Murat Sevinç
KHK’li akademisyen Haluk Savaş’ın anısına…
Ernst Fraenkel’in “İkili Devlet- Diktatörlük Teorisine Bir Katkı” adlı klasikleşmiş eseri üzerine ‘ikinci’ yazı… Son yazı önümüzdeki hafta.
Bu yazıya, faşizm üzerine yazılmış bilinen bir başka eserden alıntıyla başlamak istiyorum. Yine İletişim’in “Faşizm İncelemeleri” serisinde yayınlanan, Roger Griffin’in “Faşizmin Doğası” (2014, çeviren Ali Selman) adlı kitabının ilk makalesine yazar, Robinson’dan alıntıladığı şu cümleyle başlıyor: “Araştırılmasına çok fazla zaman ve enerji harcanmış olmasına rağmen… faşizm, 20’nci yüzyılın araştırmacıları için inatla muamma olmayı sürdürmüştür.”
Bunun çok önemli bir nedeni, apayrı görüşlerin ve ideolojilerin kavramı/olguyu incelemesinin yarattığı karmaşa Griffin’e göre. Konu hakkındaki sayısız çalışma, farklı ülkelerde özgül nitelikleriyle beliren faşizm kavramının ortak/mutlak tanımına varamamış olsa da; pek çok açıdan en etkileyici faşizm deneyimi olan nasyonal sosyalizmin göz göre göre gelen, yerleşen ve kökten dönüştüren bir rejim olduğunu tespit etmek mümkün olur sanırım.
Nitekim “Faşistler” kitabının yazarı Michael Mann şöyle diyor: “Almanya faşist olmak adına en büyük güç ve en gelişmiş ülkeydi. Naziler, paramiliterlerin en büyüğü ve oyların en fazlasıyla, dünyanın en büyük faşist hareketiydi. Bu, en büyük suçu işleyen, en ‘radikal’ faşizmdi. Bu yüzden Nazilerin kim olduğunu, neye inandıklarını ve iktidarı nasıl ele geçirdiklerini açıklamak bilhassa önemlidir.” (2015, İletişim, çeviren Ulaş Bayraktar.)
İktidarı nasıl ele geçirdiklerini açıklamak kadar, o iktidarın toplumun ve devletin kılcal damarlarına nasıl nüfuz edebildiğini anlamak da yaşamsal. Nazi deneyimi üzerine düşünmenin bugün hâlâ değerini kaybetmemiş olması, kullandıkları yol ve araçların, kitleler üzerindeki pratiklerin ve aslında çok sığ/basit görünen ideolojilerinin güncelliğini pek kaybetmemiş olmasıyla da ilgili.
Nazi rejiminin iktidar olduğu uzun yıllarda dönüm noktası denilebilecek bazı keskin anlar var. Örneğin Haziran 1934’te, SA’ya ve liderleri Röhm’e yönelik düzenlenen ve bir gecede çok sayıda ‘gözden çıkarılmış’ Nazi’nin öldürülmesiyle sonuçlanan “Uzun Bıçaklar Gecesi,” ya da Kasım 1938’de “Kristal Gece” adıyla bilinen, Yahudi’lerin mekânlarına yönelik utanç ve dehşet verici saldırılar gibi. Fakat artık simge haline gelmiş söz konusu şiddet anları bir yana, rejimin yerleşmesi aşamalı, kısa da olsa zamana yayılıyor. Nazi hukuku ise yeni rejimin en güçlü alametlerinden. Bugün dahi o hukukun bir hukuk, Nazi devletinin ise bir devlet kabul edilip edilmeyeceği konusu tartışılıyor.
Her baskıcı rejim ya da Nazi ülkesinde olduğu gibi ‘olağanüstü hal,’ olağan dönem kavramlarının yeniden gündeme gelmesine ve yeni durumun niteliklerine göre ele alınmasına, uygun terminoloji arayışına neden oluyor. Geçen hafta başladığım, Ernst Fraenkel’in İkili Devlet’in de yaptığı bu. Frankel, yalnızca yeni durumu açıklamaya yönelik kavramlar önermekle kalmıyor, Nazi uygulamalarının devlet organlarının klasik işleyişine nasıl etki ettiğini, ikili devlet ‘hukukunun’ hukuk kuramları bağlamında nasıl ele alınabileceğini ve sonunda ikili devletin yeni rejimin özellikle ekonomik temelleriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini de irdeliyor.
Fraenkel’in Nazi yasa yapıcılığı ve uygulamalarına bakarak, devlet eylemlerini ‘norm devleti’ ve ‘önlem devleti olarak iki başlık altında incelemeyi denediğini ilk yazıda anlatmaya çalışmıştım. Norm ve önlem devletleri; çoğu zaman iç içe geçmiş görünen yazılı hukuk ile o hukuk üzerinde genellikle tek söz sahibi olan siyasi karar alıcılar arasındaki gerilime işaret ediyor. Norm devleti, asgari öngörülebilirlik ve toplumsal düzen için gereklidir. Önlem devleti ise kendisini norm ile sınırlamaz ve ‘siyasi karar’ uyarınca işler. Siyasi kararın uygulanması, devletin ‘bekası’ için elzem ve tahmin edilebileceği gibi devletle özdeşleşmiş Führer’in sözü.
İkisi arasındaki, özellikle rejimin ilk yıllarında görülen/hissedilen gerilimin bir çatışmaya dönüşmemesi ise, ‘norm’ devletinin ancak ‘önlem’ devletinin müdahale etmediği alan ve anlarda sahne almasıyla mümkün oluyor. Norm tarafından sınırlamayı kabul etmeyen önlem devletinin asgari ‘normallik’ gereksinimine yanıt veren de, müdahale edilmeyen bu anların ve konuların varlığı. Yoksa ortada önlem devletinin kudretine halel getiren bir durum yok! Fraenkel’in sözcükleriyle altı bir kez daha açıkça çizilmeli: “Tüm hukuk düzeni siyasi mercilerin tasarrufuna tabidir. Bununla beraber, siyasi merciler iktidar salâhiyetlerini kullanmadıkları oranda, özel ve kamusal hayat geleneksel ve yeni oluşturulan hukukun normlarına göre bir düzene kavuşur.”
Yazar, Nazi rejiminde hukuksal öngörülebilirlik söz konusuymuş izlenimini veren yargı kararlarını konularına göre tasnif ediyor. Farklı alanlarda verilmiş birbirinden ‘manidar’ kararlar. 1933-34 gibi başlayan bir süreç bu ve dört beş yıl boyunca verilen yargı kararları rejimin palazlanmasında büyük pay sahibi oluyor.
Geçen haftaki yazıda, Fraenkel’i asıl ‘bilen’ akademisyenin sevgili Serdar Tekin olduğunu söyleyerek yazısından bir alıntı yapmıştım. Bu hafta bir kez daha aynı yazıya başvuruyorum ve Tekin’in ‘rejimi sağlamlaştıran’ mahkeme kararları ile ilgili satırlarını aktarıyorum:
“Üçüncü Reich mahkemelerinin yaygın olarak itibar ettiği ‘dolaylı komünizm’ doktrinini anabiliriz mesela. İkili devletin ‘anayasası’ olan 28 Şubat 1933 tarihli olağanüstü hal kararnamesi ‘devlet için tehdit oluşturan komünist şiddet edimleri’ne karşı ilan edilmiş olduğu halde, çeşitli Hıristiyan cemaatler (örneğin Yehova Şahitleri, Katolikler ve partiyle geçimsiz bazı Protestan kiliseler) de tedbir devleti uygulamalarından nasiplerini ziyadesiyle almıştır. Konu yargıya taşınır. Bu Hıristiyan gruplar, haliyle, ‘komünist’ olmadıklarını söylemektedirler. Böylece mahkemeler polise tanınan olağanüstü yetkilerin hangi durumlarda ve kime karşı kullanılabileceği, yani dinî cemaatlerin ‘komünist tehdit’ kapsamında görülüp görülemeyeceği sorunuyla ilgilenmek zorunda kalırlar. Vardıkları sonuç komünizmin komünistlerden ibaret olmadığı, kamu düzeni ve güvenliği açısından şu veya bu şekilde tehdit oluşturabileceği ‘değerlendirilen’ her türlü etkinlik ve organizasyonun ‘dolaylı olarak’ ve ‘geniş anlamda’ komünist bir nitelik taşıdığıdır. Böylece tedbir devletinin yetki sahasının münhasıran kendi takdirinde olduğu mahkemeler tarafından… tespit ve tasdik edilmiş olur.”
Peki, ‘komünizmin komünistlerden ibaret olmadığı…” ifadeleri size başka bir ülkeyi hatırlattı mı? “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte…”
Nazi rejiminin ilk yıllarında norm devletinin, tabiri caizse ‘kuyruğu dik tutan’ kararlar verdiğini, zaman zaman alt mahkemelerin ‘Führer’den çok Führerci’ tutumuna direnebildiklerini görüyoruz. Mahkemeler önlem devletinin norm devletine giderek daha fazla sızma çabasına karşı çıkıyor başlangıçta. Ancak burada önemli olan, ‘Almanya bir kanun devletidir’ izlenimi yaratan kararların hangi konularda alınabildiği. Nazi devletinin temel öncelikleri ve kapitalizmle güçlü bağı hakkında hayli fikir veriyor örnek kararlar.
Öyle bir bağ ki bu, doğrusu Türkiye’deki “sermaye akışı ve güçlü ekonomi için demokrasi şart” ezberi üzerine bir kez daha düşünmemizi de sağlayabilir belki. İstikrar önemli tabii ancak siyasal istikrar için mutlaka demokrasi gerekliliği, muhtelif tarihsel örneklerle pek bağdaşmıyor. Dört başı mamur bir faşizm de, aranan istikrarı sağlayabilir pekâlâ. Türkiye’de OHAL döneminde alınan ve doğrudan ekonomiyi ilgilendiren bazı örneklerin büyük sermayeyi nasıl memnun ettiğini hatırlamamak mümkün mü? Ya da 12 Eylül faşizminin sağladığı istikrarı alkışlayan TÜSİAD’ı. Her neyse, konumuz Nazi rejimi, sözü ‘Alman devletini kişiliğinde temsil eden’ Führer’e bırakmalı:
İlk Reichstag konuşmasında şöyle diyor Führer: “Hükümet Alman milletinin iktisadi çıkarlarının müdafaasını ilke olarak, devletçe organize edilen bir iktisadi bürokrasinin dolambacından geçmek yerine, özel mülkiyeti tanıyarak özel girişimin en kuvvetli teşviki yoluyla gerçekleştirecektir.”
Nitekim nasyonal sosyalist hukuk özel girişimcileri ‘milletin yapıcı kuvvetleri’ arasında sayıyor. Hal böyleyken ekonomik meseleler ‘norm devletinin’ alanındadır! Önemli idare hukukçusu Hermann Reuss, 1936 yazında verilen bir idari yargı kararına dair şu yorumu yapıyor:
“Nizami bir polis makamı bir siyasi hedef gözetme küstahlığında bulunarak polisiye araçlarla iktisat politikası yürütmeye kalkar ve alacağı iktisat politikası önlemlerini devlet polisiyle ilgili bir mesele olarak takdim ederse, bu devlet polisiyle ilgili maddi hukuk konularının yanlış anlaşılması demek olur… Gestapo’nun görevi iktisat politikası alanı değil, devlet düşmanı çabaları araştırıp onlarla mücadele etmektir, yani asli ve dar anlamıyla devlet siyasetidir.”
İkili Devlet Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, Ernst Fraenkel, İletişim Yayınları, Çev. Tanıl Bora, 320 syf, 2020
Fraenkel, kapitalizmin savunulması söz konusu olduğunda, sistemin işleyişi için gerekli olan ‘hukukun’ mahkemelerce başarıyla ayakta tutulduğunu tespit etmiş. Tabii en önemli istisnası, ticaret yapan Yahudiler! Yazara göre, Yahudilerle ilgili her konunun düzenlenmesi ‘önlem’ devletinin yetki alanına giriyor. Yahudilerin hiçbir şüpheye mahal vermeyecek biçimde önlem devletine tabi tutulmaları, “Yahudilerin iktisadi hayattan tamamen kazınmaları” ile mümkün olabilmiştir! Tabii bu, giderek vahimleşen bir süreç, bir günde olmadı. Başlangıçta Yahudiler henüz iyi kötü ticaret yapabiliyorken, haklarındaki davalarda mahkemenin “temel bir ilke olan ortak yarar, özel yarardan önce gelir” sloganına sarılıp ‘normu,’ bir çırpıda parti programına feda etmiş olması hakikaten etkileyici bir durum.
Yinelemek gerekirse, devletin âli menfaatleri söz konusu olmadığında, ticaret özgürlüğü, ahde vefa, özel mülkiyet, rekabet ve iş hukuku gibi konularda, mahkemeler hemen her zaman ‘normu’ uygulamaya özen gösteriyor. Söz konusu kapitalizm olduğunda ‘parti programına uygunluk’ ölçütü de kılıfına uydurulabiliyor!
Yahudiler hariç!
Yazının başlığı…
‘Medeni ölüm’ kavramı 1936-37’de verilen bazı mahkeme kararlarında geçiyor. Yüksek Mahkeme, Haziran 1936’da Alman Yahudilerinin hukuki anlamda ‘kişi vasfını’ taşımadığına karar verip onları ‘medeni ölüme’ mahkûm etmiştir. Şubat 1937’de ise Yüksek Mahkeme, Yahudi kökenli olmanın bir ‘sözleşme fesih’ nedeni olduğu yönünde karar veriyor:
“Kişiliğin hukuki muhtevasına dair eski (liberal) anlayış, kanın aynı veya farklı olması arasında bir ayrım yapmıyordu… Nasyonal sosyalist dünya görüşüne göre ise Alman Reich’ında yalnızca Alman asıllılar… hukuken tam itibar görebilirler… Haklardan tamamen mahrumiyet derecesi, eskiden, hukuki kişiliğin tamamen yok olması bakımından bedensel ölümle kaim idi: ‘medeni ölüm’ ve ‘manastır ölümü’ denen teşekküller adlarını bu benzetmeden almışlardır… yasal olarak kabul edilmiş ırk politikası nokta-i nazarından meydana gelen bir değişikliği de kişilik hakları bakımından aynı şekilde dikkate almak gerektiğine dair tereddüde mahal yoktur.”
Okuduğunuz kararların üzerinden seksen küsur yıl geçti ve birkaç yıl önce başka bir ülkede, birileri, Nazi haysiyetsizliğinin en mide bulandırıcı icatlarından olan ‘medeni/sivil ölüm’ kavramını önerdi ve kullandı…
Seyretmek isterseniz: Sinan Dirlik ve Ayşe Çavdar’ın muhafazakâr dünya üzerine ‘uzun’ sohbetini buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025