Neşe Düzel

“Türkiye, Suriye’de batağa saplandı. Suriye’deki savaşı artık kimse sonlandıramaz. Biz de sonlandıramayız. Yapı bir türlü kırılmıyor. Suriye’deki iç savaş sürecek. Bu mezhep savaşı yıllarca sürebilir. On yıl da sürebilir.”
“Silahlı muhalefetin içinde Afganistan, Libya, Yemen ve Ürdün’den gelmiş El Kaide’yle ilişkili cihadcı gruplar var. Biz bunlara destek verdik. Bunlar Hz. Zehra’nın türbesinin olduğu mahalleye girdiler, çocuk kadın Şiilerin hepsini astılar.”
“Türkiye, askerî önlemlerle bir an önce iktidar değişikliğini kotarmaya çalışıyor Suriye’de. Batı dünyası ise Türkiye’ye yeşil ışık yakmıyor. Çünkü Batı, cihadcı grupların Esad’ı devirdikten sonra Suriye’de oluşacak fotoğraftan korkuyor.”
***
NEDEN KAAN DİLEK
Türkiye bir süredir çok ürkütücü bir süreçten geçiyor. Savaşla oynuyor. Kendi içi güçlü olmayan, 30 yıldır PKK’yla savaşan bir ülke kalkıyor başka bir ülkenin iç savaşına katılıyor. Kendi içinde demokrasi kuramayan, kendi vatandaşları arasında eşit ilişki sağlayamayan ve üstelik Suriye ile benzer bir etnik ve dinî çeşitliliğe sahip olan Türkiye kalkıyor Suriye’deki halklar arasında taraf tutuyor ve Sünnilerin bir kesiminin silahlı mücadelesini destekliyor. Ve bu Suriye politikasıyla Türkiye’nin içi kutuplaşıyor, Türkiye Suriyeleşiyor. Bu ürkütücü süreci Dr. Kaan Dilek’e sorduk. Gerek Ortadoğu’da gerek Suriye’de gerekse Türkiye’nin sınır bölgelerinde kamuoyu araştırmaları yapan, bölge ülkelerinde yöneticilerle görüşen ve halkla yüz yüze mülakatlar gerçekleştiren Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi “IMPA”nın direktörü Dr. Kaan Dilek, Türkiye’nin uyguladığı Suriye politikasıyla bağlantılı olarak bölgede, Suriye’de ve Türkiye’nin içinde yaşananlarla ve yaşanması beklenenlerle ilgili çok çarpıcı ve çarpıcı olduğu kadar da korkutucu bilgiler verdi. Bu politikanın devamı hâlinde Türkiye toplumunu neler beklediğini çok net anlattı. Genelde Ortadoğu, özelde de Şii bölgeleri, Şii örgütleri ve Şii siyasal yapıları üzerine çalışan Dr. Kaan Dilek, Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi’nde medeniyet tarihi okudu, lisansüstü ve doktora yaptı. IMPA’dan önce ASAM, ORSAM dâhil çeşitli araştırma merkezlerinde çalışan Dr. Kaan Dilek aynı zamanda Mevlana üzerine de çalışıyor. Yedi ciltlik “Şerhi Mesnevi” kitabını yazan Kaan Dilek’in Safevi Dönemi ve İran tarihi dâhil yayımlanmış altı kitabı var.
***
NEŞE DÜZEL: Suriye önce Türkiye’nin uçağını düşürdü, şimdi de şehirlerimize bombaları düşüyor. Suriye niye bu kadar kışkırtıcı davranıyor?
KAAN DİLEK: Başka gruplar ve ülkeler de asıl Türkiye’nin çok kışkırtıcı davrandığını düşünüyorlar. Suriye’deki mücadeleci grupları destekleyen bir Türkiye’nin kışkırtıcı olduğunu söylüyorlar. Hem biz uçak düşürme olayından bu yana olanları net olarak bilmiyoruz ki! Hatta uçağımız nasıl düştü, füzeyle mi vuruldu bunu bile bilmiyoruz. Kapalı ve karanlık pek çok nokta var.
Sizce kışkırtıcı olan kim?
Bence savaş hâlinde pek çok şey mümkün.
Savaş hâlinde dediniz. Türkiye, şu anda Suriye ile savaşıyor mu?
Doğrudan bir savaştan bahsedemeyiz ama biz bir süredir Suriye ile çatışma içindeyiz. Bu bir vekâlet savaşı! Modern savaş biraz da böyle bir şey zaten. Türkiye’nin desteklediği bazı cihatçı gruplar var. Bu gruplar, Suriye rejimine karşı savaşıyorlar. Yanlış anlaşılmasın. “Türkiye, Suriye’de hiçbir problem yokken bazı mücadeleci grupları dışarıdan getirip rejime karşı savaştırıyor” demiyorum ben.
Tam ne diyorsunuz?
Tabii ki Suriye’de rejime karşı ayaklanan Suriye’nin kendi Sünni halkından oluşan silahlı mücadeleci gruplar var. Ama silahlı muhalefetin içinde farklı ülkelerden, Kafkasya, Afganistan, Yemen, Libya, Ürdün ve Mısır’dan gelmiş El Kaide ağıyla ilişkisi olan cihatçı gruplar da var. Biz bunlara destek verdik. Zaten Türkiye desteklemeseydi, Suriye’deki silahlı muhalefet bu denli güçlü olamazdı. En önemli lojistik desteklerini Türkiye’den aldılar. Biz araştırma kurumu olarak Hem Suriye’nin sınır bölgelerini hem de Hatay, Kilis, Şanlıurfa’yı içine alan kendi sınır bölgelerimizi gezdik.
Ne gördünüz?
Hatay’ın yerel halkının Sünni’siyle Alevi’siyle olan bitenden çok rahatsız olduğunu gördük. Suriye’den gelen, sınırdan rahatça geçen birtakım silahlı, cihadcı, İslamcı muhalif gruplar onları çok rahatsız etmişti. Hatay’da ikamet ediyor, dinleniyor, tedavi görüyor ve sonra gidip Suriye’de savaşıyorlardı. Ve tekrar geri geliyorlardı. Türk plakalı arabaları ve Türkcell hatlı telefonları vardı. Biz bu yabancı uyruklu insanlarla mülakatlar yaptık. Bize nerenin komutanı olduklarını da söylüyorlardı.
Suriye’ye dışarıdan gelen bu cihadcı grupların Özgür Suriye Ordusu’ndaki gücü ne?
Sayıca çok değiller ama güç olarak çok baskınlar. Çünkü onlar savaşmayı çok iyi biliyorlar. Normal Suriye halkından oluşan silahlı muhalefetin çok ötesinde eylemler koyabiliyorlar. Şu anda sahayı bu cihadcı ve El Kaide bağlantılı gruplar yönetiyorlar. Şu da bir gerçek ki, Suriyeli Sünni silahlı muhalefet de her geçen gün radikalleşiyor. Sonuçta Suriye’de herkes birbirine karşı bileniyor.
Türkiye, Suriye’de Esad’a karşı savaşan muhalefeti desteklerken bu El Kaideci grupları da mı desteklemiş oluyor?
Türkiye, El Kaide’yi, Esad rejiminin askerî yapısını zayıflatabilecek, sahada planlı mücadeleyi alevlendirebilecek bir araç olarak görüyor. Ama Irak, İran ve Lübnan’daki Şii topluluklar durumu böyle görmüyor. “Vahabiler bilfiil Şiileri hedef alıyor” diye görüyorlar bu durumu. Mesela Şam’da Seid Zeynep Mahallesi, ki orada Peygamber’in torunu Hz. Zehra’nın türbesi var , Şiiler için kutsal bir yer. Irak’tan, Lübnan’dan pek çok yerden Şiiler yaşıyor orada. Cihadcı gruplar o bölgeye girdiler, çocuk kadın Şiilerin hepsini astılar.
Aman Tanrım...
Dolayısıyla bölgedeki Şiilerin algısı şöyle. “Bunlar Esad’ı devirirlerse bölgede topyekûn bütün Şiilere saldıracaklar” diyorlar ve Esad’ın arkasında yer alıyorlar.
Ama bu arada Türkiye’ye Suriye’den peş peşe bombalar düşüyor. Suriye savaş mı istiyor?
Hayır savaş istemiyor. İçeride bu kadar karmaşası olan bir ülke Türkiye gibi ordusu güçlü bir yapıyla niye savaşmak istesin? Bu, hiç akılcı değil. Bakın... Türkiye sınırda bir tampon bölge kurulmasını istiyor. Ama böyle bir tampon bölge silahlı gruplar için değil masum halklar için olmalı, silahlı grupları değil, masum insanları korumalı. Tampon bölge silahlı gruplardan tamamen arındırılmalı. Peki, Türkiye, tampon bölgeyi muhaliflerin daha rahat savaşması için mi istiyor yoksa insan hayatına gerçekten önem veriyor ve insanların ölmeyeceği bir tampon bölge mi istiyor?
Türkiye’nin istediği silahsız bir tampon bölge değil mi?
Değil. Biz bunu Dışişleri ve Güvenlik bürokrasisine önerdik. Sadece dinlediler. Türkiye silahlı grupların güvenli tampon bölge ihtiyacını, masum insanların ihtiyaç duyduğu tampon bölgeden daha çok önemsiyor. Oysa Suriye’deki savaşı artık kimse sonlandıramaz. Biz de sonlandıramayız. Ama oluşturacağımız insani bölgelerle Suriye’deki masum insanları koruyabiliriz. Eğer Türkiye’nin amacı gerçekten demokrasi, barış ve insan hayatıysa böyle silahsız tampon bölgeler kurabilir.
Türkiye tampon bölgeyi nerede kurmak istiyor?
Türkiye bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Mesela Kamışlı-Haseki arasındaki bölgede tampon bölge kurarak hem Kürtlerin iletişim ağlarını koparmak hem de Kürtlerin siyasal ve askerî yapılanmasını kontrol etmek ve engellemek istiyor. Batı dünyasının da kanaati şu ki, Türkiye’nin sınırlarına doğru sıkışmış olan silahlı muhalif güçlerin daha da zayıflamaması için ve onlara nefes aldırmak için Türkiye Suriye ordusunu tampon bölgeyle tutmaya çalışıyor. Akçakale’ye düşen havan topu, Türkiye’nin tampon bölge talebi için iyi bir zemin yarattı.
Bu durumda, Akçakale’ye toplu saldırı Esad güçleri tarafından yapılmamış olabilir mi?
Neden olmasın? Ortadoğu operasyonlar ve provokasyonlar coğrafyasıdır. Aynı düşen uçakta olduğu gibi bu bombayla ilgili de şuradan atıldı diye elimizde net bir bilgi yok. Batı dünyasına gelince... Silahlı tampon bölgenin kurulmasına henüz karar vermiş değiller. Çünkü Esad karşıtı silahlı gruplar henüz ciddi başarı sağlayamadılar. Aksine Esad her geçen gün askerî olarak güçleniyor. Geri çekildiği noktalardan ileriye gidip muhalifleri püskürtüyor.
Esad nasıl güçleniyor? Suriye’nin içinde halkın Esad’a desteği mi artıyor?
Muhaliflere destek veren gruplar kadar Esad rejimine de destek vermeye başlayan gruplar oluşuyor şimdi Suriye’de. Bazı bölgelerde Sünni aşiretler de Esad’ın tarafına geçiyor. Geçenlerde Özgür Suriye Ordusu’nun üç komutanı pişman olduklarını söyleyip Esad’ın ordusuna geri döndü. Çünkü insanlar Suriye’deki cihadcı örgütlerden rahatsızlar. Esad’dan nefret eden ve onunla savaşanlar bile şunu sorguluyorlar, “Biz niye okulu, hastaneyi bombalıyoruz? Ülke viran oluyor” diyorlar. Halep’e dikkat edin. Halep neden bir türlü düşmüyor?
Neden düşmüyor?
Halep’in yüzde 70’i Sünni. Esad’a karşı savaşanlar da Sünni, Halep’te yaşayanlar da Sünni. Peki, Halep halkı neden katılmıyor savaşanlara? Çoğunluk katılmıyor. Özellikle orta sınıf Sünni Suriyeliler bu direniş hareketlerini terör faaliyetleri olarak algılıyorlar. 18 aylık direniş hareketinden sonra Suriye rejiminde hâlâ bir kırılma yaşanmıyor, hâlâ orta sınıf Sünniler direniş hareketine katılmıyor. Demek ki Türkiye Suriye’de farklı bir strateji izlemeliydi. Dünyada hiç kimsenin Esad rejimini savunması mümkün değil ama Türkiye taktiksel hatalar yapıyor. Türkiye, başta dile getirdiği demokrasi, barış söylemlerini sahada ispat edemedi. Hıristiyan, Dürzi, Sünni veya Alevi... Seküler Suriye toplumunun hepsi Esad’ı desteklemiyor ama Türkiye bunların hiçbiriyle ilgilenmedi.
Türkiye’nin politikasını hangi Suriyeliler destekliyor peki?
Türkiye’nin politikasını Sünniliği referans alan kesim destekliyor. Müslüman Kardeşler topluluğu ve ona eklemlenen diğer cihadcı gruplar destekliyor. Demin de söyledim. Türkiye, Müslüman Kardeşler ve diğer cihadcı grupları Suriye’deki dış politikasının araçları olarak görüyor.
Peki, Türkiye ile Suriye arasında savaş çıkması hâlinde komşularımız Irak ve İran ne yapar?
İran en üst düzeyde bir yıldır deklarasyonda bulunuyor. “Bizim Suriye ile savunma anlaşmamız var. Bu anlaşmanın gereği olarak Suriye’ye yapılacak her saldırıyı İran’a yapılmış bir saldırı olarak algılarız” diyorlar. Yani çok net “savaşırız” diyorlar. Bağdat ise Suriye politikasını ülkedeki güçlü Şii gruplara tevdi etmiş durumda.
Anlamadım, nasıl?
Mesela Mukteda Sadr grubu Suriye’deki savaşın kendi varlıklarını tehdit ettiğini ve Mehdi Ordusu’nu güçlendirmekten, intihar birlikleri kurmaktan söz etti. Çünkü İran da, Irak da, Suriye’deki iç savaşı bir mezhep savaşı olarak görüyorlar. Aşırı Sünni grupların, Vahabi, Selefi ve El Kaide gruplarının kendi varlıklarını hedef aldığını düşünüyorlar. Nitekim bu gruplar da söylemleriyle Aleviliğe ve Şiiliğe karşı muazzam bir nefret siyaseti üretiyorlar.
Bu mezhep savaşının içinde Türkiye nerede duruyor?
Türkiye denge rolü oynaması gerekirken taraf olmuş durumda. Aşırı Sünnici grupların yanında gözüküyor. Bu yüzden de zaten Amerika ve Avrupa, Türkiye’nin Suriye ile ilgili tampon bölge ve diğer isteklerine karşı çok ihtiyatlı ve dikkatli davranıyor. Ayrıca Türkiye, uyguladığı Suriye politikasıyla kendi içini de kutuplaştırıyor. Türkiye’deki sosyal yapı giderek radikalleşiyor. Türkiye’de Alevilerin de Sünnilerin de sinir uçları harekete geçiyor.
Türkiye’nin Suriye’de uyguladığı politika Amerika’nın politikası değil mi? Türkiye’yi Suriye’ye Amerika ittirmedi mi?
Bu, Amerika’nın istediği bir politika olabilir ama Türkiye’yi Suriye’ye Amerika itmedi. Türkiye, inisiyatif almak için kendisi çok hızlı davrandı. Amerikalılar ise Suriye konusunda Türkiye’ye zaten kızgındılar. Çünkü 2007’de İsrail Suriye’deki nükleer tesisleri vurmuştu. Amerikan büyükelçisi çekilmişti. Amerika Suriye’ye yoğun bir baskı ve yaptırım politikaları uygulamak istiyordu. Türkiye onlara, “durun, biz Suriye’yi ikna edeceğiz” dedi. Amerika şimdi Türkiye’ye, “biz bölgede bir güç olduk. Ortadoğu’ya nizam vereceğiz, düzen getireceğiz, dediniz. Niye her defasında beni çağırıyorsun? O kadar güçlüysen yap” diyor.
Bölgede mezhepler çatışması çıkarsa bunun sonucu ne olur?
Suriye’de şu anda bir mezhep savaşı zaten var. Eğer Türkiye ile Suriye savaşırsa, bu, bütün bölgeye yayılan bir Sünni-Şii savaşı olur ki, bu savaşta hepimiz yok oluruz. Bu bir kıyamet senaryosudur, bu savaşın galibi olamaz. Hiçbir hedefi olmayan bu savaşta milyonlarca insan ölür.
Türkiye ile Suriye’nin savaşması hâlinde Rusya ne yapar?
Rusya, Suriye’ye hem lojistik hem teknolojik destek sağlıyor. Son söylemleriyle de geri adım atmayacağını gösterdi. Eğer Suriye ile Türkiye savaşırsa, bu savaş sadece bölge savaşına değil, bir dünya savaşına da gider. Bunu herkes biliyor.
Türkiye savaş çıkmasını istiyor mu?
Bazı gruplar istiyor. Hükümetin içinde de belki var bunlar. Hükümetin kanaatlerinden, düşüncelerinden etkilenebileceği sosyal gruplar ve kanaat önderleri de olabilir bunlar. Sürekli Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman vurgusu yapmak içeride Alevileri rahatsız ediyor.
Yavuz, Alevi katliamını yapmış bir padişah. Aleviler, haklı olarak çocuklarına Yavuz ismini bile vermiyorlar. Hükümet bunu bilmiyor mu?
Sadece içeride değil, Türkiye dışındaki Şiiler de, Türkiye’nin sürekli Yavuz Sultan Selim vurgusu yapmasını ve Sünni eksenli bir politika izlemesini, Şiilerle tekrar savaşmak isteği olarak yorumluyorlar. Eğer siz Kanuni, Fatih, Yavuz vurgularını sürekli tekrarlarsanız, ve bu tarihî hafıza üzerinden yeni bir siyasi hafıza devşirmeye çalışırsanız hata yaparsınız. Çünkü Sünni bir hafızadır bu! Sünni hafıza ise tek başına oluşmadı. Bu Sünni hafızanın karşısında bir de Şii hafıza var! Ülkemizin içinde bir Alevi hafıza var! Nitekim onlar, “Türkiye Sünni eksenli bir radikal İslam politikası izliyor” diyorlar.
Sizce haksız eleştiriler mi bunlar?
Haksız değiller. Türkiye’nin söylemleri daha din odaklı oldu ve Türkiye özellikle Sünni İslam’ın tercihlerine vurgu yapar hâle geldi. Oysa baştaki söylemimiz etnik ve dinî değildi bizim. Demokrasi, barış, özgürlük diyorduk. Bu dış politika söylemi lafta kaldı ve Sünni bir politika uygulandı. Biz devlet ve hükümet olarak Suriye’yle ilgili başta söylediklerimizi sahada yedik, çiğnedik.
Suriye’nin çok kuvvetli bir hava savunma sistemi olduğu söyleniyor. Böyle bir sistemleri var mı?
İran’ın da, Rusya’nın da füzeleri ve roketleri var Suriye’de. Ayrıca Suriye’de kimyasal silahlarla ilgili fabrikaların olduğu da biliniyor.
Savaşta Suriye bu füzeleri ve kimyasal silahları Türkiye’ye karşı kullanır mı?
Kullanabilir. Esad, “biz yıkılabiliriz ama tek başımıza yıkılmayacağız. Hep beraber batacağız” diyor. İsrail’e ve Türkiye’ye bir gönderme bu.
Sınır şehirlerimizi bombalama ihtimali var mı?
Olabilir. Zaten şu anda sahada kullandıkları örgütler yok mu? Arka bahçe savaşları bunlar. Daha işin başındayız! Türkiye, Suriye politikasıyla etnik olarak Kürtleri, dinî olarak Şiileri öteye itiyor, onları yabancılaştırıyor, ötekileştiriyor. Suriye ile sıcak savaş derinleşirse, Şiiler ile Kürtler arasında bir ittifak oluşur. İşte bu ittifak Türkiye’yi yıkıma götürür. Türkiye kesinlikle belaya gidiyor. Çünkü Türkiye de Suriye’dir aslında! Yani biz de Suriye gibiyiz. Toplumumuzdaki kutuplaşmalar her an kaşınabilir ve en üst düzeye çıkabilir.
PKK Suriye’de güçlü mü?
Güçlü. Aslında Kürt siyasi hareketinin olduğu her yerde PKK güçlü. Çünkü Kürtler, otuz yıldır yaptığı mücadeleyle Kürt kimliğinin, milliyetçiliğinin oluşmasında PKK’nın büyük payı olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden Suriye’deki Kürt bölgelerinde evlerde Öcalan’ın posterleri var. Ama bana, “Suriye’de özerk yönetimler oluşturan PYD, PKK mıdır?” deseniz... Hayır, PYD, PKK değil. Aralarında etkileşim var ama PYD’nin kararlarını Kandil vermiyor. PYD, Suriye’de iç savaş çıktığından beri güçleniyor. Savaştan önce güçlü değildi, şimdi PYD ev ev Kürt halkını örgütlüyor. Kürtler çok stratejik davranıyorlar ve kendi özerk yapılarını oluşturuyorlar.
Türkiye ile Suriye arasında savaş çıkarsa PKK ne yapar?
Suriye krizi derinleştikçe ve Türkiye Suriye’ye daha fazla doğrudan müdahil oldukça, PKK ve Kürt siyasi hareketi özerk bölge ve kurtarılmış bölgeler için alabildiğine bastırır. PKK, savaş alanlarını genişletir ve şehirler dâhil her yerde intihar eylemlerini arttırır. Zaten son dönemde öyle olmadı mı? Suriye krizi derinleştikçe PKK Türkiye’ye yükleniyor. Çünkü Suriye, Türkiye’nin enerjisini, gücünü alıyor. Suriye krizi Türkiye’yi askerî olarak, istihbarat olarak zayıflatıyor. PKK bu durumu kullanıyor. Şu bir gerçek ki, Suriye parçalanırsa, Türkiye’yi de bütün hâlinde tutamazsınız. Türkiye açısından bir başka büyük tehlike daha var.
Nedir o?
Suriye krizi derinleştikçe ve mezhep savaşı netleştikçe, Şii silahlı gruplar Irak, İran ve Suriye üzerinden Türkiye’ye gelebilirler ve Türkiye’de operasyon yapabilirler. Unutmayın... Hizbullah’ın bütün dünyada bağlantıları var. Kudüs Ordusu, Mehdi Ordusu gibi silahlı Şii gruplar var. Suriye krizinin derinleşmesi Türkiye için çok büyük bir tehlike oluşturuyor!
Bu durumda hükümet, Suriye politikasını değiştirecek mi?
Çok zor. Aslında Suriye’de silahlı mücadele erken başlatıldı. Türkiye bu operasyona ortaktır. Türkiye acele etti. Esad’ı 24 saatte düşürebileceklerini düşündüler. Oysa Suriye zaman içinde dönüştürülebilirdi. Üstelik bugün gelinen noktada, Türkiye’nin destek verdiği Özgür Suriye Ordusu ve Ulusal Konsey de çatırdadı. Türkiye’nin çatısını kurduğu, desteklediği muhalefet hareketi zaten hiçbir zaman Suriye’deki bütün muhalefeti kapsayamamıştı. Şimdi bu muhalefete alternatifler de çıktı.
Bunlar kim?
Mesela Mısır’ın ev sahipliğinde kurulan Mısır İnisiyatifi hareketi güçlendi. Bunlar da Esad’dan ve Baas rejiminden nefret ediyorlar ama okulların yakılıp yıkılmasına, silahlı mücadeleye karşı çıkıyorlar. Bu silahsız barışçı grupları biz desteklemeliydik. Aksine biz silahlı grupları destekledik. İranlı analistlerle görüşmemizde bize şunu söylediler. “Türkiye barışçı ve yumuşak gücünü kullanarak bölgeye indikçe çok güçlü bir devlet oluyordu. Bazıları bunu risk olarak gördü ve Türkiye’nin kucağına Suriye gibi bir kriz bıraktılar. Böylece Suriye kriziyle, Türkiye ile Ortadoğu arasında bir psikolojik hat oluşturdular. Artık Türkiye hiçbir zaman Ortadoğu’da güçlü ve etkin olamayacak” dediler.
İran’a göre, Türkiye’yi Suriye kriziyle kim dizginledi?
İsrail ve Amerika dizginledi. Türkiye’yi Suriye kriziyle baş başa bıraktılar. Türkiye, yumuşak gücünü kullanırken, demokrasi, özgürlük ve refah derken Arap mahallesinde popülerdi. Şimdi değil. Şimdi Türkiye’nin arası sadece Erbil’le iyi. Biz kurum olarak bölgede Suriye politikasını araştırıyoruz. Benim size anlattıklarım bu araştırmalardan, mülakatlardan da çıkan sonuçlar. Türkiye’nin ve Başbakan’ın Arap dünyasında 2009’daki imajıyla bugünkü imajı çok farklı. Bakın... Ortadoğu’da Sünni Arapların hepsi İslamcı değildir. Liberal, sosyal demokrat orta sınıf Sünniler, entelektüeller, aydınlar, Türkiye’nin cihadcı gruplarla iş yaptığını söylüyorlar ve “barışı, demokratik değerleri savunan ülkeye ne oldu” diye soruyorlar.
Türkiye’nin nasıl bir politika izlemesi gerekir?
Biz savaşlara ve katliamlara sebep olmamalıyız. Bizim Suriye’deki savaşı durdurabilecek gücümüz vardı. Bütün etnik ve dinî gruplara eşit mesafede durabilirdik, barışı ve demokrasiyi önceleyebilirdik. Biz bunu yapmadık. Eğer biz Suriye’de gerçekten bir değişim istiyorsak oradaki tüm halkları muhatap almalıyız ve herkesin demokratik hak ve taleplerini gözönünde bulundurmalıyız. Suriye’deki Dürzî, Şii, İsmailî, Sünni, Kürt, Arap, Hıristiyan, Türkmen tüm etnik ve dinî gruplarla konferanslar yapmalıyız. Bugün hiçbir İsmailî, Şii, Esad rejiminin yıkılırsa kendi varlığının korunacağına inanmıyor. Aslında bugün gelinen noktada Türkiye Suriye’deki savaşın uzun sürmesini istemiyor ama...
Peki, Türkiye ne istiyor?
Türkiye, askerî önlemlerle Suriye’de bir an önce iktidar değişikliğini kotarmaya çalışıyor. Batı dünyası ise Türkiye’ye yeşil ışık yakmıyor. Çünkü Batı, cihadcı grupların Esad’ı devirmesinden sonra Suriye’de oluşacak fotoğraftan korkuyor. Anlayacağınız, Türkiye Suriye’de batağa saplanmış durumda! Suriye’deki yapı bir türlü kırılmıyor. Öyle görülüyor ki, Suriye’deki iç savaş sürecek. Hatta bu savaş yıllarca da sürebilir. On yıl da sürebilir!..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012