Tanıl Bora
2 Temmuz 1993'teki Sivas katliamının 2012'deki yıldönümü vesilesiyle, Mazlum-Der İzmir Şubesi'nin yayımladığı müstesna bir bildiri vardır. Şu sözlerle başlar: "2 Temmuz 1993 günü Sivas’a ateş düşmüş, 37 can ateşte kül olmuştu. Haberin bilgisi ve fotoğrafları aynı kıbleye yöneldiğimiz insanları gösteriyordu. Daha çok şefkat, daha çok merhamet, daha çok rahmet, dahası daha çok özgürlük ve hak diyen dinin insanları hınç ve öfke kesilerek Madımak’a saldırmış, otelin ateşe verilip içeride 37 canın ateş kesilmesine sebep olmuşlardı. Haberler böyleydi, fotoğraflarda bu vardı. Ateşin düştüğü yer olmuştuk biz de. Utanmıştık aynı kıbleye yöneldiğimiz kalabalıktan... Biz Utanmıştık!"
"Sivas’ı kapkara bir şehir kılan bu duman bulutu biraz aralandığında," arkasından "Çorum’dan Maraş’a, 6-7 Eylül olaylarından 1915’lere kadar bir dizi katliamın fotoğrafı"nın da çıktığını söyler bildiri; "devletin o kara o derin yüzü sırıtıyordu fotoğrafın fonunda," der ve tekrarlar: "Biz Utanmıştık!"
"Utanmak lazımdı," diye devam eder bildiri: "Birilerinin kumpasında oyuncu olmak, başrolü kapmak utanılacak şeydi çünkü." Utanç ve özrün yokluğunun, "dindarların adını... koca bir ayıbın, katmerli bir günahın, zulmün yanına yazdırdığı" söylenir.
Bildiriyi kaleme alanlar, "Utancın daha koyu yakasında ise o talihsiz susmayı bile beceremeyenler"in olduğunu söylerler. Kendileri, onlar adına da utanmışlardır, "O gün utanmış olan bizler, utancımızı duyacak kulak bulamamıştık," derler. "Şu veya bu olamıyor, 'Sivas’ı yakan kalabalık' oluyor"lardır çünkü; "utançlarıyla kalmış," "Alevi canlar" karşısında "hep bir mahçubiyet" hissetmişlerdir.
Şimdi, 19 yıl sonra, “Bu ayıp, bu günah, bu zulüm bize ağır geliyor” dediklerini, "Alevi canlara" seslenerek, "bu ateşten beri olduğumuzu ilan ettiklerini" söylerler. Hükümete seslenerek, "olayların gerçek faillerinin, azmettiricileri ve olayları önlemede ihmali bulunan devlet görevlilerinin" ortaya çıkarılmasını talep ederler.
Ama asıl, dindarlara seslenirler: "Ey bu ülkenin dindarları! Madımak’ın önünden çekilin, kurtarın kendinizi o kalabalıktan. Madımak’ın önünde ve 37 canın ateşinde sırıtan devletin arkasında durmaktan vazgeçin. Aynı kıbleye yöneldiğiniz kalabalığın oyuna nasıl açık oluşunu görün. Sorun kendinize; biz niye gaza geliyor, niçin başkalarının kirli oyunlarına malzeme oluyoruz? Başkasının ateşini yakmakta suçumuz yok mu? Niçin bizim gibi inanmayan, bizimle aynı dili konuşmayanlara canımızın sıkılmasına izin veriyor, öfkemizin hedefi kılıyoruz? Evet, oyundu, evet kumpastı, ama biz olmadan bu oyun ve kumpas oynanabilir miydi? Sorun kendinize ve sıyrılın kalabalıklardan!"
***
Uzun aktardım, çünkü bu utanma beyanı, bu özür, bu ülkede gerçekten istisnaidir. O linç güruhu içinde yer almamış, asla almayacak, o kalabalığı seferber eden siyasi-ideolojik tavrı asla paylaşmayan insanların; sadece "dindar" kimliğinin sorumluluğunu üstlenerek, utandıklarını söylemeleri, özür dileme gereği duymaları, istisnaidir. O müstechen "marjinal" sıfatını hak edecek kadar istisnaidir.
Ümit Kıvanç'ın Çok Kötü Bir Şey Oldu belgeselinde, böyle iki istisna daha yer alıyor. İlâhiyatçı İhsan Eliaçık, linççi kitlenin tekbir getirmesine parmağını basarak, "dolduruşa gelmiş olsa bile... olaylarda dahli olmasa bile... 'Allahüekber' diyen, namaz kılan herkesin boynunda bir yük ve bir borçtur," diyor, bu olay için. Dönemin Refah Partisi milletvekili Mukadder Başeğmez, "pogrom" dediği Sivas katliamıyla ilgili şu sorumluluk taksimini yapıyor: "Bu halkın, bu milletin, bu kültürün mensubuyum. Benim sokağımda böyle bir şey oluyorsa ben suçluyum. Ben karşımdakini küçük görüyorsam, hor görüyorsam, düşman görüyorsam, ben suçluyum."
Sivas Madımak katliamını anlatan Çok Kötü Bir Şey Oldu'nun[1] dört saatlik iç dağlayıcı seyrinde bende derin iz bırakanlardan biri, bu: Utancın ve özrün yokluğunun yarattığı dehşet... En yakınlarını, en sevdiklerini kaybetmiş olanların, sokakta, orada burada, suçlu (kılıç artıkları!) gözüyle görüldüklerini fark etmelerinin yarattığı dehşet, birilerinin posta kutularına "Sıra sizde" notu bırakmasının yarattığı dehşet... Kimsenin hiçbir şeyden pişmanlık duymamasının, kamusal, 'kurumsal' bir üzüntünün yokluğunun yarattığı dehşet... Orhangazi Ertekin'in belgeselde söylediği üzere, bu katliamın "herkese bir öksüzlük hissi vermesi," bundan.
Sonra, katliam mekânı olan otelin kebapçı yapılmasının dehşeti... Perize Doğan, yine başkaları adına utanırcasına, "Çocuklarımızın kanının üstüne et yediler," diyor belgeselde.
Dahası, katil zanlılarının, zerre pişmanlık hissetmek bir yana, "Sizi de yakacağız!" tehditleri savurmalarının dehşeti. (Belgeselde dinlediklerimizden Zafer Yörük, linç güruhunun "vecd" halini, "bir çeşit orji, dehşet orjisi" diye tanımlıyor.) Sivas katliamı davası, zaten başlı başına, felâketi en yalın haline sığdırarak sadeliğiyle bizi çarpan Çok Kötü Bir Şey Oldu sözünü hak eder. Mahkeme için, "o da ayrı bir yangındı," diyor birisi. Sanıkların yakınlarını kaybedenlere bakıp gülmeleri, "orospular" diye bağırmaları, "kötü kötü el işaretleri yapmaları" (yine başkası adına utanmanın yükünü taşıyan bir 'naiflik')... Mahkemenin sanıkları "şımartıp," yakınları katledilmiş olanları azarlaması, ağlıyorlar diye dışarıya atması... Hatice Ayrancı, "mahkeme yangınını" anlatırken, o zaman "bütün gelecekten ümidini kestiğini" boşuna söylemiyor.
***
2 Temmuz'da yakılanlardan Edibe Sulari'nin yeğeni Berrin Sulari, Sivas'ta katledilenlerin isimlerinin yazılı olduğu taşın, tahrip edileceği endişesiyle kaldırıldığını anlatıyor Çok Kötü Bir Şey Oldu'da.
Anmak, isimleri anmaktır. Bir isim, bir insandır. Olanın nasıl "çok kötü bir şey" olduğu, isimlerle oturur havsalamıza. Her isim bir can, her isim bir hayat, her isim bir hatıra.
Oysa kitlesel katliamları genellikle rakamlarla anıyoruz. Büsbütün anlaşılmaz bir şey değil, elbette. Goethe ne demiş: "isim, ses ve dumandır" - geçer gider yani. Thomas Mann da, "İsim, varlığın ve ruhun bir parçasıdır," demiş ama. Bu iki ulu yazarın bu zıt sözlerini, 2016'da, geçmişle hesaplaşmanın anayasal bir kurucu işlev gördüğü Federal Almanya'da, anma kültürüyle ilgili bir uzmanlar konferansının raporunda zikretmişlerdi. Konferansın adı: "Kurbanlara bir isim vermek" idi; "sergilerde, anma kitaplarında ve veri bankalarında Nazi kurbanlarının isimlerini kamusal olarak anma" gereğini görüşmek üzere üzere toplanmıştı. Bilhassa toplama kamplarında tutsakların bir numarayla anılmış olması karşısında, kurbanların isimlerini anmanın, açık bir sembolik, ahlaki ve politik anlamı vardı. Konferansta kullanılan ifadeyle rakamları isme çevirmenin, sembolik, ahlaki ve politik bir anlamı vardır.
***
Çok Kötü Bir Şey Oldu'nun bana çok tesir eden bir yanı da, işte bu. Rakamları isme çevirmeye verdiği emek, ayırdığı zaman... Filmin uzunluğunun (dört buçuk saat) sebebi, esasen bu: "33" diye, "33 can" diye, "33 yazar, ozan, düşünür " diye anılanları, tek tek, isme, resme, karaktere, hikâyeye, hatıraya çevirmesi.
"Herkesin evinde çiçek kururdu, onun evinde kurumazdı" diye hatırlanan bir ablanın hatırası... Sevinçlerin, sevinç duyma kabiliyetinin hatırası: "Günlük yaşadığı olayları öyle bir anlatırdı ki fıkradan daha komik..." Dışarıdan soğuk bir izlenim verdiği için, sosyalleşmek amacıyla derneğe giden Serpil'in hatırası... Gençlerbirliği altyapısında futbol oynamış Murat Gündüz'ün hatırası...
Rakamlar isme çevrilince, bir başka rakam serisi dökülüyor önümüze. 11'i, 20'lerindeydi katledilen insanların; 7'si 18-20 yaşlarında, 4'ü 18 yaşından küçüktü. (Ölen iki otel çalışanı da 21 yaşındaydı.) Rakamları isme ve söze çevirelim yine... Çok Kötü Bir Şey Oldu'da Ahmet Özyurt'un dayısı nasıl diyor: "18 yaşındaydı... Hayatı tanımadan... anlatacak bir şeyi yok ki çocuğun... Çocuk... Bunlar çocuktu, çocuk.." Gülsün Karababa'nın kız kardeşi nasıl diyor: "Çok özel bir şey yaşayamadılar ki, çok gençlerdi. Hayallerindeki bir dünyayla, bu dünyadan alındılar..."
***
Her bir insan da, kendi içinde damar damar. Her insan, bir çiçek dürbünü. Her hayat, birçok hayat, birçok ilişki... "Her kim bir insanı öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir," denmiş, değil mi?
Çok Kötü Bir Şey Oldu'da Uğur Kaynar'ın kızı, Elif Kaynar Yavuz, nasıl diyor: "Birini öldürdüğünüz zaman etrafındaki insanlar da ölüyor." Rakamlar isme çevrilince, bunu da çok açık seçik görüyorsunuz.
Daha nasıl söylenir; çok kötü bir şey...
[1] Bir dizi gösterimi yapılan belgesel, 29 Haziran'da İstanbul Cemal Reşit Rey'de, 7 Temmuz’da Diyarbakır’da gösterilecek, 2 Temmuz Avrupa'da birçok şehirde gösterime girecek.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları

























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.02.2026
22.01.2026
14.01.2026
27.12.2025
13.12.2025
26.11.2025
13.11.2025
30.10.2025
17.10.2025
5.10.2025