Hasan Bülent KAHRAMAN
Süleyman Demirel yüz yıla yaklaşan ömrünün 70 yılını siyaset ve devlet işleriyle meşgul olarak geçirdi. 30 yaşında zamanının en prestijli memuriyetlerinden biri olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne getirilmişti. Çok parlak bir bürokrat olduğu, bugün ondan dolaylı olarak bahseden ve ‘iç bilgileri’ açıklayan hatırlarda dahi somutlaşmıştır. O başarının ardından bu defa Başbakan oldu. 1965 yılının Türkiye’sinde Demirel’in o kadar genç ve siyasette o derecede tanınmayan birisi olarak Başbakanlığa gelmesi elbette ilginçti. Bugün de ilginçtir. O andan itibaren ne derecede başarılı olacağı bekleniyordu.
Oysa Demirel ilk siyasal başarısını henüz Başbakan değilken, milletvekili olmadığı için Meclis oturumlarına bile katılamadığı AP Genel Başkanlığı döneminde kazanmıştı. Genç Demirel yılların kurt ve dev politikacısı, sonradan bana ‘nasıl çekinmezsin kardeşim’ diye bahsettiği İsmet İnönü kabinesini bir sağ koalisyon kurarak devirmişti. Bu, birçok nedenden ötürü hayli güç bir adımdı ve Demirel başarmıştı.
Güçtü, çünkü o 1964 yılından dört yıl önce kanlı bir askeri darbe olmuş ve Başbakan Adnan Menderes asılmıştı. Başbakanlığa aday bir politikacının bu olayın tedirginliğini üstünde duymaması olanaksızdı. İkincisi, İnönü, kendisini Cumhuriyetin ve ordunun ‘sahibi’ olarak görüyordu. Öyle de görülüyordu. Onu devirmek başlı başına bir ‘kalkışma’ olarak yorumlanabilirdi.
Sağ siyaseti bir araya getirdi
Demirel bu hamlesiyle iki şey kazanmıştı. Önce siyasal rüştünü ispat etmiş, siyasete yeni girmiş bu genç politikacının daha çok şeyler başarabileceğini göstermişti. İkincisi, Demirel, dağınık bir halde bulunan, kanatları olan sağ siyaseti bir araya getirebilmişti. Bunun semeresini de ilk seçimlerde büyük bir oy elde ederek Başbakan olmasıyla görecekti.
O günden sonra Demirel’in Türk siyasetinin sağ kanadı üstündeki hâkimiyeti sürekli oldu. 1971 darbesi ile siyasetin normal seyri kesintiye uğradıktan sonra 1973 yılında demokrasiye dönüldüğünde ortada hâlâ bir koalisyon hükümeti vardı. Dağıldı. Onu izleyen ikinci bir koalisyon hükümeti de başarısız olunca Demirel kendi dışındaki sağı birleştirmeyi başararak 1975 yılında 1. Milli Cephe (MC) hükümetini kuracaktı. 1977 seçimlerinden sonra da 2. MC hükümetini.
Bu hükümetlerin kompozisyonu Demirel’in siyasal kişiliği ve siyaseti hakkında önemli ipuçları barındırıyor.
Birincisi şu ki, Demirel’in 1965-1980 arasında siyasette kaldığı dönem Soğuk Savaş yıllarıdır. O da köy kökenli, sağdan gelmiş bir siyasetçi olarak Soğuk Savaş’ın en önemli tezi olan ‘komünizm’ korkusuna sonuna kadar inanıyordu. Bütün siyasetini muhafazakâr-mukaddesatçı bir çizgide yürütüyordu. Bu iki kavramı da Türkiye’de yaşayan büyük çoğunluğun ortak değerleri olarak görüyordu. Kendisi de 1940’ların radikal milliyetçiliğini yaşamıştı, 1950’lerin dine yüzünü yeniden çeviren muhafazakâr siyasetinin bir parçası olmuştu. 1965’i bu çizgide, bir orta-sağ proje olarak götürmek, ilerletmek düşüncesindeydi. Ekonomik büyüme ve kalkınmayla bütünleşmiş temel sağ değer vurgusunun kendisini sürekli olarak iktidarda tutacağına inanıyordu. Adalet Partisi’ni köylülüğün ve taşra burjuvazisinin partisi olarak konumlandırıyordu.
Oysa Türkiye sağı değişiyordu. Önce 1960’ın sonrasında, 1940’ların radikal/ırkçı-Turancı milliyetçiliğinden gelen ve 1960 darbesinin içinde olan Alparslan Türkeş kendi partisini kurmuştu. Bu oluşum bazı birleşmelere ve dönüşümlere bağlıydı. Ardından 1969’de Necmettin Erbakan dinsel/İslamcı sağın başına geçmişti. Demirel’in misyonu bunları eritmek, kendi partisinde birleştirmekti. Bunu 1980 yılına kadar yapamayacak, onun yerine iki defa, belirttiğimiz koalisyonları deneyecekti.
Sağdaki bu oluşumlar Türkiye’deki toplumsal yapının değişimiyle ilgiliydi. Köylülük çözülüp orta sınıflar yeni kentliler halinde toplumsal ağırlıklarını ortaya koyunca sağ siyaset de farklılaşıyor, kendi içinde çatallaşıyordu. Hemen belirtelim ki, sağ siyasette ilk büyük kırılma aslında 1970 yılında 40 milletvekili AP’den ayrılınca başlamıştı. Bunun nedeni daha sonraki gelişmeleri de açıklayabilecek kadar güçlüydü. Türkiye artık büyük sermaye-küçük sermaye ilişkisine tanıklık ediyordu. Demirel, köylülükle ve onun değerleriyle ilişkisini korumakla birlikte siyasal sınıf olarak büyük sermayeyle ilişki kurmuştu. Sonradan Demokratik Parti adını alacak 40 milletvekili hareketi küçük sermayenin büyük sermayeye karşı ilk direnişiydi. Daha sonra İslamcı sağ Türkiye’de daima bu çizgide kalacak, Anadolu sermayesiyle bütünleşecekti.
Demirel ise o yönde ilginç bir kader yaşadı. 24 Ocak kararlarıyla birlikte kesinkes büyük sermayeyle bütünleşti. Fakat 12 Eylül sonrasında Demirel’in bu mirasını Anavatan Partisi (ANAP) üstlendi. Büyük sermaye doğal olarak küçük sermayeyi, kentli burjuvazi kırsal alanı ezince bu defa Demirel 1987 sonrasında bir kere daha onların temsilcisi olarak halkın karşısına çıktı ve seçimi kazandı.
Ne var ki, kısa sürede yeniden eski siyasal ittifaklarına döndü. Yeniden büyük sermaye ve kentlilikle ittifak kurdu. Ama artık köprülerin altından çok sular akmıştı. Dünya değişmişti. Yeni dünyanın siyaseti kimlik politikalarıyla iç içeydi. O arada da Anadolu sermayesi kendisine yeni temsilciler bulmuştu. 1990’larda İslamcı sağın yükselişi bu iki olgunun üst üste çakışmasıyla ilgilidir ve Demirel bunu kabul etmiyordu.
Demirel bir Cumhuriyet projesiydi
Etmiyordu, çünkü Demirel, bir görüşmemizde, ‘siyasete köylüyle devleti barıştırmak için girdim’ demesine rağmen ve Cumhuriyet’in din alanındaki belli başlı uygulamalarına karşı çıkmasına rağmen aslında bir Cumhuriyet projesiydi. Onun okullarında okumuş ve onun laiklik anlayışını, pozitif laiklik şeklinde revize ederek benimsemişti. Değer sistemini o çerçevede oluşturmuştu. Demirel, Amerikan tipi laikliğin ilk temsilcilerinden biriydi. Yani Batılı ve muhafazakârdı/Müslümandı.
Buna mukabil Müslümanlığın ağır bastığı noktalarda Batıcı-Kemalist devletin temel değerlerine dönüyordu. 28 Şubat sırasındaki tutumunu açıklayacak önemli faktör budur. Bu sağ anlayış orta-sağ idi ve Menderes’ten beri devam ediyordu. Müslümanlığından ödün vermiyordu ama Batılı laiklik anlayışından da ödün vermiyordu. Örneğin zamanında çok tartışılmış başörtüsü konusunda onun toplumsallaşmasına Demirel de en az CHP kadar karşı çıkacaktı. Bu anlayışıyla askerlerle aynı çizgide buluşabilecekti.
İşin ilginç yanı bu çizginin sosyolojik uzantısıdır. Demirel ve kendisi gibi düşünen DP-AP çizgisinin yönetim kadroları, elitleri, zamanla CHP’ye kayacak, fakat taban 2002 öncesinde RP’ye, 2002 sonrasındaysa AK Parti’ye gidecekti. AK Parti ise Kemalist doktrini tümüyle reddedecek, modernliği pozitif laiklikte arayacak ve bunu kamu normu haline getirecek, sınıfsal ittifakını ise Anadolu’daki sermayeyle yapacaktı. O noktadan sonra Demirel’in sağda liderlik yapma şansı da devre dışı kalacaktı. Bu aynı zamanda orta-sağla askerler arasında kurulan yeni ve garip bir ittifaktı. O güne kadar sağa karşı gerçekleştirilmiş Kemalist darbeler, o tarihten sonra orta sağla birlikte İslamcı sağa karşı gerçekleştiriliyordu.
Demirel’in ölümüyle birlikte bir dönemin kapandığı rahatlıkla öne sürülebilir. Demirel, Batıcı, kalkınmacı, büyümeci, modernleştirici sağ iktidarların çok yetenekli, olağanüstü başarılı, ömrünü hizmete vakfetmiş politikacısıydı. Siyasal pragmatizmi kendisine şiar edinmişti. Kendisinden sonra gelişen ve Türkiye’ye 1990 sonrasında damgasını vuran sağ hareket önemli ölçüde onun yarattığı Anadolu hareketinin bir sonucuydu. Bu diyalektik bir çelişkiydi ve bir noktadan sonra kendi aleyhine de işlese, Demirel’in başarısının en önemli göstergesiydi.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları





















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025