Berat ÖZİPEK
Seçimlere doğru kötü şeyler olacağına dair uğursuz kehanetler yapılmıştı.
Ne yazık ki bugün onun içindeyiz.
Ankara Katliamı bütün bunlar arasında kıyaslanamaz ölçüde en kötü ve en vahim olanıydı. Ama öncesinde ve sonrasında da bir dizi garabete şahit olduk ve oluyoruz.
Bu hadiselerin gölgede kalan yüzlerinden hükümetin gereği gibi haberdar olduğundan emin değilim. Olsaydı, bazıları doğrudan kendisine yönelik görünen bu hadiselerin önüne geçebilir miydi, o da kuşkulu.
Çünkü onun çevresindeki kuşatma, sadece bazı örgütlerden veya kriminal unsurlardan kaynaklanmıyor. Bütün bir İslam coğrafyasında bugün en fazla saldırı altında olan ve tasfiye edilen hükümetler, geleneksel monarşiler, dini veya laik diktatörlükler değil; seçimle iş başına gelen ve küresel güç ilişkilerine itiraz potansiyeli olan hükümetler. Böyle bir durumda hükümetin kendisi üzerinden ülkeye kurulan her tezgahı önceden haber alıp üstesinden gelmesini beklemek kolay değil.
Ama yapabilecekken yapmadıkları, ihmalleri ve basiretsizlikleri yüzünden suçlayabiliriz onu. Bu yazı konusu da bu. Ve kendisine çeki düzen vermesini isteyebiliriz.
Basiretsizlik ve ihmal
Ahmet Hakan hadisesiyle başlayalım.
Fazlasıyla tuhaf bir saldırı olayıyla karşı karşıyayız. Tuhaflığı fazla net, fazla parmağım gözüne ve fazla adrese teslim görünmesinden geliyor. Gazeteci Ahmet Hakan’ı döven saldırganlar Ak Parti üyesi çıkıyor ve ilk itiraflarında “işin içinde MİT var, Reis var” diyorlar.
Akla Danıştay Saldırısı geliyor doğal olarak. Orada da saldırgan suçlanmak istenen kesimden olduğunu kanıtlamak için elinden geleni yapmış ve “şeriatçı” olduğu konusunda zihinlerde kalabilecek en küçük tereddüdü bile gidermeye çalışmıştı.
Sembolik anlatım yerine doğrudan mesajı tercih eden ikinci sınıf senaryolardaki gibi her şey. Dünyanın en aptal hükümeti bile, böyle bir kötülüğü göze alsa bile, seçime çeyrek kala kendi partisine kayıtlı tetikçi seçer mi? Hem de ilk sorguda “itiraf” edecek kadar da “naif” tetikçiler?
Üstelik de “Şundan emir aldık” yerine “işin içinde MİT var, Emniyet var, Reis var” türünden “siyasi analiz” yapabilecek ölçüde ferasetli tetikçiler! Gazetelerde bu ortak manşetle çıktıktan sonra “bu reis o reis değilmiş” haberi geliyor. Ama bu arada “mesaj” çoktan milyonlarca zihne aktarılmış oluyor.
“Eğer seçimlerden altı ay önce böyle bir fırsatı yakalasalardı, daha zamana yayılmış bir şekilde şüpheleri iktidarın üstüne çekecek şekilde yavaş yavaş işlerlerdi haberi” diye yorumluyordu bir arkadaşım bu olayı, “ama seçimlere az kaldı ve şimdi mesajı daha doğrudan vermek zorunda kalıyorlar.”
Bu bir senaryo ise, onu yazanların hayal gücü ne kadar zayıf olursa olsun, çok da haksız sayılmazlar bu tezgahı kurmakta. Çünkü evet, normal şartlarda inanan olmaz bu kadarına. Tabii ortada basiretsizliğiyle makasın öbür ucunu tamamlayan bir hükümet olmasa.
Hükümetin karşı karşıya olduğu bazı ciddi sorunların farkındayım. Karşısında, en zıt uçları buluşturan geniş bir koalisyon var. CHP’den farklı olarak devlete sahip olmayan bir siyasi gelenekten geldiği için, devlet içinde kendisine karşı kurulan tuzaklardan haberdar da olamayabilir. Özellikle de onun bürokrasideki bu açığını kapatabilecek örgütlülükteki Gülen Cemaati de saf değiştirdiği için bugün daha da fazla risk altında.
Aslında “devlet tecrübesi olan” -yani devletin kirli dehlizlerini bilen, çünkü onları kuran- bir gelenekten gelen bir siyasi partidense, 12 sene sonra bile bürokrasiye tam hakim olamamış bir partiyi tercih ederim. Onu bu yüzden suçlayamam da.
Ama yukarıda da ifade ettiğim gibi onun sorumluluğu, sadece yapamadıklarından gelmiyor. Haberlere göre Ahmet Hakan’ın koruma talebi 17 gün boyunca karşılanmamış ve sonra da saldırı gerçekleşmiş. Dolayısıyla saldırıyı kim yapmış olursa olsun, bu hükümeti sorumlu kılıyor.
Nasıl bir kuşatma altında olduğunu anlamaktan aciz görünen bir parti ve hükümetle karşı karşıyayız. Ak Parti’den Abdurrahim Boynukalın’ın Ahmet Hakan’ı dövmekten söz eden bir görüntüsü dolaşıma sokulmuşsa, o gazeteci istemese bile Ak Parti kendi parasıyla ona bir koruma ordusu sağlamak zorundaydı. Belki “Abdurrahim’i biliyoruz, o bunu yapacak bir genç değil, bizim de yapacak halimiz yok” diye düşünmüş olabilirler, ama başkasının yapıp ona ve partisine fatura etmesi çok mu şaşırtıcı olurdu?
İkinci sorumluluğu ise böyle bir ortamda kendisini anlatmak için doğru dürüst bir çaba içinde olmaması veya bariz biçimde aciz kalması. Bu yüzden de 7 Haziran öncesinde Diyarbakır’daki HDP mitingini bombalama eylemi bile çokları tarafından ona fatura edilebildi. Çünkü karşısında devasa bir dezenformasyon çarkı dönüyordu ve onu destekleyen medyanın etkisi çok azdı. Peki neden azdı ve neden az? Medya meselesine dalıp konuyu dağıtmamak için sadece Gülay Göktürk’ün “Etkili Medya Nasıl Olur?” başlıklı yazısını önereyim.
Yargı sorunu hükümeti neden ilgilendirmek zorunda?
Hükümetin diğer bir sorumluluğu ise bürokrasi ve yargının bir dizi tuhaf kararından geliyor. Bunun hükümeti ilgilendiren en az iki boyutundan söz edebiliriz.
Birincisi, yargı, eski Kemalist dönemi andıracak türden kararlar vermeye başladı ve bu da insan hakları ihlalleri üretiyor. Bu boyutuyla da elbette hükümeti ilgilendiriyor. İkincisi, yargının verdiği bu tuhaf kararlar hükümete izafe ediliyor ve sesini çıkarmadığı ölçüde, belki de hiç onaylamadığı türden kararların doğurduğu öfkenin faturasını da üstlenmiş oluyor.
Burada da gazeteci Bülent Keneş hadisesiyle başlayalım. Onun tutuklandığı haberi de yine geçmişte kalmış olması gereken bir Türkiye klasiğiydi. Cumhurbaşkanına veya herhangi bir bireye hakaret etmek hukuken cezalandırmayı gerektirebilir. Ama bin kez yazıldı, söylendi bu ülkede, tutuklama kurumu istisnai olmalıdır, kural değil. Kaçma veya delilleri gizleme gibi hukuki bakımdan makul şüphe söz konusu olmadığı sürece, yargı tarafından mahkum edilinceye kadar dışarıda gezebilmelidir herkes. Ve yargı da siyasetçiler, bürokratlar, devlet insanları söz konusu olduğunda hakaretin sınırını çok dar, eleştirinin sınırını çok geniş çizmelidir.
Ama bu olayın hükümeti ilgilendiren boyutu bundan ibaret değil. Hukuku veya AİHM içtihatlarını bir kenara koyalım, seçimlerden hemen önce, “Türkiye’de basın özgür değil” suçlamalarının yapıldığı bir dönemde bu tür olayların siyasi etkisi ne olur? Bu soruya vereceğiniz cevap, bu tutuklama kararının kime zarar vereceğini de tespit etmeyi sağlayacak.
Ben oligarşi medyasının ve artık onunla beraber olan Gülen medyasının yerinde olsaydım içten içe sevinirdim bu tür haberlere. Acaba hükümeti “destekleyen” medyanın tavrı ne oldu? Burada da yukarıda sözünü ettiğim Gülay Göktürk’ün yazısına atıfla yetineyim.
Sonra Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi kararı geldi. “PKK terör örgütü değildir” dediği için, ifadeye bile davet edilmeden hakkında yakalama kararı çıkartıldı ve gecenin bir vakti “alındı.” Sonrasında serbest bırakıldı ama iş işten geçmişti. Elçi’nin ifade ettiği fikre katılmayan ve bu yaklaşımı “terör örgütü propagandası” olarak görenler veya “şov yaptı cezasını çeksin” diyenler, üç bakımdan yanlış yapıyorlar:
Birincisi, tek başına bu ifade, terör veya şiddet propagandası sayılmaz (hukuki boyut);
İkincisi de onu susturmak terör veya şiddet karşıtı fikirlere değil tersine avantaj sağlar. “Susturulan bir fikir dokunulmazlık zırhına bürünür” der John S. Mill. Elçi'ye yakalama kararı verenler veya bunu onaylayanlar, hangi fikre dokunulmazlık zırhı verdiklerini biliyorlar mı diye sormak gerekir (ahlaki boyut);
Üçüncüsünü bir soruyla formüle edeyim: İfadeye gidebilecek bir baro başkanının, -baro başkanı da demeyelim bir bireyin- gözaltına alınması, o ülkedeki hükümetle ve özgürlüklerin düzeyiyle ilgili nasıl bir kanaat uyandırır? (siyasi boyut).
Tam bunu konuşurken, Ağrı Sulh Ceza Hakimliği tarafından “özyönetim” vurgusu nedeniyle HDP’nin bir seçim beyannamesinin toplatıldığı haberi geldi. Legal siyasi partilerden birinin federasyon, diğerinin bağımsızlık talebini programına yazdığı bir ülkede özyönetim talebini suçlaştırmak bir şaka değilse, hükümetin işi gücü bırakıp uğraşması gereken başka bir sorunu var demektir. Sorunu diyorum, çünkü bu sadece siyasi ifade hürriyeti ile ilgili bir sorun olmayıp, doğrudan hükümete yönelik negatif bir imajı da ifade ediyor. Böyle bir durumda, sadece hakları değil kendi imajını da düşünen bir hükümetin yapması gereken, açıkça bunun yanlışlığını dile getirmek olmalı.
Yargı neden bunları yapıyor? Bu tür kararları Gülen Cemaati’nin yargıdaki mensuplarının hükümete sabotajı olarak yorumlayanlar var. Buna karşılık, cüppeleriyle beraber siyasi kavgaya giren “cemaatçilerin” tasfiyesiyle ortaya çıkan boşluğu ülkücü veya Kemalist yargı mensupları tarafından doldurmanın sonucu olarak görenler de. Bu yorumların hangisi geçerli olursa olsun, bu ülkede fırsatını bulduğunda bu tür kararlar verebilecek bir yargı hep vardı ve hala var. Ve hükümet yargıdaki bu durumu değiştirmeye yönelik kapsamlı bir reformu gerçekleşinceye kadar, semptomatik bir tedavi için çözüm geliştirmek zorunda.
Eleştiri ve koruma kaygısı arasında
Ankara Katliamını bölgesel ve uluslararası güç ilişkilerinden bağımsız okumayanlar haklı olabilir.
Gerçekten de eylemin niteliği, tetikçiler kim olursa olsun, IŞİD’i veya PKK’yı çok aşacak biçimde, devletleri ve onların istihbarat örgütlerini de akla getiriyor ve dolayısıyla onları da görüş alanının dışında tutmamayı gerektiriyor.
Böyle bir ortamda Ak Parti’yi ve hükümeti eleştirmek, pek çok demokrat için, eskisine göre daha zor. Her eleştiriyi ihanet olarak gören dar kafalı kalemşorlardan korktuklarından değil, ülke adına umut olarak gördükleri bir siyasi aktöre zarar vermeme kaygısından. Türkiye’deki mevcut durum ve sorunlar ile onun dışarıya yansıyan abartılı olumsuz imajı arasındaki dramatik fark onları temkinli olmaya itiyor.
“Keşke Ak Parti’yi de normal eleştirebileceğimiz bir vasat olsa. Ama bugün olay onu aştı; olay bu ülkeyi de aştı. Ak Parti önceden yalnızca içerideki vesayetle uğraşıyordu, ama şimdi küresel vesayetle de uğraşıyor. Alana uzmanlar girdi” diyordu dün Suriyeli bir mülteci ailenin bebeğinin sağlık sorunu vesilesiyle konuştuğum Antepli arkadaşım. Sadece ona özgü olmayan bir ruh halini yansıtıyordu sözleri.
Oysa eleştiri tam da böyle bir ortamda daha fazla önem kazanıyor. Özellikle de alternatiflerinden bir beklentiniz yoksa veya kalmamışsa.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025