Besim F. Dellaloğlu
Bu yazının Perspektif’te geçen hafta yazdığım “Tanpınar ile Auerbach Birlikte Türk Kahvesi İçmiş midir?” başlıklı yazının devamı olduğunu belirtmek isterim. Bu nedenle bu yazıyı okumamaya başlamadan önce geçen haftaki yazıma bir göz atmanız oldukça faydalı olabilir. Geçen hafta iki önemli yazarın, hocanın karşılaşamamaları üzerinde durmuştum. Hatta bu karşılaşamama Tanpınar’ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile Auerbach’ın Mimesis’i için de geçerliydi büyük ihtimalle. Bu yazıda yine bu noktadan başlayarak meseleyi biraz daha üniversiter bir çerçevede bölümlerin, disiplinlerin karşılaşmaları açısından ele almak istiyorum.
Yazar ve hoca olarak Tanpınar ile Auerbach’ın, kitap ve yapıt olarak 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile Mimesis’in, disiplin ve bölüm olarak Romanoji ile Türkoloji’nin İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde (İÜEF) pek karşılaşmamış olması bir tesadüf müdür? Yoksa bunun böyle olmasında üniversiter yapılanma, uygulama ve teamüller etkili olmuş mudur? Üniversitelerin bölümlerinin feodal derebeylikler şeklinde yapılanmış olması bu sürecin böyle işlemesine neden olmuş olabilir mi? Mesela Tanpınar Romanoloji’de, Auerbach Türkoloji’de ders vermiş midir? Tanpınar’ın Türkoloji’deki derslerini Romanoloji’den kaç öğrenci seçmeli ders olarak almıştır? Spitzer’in 1933-1936 ve Auerbach’ın 1936-1947 arasında Romanoloji’de verdikleri dersleri Türkoloji’den seçen öğrenci var mıdır? 1933-1947 arasında sözünü ettiğim Romanoloji hocalarının derslerini izlemiş ve daha sonra Türkoloji’de hoca olmuş kaç kişi vardır? Aynı Türkoloji hocaları fakültenin koridorlarında muhtemelen karşılaştıkları Spitzer ve Auerbach’ın en azından fakülte dergisinde yazdıkları makaleleri okumuşlar mıdır? Örneğin Leo Spitzer’in “Türkçeyi Öğrenmek” yazısını Türkoloji’den okuyan var mıdır?
Leo Spitzer’in bu yazısı ilk kez Fransızca olarak “En apprenant le turc: Considerations psychologiques sur cette langues” başlığıyla Bulletin de la Société Linquistique de Paris dergisinin 1934 tarihli 35.1 sayısında yayımlandı. Spitzer’in İÜEF öğretim üyesi iken yazmış olduğu bu yazının Türkçe versiyonu Varlık dergisinin 1934 tarihli 19 ve 35, 1935 tarihli 37 numaralı sayısında çıktı. Kayıtlarda ikinci ve üçüncü bölümün Sabahattin Eyüboğlu tarafından çevrilmiş olduğu görülüyor. Eyüboğlu aynı zamanda Spitzer’in İstanbul Üniversitesi’ndeki derslerinde tercümanlığını yapan kişiydi. Spitzer bu yazısında Türkçe öğrenmeye çalışan Avrupalı bir Romanoloji profesörü olarak oldukça teknik denebilecek dilbilimsel ayrıntılara yoğunlaşıyordu. Ancak yazıyı okurken benim en çok ilgimi çeken şeylerden birincisi Türkçede Spitzer’in en çok ilgisini çeken şeylerdi. Bu yazıda bunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. Belki başka bir yazıda da bunlara değinirim. Bu yazıda değinmek istediğim konu ise Spitzer’in Türkçeye yoğunlaşırken, onu karşılaştırdığı dil grubu, dil, diyalekt çoğulluğu idi. Bunları arka arkaya sıralıyorum: Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca, Yunanca, Katalanca, Sicilya diyalekti, Mallorca Katalancası, Bask dilleri, Almanca, Macarca, Farsça, Ermenice, Altay dilleri, Semitik diller, Normandiya diyalekti, İngilizce, Avusturya Almancası, Fince, Ural dilleri.[1] Yani Spitzer boşuna dünyada Karşılaştırmalı Edebiyat’ın kurucularından biri olarak bilinmiyor. Karşılaştırmalı edebiyat ancak bu kadar farklı dile aşina olan biri tarafından kurulabilirdi zaten. Spitzer’in aklına karşılaştırmalı edebiyat fikri belki de bu yazıyı yazarken düşmüştür! Ancak bugün bile Türkiye üniversitelerinde Spitzer gibi donanımlı bir akademisyeni, bildiği ve aşina olduğu dillerin çokluğu nedeniyle öncelikle “ajan” olarak değerlendirecek ya da en azından kısaca “oryantalist” olarak itibarsızlaştıracak epey bir “akademisyen” vardır.
Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi Emily Apter, Karşılaşmalı Edebiyat’ın Spitzer ve Auerbach tarafından 1933’ten itibaren İstanbul’da icat edildiğini söylüyor. Ancak bu kurumda bir Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü yok. Çünkü İstanbul’da Karşılaştırmalı Edebiyat bir bölüm olarak vücut bulmuyor. Ancak kendisinden bir Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü istenen Spitzer, Avrupa geleneğinde Romanoloji diye bilinen alandan geldiği için bu başlığı öneriyor. Ancak önce kendisi ve sonra yerine gelen Auerbach zaten karşılaştırmalı bir uygulama olarak hayata geçiriyorlar edebiyat eğitimini. Bir anlamda karşılaştırmalı edebiyat, Romanoloji’nin kapsadığı alanın Goethe’nin “Dünya Edebiyatı” kavramsallaştırması üzerinden genişlemesi olarak da okunabilir. Zaten Edebiyat Fakültesi’ndeki Fransız Dili ve Edebiyatı, İtalyan Dili ve Edebiyatı, İspanyol Dili ve Edebiyatı gibi birimler bu bölümden çıkacaktır. Yani bir süre sonra herkes kendi dükkânını açacak ve uygulamada da karşılaştırmalı edebiyat sahneden çekilecektir. O dönem ve sonrasında İÜEF’nin üniversiter kadrosunun bundan ne kadar haberdar olduğunu bilemiyorum. Bunu ne kadar önemsiyor, ciddiye alıyor, sahipleniyor onu da bilmiyorum. Ancak en azından kurumsal hafıza ve gelenek açısından bunun üzerinde durulması gereken bir konu olduğu aşikâr.
İÜEF’de ya da Türkiye’nin herhangi bir üniversitesinde dünyanın ilk Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü zaten kurulamazdı. Çünkü cari YÖK mevzuatına göre yeni bir bölüm kurulabilmesi için dosya hazırlarken Türkiye’den, yoksa dünyadan en az üç örnek göstermeniz gerekir. Bunun anlamı Türkiye’den üniversiter bir yenilik, katkı imkânının tamamen seçenek dışı haline getirilmesidir. Yani hiçbir zaman ilk olmazsınız, hatta ilk üçe bile giremezsiniz. Türkiye’nin olası zirvesi, teneke madalyadır (dördüncülük).
Bölümler Arasındaki Hendekler
Türkiye üniversiter tecrübesinde fakülte alanı, üniversite alanı yeterince gelişmiş değildir. Daha önce ifade ettiğim gibi bölümler, disiplinler feodal kaleler şeklinde bir mimariye sahiptir. Bölümler arasında hendekler vardır. Disiplinlerarası, disiplinleraşırı alanlara girerseniz suya düşüp boğulursunuz. Birbirine yakın olsa da farklı disiplinlerde yayın yapmak pek makbul görülmez. Yüksek lisans ve doktora başvurularında başka disiplinlerden gelebileceklere kapı daha en baştan kapatılır. Bu aslında çok yerleşik, genetik bir muhafazakârlıktır. Burada siyasi bir muhafazakârlıktan söz etmiyorum. Üniversiter, disipliner bir muhafazakârlıktan bahsediyorum.
Türkiye üniversitelerinden yolu geçmiş, en azından beşerî çalışmalar alanlarında muhtemelen en kıymetli isimlerden olan Spitzer ve Auerbach’ın yakın çevrelerindeki birkaç öğrenci dışında, kurumsal harca, geleneğe, hafızaya pek fazla katkı yapması sanki pek istenmemiştir. Benzer zamanlarda Ankara’da Niyazi Berkes, Muzaffer Şerif, Behice Boran ve Pertev Naili Boratav’ın başına gelenler herkesin malumudur. Bu çok önemli isimlerden üçü akademik hayatlarını ancak yurt dışında sürdürebilmiş; biri de siyasete atılmak zorunda kalmıştır. Kaybeden ise Türkiye üniversitesidir.
Mesela dünyanın ilk Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü neden İÜEF’de değil de, ABD’de kurulmuştur? Mevcut üniversiter yapı bu tür girişimlere yeterince açık mıdır? Bildiğim kadarıyla bugün hâlâ Karşılaştırmalı Edebiyat mezunları öğretmen olamıyor. Çünkü MEB müfredatında böyle bir ders yok. Üniversiter disiplinlerin ufkunun mesleklerle sınırlandırılması nasıl bir akademik zihniyetin tezahürüdür?
Bir Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nün bugün bile İÜEF’de kurulabileceği kuşkuludur. Üstelik bu disiplinin kurucularının bu fakültenin geçmişinde hocalık etmiş olmalarına rağmen. Bu bile aslında bu hocaların fakültenin hamurunda yeterince etkili olamadıklarını gösterir. Çünkü Türkiye üniversitesinde özellikle beşerî alanlarda öncelik alanın kendisi değil, siyasi aidiyetlerdir. Burada siyasi muhafazakârlık, üniversiter muhafazakârlıkla kol kola girer. Mevcut iktidar ağları; şahsi, bölümsel, disipliner çıkarlar çoğu zaman akademik ilgi-çıkara üstün gelir. Birileri mutlaka bir yerlerden “icat çıkarmayın” diye seslenir. Her şey kuşaklardır olduğu gibi, siyaseten olması gerektiği gibi devam eder.
“Her Dil Milli Olmaktan Önce İnsanidir”
Bu yazımda ve geçen haftaki yazımda adını sürekli andığım Emily Apter, “Küresel Translatio” başlıklı yazısında Spitzer’in yine andığım “Türkçeyi Öğrenmek” yazısından bir pasajı epigraf olarak kullanıyor. Bu pasaj bence de yazının en vurucu bölümünü oluşturuyor. Burada Spitzer şöyle diyor: “Her dil milli olmaktan önce insanidir: Türkçe, Fransızca ve Almanca dilleri önce insanlığa, sonra Türk, Fransız ve Alman halklarına aittir”.[2] Böyle bir ufka sahip olmayanlar nasıl Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü kurabilir?
Sonuç olarak İÜEF’deki Romanoloji tecrübesi bir tür karşılaştırmalı edebiyat tecrübesi olarak başlamasına rağmen Fransız, İtalyan ve İspanyol dili ve edebiyatlarının ayrılması sonucunda devam edemiyor. Daha önce ifade ettiğim gibi Türk Dili ve Edebiyatı’nın (TDE) ise bu tecrübeyle pek ilgisi, ilişkisi olmuyor. Yani TDE ve Romanoloji, aynı kurumda olmalarına rağmen karşılaşmıyor! Bu karşılaşma olabilseydi İÜEF/TDE’nin bugün olduğundan çok daha farklı bir bölüm olması mümkün olabilirdi belki.
Kıssadan hissemiz de şu: Spitzer ve Auerbach sonunda Amerika’ya gidiyorlar. Karşılaştırmalı Edebiyat orada kuruluyor ve gelişiyor. Bugün Türkiye üniversitelerinde var olan birkaç Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü ise bu bölümler ABD’de (dünyada) var olduğu için açılmasına izin verilen bölümler. İçimden “kaderin cilvesine bak” demek hiç gelmiyor.
_
[1] Leo Spitzer; Learning Turkish, çeviri ve giriş yazısı: Tülay Atak, PMLA, vol: 126, No:3, Mayıs 2011.
[2] Emily Apter; “Küresel Translatio: Karşılaştımalı Edebiyatın ‘İcadı’”- I, çeviren: Savaş Kılıç, Yasakmeyve Dergisi, Aralık, 2003.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları














































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.11.2022
17.11.2022
7.11.2022
19.09.2022
26.08.2022
29.07.2022
12.06.2022
12.06.2022
6.05.2022
25.04.2022