Ümit KIVANÇ
İktidarın seçim propagandasında halka söyledikleri, dört kümede toplayabileceğimiz çeşitli motiflere indirgendi:
1. Yalanlar
- Rakiplerimiz yok, hasımlarımız var, bizden başkası Türkiye’nin düşmanı.
- Hasımlarımız PKK ile işbirliği içinde, kimi adayları PKK’li ya da örgütle bağlantılı.
- Hasımlarımızı seçerseniz dağa para gönderecekler.Bu ilk grup, yalanlar kümesi. Gözü dönmüş faşistler ve gözü kapalı Erdoğan’cılar dışında bunlara inanan yok. Onlarınki de şüpheli. AKP-MHP’ye oy verecekler, buna rağmen, başka sebeplerle verecek. Bu sebeplerin ikisi en güçlüleri.
Birincisi, aslında sebep de sayılmaz, daha çok yapısal özellik: Öldür Allah bünyeden atılamayan toksik korku ve takıntılara (iliklere işlemiş otorite/baba ihtiyacı, devlete tapınma, dinî bağnazlık, ırkçılık, kendinden başkasını düşmanlaştıran milliyetçilik, “yabancı” korkusu/düşmanlığı, imparatorluk bakiyesi bilumum kompleksler…) dayalı geleneksel sağcılık.
Seçim günü yaklaştıkça sadece rezilleşmekle kalmayıp saçmalaşan yalanlarına rağmen iktidar koalisyonuna oy verecekleri bu davranışa yöneltecek ikinci sebep, şüphesiz, muhalefetin bu fırtınalı ortamda bel bağlanır bir alternatifin vücut bulmuş hali olarak ortaya çıkamayışı.
2. Tehditler
İktidarın seçim propagandasında ikinci motif kümesi, tehdit içerikli:
- İstemediğimizi seçerseniz:
a.) Görevden alır, yerine kayyım atarız.
b.) “Merkezî yönetimle uyumsuz” olurlar, çalışamazlar. Yani: Çalışmalarını en tepeden baltalarız.
Bu çerçevede, “hasmımıza oy verirseniz sizi de terörist sayarız” aşamasına da ulaşılıyordu ki, çabucak geri dönüldü. Anlaşılan kamuoyu yoklamaları bu yöndeki beyanların seçmende “aksi tesir yaptığını” gösterdi ki, cumhurbaşkanı, “Seçmene terörist diyecek kadar enayi miyim?” pozisyonuna geçiverdi.
Seçmeni doğrudan tehdit niteliği taşımasının yanısıra, iktidar propagandasının bu motif kümesi, Türkiye’de “parlamentolu” olma özelliğini fiilen yitirmiş rejimin “seçimli” olma özelliğini de fiilen yitirmekte olduğunu tescil etti. Parlamento artık nasıl hem var hem yoksa seçim de öyle. “İstemediğimizi seçtirtmeyiz”in, adaylığı baştan elemeye tâbi tutan ek yasal mekanizmalar geliştirmeye bile ihtiyaç duyulmaksızın, “seçin de, biz icabına bakarız” pervâsızlığıyla uygulanacağının ilanı, dünyada “seçmen iradesi” olarak bilinen, bizde “millî irade” olarak kutsanan kuvvetin maziye karışması demek.
Devletin, her türlü yasadışı araç ve şiddeti kullanmaya muktedir karanlık kısmından destek alan tek adam otoritesi -GBT’ye dayalı otorite!- bundan böyle “millî irade”nin de üstündedir. “İstediğinizi seçemezsiniz” bildirimi, tek adamın başkanlık yetkilerinin artırılması gibi bir hadise değil. Aynı düzlemde değil. Binaya değil temele ilişkin bir konu. Elbette şu ana kadar sahici yasal-hukukî şart ve zemin aranmaksızın hapse atılmış milletvekilleri ve belediye başkanlarının, hasım ilan edilmiş, herhangi bir yetkili konumu, resmî makamı bulunmayan vatandaşların mâruz bırakıldığı keyfî baskı işlemleriyle birlikte düşünmeliyiz bunu. Yine de, seçmen iradesinin hiçe sayılabileceğinin ilanı farklıdır, nihaîden önceki son aşamadır.
3. Ahiret vaatleri
Gelelim iktidarın seçim propagandasının üçüncü motif kümesine: cennetten parsel satma girişimleri: Bize oy veren cennete gider, Allah bize oy verenin günahlarını affeder, vs…
Bunlar üzerine söylenecek çok laf yok. Allah’ı bir partinin destekçisi gibi gösteren şu düzenbazlığa dindar insanların büyük kısmı prim verir mi, bilemiyoruz. Sanki daha çok, başka sebeplerle zaten oy vermeye kararlı olduğu partisinin ve liderinin kendilerini Allah’ın iradesinin temsilcisi gibi göstermelerini sineye çekiyor insanlar. Kendi de düzenbaz ve fırsatçı olduğu için bu söylemi beğenenler de vardır mutlaka.
Aşağıda gireceğim konu, Erdoğan+AKP’nin siyasetsizlik aşamasına varmış oluşu bakımından bu söylemin anlamı var. Gele gele yüzyıllarca önce cennetten parsel satan kilisenin yanına yerleştiler. Pazarlık şöyle: Bize kazandırın, alın size cennet! Bu, siyaset değil.
4. Rica minnet
Son olarak, Erdoğan+AKP siyasî tarihinde hiç görülmemiş vaka: rica minnet. “Bizi güçsüz komayın” yollu dilekler, üstelik, Erdoğan’ın yanısıra, iktidarın en agresif sözcüsü olan içişleri bakanı tarafından dile getiriliyor. Bu bakanın, yürüttüğü haşin kara propagandaya rengini veren tehdit ve tezviratla pek bağdaşmaz şekilde, zaman zaman miting alanında toplananlara “ne olursunuz” filan diye hitap ettiği görülüyor. Cumhurbaşkanıysa, tabanının kendisinden hoşnutsuzluğunu açığa vurmaktan çekinmeksizin ya da bunu göze alarak, “kızdıysanız, küstüyseniz de bunun hesabını sormanın yeri zamanı bu seçim değil” yollu konuşuyor. İktidarın çeşitli mensuplarının, daha çok da ortalıkta değil, sahne arkasında, sözkonusu kırgınlık ve küskünlüğün varlığını apaçık dile getirdiklerine, tabandan hesap sorma işini ertelemesini “rica ettiklerine” şahit olunuyor.
Artık, mâkûl seçenek bulduğunda çabucak kaçabilecek bir tabandan sözetmekte olduğumuz anlaşılıyor.
Tabana “bizi burada tutun lütfen” demek de siyaset değil.
Siyasetsizlik
Yukarıda zikretmediğim, iktidar seçim propagandasının “şemsiye motifi” olarak ortaya sürülen “bekâ” meselesinin işlevi ve inandırıcılığı için de benzer sözleri tekrar edebiliriz. Bu motifin, daha çok iş görmesi beklenecek MHP tabanında bile kayda değer karşılığı var mı, Türkiye’nin hâlihazırda sahiden bekâ sorunu yaşadığına inananların oranı ne kadardır, ziyadesiyle şüpheli. Yapay bekâ histerisi siyasete dönüşemedi.
Şu ibareyi kurcalayalım: İktidarın seçim propagandası. Bu üç kavramdan ikisi bilinen anlamlarıyla ortada yok. Yalnız iktidar var. Seçim, seçilenlerin iktidarca istenmiyorlarsa seçilmemiş muamelesi göreceği tehdidiyle, sahici seçim olmaktan çıkarılmış durumda. (Kurum olarak seçimin iptali sürecinin başlangıcı 8 Haziran 2015’tir.) Propaganda da, kavramın içeriğinin büzüştürülüp büzüştürülüp ne idüğü belirsiz bir topak haline getirilmesini mesele etmeyeceksek ancak bu adı hak edebilecek vaziyette.
Çünkü her şeyden önce, karşımızdaki propaganda değil anti-propaganda ve daha çok kara propaganda. Propagandayı yapan, rakiplerini düşmanlaştırıyor, sahip olmadıkları özellikler ve yapmadıkları eylemleri onlara yamayarak bildiğiniz karalama faaliyeti yürütüyor. Veya tehdit ediyor. Farklı “irade”lerin başrolleri oynaması gerektiği kabul edilmiş bir durumda (seçim/seçme), seçilme/seçilmeme sürecine sokulmayan, herkesinkinin üzerinde yeralan bir karar yetkisinin belirleyici olduğunu ilan ediyor. Erdoğan’ın ve iktidar sözcülerinin yürüttüğü seçim propagandası faaliyetini siyaset sayamayız. Çünkü bu propaganda herhangi bir vaat içermiyor. Hattâ olumlu hiçbir öneri içermiyor. Hattâ öneri içermiyor. Dolayısıyla bir değişim önerisi, vaadi, değiştirme iradesi içermiyor. Değiştirmeye yönelik kısmı bulunmayan şeye siyaset denmez. (Bu, muhalefet, özellikle sol için de ezelî-ebedî yara; tabiî burada bunu ele alamayız.)
Özü, özeti şu: Erdoğan, tek adam iktidarı için, Türkiye yerleşik düzeninin gelmiş geçmiş en -bazı bakımlardan, hattâ, tek- siyasî partisi olan AKP’yi yok etti. Devlet aygıtını kendi aslî iktidar mekanizması olarak gören bir tek adam iktidarı için parti, gerçek bir parti örgütü olmamak, istendiği gibi şekil verilebilmek kaydıyla ihtiyaç duyulan, liderin kimi işlerini gören, fakat bazen ayakbağı, hattâ tehdit oluşturması tehlikesi bile bulunan araç. Belediye de tek adamın resmini yükseğe asabilmek için itfaiye merdiveni anlamına gelebilir, azıcık zorlanırsa.
AKP’nin siyasî parti olmaktan çıkarılıp tek adama hizmet teşkilatına indirgenmesi süreci, tek adam iktidarının bir çeşit “devlet koalisyonu” halinde şekillenmesiyle birlikte yürüyünce, bunun bedeli siyasetsizlik oldu. “Ne pahasına olursa olsun tek adamı başta tutmak” diye tanımlanabilir siyaset olmaz. Böyle bir hayatî tek amaç, pragmatik, oportünist bir varoluştan ötesine imkân vermez.
Şu anda izlediğimiz -mâruz kaldığımız, kurbanı olduğumuz- iktidar propagandasının gösterdiği, bir vaat, öneri ve siyaset olarak AKP ve Erdoğan iktidarının bittiği. Artık iktidarın ancak zorla elde tutulabileceği aşamaya gelindi. Açık ve mutlak zor öncesinde, tabandan kendilerini iktidarda tutmasını “rica ediyor”lar. “Küstüyseniz de hesabı şimdi kesmeyin” demek bir siyaset tarzı olamaz. Siyasî içerik, hiç olamaz. Bu siyasete herhangi bir değiştirici unsur katılacaksa bu artık ancak değişim ihtimalinin önüne yeni set inşa etme tarzında olacak.
İki yakın vade sorunu
Çok yakın geleceğe dair iki sorun var. İlki, iktidar koalisyonunun böyle koalisyon olarak ne kadar kalabileceği. Zira kuvvetler ayrılığını cisimleştiren kurumlar, hukuk ve parlamentodan sonra seçim ve siyaset de ortadan kalkacaksa, bunlar olmadığında güvenlik ağırlıklı bürokratik işlem haline gelecek devlet yönetimi neden tek adam ve çevresini beslemek gibi bir yükü taşısın? Elbette toplumsal rıza ve ikna bütünüyle kenara atılabilir etkenler değil. Dolayısıyla Erdoğan’ın manevî tesirine bir dönem daha ihtiyaç duyulabilir. Ama eğer bu devletin geleneklerini azıcık biliyorsak, birilerinin şimdiden “bu yükten kurtulma” hesapları yaptığını tahmin edebiliriz.
İkinci yakın vade sorunu, muhalefetle ve -varolmayan- alternatiflerle ilgili. Burada bir zihniyet meselesi öne çıkıyor. Memleketin temel sorununu ve çatışma eksenini hâlâ yobazlar-çağdaşlar çemberi içerisinde arayan, Kürtlerin herhangi bir özel hakka sahip olmasını aklından geçirmeyen, “Suriyeliler” diye bir müphem özneden tiksintisiyle dünya görüşünün esas temellerini açığa vuran, sahici demokrasi ve çoğulculukla alâkası olmayan geniş grup, muhalefet iklimini hâlâ dilediğince zehirleyebiliyor. Oysa Türkiye’nin yaşadığı şu tehlike dolu garabetten çıkışı ancak çoğulculukla, oraya yönelmek de ancak Kürt meselesinde adım atmakla mümkün. En azından başını bu yöne çevirmemiş bir muhalefet asla sahici alternatif olamayacak ve bugün oluşan devlet koalisyonu yarın “dinci” olmayan bir başka tek adam veya adamlar grubunun buyruğu altında iş görmeye geçtiğinde, Ali İsmail’i öldüren polis yine Osman’ın ve başka iyi insanların ağırlaştırılmış müebbetle yargılandığı davada “şikâyetçi” sıfatıyla yeralacak.
* * *
NOT: Pazar günü seçimde oy kullanmalıyız. Tamam, seçim sahici seçim gibi değil. Sahici olsa da her derde deva değil. Elbette. Eyvallah. Lâkin şu an için irademizi ortaya koyabileceğimiz güçlü bir ortam. Hem elimizde bu kadar etkili başka araç yok hem de mevcut yeni otokrasinin altından, seçilmiş olma ve çoğunluğu temsil iddiaları çekildiğinde çok önemli bir demokratik adım atılmış olacak.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları








































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024