Murat Sevinç
CHS (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi)’nin ‘sahipsizliğine’ dair ikinci yazıda konuyu 1982 Anayasası ve AKP’li yıllara dek getirmiştim. Oradan devam…
1982 Anayasası hükümet sistemini terk etmedi, ancak parlamenter sistemin ilkelerine/ruhuna aykırı biçimde, yürütmenin cumhurbaşkanı kanadını güçlendirdi. Dönemin başlıca anayasal tartışmalarından biri, cumhurbaşkanının yetki ve görevleri bağlamında hangi işlemlerin tek başına, hangilerinin karşı-imza ile yapılacağı konusuydu.
Bir önceki yazıda özetlemeye çalıştığım gibi Anayasa’nın konuya ilişkin düzenlemeleri, cumhurbaşkanlığının ‘yansızlığı’ konusunu büyük ölçüde devlet başkanlarının kişiliğine bırakmıştı. 1961 Anayasası yıllarından farklı olarak, Ahmet Necdet Sezer dışındakilerin tümü önemli siyasi kişiliklerdi.
Bana kalırsa hemen hepsi görev süresi içinde ‘olabildiğince’ yansız davranmaya çalıştı. Daha doğrusu, yansız görünmeleri gerektiğinin farkındaydılar. Sistemin ruhuna en uygun çalışan isimler Sezer ve Gül’dü, ancak her ikisi de farklı gerekçelerle görevlerinin bir aşamasından sonra yansızlıklarını gerektiği gibi korumadılar ya da koruyamadılar. Fakat Türkiye ‘ilkesizlik cehennemi’ olduğu için, iki isim övgüyü ve eleştiriyi hak ettikleri nedenlerle almadı!
Abdullah Gül, ona karşı olanlarca ‘noter’ gibi davranmakla suçlandı; oysa sistem o şekilde davranmasını gerektiriyordu. Sezer ise görevinin sonlarına doğru ‘noter’ gibi davranmadığı için sevenleri tarafından çok takdir edildi, oysa tutumu doğru değildi. Her neyse, sonunda Türkiye öyle bir cumhurbaşkanı ile tanıştı ki, ‘noterlik’ tartışması ilelebet sona erdi!
AKP dönemi anayasa macerasındaki en kritik yıl 2007. Belki de iktidarının en uzun yılıydı bu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) o berbat 367 kararının ardından yapılan erken seçimde AKP oyları yüzde 47’ye yükseldi. Aceleyle anayasa değişikliği hazırlandı ve bu arada Abdullah Gül, barajı geçen MHP’nin desteğiyle cumhurbaşkanı seçildi. Sonbaharda anayasa değişiklikleri halkoylamasına sunuldu ve cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin hüküm böylece kabul edildi. Halk tarafından seçilme (aslında başkanlık) Türkiye sağının büyük hayaliydi, AKP’ye kısmet oldu!
Ayrıca bu dönem, öncekilerden farklı olarak (örneğin AB’ye uyum hedefi) iktidarın kendi siyasi hedefleri doğrultusunda değişiklik yapma alışkanlığının da başlangıç yılıydı. Süslü bir paket içindeki AYM ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kadrolarını ele geçirmek için yapılan 2010 değişiklikleri, AKP dışındaki bazı siyasi aktörlerce (başta sermaye!) ve ayrıca AB tarafından desteklendi.
O dönem bazı Avrupa kurumlarından gelen bir iki kişi, değişiklik paketi ile ilgili benimle de (Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde) küçük bir görüşme yapmış; yanıtlarım karşısında ‘darbe anayasasını savunan Kemalist’ olduğum kanaatini hissettirerek odamdan ayrılmıştı! 2010 değişikliğine karşı çıkan herkese, ‘darbe sever katı Kemalist’ tanısını koymak, dönemin kimi üstün zekalı memleket okumuşunda da yaygın davranış kalıbıydı.
AKP 2007’de yukarıda söz ettiğim anayasa değişikliğini yaparken, halihazırdaki cumhurbaşkanının (Gül) görev süresi konusunu ‘bilinçli’ olarak havada bırakmıştı. Abdullah Gül, beş yıl mı yoksa yedi yıl mı görevde kalacaktı? Burada anlatmaya gerek duymadığım anayasa yorumları gereğince, Gül’ün görev süresinin 2012’de bitmesini gerektiriyordu. Ancak bu kabul edilmeyerek sürenin 2014’te tamamlanacağı kabul edildi ve 2014’te, tarihimizin ilk halk tarafından cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. Erdoğan seçildi. Yemin edip göreve başlayana dek başbakanlıktan istifa etmediği için, kısa bir süre, aynı anda iki cumhurbaşkanı vardı ve biri aynı zamanda başbakandı!
Erdoğan’ın ilk döneminde, anayasanın öngördüğü cumhurbaşkanı tipini reddeden ve bunu inkar etmeyen bir devlet başkanıyla karşı karşıyaydık. İki seçenek vardı: Ya cumhurbaşkanı anayasaya uyacaktı, ya da anayasa cumhurbaşkanının tercihleri doğrultusunda değiştirilecekti.
İkincisi yapıldı ve Nisan 2017’deki halkoylamasıyla Türkiye, temel ilkelerini 1909’dan bugüne uyguladığı ‘parlamenter sistem’den vazgeçti. Aklı alır gibi değil hakikaten. Yüz yıllık bir deneyim göz göre göre çöpe atıldı ve yeryüzünde eşi benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) kabul edildi. 2018’deki cumhurbaşkanı-TBMM seçimiyle birlikte tamamen yürürlüğe girdi.
Bu, başkanlık olmayan, yarı başkanlık olmayan, parlamenter olmayan bir sistem. ‘Türk tipi başkanlık’ gibi isimler takmaya çalışan olsa da, kişisel olarak ‘tipsiz’ sıfatını tercih ederim! Osmanlı-Türk anayasacılığı tarihsel serüveni, söz konusu acayipliğe ‘Türk tipi’ denilmesine izin vermemeli. Biz bu kadar bedava bir toprakta yaşamıyoruz.
İddiam odur ki, anayasa tarihimize yabancı bir biçimde tercih edilen CHS’nin sahibi yok. Bugüne dek yapılan her anayasa ve anayasa değişikliğinin, talep edeni, destekleyenleri, sınıf mücadelesindeki yeri, müellifleri bellidir. Olup bitenin tarihsel bir açıklaması, mantığı vardır. Oysa son değişiklik öyle görünüyor ki yalnıza bir kişinin istekleri doğrultusunda kabul edildi ve ömrü, o bir kişinin iktidarıyla sınırlı. Bir kez daha hatırlatayım: Bu değişikliği kaleme alanlar dahi kamuoyu tarafından açıkça bilinmiyor!
Sahipsizliği, AKP’den gönderilen siyasetçilerin daha ilk gün “Biz zaten istememiştik” demesinden de anlaşılıyor. Bu açıklamayı kovulmadan, içtenlikli bir özeleştiriyle yapan ilk ve son isim halihazırdaki bağımsız vekil Mustafa Yeneroğlu. Gerçi o da neden ‘evet’ oyu verdiğini anlamlı biçimde gerekçelendiremedi ama hiç olmazsa diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar açık konuştu.
Önceki yazıda Kemal Gözler’in bir buçuk yıllık sistem dökümünü-eleştirisini önermiştim. Bir kez daha. Gözler bu uzun makalesinde, özetle ve mealen “Beğenmemek bir yana bari düzgün uygulansa, onu da yapamadılar” diyor. Okuduğunuzda sizler de durumun son derece sinir bozucu olduğunu kabul edeceksiniz.
CHS, kendisinden beklenen hiçbir ‘mucize’yi gerçekleştiremediği gibi, çok sayıda yeni soruna, skandala (örneğin ‘vesayet makamı’ olarak Cumhurbaşkanı’nın, ‘vesayete tâbi’ makam olarak Varlık Fonu’nun başında oluşu gibi mantığa sığmayan durumlar!) ve gayrı ciddi uygulamaya neden oldu.
Ne iddia edildiği gibi ‘işleri hızlandırdı’ ne de kararların daha rasyonel alınmasını sağladı. Üstelik gözlerin dikkat çektiği, ürkütücü hukukçu amatörlükleri ve bürokratik rezaletler işin cabası. Çünkü nitelikli, işini bilen, temel hukuk bilgisine (belki de kaygısına!) sahip bürokratların sayısı azaldı, azaltıldı. Bu işleri ‘Allahlık’ kadrolar kotarmaya çalıştığı için, yapılan iş de doğal olarak ‘Allah’a emanet!’
Ezcümle, CHS’nin ‘tek sahibi’ olduğu ve bu nedenle uzun süre devam edebilmesinin mümkün olmadığı kanısındayım. Eğer ilk seçimde iktidar değişirse, CHS de değişecek. Eski iktidar mensupları dahil hiç kimse bu sistemin arkasında durmayacak.
Ayrıca sistem değişikliğinin iktidar açsından da akıl almaz bir hata olduğunu yazıp durdum uzun süre. Yüzde 20-30’larda oy ile yıllarca iktidar/ortağı olabilecek bir partinin, Türkiye gibi karmaşık bir ülkede kendisini yüzde 50’ye (ve tabii ittifaklara!) muhtaç hale getirmesi akıl alır gibi değildi.
Bundan sonra ne olur? Ötesi falcılık kuşkusuz, ancak azından zarar gelmez!
Eğer AKP bir anayasa değişikliği daha yapacak kadar iktidarda kalırsa ve eğer bu partiyi çok yanlış tanımadıysam, ‘yarı başkanlık’ denemek ister. Çünkü Erdoğan’ın, tepkiyi üzerinden alacak bir başbakana, yeniden bir Binali Yıldırım’a ihtiyacı var gibi!
Bu girişim muhalefet tarafından desteklenir mi? Bilinmez tabii, ama kesinlikle desteklenmemeli ve klasik parlamenter sistemde diretmeli. Ancak bu değişiklik talebi, erken ya da değil, mutlaka seçim sonrasına bırakılmalı ve şu anki iktidar-TBMM ile yeni bir anayasa macerasına girilmemeli.
Peki muhalefet parlamenter sistemden yana mı? Şu ana dek İYİ Parti ve CHP dışında bunu yeteri açıklıkta dile getiren olmadı. Anlayabildiğim kadarıyla HDP ve Saadet de benzer çizgide görünüyor. Buna mukabil, memlekette koltuk gören ve hatta hisseden hemen herkesin bir süre sonra kendini kaybetme ihtimali göz ardı edilmemeli.
Bu kadar falcılık yeter!
Türkiye eninde sonunda klasik parlamenter sisteme geçmeli ve hatta, koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmeli. Koalisyon deneyimlerini kötülemeyi (yalan yanlış bir propagandayla) marifet sayanları, memleketin tek partili hükümet dönemleri üzerinde bir kez daha düşünmeye davet etmeli.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025