Murat BELGE
Türkiye’de sol apolitiktir. Burada “sol” derken CHP’yi ya da Sosyal-Demokrat anlamında bir solu kasdetmiyorum. O kesim de apolitik, ama başka nedenlerle. “Marksist sol”dan söz ediyorum.
Altmışlarda, hızla yayılan bir “sosyalizm” vardı. 12 Mart darbesi ve bu sola karşı uygulanan faşizan politika bu yayılmayı önlemedi. Yetmişler gene bu solun manşetlerde olduğu, çeşitli grupların yayınlarının hatırı sayılır rakamlarda satış yaptığı yıllardı. Sonra 12 Eylül geldi ve durum değişti. Bu on yıl, dünyada Sovyet sisteminin iflasıyla sona erdi. O zamandan beri Türkiye’de de “sosyalizm” toplum için, seçmen için bir seçenek, bir alternatif olmaktan çıktı. Sosyalizm çerçevesinde, çeşitli adlar altında toplanabilmiş partilerin seçimlerde kazanabildiği oy oranları gittikçe düştü. Hâlâ da düşüyor.
Bu grafik dünyanın başka yerlerinde de bundan çok farklı değil. Genel bir gerileme var. Ama Türkiye’de sosyalizmin durumu başka birçok örneğe göre daha “acıklı”. Ben de bu yazıda bu gerilemenin global nedenleri üstünde değil, Türkiye’deki yapılanmaların özellikleri üstünde durmak niyetindeyim. Çünkü buradaki durumun kendine özgü nedenleri olduğunu düşünüyorum. Söyleyeceklerim şüphesiz birtakım genellemeler olacak. “Genelleme”nin sakıncası da “genel” olması. Ama bunların, içi somut örnekler, olgularla doldurulabilir genellemeler olduğunu düşünüyorum.
Bu yazıda 60 öncesi TKP tarihine de hiç girmeyeceğim, çünkü onun koşulları çok farklı, kendi başına ele alınmasını gerektirir nitelikte. Başlıca etken de kaçınılmaz “illegalite” koşulu. Sosyalizm Türkiye’de hiçbir zaman gerçekten “legal” olmadı ama 1960 sonrası fiilî durum buna imkân veren bir boşluk yarattı. 1980’e kadar Marksist sol içinde gizli kalan bir bilgi, yorum, strateji şu bu, yoktu.
Gerilerden, başlangıçlardan başlayacağım.
27 Mayıs sonrası, yeni anayasasıyla Türkiye’de sosyalizm çerçevesinde önemli olay TİP’in kuruluşu, daha doğrusu, Mehmet Ali Aybar’ın bu partinin başına geçmesiyle başlayan harekettir. Partiyi kuran sendikacılar. Aybar’ın kendisi, onun başkanlığa getirilmesiyle bu partiye girip çalışmaya başlayan orta yaşın üstünde sosyalistler (ki çoğunun TKP ile bir şekilde bir ilişkisi olmuştur) hepsi, kararlı bir biçimde “legalist”ti. Çünkü böyle bir partinin varlığınaçok önem veriyor, onun devamlılığını birinci amaç sayıyorlardı.
Ya gençler? O kuşakların deneyimlerinden geçmemiş, erken altmışlarda, her şeyi yeni öğrenir ve yeni düşünür hale gelirken “bu iş ancak böyle olur, başka türlü olmaz” tavrıyla sosyalist olanlar? Onlar için henüz her şey “flu” idi; ama o yaşlarda insanlar “flu” bilmez: her şeyin son derece net olduğuna inanır.
Kendimi söyleyeyim. 1963’te, “Ben Marksist’im” demiştim. TİP’i kendime en yakın parti olarak görüyordum (bu cümlenin egosantrizmini özellikle böyle bırakıyorum, çünkü zaten bu ruh halini anlatmaya çalışıyorum), “Yakın” ama sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını kabul ederek (ve onlara karşı gelmemeyi taahhüt ederek) kurulmuş bir partiydi bu. Demek ki tanımı gereği “revizyonist”ti. Onun için ben de uzaktan baktım. 1967’ye kadar. O tarihte Yön’de, “sol cunta” stratejisini görünce (“alternatif”in bu olduğunu anlayınca) gidip TİP’e kaydoldum.
1965’te seçim oldu. Beyazıt’taki, Taksim’deki mitinglere gittim. Kalabalıktı, coşkuluydu. Ağız birliğiyle söylenen özellikle iki şey vardı: “Ho ho, Ho şi Minh, daha daha Vietnam, Ernesto’ya bin selâm”! Bu bir çeviriydi, ama sorun değil; zaten önemli olan enternasyonalist olmasıydı. İkincisi yerliydi: “Tanklarıyla toplarıyla gelseler dahi /Sosyalist olacak Türk’ün ülkesi.” Buradaki bu “Türk” kelimesinin belirgin milliyetçiliği o tarihte hiçbirimize batmıyordu.
Bu “slogan”ların ikisinde de savaş vardı, silâh vardı. Bu demektir ki titiz legalist TİP ile bir kısmı kendi üyesi olan meydandaki kalabalık (ve özellikle o kalabalığın genç kesimi) arasında bir farklılık vardı. Bu aşamada “entelektüel” değil, olsa olsa “duygusal” bir farklılık.
Ama olay bu duygusal farklılık üstünden yürüdü. Herkes gibi benim de önümde gördüğüm modeller, 1917’de Rusya, 1940’larda Çin ve tabii taze Küba’ydı. Beyazıt Meydanı’nda toplanmış kalabalığa bakınca, o yaşımda, bunun için gerekli toplumsal potansiyelin oluştuğunu değilse de oluşmakta olduğunu düşünebiliyordum.
1967’de Doğan Avcıoğlu’nun değindiğim yazısından sonra bizim ortamımız hızla değişti ve Sosyalist Devrim/Milli Demokratik Devrim tartışması her şeyi belirledi. “Sosyalist Devrim” lafı, “Milli Demokratik Devrim” adında, kâğıt üstünde somut bir hedefin ortaya konması dolayısıyla, ona karşı düşünülmüş bir kalıptır. Onun kadar bile somutluğu yoktur. TİP’in bir “devrim” hedefi yoktu. Ama belli ki “devrim” diyerek tartışmak zorundaydık. O kelimeden vazgeçemiyorduk – hangi tarafta olsak.
“E. Tüfekçi”, derken Mihri Belli, ortaya çıktı. Bu dönemin en etkili yazarı oldu. Milli Demokratik Devrim diyordu ve hiçbir zaman olmamış bir Türkiye analizi yapıyordu: kompradorları, her yeri kaplamış feodalleri ve “montaj ve ambalaj sanayii” ile bir Türkiye. Geri mi geri bir “müstemleke”! Bu arada bir “Filipin demokrasisi”nden söz ediyordu. Orada Amerika kurup bırakmış, iki partinin “al gülüm, ver gülüm” yönettiği bir rejim. Bu “Filipin demokrasisi”nin Filipinler’de de varolmadığını yıllar sonra öğrendik – Marcos devrilirken.
Ama burada bunlar etkili oldu. Burada da böyle “al gülüm”cü iki parti olduğunu, bir “cici demokrasi” olduğunu düşündürecek nedenler vardı. Sosyalist dediğin “devrimci” olur, “devrim” yapar. Komprador burjuvazinin “cici demokrasi”siyle işi olmaz.
“Sosyalist” dediğin “devrim” yapar, ama bu ülkenin koşulları gereği, yapılacak devrim “millî demokratik devrim”dir. Onu da yapacak olan “Biz Sosyalistler” değiliz. Ya kim? “Zinde Kuvvetler”. Onlar kim? Sonuç olarak, ordudaki Kemalist subaylar. “Biz Sosyalistler”, onların “devrim” yapıp yönetime el koymalarını mümkün ve meşru kılan ortamı yaratacağız, bizim “devrim” görevimiz –şimdilik– bu kadar. Ama, bu kadar da olsa, Filipin tipi cici demokrasinin yüz kızartıcı sivil siyaset alanından, o alanın manevralarından uzak.
Partili olanlarımız, oraları kurcalamaktan bir sonuç almış değil zaten. İşçi mahallesine gidip sosyalizm anlatmaya kalksan dayak yiyip dönüyorsun. Bu komprador kapitalizminde, toprağı sıksan feodalizm fışkıran toplumda, insanların beyni yıkanmış. Allah-Muhammed, namaz-oruç, öyle gidiyorlar. “Demokratik Devrim” olmadan bu uykudan uyanacakları yok.
12 Mart’ın yaklaştığı günlerde –ve aynı diyalektiğin parçası olarak– Marksist hareketin eylemliliği yükseldi. Aynı zamanda, klasik MDD anlayışından tam kopmadıysa da uzaklaştı. 1970’te 15-16 Haziran işçi protestosunun bunda payı oldu. Bu dönemde Türkiye solunda ağır basan seçim, gerilla savaşıydı. Onun için belirleyici eylemler “kent gerillası” tarzı eylemler oldu. Bunlar askerî müdahaleye bir tür hazırlık yaptı, ama amaçları anlatılagelen MDD’nin ötesindeydi. “Devrimciler” asker-kuyrukçuluğu siyasetinden vazgeçme yoluna girerken darbeye hazırlanan askerler arasında da “Bunlarla olmaz” anlayışı egemen olmuştu.
12 Mart bildik düzeni rektifiye etti. “Devrimci direniş” denebilecek bir şey bırakmadı (çünkü bunlar çok cılızdı). Ancak Türkiye solu, devrim yapmak üzere herhangi bir ciddi davranışta bulunmazken, “devrim” ya da “devrimci” kavramlarını da bir yere bırakmadı. Dolayısıyla, yapılan her şey, “devrimcilerin devrim için” yaptığı işler, eylemler oldu. Bu bağlamda iki “devrimci” grubun birbirlerini vurmaları, öldürmeleri de “devrimci mücadele”nin parçası olarak kabul edildi. Yetmişlerde yaygın faşist örgütlenme ve silâhlı saldırı da bir “devrim ortamı” içinde yaşandığı yanılsamasını ayakta tuttu. 12 Eylül bütün bunlara da son verdi.
İyice ufalanmış olan bugünkü sol, somut olaylar karşısında çaresiz; herhangi bir kitlesel mobilizasyon başlatmanın araçlarından yoksun. Herhangi bir grubun herhangi bir “yeni insan” kazandığı yok; herhangi bir yerde kitlesel iletişim kurabildiği yok. Bu koşullarda yönetenler sadece ve sadece düzenin sözcüleri olduğuna göre sol onlara ancak “hayır” diyebilir – ama bu da kitlesel bir “hayır” olmaz.
Ülkede olup bitenleri değiştirecek hiçbir şey yapamazsın. En etkili eylem alanın “senden” olmayanların “sosyalist” olmadığını söylemektir. Bu, “sol” için bayağı eskiden öğrenilmiş bir zanaattır ve hâlâ yeteri ustalıkla yerine getirilmektedir.
Eylem düzeyinde süregelen bu çaresizliğin hem sosyalistleri, hem de onların ulusal sınırlarını aşan nedenleri var şüphesiz. Yani bu koşulların getirdiği engelleri aşmak zor. Ama hiç değilse, “Ne oldu da böyle oldu?” sorusu sorulabilir ve buna cevap aranabilir. Ama böyle bir şey de olmuyor. Böyle bir “teorik” canlılık da yok.
Benim görebildiğim, ilk “formasyon” yıllarında başlayan ve bütün somut olaylar, gelgitler arasında bugünlere kadar devam eden nedenler bunlar. Bunlarla, bu sola, apolitik olmak dışında alacak bir başka biçim kalmıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025