Ümit KIVANÇ
Spiker “finallerde en erken golü atma payesi bize ait” diyemedi. Niye? Çünkü o golü bugün tarihten kazınmak istenen bir futbolcu atmıştı. Yarın ne olacak? “Kupa finallerinde en erken golü atmıştık” bahsi, geçtiği yerden silinecek, görüldüğü her yerde ezilecek. Belki millî gol krallığı istatistiklerinde de “düzenleme”ye gidilecek. İki kuşak sonra, belki, Galatasaray taraftarları, kulüp tarihinin en önemli futbolcularından birinin adını bile duymamış olacak.
Hile, entrika, düzenbazlık, riya bir pakettir. Bu bazı insanların resmen karakteridir, doğru. Genellikle değildir. Kendini mecburiyetten, çaresizlikten başvurulur yol gibi takdim eden bir gönül ve akıl çelicidir. İşten kaçınmaya, yükten kurtulmaya bakılırken, zorluğun üstesinden gelinmek istenirken, canım, kimseye dokunmayacak ufak tefek çıkarlar elde etmeye çalışılırken, başkalarının zararına kendini kollamanın câzip ve zehirli tadını damağında hissetmeyle beraber bünyeye katılır. Kısa zamanda kana karışır. Mekanizmaya hızla öylesine hakim olur ki, bünye onsuz edemez, çalışamaz, zehri kendine katmış bünye için şüphesiz daha mühimi, sonuç alamaz olur.
Hattâ hastalığın ileri safhalarında bünye onu kendi orijinal parçası sanır.
Hani yevmiyesi günde yüz lira olması gerekirken yirmi lira olan, o paraya çalışmaya mahkûm geçici işçilerce merdiven altında üretilmiş taklidi onda bir fiyatına satılan ama üç yıl yerine anca beş ay giden ve dağıldığında bozulduğunda satıcının “abi, orijinalini alacan o zaman” diyerek sorumluluğunu üzerinden attığı parçanın orijinali gibi. Esas olan. Kıymetli olan. Yalnız parası olanın ve yeterince uyanık olmayanın ulaşabildiği. Bünye artık kendini ona uyarlayacaktır.
Uyanık olan, gider taklidi alır. Onda bir fiyatına. Ve başkalarınınki üç yıl yerine beş ayda dağılıyorken kendininkinin başına aynı şeyin gelmeyeceğini, taklidin pekâlâ orijinalin yerini tutabileceğine kendini inandırır. Kolu çevirince açılmayan pencereyi aynı kolu yüz defa aynı yöne tekrar tekrar çevirerek açabileceğini ummak, -Rusya karşısındaki oyunlarına bakarak söyleyebileceğimiz üzre, öyle anlaşılıyor ki, İspanyollara da bulaştırdığımız- millî hasletlerimizdendir.
Taklidi kullanan, aslında elbette bilir, mutlu sona ulaşamayacağını. Daha büyük oyunun içindedir. Birileri kulağa hoş gelen bir yalan ortamı hazırlamış, o hevesle içine atlamış, kendini yalana inandırıp rahat etmeyi öğrenmiş, çıkarabileceği kadar, bunun tadını çıkarıyordur. Elindeki parça dağılana kadar, taklidin pekâlâ orijinalin yerini tuttuğunu tekrarlamaktan geri durmayacaktır. Parçayı üreten ve en fazla beş ay gideceğini baştan bilen, ucuza kaçak işçi çalıştıran imalatçıyla, müşterinin beş ay sonra elinde dağılmış parçayla dükkâna geleceğini ve cüssesine, gözü pekliğine göre, ya biraz sızlandıktan veya yüksek sesle tehditler savurduktan sonra muhtemelen aynısından bir tane daha alıp gideceğini bilen satıcıyla birlikte.
Söz konusu parçanın üretimi ve beşte bir yevmiyeyle merdiven altında çalıştırılan işçiler ve parçanın alımı-satımı, ekonomi istatistiklerinde o yılın üretimi, ticareti, kişi başına ortalama yıllık millî gelir bahislerinde geçeceklerdir. Riya büyük oyundur.
Veya geçmeyeceklerdir. Ekonomi istatistiği, çoğumuz için, “şu paraya aldım, şu kadar gitti” denkleminden ibaret. Dünyanın en normal hali kabul edegeldiğimiz taklit parça hikâyeleri karakter aynaları yerine geçer mi? Bir toplum için?
Yalana, riyaya bunca düşkünlüğümüz, basbayağı elle tutulur sebeplere dayandığı kolayca anlaşılabilecek olan hakikat korkusundan mı? Gerçekle uğraşmanın insana bolca meşakkat ve bolca dert ve tabiî böyle bir devlet geleneği ve devlete tapınma göreneği altında yaşanıyorsa, bolca bela çıkarmaya aday oluşundan mı? Orijinalini satın alacak paranın olmayışı geçerli bir sebep midir? Müşevvik sayılmalı herhalde; fakat durum bununla izah edilebileceğin çok ötesinde.
Güne hangi arkadaşımın, eşimin dostumun hâlâ hapiste olduğunu gözümü açar açmaz listeleyerek başlayan, henüz yüzümü yıkamadan “acaba yine sokak ortasında birilerini vurmaya başlayacaklar mı?” sorusunu lavabonun oraya bir yerlere, havluların yanına asan, daha çok mutluluk getirecek onca iyilik imkânı varken insanın neden ısrarla kötülüğü yeğlediğini bir türlü izah edemediği için kendini oyalama çaresini kendine eziyet etmekte bulan aklım Cuma’da buluşan imalatçıyla satıcının ara sıra tavla attığı kahveye nasıl uzandı?
Hırvatistan-Danimarka maçının beşinci-altıncı dakikası falan olmalı. TRT spikeri, bir Dünya Kupası karşılaşmasında skorun bu kadar erken 1-1 oluşundan ötürü kapıldığı haklı heyecanla, “erken gol” konusunda birkaç söz etmeye niyetlendi. Üstelik bunu yapması özel sebeple de hem gerekli hem meşruydu, çünkü Dünya Kupası tarihinde atılmış en erken golün sahibi Türkiye millî takımıydı. Lâkin söz buraya gelemedi. Spiker, birden kendini gerçekle yüz yüze bulup kapıldığı haklı korkuyu belli etmemeye çabalayarak -burasını uyduruyorum tabiî-, izlediğimiz maçta “en erken karşılıklı iki gol” gibi bir hadiseyle karşı karşıya olduğumuzu filan geveleyip sahaya döndü. Terden sırılsıklam olmuştu muhtemelen – yine uyduruyorum.
Peki, üstelik ünvan bizdeyken, dolayısıyla, Türkiye’nin başarısız kalıp katılamadığı Dünya Kupası’nda, övünecek şey bulmak için Türkiye liginde oynayan Japon veya Nijeryalı futbolcuya sarılacak hale gelmişken, Uruguay kalecisi Muslera’yı kendimiz yetiştirmişiz gibi takılıyorken, Türk millî takımının kupanın tarihindeki en erken golün sahibi oluşundan kasıla kasıla söz edilemeyişi nedendi?
Öyle bir sebep ki, işbu yazının başlığını zihinlere kazıyabilir. Kazımalı.
Çünkü o golü atan, tarihten kazıyıp çıkarılmak istenen biri: Hakan Şükür. Kendisi Fethullahçı. Onları iktidara taşıyanların şimdi kullanmamızı istediği resmî tanımla “FETÖ Terör Örgütü” mensubu sayılıyor. Golleri sıraladığı, ülkeye “millî gurur”lar kazandırdığı dönemde kendisi Fethullahçılar teşkilatı adına hem yakınındaki futbolcuları örgütlüyor hem de kim bilir başka ne haltlar yiyor ve devlet katında itibar görüyordu. O vakit Fethullahçılar iktidarın ortağıydı, her yerde boruları ötüyordu, ne istedilerse veriliyordu, filan; hikâyeyi biliyorsunuz.
Devam etmeden araya katayım: Hakan Şükür’ün 2002 Dünya Kupası’nda Güney Kore maçının onuncu (10,8) saniyesinde attığı gol, Dünya Kupası “finalleri”nin en erken golü. Finaller öncesi eleme gruplarını işin içine katınca, “Dünya Kupası” adlı organizasyonda en erken golü atma payesi Belçika’ya, Christian Benteke’ye gidiyor. Benteke, halen izlemekte olduğumuz kupanın eleme gruplarında Cebelitarık’a sekizinci (8,1) saniyede attığı golle bu payeyi -salise farkıyla- elde etti. Elemelerdeki en erken gol rekoru, ondan önce, futboldaki en büyük başarısı belki de bu olan bir takıma aitti: San Marino! Davide Gualteri 1994 Dünya Kupası elemelerinde, hem de İngiltere’ye, yine sekizinci saniyede -ama 8,3- gol atmıştı.
Dönelim tarih yazımımıza. Daha doğrusu üretimimize. Spiker “finallerde en erken golü atma payesi bize ait” diyemedi. Niye? Çünkü o golü bugün tarihten kazınmak istenen bir futbolcu atmıştı. Yarın ne olacak? “Kupa finallerinde en erken golü atmıştık” bahsi, geçtiği yerden silinecek, görüldüğü her yerde ezilecek. Belki millî gol krallığı istatistiklerinde de “düzenleme”ye gidilecek. İki kuşak sonra, belki, Galatasaray taraftarları, kulüp tarihinin en önemli futbolcularından birinin adını bile duymamış olacak. Hakan Şükür’süz Türk millî takımı tarihi yazılacak, yeni nesiller bu tarihi belleyecek, “Yahu bir Hakan Şükür varmış,” diyen vatan hainliğiyle suçlanacak.
Futbolculuğunu, oynadığı mevkiye kattığı özellikleri takdir etmeme rağmen Hakan Şükür’ü şahıs olarak sevdim mi? Hiç sevmedim. Sevdim de ondan mevzu ediyorum sanılmasın. Çok sevimsiz bir genç adamdı. Kişisel hikâyesinde bu sevimsizliğini başka olumsuz özelliklerle bezediğinden emin olmamıza yol açan ayrıntılar var. Fethullahçılığı, sevimsizliğine tekinsizlik kattı.
İyi de, kardeşim, o golü o attı.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024