksa ne kadar olmalı?
Türkiye Cumhuriyeti'nin "darbeler tarihi"ni başlatan 27 Mayıs devletin kuruluşu misyonunun bozulmadan devamı için, "jüristokrasi" diyebileceğimiz bir sistem getirmişti. Çok-partili sistem devam edecekse (ki bazı nedenlerle öyle olmak zorunda), denetim altında tutamayacağımız bir seçmen kitlesi var ve kuruluş değerlerimiz her an gürültüye gidebilir. O halde, bu tehlikeye karşı güçlü bir yargı denetimi getirelim. Böylece kuruluş yıllarının güçlü yürütme olması için "kuvvetler ayrılığı"nı kenara iten bir anayasal düzenden, bu anlattığım türden "defansif" bir kuvvetler ayrılığı getiren bir anayasal düzene geçildi.
Bu dönemle birlikte Türkiye'de siyaset çeşitlendi ve hızlandı. Bu da, bozulan rotayı düzeltme mazeretiyle yapılan darbeleri sıklaştırdı vb, vb.
12 Eylül bir dönüm noktasıdır. 12 Eylül her alanda merkezileşmeyi güçlendirme ve her alandaki kararlarda ordunun payını genişletme girişimiydi. Yargı gibi sadakatına güvenilir kurumlarda ko-optasyonu takviye etti; üniversite gibi, denetim sağlamakta güçlük çekilen kurumlarda merkezi siyasî otoriteye daha fazla müdahale imkânı sağlandı ("rektör seçimi" kurumunu düşünün).
12 Eylül'ün restore etmeye çalıştığı düzen, otuzların Türkiye düzeniydi. O yıllarda tek-partinin oynadığı rolü ordu üstlenecek, görünürdeki "çok-parti" rejiminin gerisinde toplumun yönünü o belirleyecekti (Cumhurbaşkanı'na verilen yetkileri de düşünün).
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine uymayan her türlü ideoloji (öncelikle sosyalist düşünce) kazındı. Kurumlar buna göre yeniden elden geçti ve...
28 Şubat gibi çeyrek darbelerden de sonra 2002'de AKP seçim kazanarak iktidara geldi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi kendisinin tepede oturduğu ve alttaki toplumu kendine benzetmeye çalıştığı (ve beceremediği) bir düzen içinde yaşamaya iyiden iyiye alışmıştı. Bu felsefenin "tehlike" olarak, "tehdit" olarak algılandığı şey, aşağıdan gelecek şeydi. Bütün tedbirlerini buna göre almıştı. Gayretlerine rağmen, İslâm kanalını tıkamakta sosyalizm kanalında olduğu gibi başarılı olamamıştı.
Bu "kuruluş ideolojisi"nin kendi sağı ve kendi solu vardı (tabiikendine göre tanımlanan bir "sağ" ve bir "sol"-gerçek anlamda ise "iki sağ"). 2002 ve onu izleyen seçimler bu "kuruluş ideolojisi"nin kendi "sağ" versiyonlarıyla bile artık toplumu kavrayamaz hale geldiğini gösterdi. (AP çizgisinin de, ANAP çizgisinin de geldiği yeri düşünün).
2002'de AKP iktidara gelince, "vesayetçi" dediğimiz "ancien régime"den evrensel bir demokrasiye yol alma imkânını da eline geçirmiş gibi oldu. Ama AKP kendisi (ya da tartışılmaz önderi) bu imkânı kullanmak istemedi. Çünkü o da kendi diktatörlüğünü kurma iradesiyle hareket ediyordu. "Evrensel demokrasi" falan gibi nesnelerle işi yoktu.
AKP de bir "proje" ve "misyon" partisi. TOKİ inşaatlarının ya da kullanılmayan köprü projelerinin yanısıra, yeni ve yerinde deyimle "dindar ve kindar nesiller yetiştirme" misyonu var. Bu aşamada, kendi kadrolarını bir yandan yetiştirmek, bir yandan yerleştirmek derdinde. Henüz yetişmeden yerleştirilmiş kadrolarının sakarlıklarına, cehaletine, kaba sabalığına göz yummaya kararlı. "Bazı saçmalıklar yapabilirler, ama zamanla öğrenirler."
Bu kadrolar yerleştikten sonra (orduda, yargıda, poliste, eğitim aygıtında) kurumların kendilerini yeniden-üretme yöntemlerini yeniden ko-optasyona bırakabilir AKP. Çünkü nasılsa ko-optasyonu güvenilir kadrolar yapacaktır. Ama büsbütün boş bırakmak olmaz, çünkü kimseye çok fazla güvenmeye gelmez. Dolayısıyla, her şeyin tepesinde, her şeyi gören ve her şeye müdahale etme hakkına sahip bir "tek-adam" iktidarını kurumlaştırmak gerekir.
15 Temmuz ne idüğü belirsiz darbe girişimi bu yeniden-yapılanmanın uvertürü olacak temizlik-tasfiye harekâtına büyük bir imkân açtı; son derece elverişli bir zemin yarattı. "Elverişli zemin" derken, bu olayı izleyen OHAL'li baskı, tasfiye ve "istibdat" döneminin yasal dayanakları olduğunu söylemek istemiyorum. Ama zaten epeyce bir süredir yapılan işlerin yasal dayanağı olmayan bir tuhaf evreden geçmekteyiz. Darbe girişimi iktidara, meşruiyeti çiğnemenin meşru olduğu bir yeni evrenin kapısını açtı.
Kral XV. Louis "Benden sonra tufan" ("après moi le déluge") sözüyle tarihe geçmişti. Tayyip Erdoğan, "Tufandan sonra ben" diyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları












































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025