Murat Sevinç
Kişisel olarak, Türkiye’nin daha çok uzun yıllar eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplum olmanın yanından dahi geçemeyeceği kanısındayım. Kendisi atılmış, hocası atılmış ve hocasının hocası atılmış bir insanın satırları bunlar; hayalperestin değil! Mesele şu ki, ellerimizdeki iğnelerle her ne yapılacaksa, bu gerçeği görerek, bilerek yapılacak iri laflarla ham hayaller kurarak değil.
Geçen hafta asıl konumu değiştirip siyasi mücadele için öncelikle asgari moral ve mutluluğa ihtiyacımız olduğuna dair yazmıştım. Konu üzerine bir iki satır daha söylemek istediğim var demek ki. Bu yazıyı da diğeri gibi, ne yapılması gerektiği konusunda çok belirgin önerileri olmayan birinin satırları, kafa karışıklıkları ve paylaşma isteği olarak okursanız sevinirim.
Doğru, hangi önerinin ne kadar işe yarayacağı konusunda kesin olduğunu iddia edebileceğim bir kanaatim yok. Buna mukabil herhangi bir şeye başlamak ya da sürdürebilmek için asgari umuda ve mutluluk hakkına ihtiyaç duyduğumuz konusunda kuşkum da yok.
Şu satırları yazar yazmaz, bazı sözcüklerin sonundaki ‘z’ harfi üzerine düşünmek zorunda hissediyorum doğrusu. ‘Biz’ diyorum. İhtiyaç duyduğumuz. Kim bu, biz? Yazarken ve konuşurken ‘ben’ yerine ‘biz’ tercih edenler var. ‘Biz’i bir kurumun, bir partinin, bir hareketin temsili anlamında kullanmak elbette anlaşılır. Ancak okuduğum bazı yazılarda böyle bir temsil ve aidiyet ilişkisinden söz etmek pek mümkün görünmüyor. Örneğin Türkiye’de hukukçular, eserlerinde genellikle ‘biz’ kullanır. “Bize göre, cumhurbaşkanı kararnamesi ile…” Siz kimsiniz? Kaç kişi karar verip yazdınız? Ancak giderek yaygınlaştı bu ‘biz’ tercihi. Oysa ‘biz,’ bildiğim kadarıyla ancak anlamlı bir temsil ilişkisi söz konusu olduğunda kullanılır. Papa’nınki, hükümdarlarınki, devlet başkanlarınınki gibi. Diğerleri bana garip geliyor doğrusu ama konu şimdi bu değil!
Bu yazıda kastedilen ‘biz,’ bir varsayımın sonucu kabul edilebilir. Asgari umut, moral ve mutluluğa çok insanın gereksinim duyduğu ve benim, kişisel olarak o ‘çok insandan’ biri olduğum, bir varsayım nihayetinde. Varsayım mantıklıysa ne âlâ. Varsayımın kökeninde de kuşkusuz bu satırları az çok benzer yönde düşünen insanların okuduğu tahminim var. Haliyle, çok yanlış bir yerden hareket ettiğimi zannetmiyorum, birinci çoğul şahıs tercih ederken.
Okuduğunuz yazıdaki bu ‘sınırlı biz’i bir yana bırakırsak, yine de sanırım, düşünmeye başlamak için öncelikle ‘biz’in kimlerden oluştuğu üzerinde kafa yorulmalı. Bir örnek ‘biz’ olmadığı gibi, bir örnek ‘onlar’ da yok. Son zamanlarda ‘yüzde 50 hayır bloku’ üzerinde çok duruldu. O blokun çoğu yaşamsal konuda birbirinden farklı düşündüğü ve iktidarın belli konularda (özellikle Kürt sorununda) o bloktan da önemlice bir nüfusu yanına alabildiği sır değil. Hâl böyleyken burada tercih ettiğim ‘birinci çoğul şahıs,’ büyük ölçüde demokrasinin asgari niteliklerini benimsemiş, hiç olmazsa tek adam rejimleriyle bir derdi olan ve tanık oldukları karşısında şaşkınlık ve endişe yaşayanları anlatıyor.
Eğer tercih ettiğim ‘z’ harfini az da olsa açıklayabildiysem ve bu açıklama biraz olsun mantık barındırıyorsa, diğer sözcüklere geçebilirim.
Umut; ideoloji yüklü, felsefi ve tarihsel derinliği olan bir sözcük. Ben bu anlamların altından kalkabilecek bir yazıyı kaleme alabilecek yetkinlikte değilim ne yazık ki. Konuya ilişkin okumalarınız vardır. Yine de eğer henüz tanışmadıysanız, Susan Neiman’ın Ahlaki Açıklık (İletişim, Çeviren: Nagehan Tokdoğan, 2016) adlı eserini ve kitabın ‘Umut’ başlıklı dokuzuncu bölümünü tavsiye ederim. Burada o bölümden kısa bir alıntı yapmak istiyorum:
“Ben akıl dışı olmayan umutları savunuyorum, zira onların işaret fişekleri gayet somuttur – hatta küresel ısınmaya kanıt teşkil edebilecek kadar somuttur. Doğru olan da budur. İnsanlığın daha iyi bir duruma doğru mu ilerlediği yoksa koşar adım kendi sonuna mı gittiği sorusunun kesin bir cevabı yoktur, bunların her ikisi de gerçektir. Hangisini benimseyeceğimiz tercih meselesidir, ama tercihiniz rastgele olmak zorunda değildir. İlerlemenin olanaklı olduğuna inanıyorsanız, küresel ısınmayla ilgili bir şeyler yapabilirsiniz. Yok inanmıyorsanız, izlediğiniz kanaldan başka bir şeyi değiştiremezseniz.”
Umut, mutlak olarak öngörülmesi mümkün olmayan zamana, geleceğe ilişkin bir olgu. Ancak öngörülemezlik, tarihin seyri hakkında anlamlı çıkarsamalar yapmanın önünde engel değil. Geçen yazıda, dünyaya yakın pencerelerden bakan insanların ortak kanısı olan, ‘insanlık ya kapitalizmden kurtulacak ya da dünya yok olacak,’ iddiasını ileri sürerken yapmaya çalıştığım gibi. Belli bir tarih okumasının olağan sonucu olan söz konusu kanı, ‘ya barbarlık ya insanlığın mutluluğu’ derken, elbette kâhinlik yapmıyor. Haliyle öngörülebilir umut, ayakları yere basan, Neiman’ın ifadesiyle hiç de akıl dışı olmayan bir kavram.
İşte açıklanabilir temelleri olan bu ‘umudu,’ kendi toprağımızda nasıl, hangi araçları kullanarak yaymak mümkün olur?
Böyle bir sorunun tek bir yanıtı olamaz. Her konuda olduğu gibi, yorgun insanlara umut vermek ve asgari mutluluk sağlamak için de, son derece karmaşık sosyal-siyasal ağları göz önünde bulundurmak gerekiyor. Koşullar, imkânlar, hâkim ideoloji vesaire…
Önceki yazıda, bir kısmı son derece ‘hafif’ görünecek öneriler yapmaya çalışmıştım. Hafif ve genellikle gülümseten öneriler getirmenin yararına inandığım için. İri sözcüklerle yaşamaya alıştırılmış, temelsiz özgüvenliler bostanında, ‘sinemaya gitmek ve roman okumak iyi gelir’ nevi cümleleri küçümseme eğiliminde olanlar vardır. “Adama bak ya, faşizmle tiyatroya gidebiliriz filan diyerek mücadele etmekten söz ediyor, hıyar mıdır nedir!” Böylesi tepkiler doğaldır ve yazan da zaten bunun farkındadır! Yine de inatla ‘hafif’ ve bazen ‘gayriciddi’ görünen önerileri tartışmaya açmakta yarar var. Düşünmede açıklık, karşıdakinin katkı yapmasına izin vermek, insanların saçmalamaktan kaygı duymamasını sağlamak, sanırım ‘konuşmak’ ve ‘dinlemek’ için gerekli asgari zeminin oluşturulması için gerekli. Naçizane önerim, bıkıp usanmadan ‘ağırlık’ ve ‘iri söz’ peşinde olanları pek umursamamanızdır. Basit ve hafif olmaktan, ciddiye alınmamaktan asla çekinmemeli.
Neden? Neden en basit görünenler üzerinde kafa yorulmalı?
Herhalde kabul edilebilir ki, hayal ettiğimiz Türkiye’ye biraz olsun yaklaşan bir ülkenin inşası için, öncelikle koşulları dönüştürmek gerekir. Bir meyve, yanlış/hazırlıksız toprak ve mevsimde yetişmez. Hemen herkesin torpille işe girebileceğini düşündüğü ve asgari hak/adalet duygusundan yoksun, eşitlik ilkesinin yanına uğramamış bir toplum ortalamasının ülkesine, bugün (salı) ‘sosyalizm’ getirseniz, üç güne (cuma) kalmaz çöker! Dolayısıyla ‘dönüşüm’ denilen, büyük zahmet, emek ve zaman gerektiren bir olgu. Kuşaklar gerektiriyor.
Kişisel olarak, Türkiye’nin daha çok uzun yıllar eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplum olmanın yanından dahi geçemeyeceği kanısındayım. Kendisi atılmış, hocası atılmış ve hocasının hocası atılmış bir insanın satırları bunlar; hayalperestin değil! Mesele şu ki, ellerimizdeki iğnelerle her ne yapılacaksa, bu gerçeği görerek, bilerek yapılacak iri laflarla ham hayaller kurarak değil. Mükemmeli değil, daha iyisini aramaktan söz ediyorum. Daha iyisi olabileceğini düşündüğüm için. İşte ‘en basit, çocuksu öneriler ve tartışma davetleri, bu çok zahmetli ve ‘ürün/sonuç garantisi olmayan’ dönüştürme çabası açısından gerekli.
Yine geçen haftaki yazıdan: Yüzleşmek… Özeleştiri… Kişisel ve kurumsal geçmişlerle hesaplaşmak… Düşünceyi açık sözlülükle dile getirmek… Umut, moral ve asgari mutluluk için, başkalarının farkına varmak…
Kabul etmek gerekir, her gün tanık olduğumuz ve insanın akıl sağlığını zorlayan gelişmeler, davranışlar, açıklamalar, kararlar karşısında ayakta kalabilmek öyle kolay iş değil. Misal, ben bu satırları yetiştirmeye çalışırken memleketin bir kısmı, İsmet İnönü’nün 1962’de çekilmiş fotoğrafta elinde taşıdığı bayrakları tartışıyordu. Çünkü Erdoğan, dünkü açıklamalarıyla, memleketin bir kısmının her şeyi bir kenara bırakıp üç beş gün bu konuyu tartışmasını istedi! İki gün önce bir mahkeme, bir avukatı ‘savunma yaptığı’ gerekçesiyle tutukladı! Tutuklama kararında avukatın, ‘ters psikoloji’ yaptığı iddia ediliyordu. Gece tutuklanan avukat, sabah serbest bırakıldı! Muhtemelen ‘düz psikoloji’ gerekçesiyle!
Kendime her Allah’ın günü, delirmemem gerektiğini, nefret duygusuna yenik düşmemem gerektiğini, anlamaya çalışmaktan vazgeçmem gerektiğini telkin ediyorum. Kendi kendime moral vermeye çabalıyorum bıkıp usanmadan. Yalan olmasın, son günlerde bir iki kâse aşure yemek de çok iyi geldi! Hem yemek hem komşulara dağıtmak. İstanbul’da yaşadığımız apartmanda birlikte yaşadığımız ve ‘koridorda selam verdiğinde kısmi yüz felci geçireceğini düşünen’ muhterem komşularımızın aşure kâsesi karşısında ne hissettiklerini bilemiyorum, umuyorum iyi gelmiştir. Aşure konusunu kapatıyor, kusura bakmayın diyerek devam ediyorum…
İçinde debelendiğimiz koşullarda asgari moral ve mutluluğa ulaşabilmek için başvurulabilecek araçlardan biri, ‘kafa karışıklığı’ olabilir…
Kafa karışıklığından kastım, bir dünya görüşüne sahip olmamak, ne yapacağını bilememek ya da tutarsızlık değil. ‘Ezber bozmak’ kibrinden de söz etmiyorum. Zira ezber bozma iddiasıyla düşünmeye davet etmek, kuşkusuz kaçınılmaz olmasa da, bir diğer ezberin temelini atma riski barındırıyor. Kafa karışıklığı ile anlatmaya çalışılan, ‘tartışmaya ve düşünmeye açıklık’ için yaşamsal olan, ‘sorgulamaya’ davet. Şikâyet ettiğimiz, içinde nefes alamadığımız yapıların genel kabul görmüş ne kadar ‘doğrusu’ varsa, biraz kurcalamak, sıkıntılarımızdan verimli bir şeyler çıkarmak, biraz da kendimizin ve diğerlerinin canını sıkmayı göze almak. Ancak bunu, insanları horlayarak değil, olabildiğince çok yurttaşı tartışmaya katarak yapmayı denemek. Olur olmaz başka mesele. Ama denemek iyi bir şey.
Yazı okunamaz ölçüde uzun olsun istemiyorum. Kafa karışıklıklarının ve yüzleşmenin bazı muhtemel yararlarına, devam edeceğim…
Yazıyı, Ahlaki Açıklık kitabından (Umut başlığı altında, Rousseau’ya atıflar yapılan kısımdan) bir alıntıyla bitirmek istiyorum:
“… İnsanlar yalnızca birer gözlemci değil, aynı zamanda etkin varlıklardır ve mümkün olduğunca eylemeye meyillidirler. Eğer umutsuz bir şekilde eyliyorsak, bu eyleyişlerimiz ahlaki olamaz. (Çöküş kaçınılmazsa, yaptığımız şeylerin onu hızlandırıyor olmasının pek önemi yoktur.) Peki, bu çöküş daha iyi bir durumdan mı yola çıkarak gerçekleştiriyor? Bu sorunun bir cevabı yoksa farklı bir soru sormamız gerekmez mi? Yani, hangi bakış açısı bizlere, yolumuza devam edebilmemiz için gereken umudu sunar? Rousseau çok defa olduğu gibi bu noktada da işin püf noktasını bulmuştur: ‘Bütün vakıaları bir kenara bırakarak başlayalım, zira onların sorduğumuz soruya herhangi bir katkısı yok.’…”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları

















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025